I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1441: Yemin!
Bölüm 1441: Yemin! On altı gün. Meng Hao'nun on altı gün boyunca Aşkınlık Kürsüsünde kalması kalabalığı mutlak bir şaşkınlığa boğmuştu. Jin Yunshan. Sha Jiudong. Tarikat Lideri. Hepsi de tam anlamıyla titremişti. Ardından Meng Hao Aşkınlık aurası yayarak gözlerini açtı ve herkes kalbinin titrediğini hissetti. Kan kırmızısı gözlerindeki anlatılmaz vahşilik onlara sanki antik zamanlardan bir vahşi canavara bakıyormuş hissi veriyordu. Meng Hao Aşkın değildi ve aslında Dokuzuncu Nazarı arka arkaya üç kez kırılmıştı. Fakat üçüncü yıkım gerçekleştiğinde ve Meng Hao gözlerini açtığında bilinci Aşkınlık Kürsüsünde kalmıştı. Aynı zamanda bölgeyi dolduran güçlü bir Aşkınlık havası onun etrafında vahşice dönen öfkeli bir burgaç oldu. Bu burgaç giderek yükselerek adeta Göklerle birleşmiş gibi göründü. Bu tamamen şok edici bir sahneydi. Sonsuz rüzgarlar çınlarken Tarikat Liderinin yüzü düştü ve geri çekildi. Jin Yunshan ve Sha Jiudong ile birlikte diğerleri de aynısını yapmaktan tereddüt etmedi. Herkes sunaktan 30,000 metre kadar uzaklaştığında orada çalkalanan vahşi aurayı hissedebiliyordu. Dört bir yanda gümbürtü yankılandı ve rüzgar hortumu öyle yüksekti ki adeta Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzünü kesip geçmişti. Hortumun merkezindeki Meng Hao kocaman açılmış gözlerle Göklere bakıyordu. Sanki Engin Genişlik'in ötesini görebiliyor, sanki kimsenin göremediği bir varlığa bakıyordu. "Sendin...." dedi kıpkırmızı gözlerle. Dokuzuncu Nazarın ilk yıkılışında kafası karışmıştı. İkincisinde de sarsılmıştı. Ama üçüncüde... şüphelerini doğrulamış ve aradığı cevaba ulaşmıştı. Gerçekten de gelişimine gizlice müdahale eden birisinin olduğunu teyit etmişti. Bu Dokuzuncu Nazarın ortaya çıkışını engellemeyi amaçlayan bir çeşit mutlak bir kuvvet gibiydi. Belki de onun Dokuzuncu Nazarı engellemek değil de Meng Hao'nun Şeytan'dan tekrar Ölümsüz'e geri dönmesini engellemek istediğini söylemek daha doğru bir tarif olacaktı. Ve bunun nedeni... "Yücegök, Ölümsüz'den korkar," diye mırıldandı sert bir sesle. Şimdi her şeyi anlamıştı. Eğer o tünelden geçmemiş olsa ve Yücegök'e dair o görüşleri yaşamamış olsaydı, eğer Yücegök'ün bir dünyayı tek bir parmakla yok ettiğini görmeseydi Dokuzuncu Nazarının neden sekteye uğradığıyla ilgili parçaları asla bir araya getiremeyecekti. Bu görüşleri yaşadığı için şuan Dokuzuncu Nazarın tamamlanmasını engelleyen ve fresklerdeki dünyayı yok eden Yücegök'ün aurasının tıpatıp aynı olduğunu söyleyebiliyordu. Onlar kesinlikle aynı tipte güçtü. Hatta... Dokuzuncu Nazarın üç kez başarısız olması yüzünden Meng Hao korkunç bir şey keşfetmişti. Beklenmedik şekilde bu Yücegök denilen güç görünüşe göre... Şeytan ile aynı kökene sahipti. Yücegök'ün müdahale ettiğini, Dokuzuncu Nazarın yıkımını sağladığını söylemek yerine bu işin hem Yücegök hem de içindeki şeytani güç tarafından yapıldığını söylemek daha doğru olacaktı. "Yücegök...." diye mırıldandı. Yücegök'e dair bir çok bilinmeyen, birçok soru vardı. Ve bunların cevapları henüz ortada yoktu. Hatta kalbinin derinliklerinde fresk görüşlerinde yaşadıkları yüzünden doğan birçok tahmin vardı. Dağ ve Deniz Alemine, Ölümsüz Tanrı Kıtasına, İblis Alemi Kıtasına ve Engin Genişlik Gezegenine dair tahminler. Ne yazık ki aklındaki birçok sorunun cevabı yoktu. Hatta analiz yapmak için kanıt yada ipuçları bile yoktu. Hatta Meng Hao'nun kalbinde bir parça da inanamama duygusu bulunuyordu. Ne de olsa gelişim pratiğinde yeni biri değildi. Birçok kez gözlerinle gördüğün şeyin aslında gerçek olmadığını tecrübe etmişti. Ama şuan Yücegök'ün varlığı konusunda emindi. Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzünde kesinlikle... Yücegök isimli bir varlık vardı. Dahası, Yücegök denilen varlıkla kendisi arasında da bazı bağlantılar mevcuttu. En nihayetinde... Meng Hao kendisini Ölümsüz'den Şeytan'a dönüşmeye iten bir şeyin olduğundan emin olmuştu. Ayağa kalkarken gözleri öldürme arzusuyla titreşti. O anda gökyüzü şiddetli gümbürtüyle doldu ve hortum yıkılmaya başlarken son derece güçlü bir yıkıcı güç ortaya çıkıyordu. Aşkınlık aurası parçalandı ve sunak şiddetle sallanmaya başladı. Çöken şiddetli baskı sanki tüm Engin Genişlik yıldızlı gökyüzünün çökmesi gibiydi. Engin Genişlik Okulundan herkes, Tarikat Lideri ve diğer ikisi bile kan tükürdü. 30,000 metreden daha geriye çekilirken herkesin yüzünde şaşkın ifadeler vardı. Sanki tüm kıta şiddetli ama sessiz bir çığlıkla dolmuş ve her yeri şiddetle sarsmaya başlamıştı. Meng Hao sunağın üstünde şiddetli baskıyla yüzleşti ve bir ağız dolusu kan tükürdü. Baskı ona boyun eğdirmeye çalışıyordu. Onun üzerine çökerek bacaklarının titremesine neden oldu. Sanki onu Göklerin karşısında diz çökmeye zorluyordu. Ama bundan fazlası vardı. Meng Hao'nun bakış açısına göre sanki bu baskı onun bir daha asla Şeytan'dan Ölümsüz'e dönüş yapmayı denememesi konusunda yemin etmesini istiyor gibiydi. Baskı artarken yüzünde son derece sert bir ifade belirdi. Gözle görülür biçimde sarsılıyordu ve kemikleri kırılmanın eşiğine geldi. Ama sonra aniden kafasını geriye attı ve gürültülü bir kahkaha kopardı. Şeytani Qi'si taşarken gözleri kıpkırmızıydı. "Bana gözdağı mı veriyorsun?" diye güldü. Çift elli bir büyü hareketi uyguladı ve aynı zamanda üçüncü gözü açıldı. Aniden çevredeki hayaletler tamamen ortaya çıktı. Göksel baskı altında sayısız hayalet titriyordu. Yine de yüzlerinde çılgınca bir vahşilikle birlikte sarsılmaz nefret dolu bakışlar vardı. Meng Hao bile şuan çöken baskının aurasının bu dünyayı yok eden Yücegök ile tamamen aynı olduğunu hissedebiliyordu. Yücegök tarafından öldürülen bu insan sürüsünün de bunu fark etmemesi mümkün müydü? "Ben, Meng Hao, tüm hayatım boyunca suçluluk hissetmeden gelişim pratiği yaptım. Dağlar ve Denizlerin Tao'sunu takip ettim. Yücegök, sen bile bana karşı tehdit yaratamazsın!" Meng Hao iki kolunu önüne doğru sallarken çılgınca kahkaha çınladı. Çevredeki hayaletler Meng Hao'nun iradesini ve kararlılığını hissettiklerinde kafalarını geriye atarak acı kükremeler kopardılar. Oradaki diğer gelişimciler hayaletleri göremiyordu ama onların sebep olduğu ani soğukluk istilasını hissedebiliyorlardı. Sayması imkansız miktarda hayalet vardı ve hepsi de hep bir ağızdan kükrerken ortak ses Göklere yükseldi. Bu baskı tarafından öldürüldükten sonra neden hayalete dönüştüklerini bilmiyorlardı. Ne de öldükten sonra hayattaki hallerine göre daha güçlü olduklarını anlamıyorlardı. Ama bildikleri şey bu güce karşı canlıyken karşı koyamamış olsalar da şimdi ölü haldeyken kesinlikle onunla dövüşeceklerdi! İlk hangisinin başlattığı belli değildi ama bir anda bütün hayaletler Meng Hao'nun etrafındaki girdap gibi dönen gelişim merkezi fırtınasına doğru uçtu. Göz açıp kapayıncaya kadar sayısız hayalet ona doğru uçmaya başladı ve fırtınanın daha da büyümesine ve güçlenmesine neden oldular. Sayısız hayaletin akın etmesiyle fırtına giderek genişledi. 300 metre. 3,000 metre. 30,000 metre. 300,000 metre. 3,000,000 metre. 30,000,000 metre.... Sonu gelmez bir şekilde merkezine sunağı alarak genişledi. En sonunda tüm birinci kıtayı kaplayarak tarif edilemez bir hortuma dönüştü. Devasa hortum topraklarda esti ve dağların titremesine, nehirlerin çalkalanmasına neden oldu. Fırtınanın içinde kalan Engin Genişlik Okulu insanları titriyordu ve etraflarında olup bitenleri hayretler içinde izliyordu. Hatta havada hafif çığlıkların yankılandığını duyabiliyorlardı. "İntikam. İntikam!" "Yücegök'ün parmağı tarafından öldürüldük, şimdi ölümde Yücegök'ü imha edeceğiz!" "Engin Genişlik Kıtasının intikamı Göklerin bile söndüremeyeceği bir alev gibi." Sayısız çınlayan ses tüm dünyanın sesi gibi bir uyumla devasa bir ses dalgasının fırtına içinde taşmasına neden oldu. Ardından Meng Hao ellerini kaldırdı ve Göklere doğrulttu. Karşılığında fırtına sayısız kükreyen hayaletle birlikte havaya doğru yükselmeye başladı. Görkemli bir ordu gibi Göklere hücum ettiklerinde bu asla unutulamayacak bir sahne yarattı. Tüm kıtanın ortak gücü, oradaki bütün hayaletler sanki Engin Genişlik'i yenmek ister gibi hücum etti. Ardından herkesin bakışları altında yukarıdaki gökyüzü hortum tarafından yırtıldı. Ötesindeki yıldızlı gökyüzü ve Engin Genişlik ortaya çıktı ama fırtına yükselmeye devam etti. Aniden parçalanmış Göklerde bir figür ortaya çıktı. Bulanıktı ve net bir şekilde görmek imkansızdı. Sislerin içinde durarak sonsuz hayalet ordusuna baktı, ardından bir elini itme hareketiyle uzattı. Sanki figürün önünde görünmez bir bariyer vardı ve sağır edici gürültüyle birlikte aşağı doğru hareket etmeye başladı. Hayaletler bariyerle karşılaştıklarında paramparça oldular ve ona karşı hiçbir şey yapamadılar. Güç farkı uçurum gibiydi ve bu uçurumu geçmek umutsuzdu. "Aşkınlık!" dedi Tarikat Lideri. "Bu... Aşkınlık gücü." Diğer herkes şok oldu. Meng Hao bira Aşkınlık aurası yaymış olsa da bu sadece bir nebzeydi. Bu figür ve onun elinin uzanışı... gerçek Aşkınlık gücünün ortaya çıkmasına neden olmuştu. Meng Hao sunakta olup bitenleri izliyordu. İçten içe sarsılmıştı. Aşkınlık gücünü hissedebiliyordu ve yarattığı fırtınanın, içindeki sayısız hayaletin bu görünmez bariyere hiçbir şey yapamayacağını ve hatta onu sarsmayı bile başaramayacağını anlamıştı. Göz açıp kapayıncaya kadar bariyer hortumun yarısını yok etti ve durmaksızın aşağı doğru inmeye devam etti. Meng Hao giderek yaklaşıyordu. Tarif etmek gerekirse Aşkınlık gücü ile Aşkın olmayan bir gelişimcinin gücünün kıyaslaması tıpkı bir damla su ile pus gibiydi. Pus nerede olursa olsun su damlasının kendisini geçip gitmesini engelleyemezdi. Bu durumda hortum ve hayaletler pustu ve o görünmez bariyer bir su damlası. Pusu sadece geçip gitmiyordu, her şeyi ezip geçiyor ve en ufak bir dirençle karşılaşmıyordu.
