I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1474: Dokuzuncu Tarikatı Kızdırmak
Bölüm 1474: Dokuzuncu Tarikatı Kızdırmak
Engin Genişlik Gezegeninden biraz uzaktaki yıldızlı gökyüzünde dönen üç burgaç vardı. Oldukları yerde sabitlenmiş halde gizemli ışıklar saçarak duruyorlardı. Işık parıltıları sanki ölüm aurasını temsil ediyormuş gibi sönük ve griydi. Fakat arasıra üç burgaç arasında kıvrılan parıldamalar görülebiliyordu. Meng Hao'nun gerçek benliği üç burgacın dışında saçları dalgalanır halde duruyordu. Burgaçlara nazaran çok küçük kalıyordu ama enerjisi onlarla eşit düzeyde kudretliydi. Hatta burgaçların düşmanca titreştiği bile söylenebilirdi. Meng Hao'nun anladığı üzere burası bir bakır ayna parçasına ev sahipliği yapan yerlerden birisiydi. Üçüncü gözünü açtı ve aniden burgaçları oluşturan pus kalkarak ortaya onların gerçek doğası çıktı. Üç burgacın içinde üç dünyanın olduğunu gördü. Gelişimciler yoktu, sadece tehlike, ölümcül araziler ve daha önce hiç görülmemiş sayısız canavar vardı. Ayrıca 8 Öz seviyesiyle kıyaslanabilecek son derece vahşi auralar mevcuttu. En şok edici ve güçlü dalgalanmalar ikinci portaldan geliyordu. İçeride oranın efendisi olan zirve 9 Özlü antik bir varlık vardı. Dikkatli inceleyince bu dalgalanmaların kaynağı ortaya çıkacaktı; o devasa, gezegen büyüklüğünde bir kertenkeleydi! Bu dünyanın tüm toprakları sanki bu kertenkelenin yüzeyindeydi ve Meng Hao'nun hissedebildiği üzere bakır ayna parçası onun gövdesinin içindeydi! Gözleri parıldayarak bir ışık ışınına dönüştü ve ikinci burgaçtaki devasa kertenkeleye doğru fırladı. Biraz sonra yıldızlı gökyüzünde şok edici patlamalar yankılandı. Bu sırada Engin Genişlik gezegeninde Meng Hao'nun klonu bir kez daha kapalı meditasyona girmişti. Yan'er tıpkı eskisi gibiydi ve olup bitenler yüzünden boş ve kafası karışık değildi. Her zamanki gibi canlı ve enerjikti ve ustasını görmeye gelen bütün kadın gelişimcileri reddetmeye devam etti. Fakat gece yalnız olduğunda aya bakıyor ve ustasının Chu Yuyan hakkında anlattığı hikayeyi düşünüyordu. Hikaye kalbini titretmişti ve yavaş yavaş geçmiş hayatıyla bir tınıya sebep oluyordu. Zaman geçti. Meng Hao'nun ziyaretçileri giderek azalırken Yan'er nihayet gelişim pratiği yapmaya zaman bulmaya başladı. Fakat Meng Hao'nun Engin Genişlik Mabedinin Onuncu Gök'ünü çağıran ilk kişi olması diğer tarikatların Seçilmişlerini de meydan okumaya sevk etmişti. Meydan okuma durumları basitti. Kendi tarikatlarındaki Engin Genişlik Mabetlerine gitmek yerine Dokuzuncu Tarikata geliyorlardı. Engin Genişlik Okulunda öğrencilerin bunu yapmalarını engelleyecek bir kural yoktu. Hatta bu tür şeyler geçmişte de olmuştu. Fakat sık yapılan bir şey değildi ve genelde sadece özel durumlarda olurdu. Ne de olsa rakip bir tarikatın Engin Genişlik Mabedinde meydan okumak birisinin kapısını çalıp onun bacağına tekme atmak gibiydi. Bu aslında bir bariz bir kışkırtmaydı. Fakat Meng Hao'nun Onuncu Gök'ü çağırması büyük bir hareketliliğe neden olmuştu. Diğer tarikatların ilk on Seçilmişi sessizliklerini kısa bir süre sürdürdükten sonra harekete geçmişlerdi. Ardından dokuzuncu kıtaya giderek Dokuzuncu Tarikatın Engin Genişlik Mabedine meydan okumaya başlamışlardı. İlk günden itibaren çan sesleri çalmaya başlamıştı. Neredeyse her gün aynı şey oluyordu; Engin Genişlik Mabedi çanının sesi havayı dolduruyordu. Diğer sekiz tarikatın Seçilmişleri sıraya girmişlerdi. İlk önce sekiz kişi gönderen Üçüncü Tarikatla başladı. Bu sekiz öğrencinin her biri İlk yüze kadar ilerledi ve iki tanesi ilk ona girdi. Elde edilen en yüksek sıra dördüncülüktü ama bu hala ilk on demekti. Daha sonra Dördüncü Tarikat geldi. Ardından İkinci ve Beşinci tarikatlar. Diğer tarikatların Seçilmişlerinin bu Engin Genişlik Mabedine akın etmesi sonucunda ilk otuzda sadece altı tane Dokuzuncu Tarikat öğrencisi kalmıştı! Ama sonra Altıncı Tarikat ve ardından Yedinci ve Sekizinci tarikatlar da geldi. Ardından bu altı beşe düşmüştü. Durum hala bir nebze kabul edilebilirdi ama sonra Birinci tarikatın gelmesiyle birlikte ortalık karıştı. Onların çabalarının ardından ilk otuzda sadece 4 tane Dokuzuncu Tarikat öğrencisi kalmıştı. Buna ek olarak sayısız Gök çağırılmıştı. Kimse Onuncu Gök'ü çağıramayıp sadece Altıncıyla kalsa da bu yine de şok edici bir gelişmeydi. Tabii ki kimse Meng Hao'dan birinci sırayı alamadı ama onun altında diğer tarikatların güçlü uzmanları sıralanmıştı. Dokuzuncu Tarikat öğrencileri için bu büyük bir aşağılanmaydı, sanki diğerlerinin ayakları altında ezilmiş gibilerdi. Bu büyük bir karmaşaya neden oldu. Birçok tartışma oldu ve kısa süre sonra küçük çaplı çatışmaların patlak vermesine neden olacak kadar öfkeler yükseldi. Fakat genel durum değişmeyecekti. Diğer sekiz tarikatın Seçilmişleri kendi Engin Genişlik Mabetlerini umursamıyor gibiydi ve Dokuzuncu Tarikatın birinciliğine karşı bir saplantıya düşmüşlerdi. Yavaş yavaş aylar geride kaldı. Dokuzuncu Tarikatın sıralamasında ilk binde aşağı yukarı dokuz yüz tanesi diğer tarikatlardan gelenler tarafından ele geçirilmişti. Dokuzuncu Tarikatta sadece yüz kişi kalmıştı. Tarikat diğer Seçilmişleri fiziksel olarak durdurmak gibi şeyleri yapamayacaktı. Bunu yaparlarsa gergin görünecekler ve hatta diğer tarikatların Seçilmişlerinin meydan okumasından korkuyor gibi duracaklardı. Dokuzuncu Tarikatın şuanki gücünü düşününce böyle bir şeyi asla yapmayacaklardı. Dokuzuncu Tarikatın Seçilmişleri böyle bir şeyi kabul edemezdi, ne de olsa onların da bir gururu vardı. Diğer Seçilmişlerin meydan okuması ve Engin Genişlik Mabedinde sahip oldukları sıraların giderek azalması sonucunda Dokuzuncu Tarikat adeta çıldırdı. Neredeyse bütün Seçilmişler ve hatta sıradan öğrenciler gelişim pratiğine iyice saplandılar. Daha fazla dışarı görevi aldılar ve daha fazla zorlu sınava katıldılar. Sadece gelişim merkezlerini yükselterek daha yüksek pozisyona geçebilirlerdi. Onlar güçlendikçe hiç tereddüt etmeden kendi Engin Genişlik Mabetlerine tekrar meydan okuyorlardı. Adeta tüm Engin Genişlik Okulunun bütün Seçilmişleri kendi zorlu sınavlarına girmek için Dokuzuncu Tarikattaki Engin Genişlik Mabedini seçiyordu. Ancak isimlerini o listeye yazdırarak gerçek anlamda şöhret kazanabilirlerdi. Bu moda durmadı. Bir yıl sonra Seçilmişler arasındaki savaş alanı ilk iki bine yükseldi. Bir yıl sonra ise ilk üç bin için mücadele edildi. Dokuzuncu Tarikat öğrencileri köpürüyordu ve sürekli çatışmalar patlak veriyordu. Geçen üç yılda insanlar sık sık Meng Hao'ya saygılarını sunmaya ve ondan bir şeyler yapmasını istemek için ziyarete geldi. Ama Meng Hao kapalı meditasyondaydı ve ziyaretçi almıyordu. Dokuzuncu Tarikat öğrencileri bunu anlayabiliyordu ama diğer tarikatların Seçilmişlerinin sürekli gelmesi onları adeta deliye çevirmişti. Özellikle Dokuzuncu Tarikatta ilk üç binde olanlar. Dokuzuncu Tarikattan olup o grubun içinde kalmayı başaranların da öfkesi artıyordu. Hatta Fang Mu'nun sadece ün kazanmaya çalıştığına dair dedikodular da yayılmaya başlamıştı. İnsanlar üç yıl önce yaşanan olayın sadece şans eseri olduğunu ve şuan ortaya çıkmaya cesaret edemediğini söylemeye başlamıştı. İlk başta bu dedikodular sadece orada burada dillendiriliyordu. Ama iki yıl geçtiğinde ve diğer tarikatlar Dokuzuncu Tarikatın Engin Genişlik Mabedinin ilk bin sırasının yüzde doksanını ele geçirdiğinde söylentiler iyice alevlenmişti. Artık tüm Engin Genişlik Okulu bunu konuşur hale gelmişti. "O yıl Fang Mu'nun olayı sadece bir gariplikti, o kadar. Beş yıldır kapalı meditasyonda ve hiç dışarı çıkmadı. Belli ki bizim meydan okumamız onu korkuttu ve saklanmasına neden oldu!" "Bu şans eseri bir olay olmasa bile Onuncu Gök'ü çağırdığında bir Felaket tecrübe ettiğini duydum. O muhtemelen ciddi şekilde yaralandı...." "Fang Mu'nun gelişim merkezinin ciddi biçimde hasar aldığına ve yüz yıl içinde herhangi bir gelişme gösteremeyeceğine dair bir bilgi geçti elime! Hatta gelişimi geri gidiyor!" Söylentiler yayılmaya devam etti. Dokuzuncu Tarikat öğrencileri Fang Mu ismi konusunda o kadar koruyucuydu ki bazı kavgalar bile meydana geliyordu. Fakat Dokuzuncu Tarikat dokuz tarikattan sadece bir tanesiydi, bu yüzden ne yapsalar da tüm Engin Genişlik Okulunun Seçilmişlerinin düşüncelerini sarsmaları imkansızdı. En sonunda bu söylentilere inanan insanların sayısı giderek artmaya başladı. Aynı zamanda diğer tarikatların gelişimcilerinin isim yapmak için Dokuzuncu Tarikatın Engin Genişlik Mabedine gelmeleri artık sıradan bir hal almıştı. Beş yıl daha geçti. Meng Hao on yıldır kapalı meditasyondaydı. Dokuzuncu Tarikatın Engin Genişlik Mabedi üzerindeki sürtüşmeler kaynama noktasına gelmişti. İlk 30,000'de sadece dört bin kadar Dokuzuncu tarikat öğrencisi vardı. Kendi Engin Genişlik Mabetlerinin diğer tarikatların Seçilmişleri tarafından zapt edilmesi onları mutlak bir aşağılanmaya boğuyor ve delirtiyordu. Şaşırtıcı şekilde artık ilk onda Dokuzuncu Tarikattan sadece iki Seçilmiş kalmıştı! Birinci sıradaki Meng Hao ve beşinci sıradaki başka bir Seçilmiş dışında geriye kalan sıralar diğer tarikatlar tarafından ele geçirilmişti! Aşağılanma ve sürtüşmeler daha da kötüye gitti. Yine de Dokuzuncu Tarikatın Paragonları ve diğerlerinin Paragonları olup bitenleri durdurmaya niyetlenmedi. Sürtüşmeler kontrolden çıkmadığı sürece bu olay Engin Genişlik Okulunun genel gücünün artmasına neden olacak bir yol olarak görülüyordu. Özellikle Dokuzuncu Tarikatta son on yıldaki baskıdan dolayı daha fazla Seçilmiş çıkmaya başlamıştı. Meng Hao'nun dağına onu bir şeyler yapmak için ikna etmeye gelen öğrencilerin sayısı da giderek artıyordu. Bir noktada aynı anda on bin öğrenci gelip gitmeye başladı. Yan'er bu olup bitenler yüzünden oldukça rahatsızdı. Son on yılda gelişim merkezi büyük bir sıçrama yapmıştı ve Meng Hao'yu yakalamanın yakınına bile gelmese de Tao Arayışı aşamasında, Ölümsüz Felaketi'ne oldukça yakındı. Bir gün meditasyon yaparken dağın dışındaki gürültü yüzünden gözlerini açmak zorunda kaldı. "En Kıdemli Kardeş lütfen dağından dışarı çık!!" "En Kıdemli Kardeş, Dokuzuncu Tarikat Engin Genişlik Mabedinin ilk otuz bininde sadece birkaç bin yere sahip kaldı. Lütfen aşağı gel!!" "En Kıdemli Kardeş, her yerde söylentiler dolanıyor. İnsanlar seni suçluyor. En Kıdemli Kardeş.... Dağdan aşağı in! On yıldır hayal kırıklığımız birikti ve bundan kurtulmak için yardımına ihtiyacımız var!!" Yan'er kaşlarını çattı. Son on yılda diğer tarikatlar durmadan meydan okuyarak Dokuzuncu Tarikatı kızdırırken bu olayı hayal kırıklığı içinde izlemişti. Ustasına bu durumu anlatmış ama bununla çok ilgilenmemişti. Dahası, son yıllarda gelişiminde kritik bir noktaya geldiği için Yan'er'e kendisini artık bu meseleyle ilgili rahatsız etmemesini söylemişti. "Çok can sıkıcı!" diye düşündü. "Bu insanların derdi ne, onlarım meydan okuyacak kendi Engin Genişlik Mabetleri yok mu? Dokuzuncu Tarikatta gösteriş yapmanın manası ne?" Soğukça homurdanarak odasından çıktı ve oraya gelen yoldaş öğrencileri teselli etmeye gitti. Fakat dışarı adım attığı anda kaşları çatıldı. Ziyarete gelen insanlar arasında tanımadık yüzler vardı. Bunlar diğer tarikatların Seçilmişleriydi. Dokuzuncu Tarikata sanki kendi evleriymiş gibi davranma noktasına gelmişlerdi ve ona soğuk gülümsemelerle bakıyorlardı.
