Series Banner
Novel

Bölüm 1521

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1521:Dokuz Reenkarnasyon Birlikte!

Bölüm 1521:Dokuz Reenkarnasyon Birlikte!

Ne yazık ki onu ne kadar ısıtmaya çalışsa da vücudu giderek soğumaya devam etti. Endişesi büyüdü ve zihni dönmeye başladı. En sonunda bileğini ısırdı ve ağzına kanını akıtmaya çalıştı. Gülümsedi.   "Pekala. Her şey güzel olacak," diye mırıldandı. En sonunda da bayıldı.   Şuan mağarada tek başınaydı. Herkes gitmişti. Geriye sadece cesetler kalmıştı.   Bir süre geçtikten sonra tekrar uyandı. Karısına doğru uzandı ve buz gibi soğuk olduğunu gördü. Küçük Hazine delirmişti. Diğer bileğini yırtarak karısının ağzına kanını akıtmaya çalıştı ama sımsıkı donmuştu.   "İç bunu," diye mırıldandı. "Kanımı içip iyileş! Kan sıcak... Lütfen daha fazla üşüme...." Bu şekilde mırıldanırken yüzünden yaşlar döküldü. En sonunda kollarını cesedin etrafına doladı ve ağladı.   Ağlama sesi mağarada yankılanırken en sonunda rüzgar yükseldi ve sesini boğdu.   Kısa süre sonra mutlak bir yalnızlık hissiyle dolup taştı. Ama sonra garip bir şekilde artık korkmuyordu.   Karısının yüzünü okşadığında ne kadar soğuk olduğunu hissetti ve yumuşak sesle konuştu, "Biliyorsun, evlendiğimizde annem ve babamın asla bilmediği bir şey öğrendim. Sen bir ölümlü değilsin. Sen bir Ölümsüzsün."   Göz bebeklerine sahip olmasa da adeta sıcaklıkla yanıyordu.   "Ormanda beni kurtaran kişinin sen olduğunu biliyordum." Yüzünü okşamaya devam ederek orada oluşan buzlanmayı sildi. Yüzündeki ifadeye bakınca geçmişi düşündüğü belliydi.   "Eskiden," diye mırıldandı, "senin o efsanevi Ölümsüzlerden birisi olduğunu biliyordum ama neden beni seçtiğini çözememiştim....   "Bazen bana baktığında gördüğün kişinin aslında ben olmadığımı hissedebiliyordum....   "Gerçekten sevdiğin kişi ben değildim, değil mi? Senin ustandı.   "Ben körüm, yaşadığın dünyayı göremiyordum. Ama benim kalbimin içindeki dünyayı da hiçbiriniz göremiyorsunuz. Ve bu dünyada kimsenin bilmesine imkan olmayan bir şey var...." Karısıyla konuşurken gülümsedi.   "Sana söyleyeceğim. Daha önce kimseye söylemedim, aileme bile....   "Dünyamda daha önce insanlar gördüm. Farklı kıtalarda yaşıyorlardı ve benimkinden farklı hayatları vardı. Birisi çok mutluydu, birisi iş adamıydı, birisi avcıydı. İçlerinden birisi inanılmaz bir güce sahipti. Başka biri bir adli tabibti ve bir de suikastçi vardı....   "Ve birisi de bir Ölümsüzdü ve Yan'er isimli bir çırağa sahipti. O seni çok andırıyordu." Hafifçe gülümsedi.   "Neden bu küçük heykel üzerinde çalıştığımı biliyor musun? Bunun sebebi tüm bu saydığım diğer insanlar. Hepsi de bu heykeli bitirmemi istiyor. Bu ahşap heykeli bitirmeliyim. Gökleri gözlerini açmaya yada onları kapamaya zorlamam lazım.   "Onu gözlerini kapamaya zorlama gücüne sahip olmak yeterli değil. Diğer insanların istediği şey... Göklerin gözleri üzerinde mutlak bir kontrol gücü. O gözleri açmaya zorlamak. Eğer Göklerin gözlerini kapamasını istersem buna itaat etmekten başka seçeneği olmayacak!" Küçük Hazine güldü. Karısının donmuş yüzünü bir kez daha okşadıktan sonra kafasını çevirdi ve konuştu, "Öyle değil mi?"   Küçük Hazine kör olsa da bu sözleri söylerken birisine doğru bakıyordu. Tam arkasında duran bir kişiye.   Bu kişi Meng Hao'dan başkası değildi.   Meng Hao gözlerinde parlak, delici bir ışıkla Küçük Hazine'ye baktı.   O anda kalbi güm güm atıyordu.   En korktuğu gelişme yaşanmıştı.   Meng Hao'nun klonunun dokuzuncu reenkarnasyonunu kontrol etmesine imkan vermeyecek bir şey gerçekleşmişti. Belki dokuzuncu reenkarnasyonun vücuduyla ilgili bir eşsizlik vardı yada belki Engin Genişlik'in dışında Dokuzuncu Nazarın tamamlanmamış sekiz mühürleme işaretlerini kullanmasının bir sonucuydu.   Sebebi her neyse Meng Hao müdahale etmek konusunda hep tereddütlü olmuştu. En sonunda vazgeçip müdahale etmeye kalktığında dirençle karşılaşmıştı. Ve şimdi tamamen beklenmedik bir şey meydana gelmişti.   Dokuzuncu reenkarnasyon oydu ama belli ki bağımsız bir zihin geliştirmişti. O önceki reenkarnasyonlardan farklıydı. O kontrol edilemiyordu.   Küçük Hazine etrafındaki dünyayı göremiyor olsa da bir şekilde doğrudan Meng Hao'ya baktı ve konuştu, "Dünyamda beliren tüm bu sekiz kişiyle beni  bağlayan bir iplik hissediyorum. Ve bu iplik beni başka birisine daha bağlıyor.   "O kişi sensin.   "Tahminimce ben senin klonunum. Yan'er'in ustası da senin klonun. Haksız mıyım?"   Bir anlık sessizlikten sonra Meng Hao konuştu, "Evet. Sen ve gördüğün bütün reenkarnasyonlar tek bir amaç için yaratıldı. Dokuzuncu Nazarımı tamamlamak için."   Küçük Hazine düşünceli şekilde başını aşağı yukarı salladı. "Demek öyle. Peki ya o? O gerçekten çırağın mıydı?"   Meng Hao Yan'er'e baktı. O olmasa bu dokuzuncu reenkarnasyon çoktan ölmüş olurdu. "O klonumun çırağıydı. Önceki hayatında ona büyük bir borcum vardı."   Bu noktada Küçük Hazine çok çok yaşlanmıştı. "Peki ya kızım? Yani, sanırım o aynı zamanda senin de kızın değil mi?"   "O güvende," diye karşılık verdi Meng Hao yavaşça. "Dokuzuncu kıtadaki Dokuzuncu Tarikatta."   "Sanırım her şeyin sonuna geldik. Sanırım söyleyecek son sözlerim yok." Küçük Hazine sessizce oturdu. Bir tütsülük sürenin ardından uzandı ve karısının elbisesinin içinden ahşap heykeli çıkardı. Ahşabı ovuşturdu ve iç geçirdi.   "Başkalarının kaderimi kontrol etmesi fikrinden gerçekten nefret ediyorum. O kişi gerçek ben olsa bile. Yine nefret ediyorum.   "Biliyorsun, ikimizi bağlayan ipliği istediğim her an koparabilirim." Küçük Hazine oyma bıçağını aldı ve o anda sanki Karma'yı bölme gücüne sahip gibiydi.   Eğer yaparsa Dokuzuncu Nazarın tamamlanmış olması önemsiz olacak, ona dokunamayacaktı bile.   Meng Hao sessizdi.   Küçük Hazine yüzünde hüzünle karısına doğru baktı. Uzun bir an sonra bıçağı harekete geçti. İpliği kesmek yerine ahşabı oymaya başladı.   Sanki bütün hayat gücünü işine aktarıyormuş gibi inanılmaz bir hızla kesti. Yavaş yavaş arkasında sekizinci reenkarnasyon belirdi, ardından yedinci, altıncı, beşinci... birinciye kadar.   Dokuz reenkarnasyonun hepsi tek vücuttaydı. Birlikte bıçağı kontrol ettiler ve Dokuzuncu Nazarın son mühür işaretini yavaş yavaş şekillendirmeye başladılar. Dışarıda gök gürledi. Sanki öfkelenmiş gibiydi ve kükremesi dünyayı doldurdu. Rüzgar uğuldadı ve kar her yeri sardı.   Tam bu anda Küçük Hazine'nin bıçağı durdu. Ahşap heykel yüzde doksan dokuz oranında tamamlanmıştı. Sadece tek bir bıçak darbesi gerekiyordu.   "Daha önce hiç dokunmadığım bir şeyi kusursuzlaştırmak zor...." diye mırıldandı. Aniden ruhuyla birlikte diğer sekiz reenkarnasyon aniden mağaradan dışarı uçtular. Yukarıda Yücegök'ün iradesi kükrerken gökyüzüne doğru yükselerek Göklere dokundular, Yücegök'ün iradesini hissettiler.   İlk defa Yücegök'ün iradesi titremişti. İlk defa korkuyu hissetti. İlk defa... geri çekildi.   Bu sekiz reenkarnasyon formunda Küçük Hazinenin aurasıydı. Bu aynı zamanda bir Gök-Mühürleyen auraydı!   Bu aura dokuz kusursuz mühür işaretinin sonucuydu. Onlar birleşince şekillendirdikleri şey gerçek... Gökleri Mühürleme Nazarıydı!   O ortaya çıktığı anda yayılarak Gök ve Yer'i doldurdu. Yücegök'ün yıldızlı gökyüzünde, her yerde bulunan Yücegök'ün iradesi şuan sarsılıyordu ve korkuyla boğulmaya devam ediyordu. Gök gürledi ve bulutlar kaynadı. Sanki Yücegök'ün iradesi gerçek anlamda kaçmaya zorlanmıştı!   Birinci kıtadan, buradaki topraklardan sürüldü. Gökleri Mühürleme Nazarı ilk başta zayıf görünse de aslında diğer Nazarlardan tamamen farklı bir seviyedeydi. Hatta... Yücegök'ün iradesinden bile daha yüksek seviyedeydi. Bu, o iradeyi tamamen şok edecek bir güçtü!   Bu Meng Hao'nun Dokuzuncu Nazarı, Gökleri Mühürleme Nazarıydı!   "Onu hissettim," Küçük Hazine gülümseyerek konuştu. Gözlerini açtı. Diğer reenkarnasyonlar da gülümsediler. Ardından hepsi bütünleşerek bir ışık ışınına dönüştüler ve aşağıya, Küçük Hazine'nin vücudunun bulunduğu mağaraya geri döndüler. Ardından bıçağını ahşap heykel üzerinde son darbeyi yapmak için kaldırdı.   Güm!   Bıçak ahşabı kesti ve heykel tamamlanmıştı!   Dokuzuncu Nazarın dokuz mühürleme işareti, Gökleri Mühürleme Nazarı an itibariyle... tamamlanmıştı. Yıldızlı gökyüzü tamamen sarsılmaya ve titremeye başladı. Merkezinde Engin Genişlik gezegeninin olduğu bir fırtına peyda oldu. Yayıldı, genişledi ve her yeri kapladı.   O anda birinci kıtayı çevreleyen bariyer parçalanmaya ve çatlamaya başladı. Bir an sonra patladı ve dört bir yana devasa bir şok dalgası saçıldı!   Birinci kıtadaki bütün kar anında eriyerek havaya yükselen sise dönüştü. Sis daha sonra rüzgara kapıldı ve ortadan kayboldu!   Topraklar eskiye dönmüştü. Düzlükler tekrar ortaya çıktı. Dağlar eskisi gibi yükseldi. Şehirler tekrar ortaya çıktı. Birinci tarikat bile tekrar görünüyordu.   Aynı zamanda toprakları dolduran inanılmaz bir güç düzlüklerde otların büyümesine neden oldu. Ormanlardaki kurumuş ağaçlar aniden tekrar büyümeye başladı ve bütün dağlar tekrar yeşillikle doldu.

53 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1521