I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1475: Üçüncü Ayna Parçası
Bölüm 1475: Üçüncü Ayna Parçası
Dokuzuncu Tarikat öğrencileri normalde bir araya toplanıp diğer tarikatların insanlarını öldürmek istediler ama Paragon da dahil Dokuzuncu Tarikatın önderleri bunun önüne geçmişlerdi. En nihayetinde Dokuzuncu Tarikat Engin Genişlik Okulunu oluşturan parçalardan birisiydi ve bağımsız bir oluşum değildi. Dokuzuncu Tarikatın dışarıya doğru genişlemesi ve büyümesi diğer tarikatlar için korkunç bir şeydi ve ordusunu oluşturan çok sayıda gelişimci bir korku unsuruydu. Ama en nihayetinde Dokuzuncu Tarikat Engin Genişlik Okulundan bağımsız değildi. Ayrıca Dokuzuncu Tarikat bu Engin Genişlik Mabedi olayından aslında yarar sağlıyordu. Dokuzuncu Tarikat sıralamada bireysel anlamda diğer tarikatlara nazaran daha fazla öğrenciye sahipti ve öğrencilerin kendilerini daha da zorlaması çarpıcı sonuçlar doğuruyordu. En önemlisi Dokuzuncu Tarikat öğrencilerinin daha da bütünleşmesiydi. Zamanında aralarında dövüşler ve entrikalar olurken bunların çoğu şuan geçmişte kalmıştı ve dış güçlere karşı birlik olmuşlardı. Bu, diğer tarikatların fark etmediği bir durum değildi. Onlar da bu durumdan yararlanıyordu ve bu yüzden rekabetin devam etmesine izin veriyorlardı. Tabii ki ana neden... Engin Genişlik Okulunun 8 Özlü Paragonlarının hala on yıl geri dönmemiş olmalarıydı. Ayna parçalarını aramak için ayrılan Meng Hao dışında geri kalanlar hala ölüler şehrindeydi. Tüm bu nedenler ve diğer tarikatların gelişimcilerinin herhangi bir Dokuzuncu Tarikat kuralını çiğnememesi sebebiyle Dokuzuncu Tarikatta kamp kurmalarına izin veriliyordu. Tabii ki bu koşul herkes için geçerli değildi. Sadece Dokuzuncu Tarikatın Engin Genişlik Mabedinde sıralamaya girebilenlerdi. Bu özellikle yazısız bir kuraldı ve Dokuzuncu Tarikat öğrencilerinin yabancıları dışarı sürmek istiyorsa sadece kendi Engin Genişlik Mabetlerindeki sıralamaları geri almaları gerekiyordu. Şuan Yan'er Meng Hao'nun kapalı meditasyonda olduğu dağdan yeni çıkmıştı. Diğer tarikatlardan birçok kişinin kendisine soğuk gözlerle baktığını gördüğünde ifadesi sakindi. Ardından Dokuzuncu Tarikattan yoldaşlarına bakara gülümsedi ve onlara ustasının kapalı meditasyonda kritik bir noktada olduğunu hatırlatarak sakinleştirmeye çalıştı. Meng Hao'ya dışarı çıkması için yalvarmaya gelen öğrenciler ona on yıldır olduğu gibi hala delice bağlıydı. Ortalıkta dolanan söylentilere rağmen hala aynı hissiyatlara sahiplerdi. Bu, Yan'er'in sakinleştirici sözleriyle birlikte onların hemen yatışmalarına neden oldu. Fakat tam bu anda diğer tarikatlardan birinden bir gelişimci yüzünde soğuk bir gülümsemeyle kalabalıktan çıktı. "Pekala, nasıl konuşman gerektiğini belli ki iyi biliyorsun. Önemsiz bir Tao Arayışı gelişim merkezine sahip olmana rağmen tüm bu insanları sakinleştirmeyi başardın. Ama şunu söylemem gerek, bizler için tek yaptığın şey ustanın ismiyle insanların gözünü korkutmak yani kaplanın kudretinden yararlanarak tüm ormanı korkutan bir tilki gibisin. "Ustan dağından ayrılmaya cüret edemediğine göre senin Engin Genişlik Mabedine meydan okumaya cesaretin var mı peki? "Yada belki seni incitirsek ne olur? O zaman ustan içine tıkıldığı delikten dışarı çıkmak zorunda kalır mı?" Diğer tarikatların gelişimcileri alaycı bir şekilde gülüşmeye başladılar. Dokuzuncu Tarikat öğrencileri öfkeyle doldular ve her an dövüş başlayacak gibi bir ortam oluştu. On yıl önce Yan'er bu duruma öfkelenirdi ama şuan farklı bir insan olmuştu. Büyümüştü ve bu yüzden kışkırtmalara gülerek karışık verdi. Aynı zamanda bakışları buz gibi oldu. Diğer tarikatlardan gelen bu gelişimciler Ölümsüz Alemde değil Antik Alem'deydi ama onlarla konuşurken sanki bunu hiç umursamıyor gibiydi. "Ben gençken," dedi sakince, "hayatla ilgili anlamadığım birçok şey vardı. Bir seferinde yerel bir pazara seyahate çıktım ve beni bir gelişim damarı olarak kullanmak isteyen Sekizinci Tarikattan bir gelişimci tarafından kaçırıldım." Yan'er konuşmaya başladığında diğer tarikatların gelişimcileri onun nereye varmak istediğini merak ettiler ve kaşları hafif çatılsa da soğuk gözlerini onun üzerinden ayırmadılar. "Sekizinci Tarikatta beni kaçıran gelişimci yüzüme bir tokat atmış ve oldukça acıtmıştı. Ustam Dokuzuncu Paragon'dan müdahale etmesini istedi. En nihayetinde Dokuzuncu Paragon Chi Feng'in klanından birkaç üyeyi ve benimle alay eden diğer güçlü uzmanları öldürdü. O zaman olup bitenleri kavrayamamıştım ama daha sonra öldürülen insanların Antik Alem ve Tao Alemi gelişimcileri olduklarını fark ettim. Hatta Tao Lordları bile vardı. Oh. Bir tane de Tao Hükümdarı mevcuttu." Hafifçe gülümsedi. Bu noktada ortama mutlak bir sessizlik çöktü. "Olup bitenler yüzünden ustam kendi çırağını bile koruyamadığını düşünerek kendini işe yaramaz hissetti. Bu yüzden isim yapmak ve bir daha kimsenin bana, çırağına zorbalık edememesi için Engin Genişlik Mabedine meydan okumayı seçti. "Sonuç olarak Engin Genişlik Mabedinde birinci sırayı aldı ve Onuncu Gök'ü çağırdı." Konuşurken gülümsüyor olsa da sözleri çevredeki gelişimcilerin gözlerinin şaşkınlıkla genişlemesine neden oldu. Bundan önce kimse Fang Mu'nun Engin Genişlik Mabedine meydan okuma sebebinin çırağının zorbalığa uğraması olduğunu bilmiyordu. Diğer tarikatların gelişimcilerinin ifadeleri titreşti. Daha öncesinde ağızlarını açmaya istekli olsalar da işin doğrusu Meng Hao'dan gerçek anlamda korkuyorlardı. "Ah doğru. Bir seferinde ise hatırlamadığım başka bir tarikattan bir Paragon klanında buraya bir kızla birlikte ziyarete gelmişti. Kız bana hakaret etti ve ortamda bir Paragon olmasına rağmen ustam onun suratını iki kez tokatladı ve hatta Tao kalbini kırdı. "Yani eğer gerçekten de ustamın dışarı çıkmasını ve sizi yok etmesini istiyorsanız, hadi durmayın. Burada bekliyorum. Darbelerinizden kaçınmayacağım bile." Yüzünde güzel bir gülümseme oluştu ama diğer gelişimciler bunu görünce kalpleri güm güm atmaya başladı. Yan'er sessizlik içinde olduğu yerde bir an durdu, ardından bir kez daha güçlü bir ses tonuyla konuşmaya başladı, "Eğer buna cesaretiniz yoksa derhal kaybolun buradan!" Bununla birlikte döndü ve dağa doğru yöneldi. Yan'er ayrıldıktan sonra Dokuzuncu Tarikat gelişimcileri diğer gelişimcilere alaycı kahkahalar attılar ve ardından yavaş yavaş dağıldılar. Yüzlerinde son derece çirkin ifadeler oluşan diğer tarikat gelişimcileri de ayrıldılar. Bu olaya birçok kişi şahitlik etmişti ve buna kapalı meditasyon odasında olayı izleyen Meng Hao da dahildi. Olay sonuçlandıktan sonra gözlerini kapattı ve daha fazla önemsemeden son ol yıldır yaptığı şeye geri döndü: Ölümsüz Ruh Lambalarını birer birer söndürmek. Bu noktada lambaların yaklaşık yüzde doksanını söndürmüştü. Geriye sadece yüzde onu kalmıştı. Fakat doğru şartlar oluşmadan bunu yapmak zor bir işti. Gerçek benliğin ise üçüncü ayna parçasını ele geçirmek görevi pürüzsüz gitmemişti. Devasa yılanımsı kertenkele hem Meng Hao'nun gerçek benliğiyle denk bir savaş hünerine sahipti ve aynı zamanda çok kurnazdı. En sonunda Meng Hao'yu yutmuş ve oradan sonra savaşları ruhları yoluyla devam etmişti. On yılın ardından ruh savaşı hala şiddetliydi. Engin Genişlik gezegeninde Meng Hao'nun klonu mırıldandı, "Az kaldı. Gerçek benliğimin kertenkeleyi bastırması ve üçüncü ayna parçasını ele geçirmesi birkaç ay sonra gerçekleşecek." Bununla birlikte kendini Ruh Lambalarını söndürme görevine adadı. Birkaç ay sonra Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzünde üçlü burgaç grubunun ikincisinden gümbürtü sesleri yükseldi. Muazzam bir acılı kükreme yankılandı ve bir enerji patlaması infilak etti. Burgacın içinde devasa kertenkelenin vücudu sanki içinde gök gürültüsü yankılanıyormuş gibi eğilip bükülüyordu. Çok geçmeden kertenkele kükreyerek fırtınaya dönüşen bir qi patlaması tükürdü. Burgaç bozuldu ve bir figür ortaya çıktı. Bu figür Meng Hao'nun gerçek benliğiydi. Kolu siyah bir zırhla kaplıydı ve elinde bir ayna parçası eriyordu. Zırh ile kaynaştı ve onun genişlemeye başlayarak daha da güçlenmesine neden oldu. Kertenkele gözlerini Meng Hao'ya dikti, ardından tekrar kükreyerek geri çekildi. On yıllık savaşta Meng Hao'yu ezememişti. En sonunda yaralanmış ve yenilmiş, ayna parçasını çaldırmıştı. Kertenkele Meng Hao'nun enerjisinin yükselişini izlerken gözlerinde bir korku belirtisi görüldü. "Aldın işte hazineyi, daha ne duruyorsun!?" kertenkele antik bir sesle sordu ve kutsal iradesi bölgedeki her şeyi sarsabilecek kadar güçlüydü. Meng Hao kertenkeleye doğru bakarken gözlerinde kibirli bir parıltı belirdi. Kertenkele büyüktü, hatta Tarikat Lideri ve Bai Wuchen'den bile daha güçlüydü. Meng Hao'nun gerçek benliğinin yüzleştiği bütün zirve 9 Özlü uzmanlar arasında bu kertenkele uzak ara en güçlüsüydü. Eğer öyle olmasaydı ayna parçasını alması on yıl sürmeyecekti. Ayna parçası zırh ile tamamen kaynaştıktan sonra Meng Hao gözlerinde bir ışıltıyla kertenkeleye döndü. "Eğer istiyorsan," dedi, "buradan ayrılabilir ve bin yıllığına hizmetkarım olabilirsin." Kertenkele şok oldu, ardından gözlerinde öldürme arzusuyla kahkaha atmaya başladı. "Bunu Aşkınlık'a ulaştıktan sonra söyle, o zaman belki kabul edebilirim." Meng Hao'dan korkuyor olsa da bir Aşkın gelişimciye denk bir savaş hünerine sahip olmadığı için ona bin yıl boyunca hizmetçi olma fikri gülünçtü. Meng Hao kızmamış gibiydi. Kertenkeleye derin bir bakış attı ve hafifçe gülümsedi. "Pekala, anlaşıldı. Daha sonra geleceğim." Bununla birlikte döndü ve uzaklara doğru fırladı. Kertenkele onun bu sözlerine aldırış etmeden onu küçümseyici gözlerle izledi. Meng Hao ayrıldıktan sonra gözlerini kapattı ve uykuya daldı. Meng Hao'nun gerçek benliği yıldızlı gökyüzünde ilerlerken elindeki ayna parçalarıyla dördüncünün dalgalanmalarını tespit etti ve hemen o tarafa yöneldi. Bu sırada Engin Genişlik gezegenindeki Dokuzuncu Tarikatta, Meng Hao'nun klonuna ait dağda Yan'er kendi Ölümsüz Felaketi'yle yüzleşmeye hazırlanıyordu. Onun Felaketi Meng Hao'dan farklıydı. O heybetli bir şey değil, tıpkı diğer herkesin Felaketleri gibiydi. Meng Hao ona yardım etmedi; sadece bir tarafta onu izlemekle yetindi. Üzerine durmaksızın yıldırım düşen Yan'er tamamen bir ölümlülükten Ölümsüzlüğe adım attı. Bu olduğunda fiziği daha da güzelleşti ve aurası da uhrevi bir hal aldı. Meng Hao onun görüntüsünün şuan Chu Yuyan'ı daha da fazla andırdığını fark edince şok oldu. Ölümsüz Felaketi üç gün sürdü. En sonunda Felaket Yıldırımı yok oldu ve Yan'er'den Ölümsüz Qi'si yayıldı. Ölümsüz meridyenleri tamamen açıldı ve havada adeta bir göksel tanrıça gibi duruyordu. En sonunda Meng Hao'ya döndü ve gülümsedi. "Usta, Ölümsüzlüğe Yükseliş'i başardım. Bana bir hediye vermeyecek misin?" Meng Hao gülümsedi ve başını keyifle sağa sola salladı. Fiziksel olarak genç görünse de yaydığı hava derin bir kadimlik barındırıyordu. Bakışları yumuşaktı ve hazırladığı hediyeyi çıkarttı ama Yan'er kafasını sallayarak reddetti. Gözlerinde kurnaz bir parıltıyla konuştu, "Herhangi bir büyülü eşya, tıbbi hap yada teknik istemiyorum. Sadece Ustamı görmek istiyorum... senin... bir kez daha dağın zirvesinde bana gülümsediğini görmek." Meng Hao o anda şaşkın bir halde kime baktığını bir an fark edemedi. Yan'er mi yoksa... Chu Yuyan mıydı?
