Series Banner
Novel

Bölüm 1488

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1488: Xu Liuyun

Bölüm 1488: Xu Liuyun 

Dördüncü kıtada kışın son kar taneleri düşerken Meng Hao'nun klonunun altıncı hayatı başladı.   Birçok arazi ve toprak sahibi olan ve sayısız karlı işi elinde tutan zengin Xu Klanında doğmuştu. Klanın gelirinin çoğu ziraat işinden geliyordu.   Ölümlü dünyanın imparatorluğunun en büyük şehirlerinden birinde, bir ticaret kanalının yanında bulunan bu büyük şehirde yaşıyorlardı. Çok zenginlerdi.   Bu klanda doğan bir çocuk daima güçlükten uzak bir hayat yaşama şansına sahip olur ve daima her istediğini elde ederdi.   Neyse ki Meng Hao'nun klonu bu hayatında dördüncü hayatında olduğu gibi zengin züppe olmadı. Gençlik çağında bile öne çıkan zeki bir genç adam olarak büyüdü. Kısa sürede babasına aile işlerini idare etmede yardımcı olmaya başladı.   Zaman geçtikçe yaşlandı ve bütün aile işlerinden sorumlu kişi haline geldi. İşleri iyi yönetti ama aynı zamanda belli bir gaddarlık da geliştirmeye başladı.  Bu vahşi tavır kendi yoldaş klan üyelerine karşı değil, iş rakiplerine karşı olan bir tavırdı.   Dışarıdan şirketleri ele geçirmede uzmanlaştı ve kısa sürede tüm şehirdeki diğer bütün işler klanı tarafından ele geçirildi. Tabii ki böyle bir başarı ölüm olmadan gerçekleştirmek mümkün değildi. Kısa sürede klonun altıncı hayatının elleri kana bulandı.   Bu tarz yöntemler babasının işleri yürütme mantığının tam tersiydi ve hatta tüm klana tersti. Fakat bunu ciddiye almadı. İşleri istediği gibi halletti ve otuzlu yaşlarında Xu Klanı bölgenin en zengini haline geldi!   En sonunda klanındaki bilginleri ve entellektüelleri desteklemesi gerektiğini fark ederek bir enstitü kurdu. Zaman geçtikçe bilgin sınıfına olan desteği onun imparatorluk sarayına kadar nüfuz etmesini sağladı.   Kısa sürede ağını imparatorluğun savaşçı sınıfını bile kapsayacak hale getirdi.   Evlendi ama karısına karşı herhangi bir bağlılık hissetmedi. Bu evlilik klanın nüfuzunu daha da yükseklere ulaştırmak amacıyla bir iş anlaşması olarak yapılmıştı.   Ve tam da beklediği gibi oldu. Kırklı yaşlarına geldiğinde klanın işleri topraklardaki en başarılı ve hakim duruma geldi. Zamanla birçok ticaret çeşidine atıldı ama en nihayetinde temelleri daima tarımdı.   Onun liderliğinde klan İmparatorluk Şehrine yerleşti ve orada resmi İmparatorluk tüccarları oldular.   İmparatorluk tüccarı olarak kazanç anlamında herhangi birinin onlarla rekabet etmesi imkansızdı. Tabii ki bu yeni statünün maddi kazançların dışında başka avantajları da vardı.   Kırk beş yaşına geldiğinde Xu Liuyun hayatının mutlak zirvesine ulaştı. Sayısız klan üyesi o anki hanedanlıkta memur oldular ve desteklediği birçok bilgin hükümetteydi.   Tüm klan inanılmaz bir konuma yükselmişti. Çoğu insan muhtemelen sadece bu çabalarının meyvesini yemenin keyfini çıkarırdı. İlk başta artık daha başka ne yapabileceği konusunda kafa karışıklığı yaşadı ama sonra bir fırtınanın kopmak üzere olduğunu fark etti.   Bu fırtına toprakları yavaş yavaş etkisi altına almaya başlayan bir kıtlıktı.   O kış Xu Liuyun klan arazilerindeki avluda durmuş gökyüzünden düşen karlara bakıyordu. Arkasında düzinelerce klan üyesi sessizce duruyordu. Onlardan bazıları İmparatorluk sarayının üyeleriydi, bazıları İmparatorluk şehrinde bazı güçlü iş kollarını kontrol ediyordu ve diğerleri imparatorluğun diğer kısımlarındaki diğer işleri kontrol etmek için gönderilen klanın saf soyundan gelen üyelerdi. Hatta aralarında bazı güçlü savaşçılar da vardı.   Bunlar klanda gücü kontrol eden insanlardı ve menzilleri tüm imparatorluğa uzanıyor olmasa da bundan çok uzakta değillerdi.   Onlardan her biri son derece ünlü sayılırdı. Ama önlerinde duran adama baktıklarında kalpleri saygı ve korkuyla doluyordu. O adam birkaç düzine yılda inanılmaz şeyler başarmış biriydi.   O, imparatorluk sarayında iyi karşılanan biri olmasa da ve hatta imparator, başbakan ve diğer birçoğu tarafından tepeden bakılan biri olsa da klanın bütün önemli üyeleri... onun servet ve kazanç konusunda korkunç bir güç kullandığını biliyordu.   Uzun bir an sonra Meng Hao'nun klonunun altıncı hayatı, Xu Liuyun adıyla bilinen adam en sonunda konuştu.   "Bu bir fırsat," dedi. "belki Xu Klanı bir sonraki adımı atabilir ve gerçek anlamda tüm imparatorluğu kontrol etme noktasına gelebilir. Tabii ki... silinip gitme ihtimali de var." Bir uzun aradan sonra gözleri gaddarca ışıldadı.   "Operasyona başlayın!"   Bu kelimeler ağzından çıktığı anda Xu Klanının İmparatorluk şehri içindeki ve dışındaki bütün gücü tek bir göreve odaklandı. Ve bu görev... kıtlıkta bütün tarım arazilerini halktan sakınmaktı!   Bu en başından beri kanlı geçecek bir plandı. Kıtlığın ortasında tarım arazilerine barikat kurmak tahıl fiyatlarının fahiş seviyelere yükseleceğinin ve artık insanların yemek için kendi malını ve mülkünü satacak konuma geleceklerinin habercisiydi.   Açlık yüzünden muhtemelen birçok ölüm yaşanacaktı. Aileler ve klanlar yok olacaktı. Fakat asil klanlar arasında Xu Klanı inanılmaz bir fırsata sahip olacaktı.   Planı gerçekleştirmek için Xu Klanı yıllardır biriktirdiği bütün serveti devreye soktu. Komplolar kurdular, ittifaklar yaptılar ve düşmanlar öldürdüler. En sonunda aylar sonra kıtlık bittiğinde... imparatorluk içinde rakipsiz bir duruma gelecek kadar toprak gücünü ellerine aldılar.   Kendi gizli orduları oldu ve kanla alıp sattıkları engin topraklara sahip oldular.   Sayısız hediye ile asil sınıfındaki klanların gönlünü almayı başardılar. Karmaşık entrikalar tasarlamak Xu Liuyun'un kafasındaki saçların ağarmasına neden olsa da o hiçbir zaman plan ve komplolar kurmayı aklından atmadı.   Kıtlığın ardından gelen on beş yıllık barışcıl zaman sırasında Xu Liuyun herhangi bir hamlede bulunmadı. Bu durum insanların ona karşı olan şüphelerini azalttı ve ona klanının çıkarlarını sessizce genişletmesine fırsat tanıdı.   Altmış yaşına geldiği sırada bir gün yine kar yağışlı bir havada avluda duruyordu. Arkasında yüzlerce klan üyesi sessizce bekliyordu. Bu insanların kimlikleri ve statüleri şok ediciydi; onlar tüm imparatorluğu sarsabilecek kişilerdi.   "Bu bir fırsat...." Xu Liuyun boğuk bir sesle konuştu. On beş yıl önce de bu kelimeleri söylemişti. Uzun bir an sonra başıyla onayladı.   Bu baş hareketi eli kulağında bir savaşın ilk kıvılcımını ateşledi. On yıl hızla geçip gitti. Onun desteklediği varis imparator oldu ve bir Xu Klanı kızıyla evlendi. Hatta genç imparator Xu Liuyun'u üvey babası olarak gördü.   Neredeyse bütün imparatorluk erkanı ve hatta başbakan ona sadıktı. Onun sözleri orduyla birlikte imparatorluk fermanından daha büyük bir ağırlığa sahipti.   Bu noktada tıpkı ikinci hayatındaki kadar bir güce sahipti. O hayattaki kadar bariz olmasa da şuan işleri gizlice yönetiyordu ve soğuk, plancı gözleri tüm imparatorluğa tepeden bakıyordu.   Bu hayatta kalpsiz ve ahlaktan uzak biri olmuştu. Hiç çocuğu yoktu ama yetmişli yaşlarında ona karşı başını eğmeden konuşabilecek tek bir kişi bile yoktu.   Beş yıl daha geçti ve vücudu artık düşmeye başladı. En sonunda komaya girdi. Klanda kaos hakimdi ve bazı üyeler kontrolü ele almak için çatışıyordu.   Bir yıl sonra, bir kış günü komadan uyandı. yaşlı bir hizmetçinin desteğiyle avluda durdu ve kar yağışını izledi. Üçüncü kez önemli bir karar vermenin eşiğindeydi.   "Ben öldükten sonra klan huzursuzluğa boğulacak. Hatta bunun ardından... imparatorlukta Xu Klanı diye bir şey bile kalmayacak." Tüm bunların sebebinin herhangi bir erkek varisi olmaması olduğunu biliyordu.   "Tek seçenek... imparatorluğun kontrolünü ele almak. İmparatorluğun gücünü kullanarak klanın kargaşasını bastırmak. Bu yolla ortaya çıkacak herhangi bir kaos sadece Xu Klanını değil imparatorluğun tamamını etkileyecek. Sonuç yine de uygun olacak. Xu Klanında kontrolü kim kazanırsa kazansın en azından klan devam edecek."   Meng Hao'nun klonunun altını hayatı, Xu Liuyun sessizce durdu. Bu sefer önceki iki sefere göre çok daha titizlikle düşündü. Uzunca bir süre geçti. En sonunda iç geçirerek ilk planını gerçekleştirmek için akıttığı onca kanı ve elde ettiği bütün o toprakları düşündü.   En sonunda imparatorluğu ele geçirmeyi denememeye karar verdi. Her zamankinden daha yaşlı bir halde düşen kara, kışın son karına baktı ve gözlerini kapattı. Yavaş yavaş aurası kayboldu.   O öldükten sonra Xu Klanı kaosla doldu ve bu kaos tüm imparatorluğun sarsılmasına neden oldu. Kısa sürede imparator müdahale etti. Sonraki aylarda neredeyse bütün klan katledildi.   En sonunda artık orta yaşlı bir adam olan imparator Xu Klanının son üyelerinin kanal yoluyla geldikleri şehre geri döndüklerinin haberini aldı. Eski atasal konaklarına geri dönmüşlerdi. Son yüzyılda yarattıkları zafer bir aynadaki çiçek yada göldeki ayın yansıması gibiydi.   Bu, Meng Hao'nun altıncı hayatıydı.... Onun gelişi Xu Klanının zirveye adım atmasını sağlamış ve o ayrılırken bu görkemi beraberinde götürmüştü. Sanki zaman tersine akarak Xu Klanı eski haline geri dönmüştü.   Altıncı hayat bittiğinde altıncı mühür işareti tamamlandı. Meng Hao'nun klonu reenkarnasyona girdi ve yedinci hayat başladı.   Bu yüzyılda Yan'er kıtalarca dolaşmış, ölümlü dünyalarını ziyaret etmiş ve ustasının aurasını aramıştı.   Onun reenkarnasyonunu bulabileceği konusunda mutlak bir inanca sahipti.   Eğer onu bir hayatta bulamazsa sonrakinde ve daha sonrakinde onu bulana kadar arayacaktı.   Meng Hao'nun gerçek benliği hala Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzündeki çiçekte bekliyordu.   Çiçek tomurcuğu adeta açmanın eşiğinde görünüyordu.   Engin Genişlik Okulundan Tarikat Lideri ve diğer üst düzey uzmanlar dokuzuncu kıtaya gidebilme umuduyla tekrar ölüler şehrine dönmüşlerdi. Tamamen emin olmasalar da denemeleri gerekiyordu. Eğer başarısız olurlarsa bir daha bir daha deneyeceklerdi. Tıpkı yolculuğa başladıkları gibi odaklanmış ve beklentiyle dolu bir haldelerdi.   Aynı zamanda Dokuzuncu Tarikat giderek büyümeye ve genişlemeye devam etti. Bu noktada kuvvetleri engindi ve sayısız güçlü uzman barındırıyordu. Alemlere ardı ardına boyun eğdiriyorlardı.   Bu sırada Meng Hao'nun yedinci hayatı üçüncü kıtada başlamıştı.

29 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1488