Series Banner
Novel

Bölüm 1428

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1428: ####

Bölüm 1428: ####

Sonsuz bulut ve sis yoğunlaşarak gökyüzünü kaplayan devasa bir ele dönüşürken Gökler kaynadı. Sanki bu el Göklerin yerini almış gibi devasa, yıkıcı bir mühür gücü saçıyordu!

Görünüşe göre bu el indiğinde kişinin gelişim merkezini, hayat kuvvetini, ruhunu... Her şeyini mühürleyebilirdi!

Gök sarsan, Yeryüzü parçalayan bu sahne Altıncı Paragon'un zihnini alt üst etti. Kalbinde benzersiz bir tehlike hissi uyanmıştı; eğer güçlü bir karşı direnç ortay koymazsa kesinlikle öleceğinden emindi!!

Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzünde 9 Özlü Paragonlar esasen yenilmezlerdi ama bu durum böyle bir ölüler şehrinde ya da zirve 9 Özlü Paragonlarla karşı karşıya geldilerse geçerli değildi. Bu şartlar altında Altıncı Paragon'un kalbinde ölümün gölgesi dolanmaya başladı.

Acınası bir kükreme kopardı. Bu kritik anda hiç tereddüt etmeden tek seçeneği olan Özlerinden birini imha etme kararını vermişti!

Bedeli büyük olacaktı. Sonraki on bin yıl boyunca artık 9 Öz değil 8 Öz gücü kullanabilecekti.

Hayatta kalma fırsatı kazanmak için bir Özünü feda ediyordu. Eğer ölümcül mühür işaretinden kaçınabilirse Sekizinci Paragon ile güçlerini birleştirebilirlerdi. En nihayetinde gelişim merkezi düşüşü onun hayatta kalmasını sağlayabilirdi!!

“Meng Hao!” Altıncı Paragon nefret dolu bir öfkeyle bağırdı. Sesi yankılandığında ellerini genişçe açarak bir siyah beyaz hortumun çıkmasına neden oldu. Hortum dönerken gri renge büründü ve Öz aurası titreşimleri ortaya çıktı. Bu titreşimler 8 Özlü Paragonları bile titretebilecek kadar güçlüydü; Altıncı Paragon'un Meng Hao'ya karşı savunma yapmak için ne kadar ileri gittiğini gösteriyordu.

Hortumun havada devasa Göksel ele doğru ilerleyişi görülmeye değer bir sahneydi.

İki kuvvet çarpıştıklarında adeta yer ve gökyüzü birbiriyle çarpışmıştı. Göksel elin üstünde elbisesi dalgalanan Meng Hao canice bir aura yayıyordu ve ifadesi buz gibiydi. Aşağıdaki Yeryüzü hortumunun altındaki çıldırmış Altıncı Paragon'un saçları ve elbisesi darmadağındı.

GÜÜÜMMMM!

Tüm bunları tarif etmek zaman alsa da birkaç nefeste olup bitmişti. Göz açıp kapayıncaya kadar devasa el ve vahşi hortum birbiriyle çarpıştı.

Sonuçta ortaya çıkan patlama Gök ve Yer'i yok edebilecek kadar gürültülüydü. Sanki var olan her şey parçalanmıştı!

Tek Özü'nü imha eden Altıncı Paragon acıyla haykırdı. Sadece bir Öz olsa da onun için bu Öz'ü patlatmak dokuzunu da patlatmak gibiydi. Gümbürtü sesi yükselirken hortum bir ejderha gibi eli yemeye çalıştı.

Hortum ne kadar çılgınca uğuldasa da Meng Hao'nun mühür işaretini barındıran Göksel el aşağı doğru itmeye devam etti. Hortum parçalandı ve Altıncı paragon'un patlayan Özünün gücü dört bir yana yayılan bir şok dalgasına dönüştü. Aşağıda devasa bir çukur açıldı ve el tamamen yok edilmese de patlamayla birlikte dört parmağı silinmişti.

Son parmak aşağı doğru engele uğramadan devam etti. Fakat mühürleme gücünü kaybetmişti. Altıncı Paragon kan tükürdü ve aniden binlerce yıl yaşlanmış ve yüzü solmuştu. Benzersiz bir zayıflık hissetti ama yüzünde vahşi bir ifade oluştu ve kahkahalarla geri çekilirken gözlerinden nefret fışkırıyordu.

“Beni öldüremezsin Meng Hao! Bugün aramızda ektiğin düşmanlığı asla unutmayacağım!!” Altıncı Paragon'un Meng Hao'ya karşı duyduğu nefret artık zirve noktasına gelmişti. Fakat konuştuğu sırada patlamanın kuvvetinden yararlandı ve elinden gelen bütün gücü kullanarak Sekizinci Paragon'a doğru fırladı.

Aynı şekilde Sekizinci Paragon da ona doğru geldi. İkisi birleştiklerinde Meng Hao bile şuanki savaş hüneri seviyesiyle onlarla dövüşemeyecekti.

Meng Hao bunu biliyordu, Altıncı Paragon ve Sekizinci Paragon da biliyordu.

Bu ölümcül savaşın sonlanmaya yakın olduğunu görünce Sekizinci Paragon bile rahatlamış gibi iç geçirdi. Onun tahminine göre Meng Hao tam bir aptal değilse dövüşe devam edemeyeceğini fark ederdi. Eğer dövüşe devam ederse kendini son derece kötü bir pozisyona sokacaktı. Ne de olsa iki Paragonun dövüşünden doğan şok dalgaları en sonunda diğer Paragonlar tespit edilecek ve bu olduğunda dövüş kesinlikle devam edemeyecekti.

Bu yüzden Sekizinci paragon'un daha sonrasında ne olacağını hayal etmesine imkân yoktu. Gördüğü şey onu daha fazla şaşırtamazdı.

Mutlak imkânsızlık olarak düşündüğü şey aniden tamamen mümkün hale geldi!

Gökyüzünde duran Meng Hao aşağıda geri çekilen Altıncı Paragon ve Sekizinci Paragon'a soğuk gözlerle baktı.

“Eğer seni öldüreceğimi söylediysem öleceksin,” dedi sakin bir tonla. Bu sözler daha önce Altıncı Paragon'un üzerinde iz bırakmakla alakalı konuştuğu zamana benziyordu.

Sesi yankılandığında Altıncı Paragon'un kalbi içinde garip bir şekilde gümlemeye başladı.

Tam bu noktada Meng Hao sağ ayağını kaldırdı ve ardından bir adım yürüdü. Ayağı indiğinde zaman Özü etrafında yayıldı. Garip bir şekilde yürümeye başladı ve bununla birlikte etrafındaki zaman Özü güçlenmeye başladı. Göz açıp kapayıncaya kadar etrafındaki dünya zaman bakımından etkilendi!

Son adımını attığında ortadan kayboldu. Aynı anda bölgede zaman geriye doğru akmaya başladı. Bu etkiye karşı Altıncı Paragon'un irade gücü bile bir şey yapamadı. Bir an önce Sekizinci Paragon'a doğru koştururken şuan tam tersiydi. Hala yüzünde o keyifli ifade vardı ve kalbi güm güm atarken aniden... geriye doğru hareket etmeye başladı!!

Sekizinci Paragon'un bakış açısına göre o geri çekiliyor gibiydi! Göz açıp kapayıncaya kadar Altıncı Paragon Sekizinciden uzaklaştırıldı.

Daha sonra Özlerinden birinin imhasıyla ve Göksel el tarafından oluşan patlama aniden geri emildi. Sanki zaman çizgisindeki her şey etkilenmişti!

Tam bu noktada Meng Hao aniden Altıncı Paragon'un karşısında belirdi. Sanki Meng Hao zamanda istediği bir noktaya basitçe yürümüş gibiydi. Bu sahne Sekizinci Paragon'un aniden tüylerinin diken diken olmasına ve zihninde yıldırımlar çakarken duraksamasına neden oldu.

“Zaman... Zamanın Özü!! Hayır, zamanın Özü böyle bir auraya sahip değil. Bu... Bu...” Sekizinci Paragon derin bir nefes aldı. Meng Hao'nun Altıncının karşısında belirmesini, ardından uzanmasını ve adamın alnına dokunmasını afallamış bir halde izledi. Ardından eli Altıncı Paragon'un etrafında hareket etti.

Bir gümbürtüyle birlikte Altıncı Paragon titredi; başından sonuna kadar olanlara karşı direnç ortaya koymaktan aciz kalmıştı. Sanki önündeki Meng Hao'yu bile görememişti.

Meng Hao'nun elinden çıkan bir ışık alanı onu kaplarken herhangi bir karşılık vermedi. Vücudu, gelişim merkezi ve ruhu mühürlenmişti. Onunla ilgili her şey mühürlenmişti!

Gümbürtü sesleriyle birlikte Altıncı Paragon... Meng Hao'nun avucuna doğru süzülen bir resme dönüştü!

Meng Hao resmi aldı. Yanakları biraz kızarmıştı ama buz gibi gözlerle Sekizinci Paragon'a döndü.

Sekizincinin beyni dönüyordu ve titremeye başladı. Yüzünde mutlak bir şaşkınlık doldurdu ve içinde dehşet hissi uyandı.

“Bu... Bu zamanın Tao Kaynağı formunda bir parça Tao Kaynağı aurası!!” Buz gibi bir soğukluk vücudunda yayılarak her yerini dolduran Sekizinci Paragon sarsıldı. Ardından çığlık atarak kaçtı.

Aslında bu adam Meng Hao'nun ne kadar güçlü olduğunun farkındaydı. Ölüler şehrine gelmeden önce Altıncı Paragon ile olan dövüşü onun ne kadar korkunç biri olduğunu kanıtlamıştı. Bu yüzden Sekizinci Paragon onu kızdırmak istememişti. Fakat altın cübbeli genç adam Jin Yunshan'ın emirleri doğrultusunda Meng Hao'ya köprüde saldırmaktan başka seçeneği olmamıştı.

O da diğer herkes gibi onun öldüğünü düşünmüştü. Ne de olsa kimse uçuruma düştükten sonra hayatta kalamazdı. Meng Hao'nun hala hayatta olabileceği hiç düşünmemişti.

Altıncı Paragon'dan yardım talebini aldıktan sonra hemen buraya gelmişti. Geldiğinde mutlak şok edici bir savaşa şahit olmuştu. Ardından Meng Hao'nun imkânsızı mümkün kıldığını görmüştü. Ayrıca Özü kesinlikle aşan, Tao Kaynağı özellikleri taşıyan bir uzay zaman karışımıyla korkunç bir mühür yarattığını görmüştü!

“Kaçmayı mı planlıyorsun?” Meng Hao sakince sordu. Bu kelimeler ağzından çıktığı anda Sekizinci Paragon sağ elini kaldırdı ve kafasının üstüne vurdu. Gümbürtülerle birlikte vücudu kurudu, muazzam miktarda hayat kuvveti dışarı patladı ve hatta ömrünün bir kısmını feda ederek büyük bir hız artışı elde etti. Göz açıp kapayıncaya kadar büyük bir mesafe kat etmişti.

Korkmuş, hatta dehşete düşmüştü. Meng Hao'nun sadece bir sorusuyla birlikte elinden gelen her şeyi kaçmak için kullanmıştı. Ne de olsa Altıncı Paragon'un sonuna şahit olmuştu.

Meng Hao şaşkınca bakakaldı. Altıncı Paragon'un kaçış yöntemi Sekizinciyle kıyaslanamazdı bile. Sekizinci Paragon hiçbir iz bırakmadan gitmişti ve belli ki onu kısa zamanda yakalamak mümkün olmayacaktı.

Meng Hao kaşlarını çattı. Görünüşe göre... Sekizinci Paragon'u böyle kaçmaya yöneltecek kadar dehşete düşürmüştü.

“Pekâlâ, acelesi yok. İşleri yavaş ve sakince halledeceğim. Kaçabilir ama nereye gittiğini biliyorum.” Bir an sonra Meng Hao soğukça güldü ve ardından bir adım atarak Engin Genişlik'in dışındayken gördüğü yere doğru yöneldi: altın cübbeli adam ve diğerlerinin beklediği merkez bölgesi.

Bölüm İsmi: Dehşet İçinde Kaçan!

32 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1428