I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1476: ####
Bölüm 1476: ####
Meng Hao orada sessizce durdu. Chu Yuyan'ın ruhunu gördüğünde ona olan borcunu usta çırak ilişkisiyle ödemeye karar vermişti. Ama şimdi bunun doğru karar olduğundan emin değildi. Kalbinde Dağ ve Deniz Aleminin intikamını alma hırsından başka hisler barındırıyormuş numarası yapamayacaktı. Dağ ve Deniz Kelebeğini ve Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzünün içinde gömülmüş olan sırları ortaya çıkarmayı arzuluyordu. Chu Yuyan için sadece onu korumak ve ona... her şeyin en iyisini vermek istiyordu. Onun incindiğini görmek istemiyordu ve onun mutluluğunu arzuluyordu. Bu yüzden o sessizliğin içine dalınca Yan'er endişelenmeye başladı. Dudaklarını ısırarak yanlış bir şey söyleyip söylemediğini merak etti. Ne yapacağını bilemeden o da olduğu yerde sessizce Meng Hao'ya genç görünen yaşlı adama baktı.... Meng Hao hala afallamış haldeydi. Zaman geçti. Kısa süre sonra şafak söktü. Birkaç gün önce bazı öğrenciler Engin Genişlik Mabedine meydan okumuş ve kimse ilk ona ulaşamasa da Dokuzuncu Tarikatın Seçilmişleri 13 ve 17. sıraları ele geçirmişti. Bunun ardından Dokuzuncu Tarikat ve diğer öğrenciler arasında sürtüşmeler patlak vermişti. Sonuç olarak Dokuzuncu Tarikattan daha da büyük bir grup Meng Hao'ya bir şeyler yapmasını istemek için gelmişti. "En Kıdemli Kardeş, lütfen dağdan in!!" "En Kıdemli Kardeş, dağdan aşağı in...." "En Kıdemli Kardeş... lütfen aşağı gel!!" Bu tarz çağrılar havayı doldurdu. Meng Hao'nun dağının etrafında on yıl öncesinin o görkemli figürünü görebilmek umuduyla on binlerce öğrenci toplanmıştı. Hepsi de iyi niyetle gelmiş, heves ve umutla doluydu. Son günlerde Fang Mu hakkındaki müstehcen iftiralar giderek yayılmıştı ve artık Engin Genişlik Okulundaki herkes bunun hakkında konuşuyordu. Buna rağmen Dokuzuncu Tarikat öğrencilerinin ona olan adanmışlıkları sarsılmamıştı. Aşağılanmış ve öfkelenmiş hissettiler ve En Kıdemli Kardeşin vahşi bir karşı saldırı yapmasını umut etmekten başka ellerinden gelen bir şey yoktu. Onların sesleri giderek şiddetlendiğinde Yan'er öncekinden daha sinirli bir halde başını eğdi. Ama sonra Meng Hao'nun dalgınlığı kayboldu ve ona samimi bir ifadeyle baktı. Uzandı ve tıpkı o çocukken yaptığı gibi başına hafifçe vurdu. "Pekala," dedi gülümseyerek. Yan'er ona bakarken gözleri kocaman açıldı. Ardından onun gülümsediğini gördü ve adeta parlak, masmavi bir gökyüzüne bakıyormuş gibi hissetti. Onun da gözleri parlamaya başladı ve heyecanla zıplamaya başladı. "Usta, usta!" diye bağırdı heyecanla. "Ne yapman gerektiğini biliyorum. Neden Engin Genişlik Mabedine geri dönüp Onuncu Gök'ü tekrar çağırmıyorsun?" Bunun diğer tarikat gelişimcilerine karşı güçlü bir darbe olacağını umut ediyordu. "Buna ne gerek var?" Meng Hao başını sağa sola sallayarak söylendi. Ardından elbise kolunu fiskeledi ve dağdan aşağı doğru yürümeye başladı. Yan'er de peşine düştü. "Ne demek istiyorsun? Ne yapacaksın usta?" Geçen yılların ardından Yan'er daha da olgunlaşmıştı. Herkesin içinde bir yetişkin gibi sorumluluk alıyordu. Ama Meng Hao'nun karşısında küçük bir kız gibiydi. Meng Hao bu soruya cevap vermedi. Dağdan çıktıktan sonra dışarıdaki on binlerce öğrenci onu gördü ve aniden kalabalık heyecanla doldu. Bir anda büyük bir alkış yükseldi. Diğer tarikatların gelişimcileri bugünün de diğer günler gibi Fang Mu'nun saklanacağını düşünmüşlerdi . Ama sonra onun çıktığını görünce kalpleri titredi. Meng Hao'nun şöhreti üzerinden on yıl geçmiş olsa da hala ilk günkü kadar etkileyiciydi. Diğer tarikat gelişimcileri zihinlerinin döndüğünü hissettiler ve nefesleri hızlanmaya başladı. Hiç tereddüt etmeden yeşim kayışlar çıkartarak olup bitenleri diğer üst sınıf Seçilmişlere aktardılar. Kısa bir sürede Meng Hao'nun dağdan çıktığı haberi Dokuzuncu Tarikatta rüzgar gibi yayıldı. Dokuzuncu Tarikatın sayısız öğrencisi on yıllık baskının ardından heyecanla dolup taşmıştı. Bu on yılın ardından bazıları içten içe Meng Hao'ya söylenmeye başlamıştı ama şimdi bu ortadan kaybolmuştu ve herkes işi gücü bırakıp onu görmek için harekete geçmişti. "En Kıdemli Kardeş dağdan indi mi?" "En Kıdemli Kardeş dağından ayrıldı!!" "Hahaha! Nihayet o gün geldi! En Kıdemli Kardeş dağdan indi ve şimdi herkese haddini bildirecek!" Dört bir yandan insanlar akın etmeye başladı. Kalabalık hızla on binlerden yüz binlere ulaştı. Ardından bir milyon oldu. Daha sonra birkaç milyon.... Sonu gelmez ışık ışınları Meng Hao'nun dağına doğru akıyordu. Bölgede olmayan diğer tarikatların Seçilmişleri de yeşim kayışlar yoluyla bilgilendirilmişti ve gözlerinde ışıltılarla nefesleri hızlanmaya başlamıştı. On yıldır Dokuzuncu Tarikatın üzerine gidiyorlardı. On yıldır... Meng Hao'yu bir şey yapmaya zorlamışlardı. Ancak bu şekilde onun yaratmış olduğu efsaneyi yok etme şansına sahip olabilirlerdi. "Fang Mu! O sonunda dağdan çıktı!" Dokuzuncu Tarikatta Birinci Tarikatın yerleşmiş olduğu bölgede gri saçlı genç bir adam vardı. Derince bir nefes aldı ve gözleri ışıldamaya başladı. İnsanlar arka arkaya ortaya çıkarak onun etrafında kümelendiler ve grup halinde gökyüzüne doğru havalandılar. İkinci Tarikatın kamp kurduğu yerde bir kadın vardı. Adeta dövüşmek istercesine bir tavırla ayağa kalktı. Kanı kaynayarak havaya fırladı. "On yıllık bekleyişin ardından umarım beni hayal kırıklığına uğratmazsın Fang Mu!" Diğer tarikatların Seçilmişleri harekete geçmişti. Hepsi de gidip hemen Meng Hao'ya meydan okumak istiyordu. "On yıl önce bir efsane yarattın. Şimdi on yıl geçti, o efsaneyi yok edeceğim!" "On yıldır tepeden tırnağa çalıştım ve tamamen hazırım. Fang Mu, seni kesinlikle ezeceğim!" "Herkes Fang Mu'nun yaralı olduğunu söylüyor. Bu kesinlikle benim parlama fırsatım olacak!" Tüm Dokuzuncu Tarikat kaynıyordu. Sayısız gelişimci dağın etrafında toplanırken Meng Hao kalabalığa doğru hafif bir gülümsemeyle bakıyordu. En sonunda ellerini kenetledi ve herkese baş selamı verdi. O bir şey söylemeden önce kalabalık bağırdı, "En Kıdemli Kardeş!" Onların sesi Gökleri sarsan bir şok dalgası gibiydi. Meng Hao'nun yanındaki Yan'er heyecanla doluydu. Meng Hao etraftaki kalabalığa ve biraz uzaktaki diğer tarikatların Seçilmişlerine baktı. Gülümseyerek konuştu, "Yan'er bana ne yapacağımı sormuştun değil mi...? Seni bir geziye çıkaracağım!" Yan'er bunu duyunca şaşırdı. Ama herhangi bir cevap veremeden Meng Hao elbise kolunu fiskeledi ve havalandı. Aniden sesi herkes tarafından duyuldu. "Yoldaş Taoistler," dedi gözlerinde bir pırıltıyla, "lütfen benimle Sekizinci Tarikata gelin. Yedinci Tarikata. Altıncı Tarikata. Hatta, Birinci Tarikata kadar gidelim. Onların Engin Genişlik Mabetlerinin neye benzediğini merak ediyorum." Bu onun Yan'er'e hediyesiydi ve aynı zamanda Ruh Lambalarını zirveye ulaştırdıktan sonra yapması gereken bir ilerlemeydi. Onun bu sözlerinin ardından Dokuzuncu Tarikat öğrencileri sessizliğe büründüler ama sonra her yeri sarsan bir uğultu koptu. Herkes çığlıklar açıyor ve heyecanla bağırıyordu. Hatta kendi dağında olayı izleyen Dokuzuncu Tarikatın 7 Özlü Paragon'u bile güldü. "Pekala, planın buysa sana biraz yardımcı olayım," diye mırıldandı. "Bu veletler bizi çok sıkıştırdılar." Başını sağa sola sallayan Paragon gülümsedi ve elini salladı. Aniden muazzam bir gümbürtüyle beraber devasa bir büyü formasyonu ortaya çıktı. Işınlanma gücü yayılmaya başladı ve Meng Hao hemen portala doğru harekete geçti. Yan'er de Meng Hao'nun gelişim merkezinin gücüyle desteklenmiş bir şekilde onu takip etti. Aynı zamanda Dokuzuncu Tarikatın heyecanlı öğrencileri de portala doğru uçtular. Diğer tarikatların öğrencileri bir an şaşkına döndüler ve Meng Hao'nun biraz önceki sözlerinin ardından yüzleri biraz beyazladı. Fakat onlar da büyü formasyonuna doğru uçtular. Gümbürtüyle beraber ışınlanma portalı etkinleşti. Herkes sarsıldı ve grup ortadan kayboldu. Tekrar ortaya çıktıklarında sekizinci kıtadaki Sekizinci Tarikattalardı. Aniden bu kadar insanın gelmesi tüm Sekizinci Tarikatı sarstı. Meng Hao Sekizinci Tarikatta seslenirken Sekizinci Tarikat öğrencileri şaşkınlıkla kafalarını kaldırdılar. "Ben Dokuzuncu Tarikattan Fang Mu. Bugün buraya Sekizinci Tarikatın Engin Genişlik Mabedine meydan okumaya geldim!" Sesi havada yankılanırken ve daha Sekizinci Tarikat öğrencileri herhangi bir tepki veremeden Meng Hao ve Yan'er Engin Genişlik Mabedine doğru uçtular. Sekizinci Tarikatın onu durdurmak gibi bir şansı yoktu. Ne de olsa son on yılda diğer tarikatların Seçilmişleri birçok kez Dokuzuncu Tarikatın Engin Genişlik Mabedine meydan okumuştu. Meng Hao doğruca Engin Genişlik Mabedine yönelirken Yan'er de sayısız Sekizinci Tarikat öğrencisinden oluşan kalabalığın içinde heyecanla onu takip etti. Kısa süre sonra dağın eteğinde duruyorlardı. Meng Hao Yan'er'e baktı ve konuştu, "Yan'er, benimle gelmek ister misin?" Yan'er şaşkına döndü ve adeta nefesi kesildiğini hissetti. Olduğu yerde afallamış bir şekilde kalakaldı. Sadece ustasının bir dağın tepesinde durduğunu görmek istediğini söylemişti. Onu buraya getireceğini hiç hayal etmemişti. Ama sonra onu geziye götüreceğini söylediğini hatırladı. "Ben... Ben..." kekeledi. "Gelmek istemiyor musun?" diye sordu Meng Hao. "İstiyorum!" diye bağırdı bir an onu götürmeyeceğinden endişelenerek. Meng Hao içten bir kahkaha attı, ardından döndü ve Engin Genişlik Mabedine doğru yürümeye başladı. Yan'er takip etti. Meng Hao'nun koruması olduğu sürece bir ejderhanın göleti yada kaplanın ini bile onun için güvenli olacaktı! Meng Hao Yan'er’i Sekizinci tarikatın Engin Genişlik Mabedine doğru götürürken Dokuzuncu Tarikatın yüz milyondan fazla öğrencisi alkışlamaya başladı. Sekizinci tarikat öğrencileri ise pek mutlu görünmedi. Kısa süre sonra çan sesleri duyulmaya başladı. Bir kez çaldı. İki kez. Üç kez. Dört kez... durmadı! Çanlar çalarken Meng Hao Yan'eri dağın zirvesine doğru çıkarmaya devam etti. 10,000 basamak. 30,000 basamak. 70,000 basamak. 90,000 basamak.... 100,000. basamağa kadar devam ettiler! Birinci Gök zuhur ederken Engin Genişlik Mabedi gürledi. Ardından İkinci Gök. Ve Üçüncü Gök.... Tıpkı on yıl önceki sahne gibiydi, kelimelerle anlatılamayacak kadar inanılmaz bir şeydi. Herkes şaşkınlıkla dolup taşarken bir tütsülük sürede... on Gök'ün hepsi de ortaya çıktı! Bütün tarikatlarda çanlar çaldı. Dünya sarsılmıştı. Meng Hao Yan'er ile birlikte Onuncu Gök'ün üstünde durdu ve bulutlara bakarken saçları dağ meltemiyle dalgalandı. Çanların Vaftizinin Yan'er'e olan faydası ise tarif edilemezdi. Fakat bu iyi talih onun umurunda olmadı. Ustasının yanında durarak Gök ve Yer'i izlerken yüzü kızardı. Adeta kendinden geçmiş gibi hissetti. "Yan'er," dedi Meng Hao hafif bir sesle, "bulutlara bak, dağlara, gökyüzüne ve yere. Bu görüntüyü unutma. Görüşün ne kadar yüce olursa geleceğin de o kadar yüce olur. Aynı zamanda... kalbinde o kadar yüce olur. "Biz gelişimciler vücudu değil kalbi geliştiririz!" Bölüm İsmi: Bütün Tarikatların Mabetlerine Adım Atmak!
