I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1442: Tek Kelime!!
Bölüm 1442: Tek Kelime!!
Görünmez bariyerin ardındaki figür uzun saçlara sahipti ve uzun bir cübbe giyiyordu. Fakat gözleri dışında yüz hatları belirgin değildi. Bu gözler soğuk ve merhametsizdi, sanki içlerinde herhangi bir hayat belirtisi yoktu ve bu figür... bir silahtan fazlası değildi! Bir silah! Görünme bariyerin ardındaki figürü gördüğü anda Meng Hao'nun aldığı belirsiz hissiyat buydu. Aynı zamanda bariyer aşağı doğru inmeye devam etti. Hortum yıkılmaya devam etti ve içindeki hayaletler dağıldı. Yer sallandı ve gedikleri açıldı. Dağlar ve denizler gürledi ve her şey, sunak bile yıkılmaya başladı! Engin Genişlik Okulu insanları mutlak bir şok içindelerdi. Hepsi de olup bitenlere direnmek için gelişim merkezlerini deveran ettirdiler ama bu fayda sağlamadı. Nihai kriz anında Meng Hao'nun içindeki bronz lamba ışıl ışıl parladı. Sanki her an patlamaya hazırlanıyormuş gibi güç biriktiriyordu. Fakat bu olmadan önce aniden... uzaklardaki dokuzuncu kıtadan, devasa tahtta oturan devasa figürden zayıf dalgalanmalar yayılmaya başladı. Dalgalanma zayıftı ama ortaya çıktığı anda Meng Hao dokuzuncu kıtadan bir ses geldiğini duydu. İlk başta duyması zordu ama bir an sonra yükseldi. En sonunda bir kelime netleşti. Sanki bu kelime... DEF! Bu belli ki tek kelimeydi ve görünüşe göre bu "def" kelimesi müzik notası gibiydi. Dokuzuncu kıtadan çıkan bu kelime ilerlerken sekizinci kıtanın sarsılmasına ve ışığın sönmesine neden oldu. Sekizinci kıta karmaşaya düştükten sonra ses yedinci kıtadan geçti ve ardından altıncıya ulaştı. Gökyüzü titredi ve kükreme sesleri toprakları doldurdu. Her yer şaşırtıcı biçimde sarsıldı. Ve ses giderek Meng Hao'ya yaklaştı.... Ses beşinci kıtaya ulaştığında görünüşe göre değişmişti. Meng Hao'nun şuan duyduğu sanki "ol" idi. OL! Şuan sanki iki kelime söylenmemiş gibiydi. Uğultulu çığlıklar seslerin gelişine eşlik etti ve her yer titredi. Beşinci kıtayı geçti ve gürleyerek dördüncü, ardından üçüncü ve ikinci kıtaya ulaştı.... Birinci kıtaya ulaştığında patlayıcı sesler bütünleşti. Kelime ne "def" ne de "ol" idi. O tek bir kelimeydi. "DEFOL!" "DEFOL!!" "DEFOL!!!" Ses sonsuzca yankılandı. Gökleri şiddetle sarsan bir patlama gibiydi! Sanki bu ses en başından beri tek bir kelimeydi ama o kadar uzaktan o kadar hızlı gelmişti ki yol boyunca ikiye ayrılmış gibiydi. Ama şuan birinci kıtaya ulaştığında inanılmaz bir güçle taştı. Bu Gökleri yok edebilecek ve Yeryüzünü söndürebilecek bir güçtü! Birinci kıtada inanılmaz bir gürültü yankılandı. Dağlar ve denizler sallandı, çılgınca bir rüzgar çıktı. Gök ve Yer'de vahşi renkler dalgalandı! Her yeri ve her şeyi vahşice sarsabilecek tek bir kelime! Göksel kudreti ezen bir kelime. Bütün kainatı şok eden bir kelime. Görünmez bariyerin titremeye başlamasına ve ardından çatlaklarla dolmasına neden olan bir kelime. Bir an sonra bariyer tamamen parçalandı! Aynı kelime Gökleri sarsarak yukarıdaki bulanık figürün sanki muazzam bir kasırgayla vurulmuş gibi çarpılıp bükülmesine neden oldu. Ardından yok olmaya başladı. Bu tarif etmesi imkansız olan şok edici sahne sadece tek bir kelime tarafından yaratılmıştı! Devasa tahtta oturan figürün tek bir kelimesi her şeyi tamamen değiştirmişti. Yücegök'ün ezici kudreti dağılmış ve Gökler parçalanmıştı! Sanki bu kelime devasa bir ele dönüşerek Gök ve Yer'i süpürmüş ve ölüler şehri dışında her şeyi ezip geçmişti. Yücegök'ün iradesi bile direnememiş ve oradan sürülmüştü. Bu sahne Meng Hao'nun allak bullak olmasına neden oldu. Dönerek dokuzuncu kıtaya baktığında zihni şok içindeydi. Fakat o ses... sadece onun duyabildiği bir şeydi. Tarikat Lideri ve diğerleri onu tespit edememişlerdi. Tabii ki onlar yine de sarsılmışlardı ve bunun sesi ses değildi; olup bitenlerin Meng Hao tarafından yapıldığı yanılgısına düşmeleriydi. Meng Hao dokuzuncu kıtaya baktı ve aniden oraya gidip o kelimeyi mırıldanan figürü görme isteğiyle yanıp tutuştu. O kimdi? Belirsiz figür net şekilde Aşkınlık gücü yaymıştı ve tek kelimeyi mırıldanan figür ise adeta sonsuz güç ile dolu gibi hissettirmişti.... Böyle birisi... bir Aşkınlık gelişimcisi olmalıydı!! "O Patrik Engin Genişlik miydi...?" Meng Hao derin bir nefes alarak düşündü. Şuan aklına gelen tek tahmin buydu. Uzun bir anlık duraksamadan sonra Meng Hao elbise kolunu fiskeledi ve gelişim merkezi gücünü kontrol altına aldı. Gökyüzü sessizdi ve yer dingindi. Bir an öncesinde öfkeli kasırga vardı ama şimdi sanki hiçbir şey olmamış gibi her şey normale dönmüştü. Meng Hao gözlerini kapattı ve kalbinde sakinlikten eser yoktu. Çok fazla şok edici olay gerçekleşmişti ve o "defol" kelimesini söyleyen kişinin kim olduğunu bilmeyi derinden arzuladı. Yücegök'ün neden Ölümsüz’den korktuğunu ve Şeytan'ın gelişinin ne anlama geldiğini bilmeyi istedi. Şeytan'ın Yücegök ile ne alakası vardı ve neden... benzer kökenlere sahiplerdi!? Bunların ötesinde Dağ ve Deniz Aleminin neden yok olmaya mahkum edildiğini bilmek istedi. Sahne arkasında işleri manipüle eden bazı varlıklar vardı ve o varlık... Yücegök'ten başkası değildi. Her halükarda Yücegök ismi şuan Meng Hao'nun zihnine derince kazınmıştı. Ona göre bu bir ipucuydu. Bir an sessizce durduktan sonra gözlerini açtı. Bununla birlikte Engin Genişlik Okulu gelişimcilerinin nefeslerinin hızlandığını gördü. Olup bitenler yüzünden sakinliklerini korumalarına imkan yoktu. İlk önce aydınlanma arayışında on altı gün geçirmesi, ardından Gökleri sarsan Aşkınlık aurası. Ardından onları ezmek için gelen Göksel kudret. Tüm bunlar onları Meng Hao'ya karşı mutlak bir korkuyla doldurmuştu. Meng Hao bir an sonra sakinliğini kazandı ve ardından tekrar gözlerini dokuzuncu kıtaya dikti. Ardından üçüncü gözü yavaşça kapandı. Görüşü normale döndüğünde sunaktan ayrıldı. O anda Engin Genişlik Okulu gelişimcileri ona karmaşık duygularla bakıyordu. Bir anlık sessizlikten sonra tarikat Lideri boğazını temizledi ve tam bir şeyler söylemeye hazırlanırken aniden tüm kıta yalpaladı. Göklerde dalgalanmalar yayıldı ve görkemli ışık parlamaya başladı. Bu ışık tarif edilemez, sonsuz bir ısıya sahipti ve hemen birinci kıtadaki dondurucu soğuğu yok etmeye başladı. Fakat en önemlisi bu değildi. Meng Hao ve Engin Genişlik Okulu insanları için daha dikkat çekici şey ayaklarının altındaki zeminden otların büyümeye başlamasıydı. Göz açıp kapayıncaya kadar etrafları yeşim gibi yemyeşil oldu! Uzaklarda harabeler aniden zamanda geriye gitmiş gibi göründü ve normal hallerine geri dönmeye başladılar! Yavaş yavaş bir şehir oluştu ve uzaklarda bazı bölgelerde dağlar ve nehirler göründü.... Bu sadece onları çevresi için değil tüm birinci kıta için geçerliydi. Bu garip olay Tarikat Liderinin yüzünün düşmesine neden oldu. "Zaman doldu! Artık burada kalamayız. Eğer kalırsak... hepimiz öleceğiz! Meng Hao sen de burada hayaletleri kontrol edebilsen bile öleceksin!! "Hadi. Hepimiz hemen gidiyoruz!!" Tarikat Lideri bir ışık ışınına dönüşerek uzaklara doğru hızla fırladı. Diğer Paragonlar da neler olduğunun farkında gibiydi. Yüzleri titreşti ve Jin Yunshan ile Sha Jiudong da dahil hepsi uçmaya başladılar. Onların bu davranışlarını görünce Meng Hao'nun gözleri titreşti. Aynı zamanda bronz lambadaki alevin sönmeye başladığını hissetti ve hayaletlerle olan garip bağlantısı zayıfladı. Hiç tereddüt etmeden havalandı ve gruba katılarak kıtadan çıkan köprüye doğru hızla fırladı. İlerlemeye devam ederken tarikat Lideri meseleyi Meng Hao'ya açıkladı. "Ölüler şehri açıldığında burada belli bir zaman sınırı var. Eğer on gün içinde birinci kıtaya ulaşamazsan dış bölgede garip bir şey olacak. Bir seferinde neredeyse zaman periyodunu aşmıştık ve... kıtanın dışındaki harabeler antik hallerine geri dönmüştü. Hatta yaşayan insanlar bile vardı. Ama sonra garip bir şey oldu. Hepsi öldüler.... "O zamanda bizden bazı insanlar da öldü.... "Birinci kıtaya vardığında zaman limiti bir ay. Eğer bu sürede ikinci kıtaya geçemediysen ölüler şehrinden ayrılman lazım! "Zaman sınırını aşınca kıtanın dışında gerçekleşen garip olayları düşününce kıtada neler olabileceğini ancak hayal edebilirim. "Bu ölüler şehrinin tüm Engin Genişlik'teki en tehlikeli yer olduğunu söylesem abartı olmaz. Burası 9 Öz seviyesindeki insanlar için bile kısıtlı bir bölge. "Şuan ayrılmaktan başka şansımız yok. Tekrar geri dönmemiz için en kısa süre bir yıl. Bunun ardından umarım ikinci kıtaya ulaşabiliriz. Eğer ulaşırsak içeride biraz daha fazla kalabileceğimizi umuyorum." Meng Hao tarikat Liderinin açıklamalarını dinlerken hayaletlerle olan bağlantısının kaybolduğunu hissediyordu. Kısa süre sonra bağlantı tamamen yok oldu ve bronz lamba tamamen karanlığa gömüldü. Arkasına dönüp baktığında yüzü titreşti. Bunun ardından zihni allak bullak oldu. Bütün o harabelerin eski görkemli hallerine geri döndüklerini gördü. Yeryüzünde adeta serp gibi var olan şehirleri gördü. Aniden ortaya çıkan heykeller ve daha önce orada olmayan dağların yükseldiğini gördü.
