I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1425: Fresklerde Geçen Çağlar
Bölüm 1425: Fresklerde Geçen Çağlar
Zaman geçti ve kısa süre sonra Meng Hao titremeye başladı. Gözleri berraklaştı ve nefesi kesilmiş halde birkaç adım geriledi, fresklerin görülerine bakarken kalbi şaşkınlık dalgalarıyla vuruldu.
“Yücegök...” diye mırıldandı. Kalbinde sayısız soru ortaya çıktı ama biraz düşündükten sonra gözlerinde ışıltıyla taş odadan ayrıldı ve tünel boyunca ilerledi.
Tünelde ilerlerken yukarıdaki birinci kıtaya bağlanan köprüde birçok figür ilerliyordu. Eğer Meng Hao orada olsaydı son 30,000 metreyi geçmek Engin Genişlik Okulu için güvenli bir şekilde kolayca geçilecekti.
Ama Meng Hao gittiği için grup nihayet bölgenin gerçek tehlikesini yaşamışlardı. Sadece 15,000 metre ilerledikten sonra birçok zayiat vermişlerdi bile.
9 Özlü Paragonlar bile kayıplar yaşamıştı; bütün klonları yok olmuş ve gerçek benlikleri kötü durumdaydı. Seyahatin son 15,000 metresinde herkes hayatta kalmak için en güçlü becerilerini ve kozlarını ortaya koydular.
Tüm bunlarla birlikte en sonunda sona ulaşmışlardı ama bu sırada üçten fazla kişi ölmüştü.
Bu sonuç Tarikat Lideri ve diğer iki zirve 9 Özlü gelişimcinin ellerinden geleni yapmalarına rağmen ortaya çıkmıştı. Aksi takdirde daha fazla zarara uğrayacaklardı. En sonunda üç zirve 9 Özlü gelişimci harcadıkları efor yüzünden yüzleri bembeyaz olmuştu.
Hiç kimse konuşmasa da birçoğunun kalbinde öfke birikmişti. Meng Hao'nun varlığı ile yokluğu arasındaki keskin fark Tarikat Lideri de dahil gruptaki birçok kişinin diğer iki zirve 9 Özlü uzman ve Altıncı ile Sekizinciye karşı içlerinde yükselen bir öfke hissetmelerine neden oldu.
Köprüden çıktıklarında ve kıtaya adım attıklarında her yerde sert ifadeler görülüyordu.
Bir anlık sessizlikten sonra Tarikat Lideri etrafa bakındı, ardından buz gibi bir ifadeyle diğer zirve 9 Özlü uzmanlara ve Altıncı ile Sekizinci Paragonlara baktı. “Farklı yollardan yürüyeceğiz. Siz dördünüzle birlikte seyahat etmeyeceğim.”
Diğerleri soğukça güldüler ve ardından onun peşinden gittiler.
“Pekala, iyi o halde,” Jin Yunshan gülümsedi. “Ortak amacımızı Aşkınlık Kürsü'sü olduğu için en sonunda onlar da oraya yönelecekler. Fakat burada Aşkınlık Kürsüsü'nün yanında başka iyi talihler de olmalı.
“Bu durumda burada ayrılıp tekrar Aşkınlık Kürsüsünde buluşabiliriz.” Bununla birlikte elbise kolunu sallayarak hem Altıncı hem de Sekizinci paragonlara bir yeşim kayış gönderdi. Ardından dönerek ayrıldı.
Sha Jiudong başını sağa sola salladı ve farklı bir yöne doğru hareketlendi.
Altıncı ve Sekizinci Paragonlar birbirine baktı ve ardından kendi astlarıyla birlikte ayrıldılar.
Bu sırada kıtanın aşağısındaki derin tünelde Meng Hao ilerliyordu. Birkaç gün sonra ikinci bir taş odaya vardı.
İçeri girdiği anda etrafa baktı ve buranın duvarlarının da fresklerle dolu olduğunu gördü.
Fresklerde her biri sayısız Alemle dolu olan çok sayıda yıldızlı gökyüzüne sahipti... Sayısız gök cismi, sayısız dünya ve hayat formu vardı.
Canlı varlılar sayısız reenkarnasyon döngüsü boyunca doğup öldüler. Sanki zaman bu fresklerde eşsiz bir şekilde geçiyordu. Ne olup bittiğiyle ilgili herhangi bir yazılı açıklama yoktu ama Meng Hao tasvir edilen şeyin sonsuz zaman geçişi olduğunu söyleyebilirdi.
Yücegök isimli figür yavaş yavaş ışıkla parlamaya başladı. Işık giderek şiddetlendi ve en sonunda tüm benliği parlak bir işarete dönüştü. Ardından beklenmedik şekilde... Yok olmaya başladı.
İlk ortadan kaybolan bacakları oldu, ardından vücudu ve daha sonra kafası. Kısa süre sonra sonsuz yıldızlı gökyüzünde geriye kalan tek parçası sağ eliydi. Diğer her yeri gitmişti.
En sonunda avucu ve baş parmağı yok olarak geriye sadece yıldızlı gökyüzünü çevreleyen dört parmağı kaldı. Yavaş yavaş bütün ışık o parmaklar tarafından özümsendi ve bu parmaklar kaybolmak yerine... Hayat kuvvetiyle gürlemeye başladı. Onlardan dört eşsiz aura akmaya başladı ve bu tarifsiz auralar aslında bütün olarak figürün kendisinden bile daha güçlü görünüyordu!
Meng Hao olanları görünce kalbi şok dalgalarıyla vuruldu.
“Bu nasıl olabilir?” diye mırıldandı.
“Bu... Bu...” Meng Hao sahip olduğu irade gücü seviyesine rağmen nefesi hızlanmıştı. Bu dört parmaktan ikincisinin aurasının tanıdık olduğunu fark etti... O Tanrı-benzeri aura gibiydi. Bir anlık teyitten sonra bu auranın Ölümsüz Tanrı Kıtası'ndaki heykel ile aynı olduğundan emindi.
Dahası, üçüncü parmak tıpkı İblis Alemi Kıtasının barbar ve vahşi hissiyatıyla aynıydı. İblis-benzeri bir aura!
Ve sonra ilk parmak vardı. Onun aurası Ölümsüzlerin aurasına benzese de o değildi. O ölümle doluydu, tıpkı Patrik Engin Genişlik'in ölüler şehrindeki aura ile aynıydı! O Hayalet Şehir'dekilerle aynı dalgalanmayı barındırıyordu!
Ve son parmak... Tıpkı Meng Hao'nunki gibi bir Şeytani auraya sahipti!
“Hayalet, Tanrı, İblis, Şeytan!!” diye düşünürken zihni allak bullak oldu, fresk dünyasına baktığında yaşadığı görüden geri döndü. Resimlere bir kez daha baktığında nefesi hızlanmaya başladı ama yine de biraz önceki o özel görüye tekrar giremedi.
Bembeyaz bir suratla uzun bir süre kaldı ve kendine gelmeye çalıştı. En sonunda kafasını kaldırdı ve gözleri ışıl ışıldı.
“O figür Yücegök'tü. Belki de o canlı bir varlık değil... Bir çeşit eşsiz bir varlıktır. Onun yüzünden yıldızlı gökyüzü var, gök cisimleri var, bütün canlılar var... Yücegök, Yücegök...
“Belli ki o öldü ve sonsuza kadar sürecek bir varlık değildi. En sonunda onunla ilgili her şey Hayalet, Tanrı, İblis ve Şeytan olarak ayrılan dört parmağa dönüştü. Ama ya Ölümsüz?
“Ölümsüz nerede...?” Uzun bir sessizlikten sonra Meng Hao harekete geçerek tünelde fırladı ve üçüncü fresk setini görmek için yanıp tutuşuyordu.
Birkaç gün sonra antik tünelde hala ilerliyordu. Sanki yıllarca süre geçmiş gibi hissetti ve en sonunda ileride... Üçüncü taş odayı gördü.
Göz bebekleri büzüldü ve kalbi giderek hızlandı. Üçüncü taş odaya daldığı anda hemen duvarlardaki fresklere baktı.
Beklendiği gibi üçüncü fresk seti buradaydı!
Gözleri resimlerin üzerine geldiğinde zihni allak bullak oldu ve tasvir edilen dünyanın içine daldı.
Bu sefer fresklerin içindeki dünya Meng Hao'nun daha önce gördüğü bir yeri gösteriyordu. Burası merkezinde dokuz kıtanın olduğu bir şehirdi... Bu fresk... Patrik Engin Genişlik'in ölüler şehrini tasvir ediyordu.
Fakat burası daha Hayalet Şehir olmadan önceydi, hala canlılıkla dolu olan zamanlarıydı. Sayısız bina ve yapının yanısıra sayılamayacak kadar gelişimci vardı. Burası zengin ve bollukla dolu bir yerdi ve belli ki altın çağını yaşıyordu.
Tıpkı daha önce gördüğü Patrik Engin Genişlik'in klonunun heykeline benzeyen genç bir adam gördü. Belki de bu genç adam... Patrik Engin Genişlik'in kendisiydi!
Çakan sayısız yıldırımlar birlikte havada bacaklarını çaprazlamış oturuyordu. Görünüşe göre Felaketle yüzleşmenin ortasındaydı. Aşağıdaki şehirde sayısız gelişimci yüzünde beklentiyle yukarı bakıyordu.
Genç adamdan güçlü dalgalanmalar yayıldı ve Meng Hao onları hissettiğinde gözle görülür bir sarsılma yaşadı. Bu dalgalanmalar 9 Öz seviyesini aşıyordu ve Aşkınlık'ın yarım adım uzağıydı. Daha da şaşırtıcı olan ise bu genç adamın aurasının... Ölümsüz Qi'si içermesiydi!
Mutlak saflıkta Ölümsüz Qi'si!
Aşkınlık'ı deniyor, bu felaketi Ölümsüz olarak geçmeye çalışıyordu!
Meng Hao şehre ve genç adama bakarken nefesi hızlandı. Bu sırada freskte tasvir edilen Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzünde hiç sis olmadığını fark etti. Sayısız Felaket Yıldırımı ile doluydu ve sayılamayacak miktarda yıldırım genç adama doğru çakıyordu.
O anda Gök ve Yer, yıldızlı gökyüzü ve tüm fresk kör edici yıldırımla parlamıştı. Görünüşe göre bu kişinin Ölümsüz olarak Aşkınlık'a ulaşmasına asla izin verilmeyecekti!
Yıkıcı Felaket Yıldırımı genç adamı silmek için inerken adam ayağa kalktı ve sanki Gökleri ortadan kaldırmak istiyormuş gibi elini uzattı.
O anda yukarıdan yıldızlı gökyüzünü yırtarak inen bir ışık ışını görüldü. Bir parmak, Meng Hao'nun tanıdığı bir parmaktı... İkinci fresklerde gördüğü dört parmaktan birisiydi!
Bu parmak yıldızlı gökyüzünü alt üst etti ve onun inişi şehirdeki herkesin şiddetle titremeye başlamasına neden oldu. Ardından herkes ruh ve bedenen yok edilerek tamamen yeryüzünden silindiler! Hayatta kalanlar sadece genç adam ve diğer bir avuç insandı!
Tek bir parmak devasa şehirdeki bütün canlıları imha etmişti.
Tek parmak hayatla dolu dünyayı cesetler ve ölümle doldurmuştu.
Tek parmak hayat kuvvetiyle dolup taşan bir Alemi göz açıp kapayıncaya kadar tamamen ölüm aurasına boğmuştu!
Meng Hao'nun bunun ardından gördüğü şey havada sonsuz bir ölüm aurasının içinde süzülen genç adamın en derin acıyla bir çığlık kopardığıydı.
Ardından fresk değişti. Beklenmedik şekilde cesetler... Tekrar hayat bulmaya başladılar. Fakat yüzlerinde garip gülümsemeler vardı, sanki artık kendileri değillerdi. Ardından sanki onu öldürmek istercesine havaya, genç adama doğru uçmaya başladılar.
Genç adamın acı kahkahası acınası bir iniltiye dönüştü.
Görü burada sona erdi. Meng Hao'nun kendine gelmesi uzun bir süre aldı. Kendine geldiğinde derin bir nefes aldı ve yoluna devam etti. Dördüncü fresk setini de görmek istiyordu. O resimlerde yer alacak tasvirlerin... Son derece şok edici ve gizemli şeyler olacağına dair çok büyük bir öngörüsü vardı.
Orada bulunan sırla kendisinin de bir ilgisi olabilirdi!
Dağ ve Deniz Aleminin yıkımını, kendi üzerinde ortaya çıkan Şeytani Qi'yi ve Ölümsüz Tanrı Kıtası ile İblis Alemi Kıtasının Dağ ve Deniz Aleminde Ölümsüz ortaya çıkmasını istemediklerini söylediğini düşündü.
“Benziyor. Çok benziyor. Tek fark, Patrik Engin Genişlik Ölümsüz olarak Aşkınlık denerken Dağ ve Deniz Aleminde Ölümsüz sadece ortaya çıktı...”
“Gerçekte Dağlar ve Denizleri yok etmek isteyen Ölümsüz Tanrı ve İblis Alemi Kıtaları mıydı yoksa... başka birisi miydi!?!?”
“Neden yazılı betimleme yok ve neden fresklerdeki görüntüleri sadece bir kez görebiliyorum...?”
“Neye karşı korunuyorlar?”
“Yücegök o dünyayı tamamen yok etti...” Meng Hao dördüncü taş odaya doğru hızla ilerlerken zihninde sayısız düşünce be fikir dolanıyordu. Aynı zamanda yüz ifadesi giderek sertleşiyordu.
Şuan Dağ ve Deniz Aleminin yıkımının... Öyle basit bir olay olmadığı hissiyatına kapılmaya başlamıştı. Görünüşe göre... Son derece derin bir gizem sahneleniyordu!
Ve Meng Haobu gizemin bir kısmını bu duvar freskleri yoluyla açığa çıkarıyordu!
