I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1518: Göklerin Cezası!
Bölüm 1518: Göklerin Cezası!
Bir yıl sonra gece vakti Küçük Hazine dokuzuncu mühür işareti heykelini oymakla meşguldü. Aniden heykel hafif bir ışıkla parladı; şuan yarı yarıya tamamlanmıştı. Tam bu anda gökyüzü gürledi. Sanki güçlü bir irade öfkesini kusuyormuş gibi gök gürültüsü tüm birinci kıtayı doldurdu. Gökler sanki bir göze dönüşmüş ve aşağıyı sanki bir şey arıyormuş gibi inceliyordu. En sonunda göz ortadan kayboldu. Yukarıdaki bulutlar kaynarken Meng Hao'nun gerçek benliği Küçük Hazine'den çok uzak olmayan evinde oturuyordu. Yavaşça gözlerinde soğuk bakışlarla gökyüzüne baktı. O anda Küçük Hazine yukarıdan bir şey kendisine bakıyormuş hissine kapılmıştı. Kafasını kaldırdı ama tabii ki bir şey göremedi. O gece bulutlar kaynadı, yağmur yağmaya başladı. Yağmur sadece o şehre değil tüm birinci kıtaya yağdı. Yağmur doğal bir olaydı ve bu yüzden insanlar çok dikkat etmedi. Gelişimciler bir kenara ölümlüler bile önemsemedi. Ama yağmur tam yedi gün boyunca yağmaya devam etti. Sonu gelmeye sağanak yüzünden bazı düşük rakımlı bölgeler su ile doldu. Bir felaket gerçekleşmek üzereydi. Kısa süre sonra ölümlü imparator endişelenmeye başladı ve taşkınları kontrol altına almak için tedbirlere başvurmaya başladı. Fakat yağmur yedinci günden sonra da durmadı. Kısa bir güneşli günün ardından gök gürledi ve yağmur tekrar yağmaya başladı. Adeta sonu gelmeyen bir sağanak vardı. Yağmur iki hafta devam etti, ardından üçüncü ve dördüncü hafta da durmadı.... Daha sonra ikinci ay, üçüncü ve dördüncü.... Normalde az sağanak çok önemli olmayacaktı. Ama yağmur aylarca devam edince topraklar ıslandı ve her yerde taşkınlar başlayınca işin rengi değişti. Şuan olay birinci kıtada gelişimcilerin yağmuru durdurmaya çalışmasına neden olacak bir doğal afete dönüşmüştü. Fakat Paragonlar bile bunu başaramadı. Tek yapabildikleri yağmur suyunu okyanusa götürecek kanallar yapmaktı. Fakat bu uzun soluklu bir çözüm değildi. Dahası, müdahale etmeye çalışan gelişimciler birer birer gelişim pratiği sırasında kritik hatalar yapmaya ve ardından ölmeye başlamıştı. Sanki Göklerin iradesini kızdırmışlardı ve ölümle cezalandırılmışlardı. Ölümlü dünyası tamamen suyla boğulmuştu. Küçük Hazine'nin yaşadığı şehir de buna dahildi. Şehrin duvarlarının bazı kısımları öyle ıslanmıştı ki yıkılmaya başlamıştı ve birçok bina için de durum aynıydı. İnsanlar yağmura karşı evlerini güçlendirmekten başka bir şey yapamıyordu. Artık olay bir noktadan sonra kimse evini su basmasına engel olamadı. Su yükselirken hastalıklar ve vebalar yayılmaya başladı. Küçük Hazine'nin evi nispeten kuru kalan az sayıda yerden biriydi. Ne onun ne de küçük kızının neler olup bittiğinden haberi yoktu. Sadece karısı biliyordu. Ailesini korumak için bazı önlemler almıştı. "Bu yağmur ne zaman duracak...?" Küçük Hazine iç geçirdi. Olup bitenler yüzünden işi sekteye uğramıştı. Neyse ki depolarında yiyecekleri vardı ama yağmur böyle devam ederse yiyecekleri çok fazla gitmeyecekti. Küçük Hazine sessizce oturarak oymaya devam etti. Her bıçak darbesiyle ahşap parçaları adeta yağmur damlaları gibi düşüyordu. Gelişimciler harekete geçmeye devam etti. Büyü formasyonları kurdular ve kanallar kazdılar. Fakat bu çabaları sadece baskıyı biraz azaltıyordu ve problemi çözemiyordu. Bu şekilde üç yıl geride kaldı. Bu süreçte... yağmur asla durmadı. Köyler birer birer sular altında kalırken insanlar kıtanın başka yerlerine taşınmaya başladılar. Düzlükler kayboldu ve en sonunda Küçük Hazine'nin bulunduğu şehir bile sular altında kaldı. Küçük Hazine ve ailesi diğer sığınmacılarla birlikte daha yüksek bir yere gitmek için yola çıkmak zorunda kaldı. Yol sırasında Küçük Hazine'nin ebeveynleri hastalığa yakalanmıştı. Onlar yaşlıydı ve iyice zayıflayarak hastalıktan ölme noktasına gelmişlerdi. Fakat tam bu umutsuz haldeyken aniden bir iyileşme yaşamışlardı. Küçük Hazine bu duruma mutlu olsa da o anda karısının yüzünün renginin nasıl attığını göremiyordu. Yağmur yağmaya devam etti. İnsanlar sürekli ölmeye devam ediyordu. Yüksek yerlere göç eden sığınmacılar arasında sadece Küçük Hazine ve ailesi moralini yüksek tutuyordu. Dahası, Küçük Hazine heykeli oymayı asla bırakmadı. Her gününü heykeli üzerinde çalışarak harcıyordu. Göç tam bir yıl sürdü. En sonunda yavaş yavaş sığınmacılarla dolmaya başlayan uzun bir dağa varmışlardı. Aniden yağmur durdu. Herkes mutluluk çığlıkları atmaya başladığında soğuk bir rüzgar yüzlerine vurarak adeta bütün sıcaklıklarını emdi. O anda moralleri de bu rüzgar gibi buza döndü. Yağmur durmuştu. Ama şimdi de kar başlamıştı. Birinci kıtada sıcaklık hızla düşmeye başladı. Kar yağmaya başladı ve Küçük Hazine titredi. Kar tanelerinin yüzüne düştüğünü hissetti ve herkesin telaşla bağırışını işitti. Bu acıklı bir sesti, umutsuzluk ve ölümle dolu bir ses.... Öncesinde her yer ıslanmıştı ama şimdi dondurucu bir soğuk vardı. Bu ani hava değişimi afeti benzersiz bir boyuta çıkardı. Topraklar karla kaplandı ve ısı düştü. Yerler buzlandı ve habis bir soğukluk pençesini her yere geçirdi. Kanallar bile bundan kaçınamadı ve donarak kaskatı kesildi. Göklere müdahale etmeye çalışan gelişimcilerin sayısı arttı ama bu onların en sonunda ansızın ölmeleriyle sonuçlandı. Hatta afeti durdurmaya çalışırken aniden ruhunu donduracak kadar soğuk bir rüzgarla vurularak anında ölen bir 8 Özlü Paragon bile vardı. Bunun ardından kimse bir şey yapmaya cesaret edemedi. Yağmur ve şimdi de kar yüzünden Birinci Tarikat yerinden olmuş ve taşınmak zorunda kalmıştı. Anladıkları kadarıyla Gökler birinci kıtayı yok etmek için bu felaketi göndermişti. Yapılabilecek bir şey yoktu. Buna direnebilecek durumları yoktu. Tarikat Lideri bile çaresizce başını sallamaktan başka bir şey yapamadı. Dahası, felaketin yakın zamanda bitmeyeceğini hissediyordu. Birinci Tarikat tahliye edildi. O gece Küçük Hazine'nin karısı Yan'er kafasını kaldırmış kar tanelerini izliyordu. Birinci Tarikat'ın ayrıldığını biliyordu ve en sonunda Küçük Hazineyi ve kızlarını birinci kıtadan götürmenin zamanı geldiğine karar verdi. Fakat tam biraz büyü kullanmak üzereyken birinci kıtada bulunan Gök ve Yerin enerjisi ortadan kayboldu. Tıpkı bunun gibi bütün ruhsal enerji, Engin Genişlik enerjisi sanki kesilmiş gibi aniden gitmişti. Geriye hiçbir iz kalmamıştı. Gök ve Yer enerjisinin ortadan kayboluşu şaşkınlıkla karşılandı. O anda birinci kıtadaki bütün gelişimciler şaşkına dönmüştü. Sanki devasa bir baskı aniden üstlerine çökmüştü. Gelişimle geçirdikleri yıllar, bütün gelişim merkezi güçleri gitmişti. Ne kadar çabalasalar da o andan itibaren hepsi ölümlü aleme geri dönmüşlerdi. Onlar artık birer ölümlüydü! Sanki devasa bir örtü birinci kıtanın üstüne atılarak oradan ayrılmayı imkansız hale getirmiş ve ayrıca kimsenin girmeye cesaret edememesini de sağlamıştı. Birinci kıta sınırından içeri giren herhangi bir gelişimci anında bir ölümlü olacaktı. Tüm Engin Genişlik Okulu harekete geçmişti. Birinci kıta sınırında toplanan bütün 9 Özlü Paragonlar adeta afallamıştı. Hepsinin kalpleri titriyordu. "Göklerin gazabı!!" Tarikat Lideri içten içe mırıldandı. Kafasını kaldırarak Göklere, Yücegök'ün yıldızlı gökyüzüne baktı ve sahip olduğu gelişim merkeziyle bir nedenden ötürü tüm yıldızlı gökyüzünün birinci kıtaya karşı öfkeyle dolduğunu anlamıştı. Aynı zamanda kehanette bulunma ve alamet konusunda uzman olan sayısız gelişimci yeteneklerini bu olayı incelemek için kullanmaya başladı. Birer birer ters etkiye maruz kalarak ağızları kanlarla doldu. Yine de hepsi aynı sonuca varmıştı. "Göklerin cezası!" "Gökler öfkeli!" "Burada, birinci kıtada Engin Genişlik'i kızdıran bir şey oldu!" "Birinci kıtada Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzünün düşman olarak gördüğü bir güç ortaya çıktı!" "Hepimiz kendimizi o güçten ayırmalıyız. Burayı mühürlemeliyiz. Aksi takdirde güç birinci kıtadan dışarı yayılabilir ve bütün yıldızlı gökyüzünü etkileyebilir!" Bu tarz tahmin ve açıklamalar giderek artmaya devam etti. En sonunda birinci kıta tamamen mühürlendi. Orada gelişim merkezini kaybetmiş olan bütün gelişimciler titreyerek umutsuz gözlerle kar yağışını izlemekten başka bir şey yapamadılar. Yan'er de onlardan biriydi. Acı acı gülümsedi ama durumu değiştirebilecek bir şey yapamayacağını biliyordu. Küçük Hazine karısının nasıl değiştiğinden habersizdi. Fakat ölümün yaklaştığını hissedebiliyordu. Dünyanın değişmiş olduğunu biliyordu. Şuan yabancı hissettiriyordu ve öfke, canilikle doluydu. İnsanlar ölmeye devam etti. Şiddetli kaos her yeri sardı. Böylesi bir felakette insanların en kötü tarafları gün yüzüne çıkıyordu. İnsanlar böyle hayatta kalıyordu. Tüm kıta yozlaşmaya başladı. Kar yağmaya ve ısı düşmeye devam ederken insanlar cesede dönüşmeye devam etti. Hayatta kalanlar soğuğa karşı hayatta kalabilecekleri bir yer aramaktan başka bir şey yapamadı. Bazıları gruplar kurarak hayatta kalma savaşı verirken dağlardaki mağaralara sıkıştılar. Yiyecek kıtlığı oluştu ve bu insanları daha da zorlamaya başladı. Bir parça yiyecek için birçok genç kadın asla yapmayacakları şeyler yaptılar. İnsanlar birbirlerini öldürmeye başladılar ve etrafta yamyamlık hikayeleri dolaşmaya başladı. Güzel kadınların akıbeti en kötüsüydü. bu yüzden gelişim merkezini kaybetmiş olan Yan'er bir bıçakla yüzünü keserek kendini çirkinleştirmişti. O gece Küçük Hazine kollarını karısı ve kızına sararak hep birlikte ağladılar.
