I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1247: Ben Meng Chen!
Bölüm 1247: Ben Meng Chen!
Çıkışın ötesinde yıldızlı gökyüzü simsiyahtı ve göz alabildiğince uzanıyordu. Meng Hao dışarı gelişimcilerin girip çıktıkları başka parlak yarıkları gördü. Göktanrı Birliği'nden hatırı sayılır gelişimci, 33 Cehenneme girmişti. Şu an dışarı çıkanlardan bazıları telaşlı görünürken bazılarının keyfi yerindeydi. Belli ki içeride bazı değerli şeyler bulmuşlardı. Bu gelişimcilerin yoldaş tarikat üyeleri hemen onların etrafında toplandılar ve onlara eşlik edip oradan götürdüler. Diğer insanlar bu durum karşısında mutlu görünmedi ama biraz düşününce ganimetler için dövüşmemeye karar vermişlerdi. Meng Hao, kalabalıkla birlikte 33 Cehennem bölgesinden ayrıldı ve etrafında yapılan muhabbetlere kulak misafiri oldu. "İlk açılış bitti. Sıradaki açılışta daha fazla mezar bölgesi ortaya çıkacak." "33 Cehennem arka arkaya üç kez açılır ve açılışlar arasındaki periyotlar uzun değildir. Kısa süre sonra ikinci açılış gerçekleşecek ve en sonunda üçüncü kez olacak!" "Son açılışı heyecanla bekliyorum. Söylenene göre birçok tarikat üçüncü açılışlarda değerli hazineler ve Taoist büyüleri elde etmiş." "Fakat her açılışla birlikte tehlike seviyesi de giderek artacak. Şu an fazla ölen insan olmadı ama ikinci açılışta muhtemelen ilk açılışta giren insanların yarısı girmeyecek. Üçüncü açılışta ise sadece gerçek anlamda şanslı olanlar hayatta kalabilir." Meng Hao'nun gözleri ışıldadı ama yüz ifadesi değişmedi. Herkesle birlikte yola devam etti. Şu an gelişim merkezi çok yüksek değildi, sadece Ölümsüz Âlem seviyesinde olduğundan kalabalığın en arkasında kalmıştı. Fakat gruptaki tek Ölümsüz Âlem gelişimcisi o olmadığı için çok göze batmıyordu. Arkaya düşmemek için hızını belli bir seviyede tutarak yola devam etti. Grubun en önünde Tao Âlemi uzmanları vardı ve en sonunda 33 Cehennem bölgesinden çıktılar. Buna Meng Hao da dahildi. Dışarı çıktığında gözleri ışıl ışıl parladı; buradaki yıldızlı gökyüzü parlıyordu, 33 Cehennem bölgesinin tam tersiydi. Meng Hao etrafına bakındı ve 33 Cehennem bölgesinin etrafının binlerce savaş gemisiyle tıka basa dolu olduğunu gördü. Hatta çeşitli Göktanrı Birliği tarikatlarına ait olan uçan saraylar bile vardı. Gelişimciler 33 Cehennemden çıkıp kendi tarikatlarına doğru yöneldiklerinde, Meng Hao çevredeki gemileri gözden geçirdi ve en sonunda Meng Klanı'na ait olanı buldu. Genç Lord ve Tao Koruyucusu orada 33 Cehennemin çıkışını inceliyorlar, herhangi bir Meng Klanı üyesinin çıkıp çıkmadığına bakıyorlardı. Meng Hao hemen yüzünün solmasına neden oldu ve yüzüne sanki zar zor hayatını kurtarmış gibi bir ifade yerleştirdi. Ardından sanki yaralanmış gibi Meng Klanı gemisine doğru yöneldi. İlk başta herkes kendi tarikatına doğru giderken, kaotik bir ortam oluşmuştu ama hemen ortam sakinleşti. Meng Hao yavaşça gemiye yaklaştı ve en sonunda Genç Lord onu gördü. Genç Lord hemen keyiflendi ama arkasındaki Tao Koruyucusu kaşlarını çattı ve uzaklara doğru baktı. Başka klan üyesinin gelmediğini görünce de iç geçirdi. Daha sonra geminin kalkanları indi ve Meng Hao gemiye girdi. Hemen ağız dolusu kan tükürdü ve bir tarafa doğru sendeleyerek ayakta kalmak için tırabzanlara tutundu. "Nasıl geri dönebilen tek kişi olmayı başardın?" Diye bağırdı, Tao Koruyucusu. "Diğerlerine ne oldu?" Genç Lord'un şu anki eşlikçileri arasında onun uzun süreli hizmetçisi olan birkaç kişi daha vardı. Onlardan birisi orta yaşlı bir gelişimci olan kahyaydı. Son zamanlarda onunla tartışmıştı ve şu an Meng Chen'in canlı döndüğünü görünce çok şaşırmıştı. Ne de olsa 33 Cehenneme giren bütün klan üyeleri arasında Meng Chen, gelişim merkezi en zayıf olan kişiydi. Ama şu an geriye sadece o dönebilmişti. Geminin diğer tarafında Han Klanı'ndan genç adam ve onun Tao Koruyucusu vardı. Meng Hao'ya gözlerini diken genç adam, bir yandan dudaklarını yalarken diğer yandan da habis gözlerinin içinde garip bir ışık pırıldadı. "Bu herifin sağ salim gelebileceğini hiç düşünmemiştim." Diye mırıldandı genç adam. "Görünüşe göre baya şanslıymış..." Meng Hao'ya uzunca bir bakış attıktan sonra gözleri parladı. Tao Koruyucusu hiçbir şey söylemedi. Bu bakışın ne anlama geldiğini biliyordu ve klanın bu Genç Lordu'nun bu Meng Klanı gelişimcisine karşı alevlendiğinin ve ilgi duyduğunun farkındaydı. Tao Koruyucusu'nun bağırışı karşısında Meng Hao'nun yüzü soldu ve titremeye başladı. Acı dolu bir sesle inledi. "Öldüler, hepsi öldü...." Meng Hao, Meng Chen'in konuşma tarzının nasıl olduğunu pek bilmiyordu, bu yüzden çok fazla kelime kullanmamayı tercih etti. Biraz daha kan tükürdü ve sanki bayılacakmış gibi sallandı. Ama sonra Meng Klanı, Genç Lord'a doğru baktı ve kalbi hızlandı. "Öldüler mi?" Tao Koruyucusu tekrar bağırdı. "Nasıl olur da herkes ölürken sen canlı kalabilirsin? Orada neler oldu? Anlat bana!" Meng Hao yaşlı Tao Koruyucusunu görmezden geldi ve ardından çıkarttığı gümüş bir üç dişliyi gösterdi. "Meng Chen görevini yerine getirdi!" Meng Hao açıkladı. "Neredeyse ölüyordum ama bu hazineyi getirmeyi başardım. Bu herkesin uğruna can verdiği büyülü eşya..." Genç Lord'un gözleri parladı. İleri doğru yürüyerek gümüş üç dişliyi kaptı, biraz test etti ve ardından yüzünde keyifli bir ifade belirdi. Ardından Meng Chen'e bakarak depolama çantasını aldı ve biraz kurcaladıktan sonra geri verdi. "Fena değil Meng Chen. Bu senin adına biraz da olsa hizmet katkısı sayılacak." Genç Lord üç dişli mızrağı elinde tutarken iyice inceledi ve memnuniyeti artarak en sonunda kahkahaya dönüştü. "Artık değerli bir hazine elde ettiğime göre klana geri dönüp Patriğin övgüsünü kazanabilirim." Meng Hao ileri geri sallanırken zar zor ellerini kenetleyerek baş selamı verdi ve söylendi. "Bu sadece Meng Chen'in hizmeti sayılmaz; bu üç dişliyi almak için bütün klan üyeleri çaba sarf etti. Tabi ki en önemlisi tüm bunlar Genç Lord'un uzman planının bir parçasıydı. Bu sayede hazineyi getirmeyi başardık." Genç Lord bir an şaşırdı, ardından onu omuzundan tuttu ve gürültülü bir kahkaha attı. "Harika, harika!" Genç Lord'un ruh hali yükselmiş gibiydi. "Bu hizmetlerin karşılığında sana ödül de vereceğim. Üç günlüğüne gemi revirinde tedavi görebilirsin. Götürün onu!" Adamlar hemen ileri gelerek Meng Hao'yu revire götürdüler. Yaşlı Tao Koruyucusu, kaşlarını çatmıştı. Meng Hao ile ilgili herhangi bir şüphesi olmasa da tarikata geri döndüklerinde bu durumu anlatmasının ne kadar zor olacağını düşünüyordu. O Meng Hao'nun öncekinden nasıl daha farklı davrandığını düşünmeye zaman ayırmamış olsa da Meng Chen ile geçmişte ilişkisi olan yan taraftaki orta yaşlı gelişimci çok şaşırmıştı. Han Klanından olan genç adam ise gözlerini Meng Hao'dan ayırmamış ve gözlerinin içindeki parıltı daha da güçlenmişti. Zaman geçti. Üç günün ardından Meng Hao gelişim pratiği için gemideki kabinine geri döndü. Kapıya iyileşme sürecinde olduğuna ve kimsenin rahatsız etmemesi gerektiğine dair bir not bıraktı; ne de olsa Meng Chen'e dikkat eden çok az kişi vardı. Gemideki yaşantısında Meng Chen hiç arkadaşa sahip değildi. Revirde geçirdiği zamanda Meng Hao kutsal duyusu ile tüm gemiyi kaplamıştı. Eğer isterse Tao Koruyucusu da dahil gemideki herkesi tek bir düşüncesiyle öldürebilirdi. Etrafta sıradan klan üyelerinin arasındaki muhabbetler, Genç Lord Meng De'nin Tao Koruyucusu ile etkileşimi ve Han Klanı'ndan genç adamın Meng Hao'nun kaşlarını çatmasına neden olan ahlaksız tutkuları da dahil bir süre gözlem yaptıktan sonra yavaş yavaş Meng Chen'in bu gemide nasıl zor bir hayat yaşadığını anlamaya başlamıştı. Ayrıca belli aşağılanmaları da tecrübe etmişti. Tüm bunların nedeni onun gemide tanıdık sayılabilecek kimseye sahip olmamasından kaynaklıydı, belki buna orta yaşlı kahya, istisna olabilirdi. Bu kahya, Meng Hao ortaya çıktığında oldukça şaşıran orta yaşlı adamdı. Meng Hao üç günlük sürede yaptığı gözlemlere dayanarak adamın Meng Chen ile iyi ilişkiye sahip gibi görünse de aslında kötü niyet beslediğini anlamıştı. En sonunda bir gece adam meditasyon transındayken Meng Hao ona doğru biraz kutsal irade göndermiş ve sessizce zihninde kaos yaratarak onu susturmuştu. Adamın ölümü Meng Klanı arasında biraz karmaşa yaratsa da Tao Koruyucusu'nun araştırması, adamın gelişim sırasında yaşadığı bir kaza sonucu olduğu yönündeydi ve herkes bu haber karşısında iç geçirmişti. Bu mesele hızla unutulmuş ve Meng Klanı gemisi Göktanrı Birliği boyunca yoluna devam etmişti. Çıkış gezegenlerinden birine yaklaştıkları sırada Meng Hao revirden ayrılmış ve Meng Chen'in odasına geri dönerek meditasyon pratiğine başlamıştı. Patrik Kararuhun ölümü ve Meng Hao'nun öldürdüğü diğer insanlar nedeniyle artık başına konan ödül, Göktanrı Birliği için çok cezbedici değildi. 33 Cehennemin açılmasını da düşününce artık çok az kişi Meng Hao hakkında konuşuyordu. Onu arayanlar sadece Patriklerini öldürdüğü tarikatların öğrencileriydi. Bu nedenle daha önce kilit altına alınan Göktanrı Birliğinde dolaşmak daha kolaydı. Çoğu çıkışın ve ışınlanma portalının mührü tekrar açılmıştı ve oralarda yapılan denetlemeler dışında fazla bir arayış yoktu. Birçok kişi Meng Hao'nun 33 Cehennemde öldüğünü düşünüyordu. Hatta Göktanrı Toplumu bile onunla ilgili herhangi bir emir dağıtmamıştı. Tüm bunlar sayesinde Meng Klanı gemisinin çıkış gezegeninden geçip, Göktanrı Birliğinin dışına çıkmasını oldukça basitleştirmişti! Bu olduğunda Meng Hao da gözlerini açtı. Yıldızlı gökyüzünün değiştiğini hissediyordu ve kabinden geminin güvertesine çıktığında, arkasında bıraktığı Göktanrı Birliğine bakarak iç geçirdi. Sekizinci Dağ ve Deniz geleli çok olmamıştı ama şimdiden birçok tecrübe yaşamıştı. Kararuh Toplumunu imha etmiş, Göktanrı Birliği tarafından arananlar listesine alınmış, uzun süredir aklında olan İmparatorluk sınavları dileğini yerine getirmiş, Erdemli Soylu Tarikatından o Taoist keşiş ile tanışmış, Gökleri Mühürleme Büyüsünü öğrenmiş, 33 Cehenneme girmiş, Tao Lordlarını öldürmüş, Açgözlülük tarafından ele geçirilmiş, tüm vücudu inanılmaz bir iyi talih kazanmış ve gemide Meng Chen olarak yerini almıştı. "Meng Klanı'na gittikten sonra kesinlikle inanılmaz şeyler yapacağım!" Meng Hao gülümsedi ve gözleri ışıldadı. Tam bu noktada aniden arkasından bir adamın aheste sesi duyuldu. "Geceyi benimle geçireceksin."
