I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1427: Altıncı Paragon'u Ezmek!
Bölüm 1427: Altıncı Paragon'u Ezmek!
Gümbürtü sesleri yankılanırken Altıncı Paragon'un yüzü düştü. Geri çekilmek için ışınlandığında biraz önce bulunduğu yer ezilip yok edildi.
Yer sallandı ve gümbürtülerle birlikte büyük bir çukur oluştu. Meng Hao yıldırım gibi fırlarken etrafını saran Şeytan yüzü hızlandı. Göz açıp kapayıncaya kadar Altıncı Paragon'a ulaştığında ondan yayılan Şeytani Qi her yerin sallanmasına ve bölgede parlak ışıkların oluşmasına neden oldu.
Altıncı Paragon'un göz bebekleri büzüldü ve elini bir kavrama hareketiyle salladı. Elinde beliren uzun sancağın üzerinde çeşitli kükreyen, vahşi canavarların görüntüsü vardı. Sayısız türden yaratık arasında ejderhalar bile vardı!
“Her Şeyi Yiyen Canavar Sürüsü!” diye bağırarak sancağı havada salladı. Aniden sancağın içindeki sayısız canlı dışarı akın etti. Bir canavar denizi vahşi Şeytan suratına doğru akın etti.
Göz açıp kapayıncaya kadar iki kuvvet çarpıştı ve ortaya çevredeki her şeyi parçalayan ve havayı bozan bir patlama çıktı. Adeta iki devasa dağ yıkılıyor gibi yer sallandı ve devasa bir toz bulutu kalktı!
GÜÜM!
Meng Hao gözle görülür biçimde sarsıldı ama aynı zamanda Altıncı Paragon bir ağız dolusu kan tükürdü ve sancak paramparça oldu.
Bu, dövüşün kritik bir anıydı. Altıncı Paragon bu durumdan faydalanarak bir yandan kan tükürürken bir yandan da uzaklaştı. Ardından patırtı sesleriyle birlikte çok sayıda hayalet görüntü ortaya çıktı. On binlerce Altıncı Paragona benzeyen gölge dört bir yana dağılırken hangisinin gerçek benliği olduğunu anlamak imkânsızdı.
Altıncı Paragon Meng Hao ile daha önce dövüşmüştü ve ona karşı bir korkusu vardı. Bu yüzden uzun süreli bir dövüşe niyetli değildi ve hemen kaçmaya çalıştı.
Meng Hao soğuk bir homurdanmayla birlikte üçüncü gözünü açtı. Dünya Hayalet Şehir ve içindeki sayısız figürle doldu. Aynı zamanda Meng Hao hemen on binlerce gölgeden hangisinin gerçek Altıncı Paragon olduğunu buldu.
“Kaçamazsın,” dedi soğuk bir sesle. Sesi yankılandığında harekete geçerek gölgelerden birinin karşısında belirdi. Ardından bir yumruk saldırısı yaptı.
Bu Tanrı-Katleden Yumruk'tu!
Gümbürtüyle birlikte gölge dağıldı ve Altıncı Paragon bembeyaz bir suratla ortaya çıktı. Hemen yüzünde vahşi bir ifadeyle hızla geri çekildi. Fakat daha uzaklaşamadan önce Meng Hao parmağını sallayarak Sekizinci Şeytan Mühürleme Nazarı'nı kullandı.
Meng Hao'nun şuan sahip olduğu savaş hüneri sayesinde Sekizinci Nazar 9 Özlü Paragonları bile etkileyebilecek kadar güçlüydü. Aniden duraksayan Altıncı Paragon'un yüzü düştü. Hemen kendine gelse de kısacık bir duraksama böyle bir dövüşte çok uzun bir süre sayılırdı.
Meng Hao ona doğru bir yumruk saldırısı daha başlattığında gümbürtü koptu. Fakat o anda Altıncı Paragon'un derisi kıpkırmızı oldu ve kana benzeyen bir parıltı yayılarak yumruğu engelleyen bir kalkana dönüştü.
Meng Hao'nun yumruğu kan renkli kalkana çarptı ve kankan bozulurken Altıncı Paragon geriye doğru sendeledi.
Fakat bununla birlikte Meng Hao bir yumruk saldırısı daha yaptı, ardından bir tane daha. Gümbürtülerle birlikte kan renkli kalkan karşı koymaya çalıştı. Üçüncü yumruk indiğinde kalkan parçalandı ve yumruk Altıncı Paragon'un göğsüne geldi.
Ağzından kan geldi ve bir uyuşma hissi tüm vücudunu sardı. Gelişim merkezi bile dengesizleşti ve ruhu titredi.
“Lanet olsun, Jin Yunshan bariz şekilde yardıma ihtiyacım olduğunun farkında ama cevap vermiyor. Sadece yola çıkan Yaşlı Sekizinci var. O çok uzakta değil ama yine de buraya varması için biraz zaman gerek!!”
“Bu Meng sadece değil değil aynı zamanda savaşta önceliği ele alma konusunda çok usta. Bana bir şey yapma fırsatı vermediği için bütün gücümü bile kullanamıyorum!” Meng Hao yaklaşırken Altıncı Paragon öfkeli bir kükreme kopardı. Bu noktada kendini bu dövüşten kurtaramayacağını anlamıştı. Belli ki Meng Hao Meng Hao tamamen onu imha etmeye odaklanmıştı.
Bu durumda kaçmak yerine ölümüne savaşmak daha iyi olacaktı. Hatta tek umudu savaşı Sekizinci gelinceye kadar uzatmaktı. Ardından ikisi birlikte dövüşebilir ya da kaçabilirlerdi. İki şekilde de durum değişecekti.
“Meng Hao, şansını çok zorluyorsun!” diye bağırdı. Hala vücudu kıpkırmızıydı ve çift elli bir büyü hareketi uyguladı. Aniden Öz gücünü serbest bırakmasıyla birlikte arkasında duman gibi bulutlar belirdi. Duman devasa bir siyah kafaya dönüşerek Meng Hao'ya doğru onu yemek istiyormuş gibi fırladı.
Meng Hao buz gibi bir ifadeyle harekete geçti ve azur ankaya dönüştü. Anka siyah kafa ile çarpıştı ve onu delerek yok etti. Altıncı Paragon çeşitli yaralarından kanlar fışkırırken acıyla çığlık attı. Tam geri çekilmeye hazırlanırken azur Anka ışınlandı ve doğruca onun önünde belirdi ve ardından vücuduna doğru fırladı.
Bu şiddetli, ölümcül bir durumdu. Altıncı Paragon öfkeyle bağırdı, elleriyle büyü hareketi uygulayarak etrafındaki bütün ışığın yok olmasına neden oldu. Dokuzuncu Özü olan gecenin karanlığını çağırdığında her yer kararmıştı.
Gece karanlığı bütün ışığı yok edebilecek, her şeyin rengini siyaha dönüştürebilecek bir şeydi. Bütün varlıklar silinecekti. Bu Öz büyüsü Altıncı Paragon'un kozuydu ve köşeye sıkıştığı anda hiç tereddütsüz onu kullandı.
Fakat Öz patladığında ve Gök ve Yer'i kararttığında Meng Hao'nun gözleri titreşti. Etrafını saran sonsuz öldürme arzusunu hissedebiliyordu. Sanki vücudunu başka bir şey kontrol ediyormuş gibi hissetti, sanki etrafını sonsuz bir soğukluk sarmıştı ve içine sızarak ruhunu silmek istiyordu.
Meng Hao aniden gülerek konuştu: “Bir seferinde birisi vücudumu bozmak, ruhumu kirletmek istemişti. Ona izin verdim ve bunu kolayca yaptı. Ve şimdi sen de benzer bir Öz büyüsünü bana karşı kullanıyorsun...”
“Bu gece karanlığı Özü Gök ve Yer'in üstünü örtebilir. Fakat içimdeki Şeytani Qi Engin Genişlik'i kaplayabilir...” Bununla birlikte Meng Hao mücadele etmedi ve gece karanlığının tüm vücuduna girmesine izin verdi. Fakat işlem yavaş ilerlediği için ağzını açtı ve onu isteyerek içine çekti.
Neredeyse anında gece karanlığı titremeye başladı. Göz açıp kapayıncaya kadar Meng Hao adeta bir kara deliğe dönüşmüştü. Sonsuz karanlık... Ağzından içeri akarken her yer titredi!!
Bu sahne şok ediciydi ve Altıncı Paragon'un yıldırım çarpmış gibi hissetmesine neden oldu. Meng Hao'nun gece karanlığını ağzıyla emdiğini görünce gözlerinde şaşkınlıkla parladı. Saçları dalgalanaman Meng Hao Altıncı Paragon'un daha önce hiç karşılaşmadığı bir aura yaymaya başladı.
Bu habis ve çeşitlilikle dolu bir auraydı. Bu Ölümsüz gibiydi, aynı zamanda bir Tanrı ve İblis gibi. Hızla değişiyordu ve Gök ve Yer'in titremesine neden oluyordu. O anda Meng Hao bir dünyanın Tao'su gibiydi ve elbise kolunu fiskelediğinde her şey yıkılmaya başladı.
Altıncı Paragon aniden dokuzuncu Özü'nün... İçinde kaybolmaya başladığını hissedince daha da şaşırdı.
“Ö-özümü mü... Tüketiyor? S-s-sen...” Altıncı Paragon korkuyla doldu. Gözlerinde öfkeyle kükreyerek geri kaçtı. O anda Meng Hao ile dövüşme düşüncesinden tamamen kopmuştu. Bunun yerine var gücüyle kaçarken arkasında ardıl görüntüler bıraktı.
Meng Hao'nun ağzında vahşi bir gülümseme kıvrıldı. Altıncı Paragon kaçmaya başladığı anda Meng Hao üç adım attı ve bu adımların her biri her yeri şiddetle salladı.
Üç adımın ardından enerjisi tüm dünyanın yerini almış gibi bir seviyeye yükseldi. Aniden Altıncı Paragon'u tarifsiz bir ölümcül kriz hissi doldurdu.
“Beni öldürecek!!” diye düşündü. Eliyle kafasına vurdu. Zihni monoton bir sesle dolarken bilinmeyen gizli bir büyü kullandı. Kızıl derisinden yükselen yeşil dumanla birlikte hızı ciddi ölçüde arttı. Kısacık bir anda 500 kilometre uzaklaşmıştı.
Gözleri öldürme arzusuyla kaynayan Meng Hao dört adım daha attı. Her adımda Gök ve Yer titredi. Dördüncü adımda 500 kilometre öteye ulaşmıştı. Ardından beşinci ve altıncı adımları attı ve onlarda aynı şekilde çarpıcı ve görkemliydi.
Altıncı Paragon'un yüzü bembeyaz oldu ve içindeki kriz hissi daha da büyüdü. Dövüşme isteğini tamamen kaybetmişti ve kozu olarak gördüğü dokuzuncu Özü'nün kaybolduğunu hissetmesi tüylerini diken diken etti. Ardından Meng Hao'nun enerjisinin yükseldiğini hissetti ve adeta Tarikat lideri ya da Jin Yunshan gibi zirve 9 Özlü bir uzmanla dövüşüyor gibi hissettiğini fark edince beyni allak bullak oldu.
“Lanet olsun!” diye bağırdı. “Bu... Bu İblis Alemi'nden Yedi Tanrı Adımı!!” Yedi Tanrı Adımı'nda en büyük enerji patlamasının yedinci adımda geldiğini biliyordu. Bu adımla birlikte kişinin zihni, hayat kuvveti, gelişim merkezi ve diğer her şeyi daha yüksek bir seviyeye çıkacaktı. Göz açıp kapayıncaya kadar bir patlamaya yol açacak ve savaş hüneri inanılmaz bir artış gösterecekti.
Meng Hao yedinci adımı attığında Altıncı Paragon'un görüşü kıpkırmızı oldu. Fakat bu kriz anında uzaklarda oraya doğru hızla gelen bir ışık ışını belirdi.
Sekizinci Paragon gelmişti!
“Yaşlı Dokuzuncu ne yapıyorsun? Ne cüretle yoldaş tarikat üyelerini öldürmeye çalışırsın. Hemen geri çekil!!” Sekizinci Paragon'un sesi gök gürültüsü gibi çaktı ve gümbürtü sesleri bulutları bile titretirken kendisi hızla ileri fırladı.
Altıncı Paragon'un gözleri keyifle doldu ve hemen Sekizinci Paragon'a doğru yöneldi. Tam bu anda Meng Hao yedinci adımını tamamladı!
Gök ve Yer sallandı. Gökyüzü Meng Hao'nun yüzünün şeklini aldı ve yer simsiyah oldu. Bölgeyi dolduran engin bir cani aura Meng Hao'nun sağ elinde Sekizinci Nazar Özü formunda yoğunlaştı!
Bu... Uzaysal Nazarlamaydı!
Şaşırtıcı şekilde Altıncı Paragon'u tamamen mühürlemeyi hedefliyordu. Etrafındaki uzayı, gelişim merkezini ve hayatını mühürleyecekti!
Mühür işareti ortaya çıktığı anda gelmekte olan Sekizinci Paragon'un yüzü düştü.
“Meng Hao, canına mı susadın!?!?” Bu noktada Meng Hao'ya Dokuzuncu Paragon bile dememişti!
Altıncı Paragon'un beyni dönüyordu ve kriz hissi tarafından tamamen boğulmuştu. Sanki Meng Hao tüm dünyanın yerini almıştı ve sağ eli inerken Altıncı Paragon bağırdı.
“Beni asla mühürleyemeyeceksin Meng Hao!!” Adeta risk alarak o anda elinden gelen tek şeyi... Özlerinden birini patlatmayı göze almıştı!
