Series Banner
Novel

Bölüm 1248

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1248: Dönüş Yolu

Bölüm 1248: Dönüş Yolu

Meng Hao'nun ifadesi her zamanki gibiydi; biraz önce duyduğu ses onu hiç şaşırtmamıştı. Yavaşça arkasını döndü ve Han Klanı'ndan genç adamın ara duvara yaslanmış olduğunu gördü.   Genç adam ona gözlerinde garip bir ışıltıyla bakıyordu, sanki ona sataşıyor gibiydi. Bu alaycı bir bakıştı ve aynı zamanda zevke gelmişlik taşıyordu. Adeta gözleriyle Meng Hao'nun elbisesinin içine nüfuz ederek tüm vücuduna bakıyordu.   Hatta nefesi bile hızlanmaya başlamıştı.   Meng Hao'nun ifadesi her zamanki gibiydi. Meng Chen'in anılarına sahip olmasa da günlerdir kutsal duyusu ile gemide yaptığı gözlemlerde genç adamın arka kapı eylemlerini görmüş ve hatta Meng Chen'in geçmişte yaşadığı aşağılanmaları anlamıştı.   "Gözlerindeki bakışa bayıldım!" Dedi genç adam, nefesi hızlanmıştı. "Gece yarısına kadar beklemek istemiyorum!" Meng Hao'ya doğru yürümeye başladı ve onu tutmak istercesine elini kaldırdı.   Aynı sırada genç adamın arkasında Tao Koruyucusu az çok görülebiliyordu. Görünüşe göre genç adamın davranışlarına göz yumuyordu. Şu an gözlerini kapatmış durumdaydı.   Meng Hao gülümsedi ve bu buz gibi bir gülümsemeydi. Han Klanı'ndan genç adamın şimdiye dek gördüğü en güzel ve cezbedici gülümsemeydi bu.   "Mutlu olacaksın!" Genç adam homurdandı. "Genelde insanları sadece bir kez alırım, ama seni... Seni ikinci kez istiyorum!" Elini Meng Hao'nun omuzuna yerleştirdiğinde dudaklarını yaladı. Tam elini cübbesinin içine doğru sokacakken Meng Hao'nun eli yıldırım gibi fırladı ve genç adamın boynuna sarıldı.   Onu yumuşakça sıktı ve genç adam sarsılmaya başladı. Yüzü mosmor oldu ve gözleri şişti, inanamamış ve şaşkın bir ifadeyle doluydu.   Tao Koruyucusu bunu gördüğü anda yüzü titreşti. Fakat daha hamle yapamadan önce Meng Hao ona baktı.   Tek bir bakış.   Tek bir dik bakış.   Adam sanki bu bakışla beraber Gökler üstüne çökmüş gibi hissetti. Sanki değerli bir hazinenin canlı parıltısı gibiydi ve adamın zihnine kadar saplanarak orada yıldırımların çarpışmasına neden oldu.   Tao Koruyucusu çığlık atacak zaman bile bulamadı. Şiddetle titredi ve ağzından kan kustu. Anından kör oldu ve bütün deliklerinden kan sızmaya başladı. Qi geçitleri parçalandı ve kemikleri kırıldı. Ardından devrilerek birkaç kez seğirdi ve hızla küle dönüşerek yok oldu. Tüm bunlar göz açıp kayayıncaya kadar olup bitmişti.   Ondan geriye kalan tek şey beyaz bir sisti ve Meng Hao onu hızla özümsedi.   Meng Hao'nun gözleri titreşti. Bu tek bakışla istemsizce dördüncü Nirvana Meyvesinin gücünü çekmişti ve beklenmedik şekilde güçlüydü.   Han Klanı'ndan genç adam şok içinde titriyordu. Meng Hao'ya bakarken gözlerindeki bakış hayret ve dehşetle doluydu, eğer Meng Hao'nun eli boğazına dolanmamış olsaydı çığlık atacaktı.   Daima kendini oldukça her şeye çare bulan becerikli biri olarak görmüştü ama şu anki umutsuzluk halinde yüzleştiği kişinin inanılmaz gücü karşısında hiçbir plan yada hile çözüm olmayacaktı. Basitçe imkanı yoktu.   Eğer şu an karşısındaki kişinin aslında Meng Chen olmadığını hala fark etmemiş olsaydı, kendini becerikli biri olarak saymazdı. Hatta Meng Hao'dan gelen cani aura yüzünden onun kim olabileceğine dair tahmin bile yürütmüştü.   Genç adamın gözlerindeki korku hislerine ihanet etti ve gözlerinin içinde bir yalvarış görülebiliyordu.   "Aramızda bir düşmanlık yok ve ben bir katil değilim!" Dedi, Meng Hao sakince. "Sadece beni kızdıracak bir şey söyledin diye seni öldürmezdim." Fakat Meng Hao'nun sözleri genç adamın daha iyi hissetmesini sağlamadı ve hatta yaşadığı dehşet daha da arttı, gözlerindeki yalvarış iyice belirginleşti.   "Görünüşe göre zeki bir adamsın, yani Karma hakkında biraz bilgi sahibi olmalısın." Diye devam etti, Meng Hao. "Meng Chen senden nefret etti ve ben şu an ona yardım etmek için buradayım. Senin o arka kapı eğlencelerine bakınca." Meng Hao gülümsedi. Eli gri bir bulantıya dönüşerek, genç adamın vücudundan geçti. Aniden genç adamdan tüyler çıkmaya başladı.   Tüyler giderek yoğunlaşarak kürke dönüştü ve en sonunda tüm vücudunu kapladı. En sonunda artık bir insana bile benzemiyordu. Titreyen bir hayvanı andırıyordu. Bunun ardından Meng Hao onu depolama çantasına, papağanın yanına gönderdi.   Bununla birlikte elbise kolunu sallayarak bütün kanıtları ortadan kaldırdı. Genç adamın arka planı ve Han Klanı'ndaki kimliği konusu Meng Hao'nun hiç umurunda olmadı.   O Göktanrı Birliğinin, Kararuh Toplumunu imha etmiş ve sınırları içinde büyük bir kaos yaratmıştı. Neden Han Klanı'ndan bir Genç Lord'u önemseyecekti ki?   Aslında statü olarak genç Han Klanı gelişimcisi Meng Hao kadar yüksek değildi.   Elbise kolunu sallayarak gemiye tekrar girdi ve kabininde bacaklarını çaprazlayarak oturdu. Kısa süre sonra Meng Klanı, Genç Lord'u Han Klanı'ndan genç adamın kayıp olduğunu fark etmişti. Fakat kimse onun tehlikede olduğu konusunda endişe duymamıştı; öylece kendi isteğiyle gitmiş olabileceğini düşünmüşlerdi.   Zaman geçti. En sonunda Meng Hao, Meng De'nin Meng Klanı'ndaki dokuz Genç Lordlardan birisi olduğunu ve sıralamada en altta olduğunu öğrenmişti. Pozisyonunun kendisi yüksek olsa da onun klanın liderliğini kazanma şansı nispeten daha azdı.   Onun kendi başına dış dünyaya seyahat etmesi klanın emri değildi. Hayır, bu tamamen Meng De'nin fikriydi. Düşüncesine göre klandaki gelişim kaynakları yetersizdi. Bu nedenle Göktanrı Birliğine seyahat etmeye, kısıtlı ve dışarıda bulması zor mallar satın almaya, ardından da onları Sekizinci Dağ ve Denizdeki bazı ticaret karakollarına götürmeye karar vermişti.   Bunun ardından elde edeceği kazancı görkemli yaşam tarzına destek sağlamak için kullanacaktı.   Bu yüzden şu an bir ticaret gemisindeydi. Meng Chen gibi korumaları ise klanda kimsenin umursamadığı üyelerdi, Meng De'ye hizmet etmeye zorlanmışlardı.   Meng Hao'nun düşüncesine göre o güç ile doğmuş beyinsiz bir aptaldan fazlası değildi. Fang Klanı'ndaki Fang Xi bile ona her yönden üstün gelirdi. Meng Hao onun Genç Lord pozisyonunu kullanarak böyle bir yöntemle para kazanmaya çalıştığına inanamıyordu.   Onun yerinde Meng Hao olsa böyle bir statüyle dışarı yolculuk etmeden birçok para kazanma yolu bulabilirdi.   Aynı sırada Meng Hao istemsizce Meng De'nin aptallığına acımıştı.   Ayrıca gemide fırsatını buldukça bazı Meng Klanı üyeleri üzerinde dikkatlice Ruharayışı uyguluyordu.   Dedesinin soyunun gerçekten de son derece düşmüş olduğunu öğrenmişti. Öyle ki Meng Klanının atasal konağından sürülmüşler ve klanın sınırlarının dışında yaşamaya zorlanmışlardı. Bazı tebaaların bile statüleri onlardan daha yüksekti.   Neredeyse soydan gelen herkes ölümlüydü. Sahip oldukları az sayıda gelişimcinin çoğu Ruh Âlemi'ndeydi. Aralarında bir gelişim merkezi ilerlemesi elde edebilecek kadar yetenekli olan sadece Meng Chen çıkmıştı. Bir atasal nesneye ibadet ederek, bir sahte Ölümsüz gücü elde edebilmişti.   Soyun geriye kalan Ruh Âlemi gelişimcilerine klanda çok fazla sataşılmıyordu ama bunun nedeni; isimleri klan soy ağacında olmasına rağmen tamamen reddedilmenin eşiğine gelmiş olmalarıydı.   Diğer birçok Meng Klanı üyesine göre onlar hizmetkardan daha fazlası değillerdi. Aslında bu konuda bir gerçeklik payı mevcuttu. Soyun onlarca Ruh Âlemi üyesi, klanın Genç Lordları ve Hanımlarına son derece düşük seviye uşaklar olmuşlardı.   Bu yüzden bin yıldan daha az bir sürede böylesine güçlü bir soy düşmüştü ve bu Meng Hao'nun aradığı hafızalarda bulamadığı cevaptı. Fakat emin olduğu tek bir şey vardı.   Dedesinin soyu şu an gerçekten de yetim ve dullara benziyordu. Klanın bütün Kıdemli üyeleri ya ölmüş ya da gelişim merkezi sakatlanarak işe yaramaz hale gelmişti. Dahası, erkek sayısı oldukça düşüktü.   Eğer Meng Hao, Meng Chen'in yerini almasaydı, önümüzdeki yüzlerce yılda dedesinin soyu tamamen silinebilir ve ardından soydan geriye hiçbir şey kalmayabilirdi.   Bunun düşüncesi bile Meng Hao'nun kalbinin acıyla sıkışmasına neden oldu. Dahası böylesine güçlü uzmanların nasıl silinip gittiğini de merak ediyordu.   Böyle bir şeyi kim yapmıştı?   Böyle bir soyun şöhretini artırması çok çok zor olacaktı. Meng Hao bile bunu nasıl başaracağından emin değildi. Soyu desteklemek için bizzat olaya müdahil olabilir ve hatta Meng Klanının bu dalına Nazarlarını kullanıp çok sayıda klan üyesini bu dalın hizmetine alarak dayanak oluşturabilirdi. Fakat, kesinlikle dirençle karşılaşacaktı ve klanın geri kalanının ortaya koyduğu kuvvete göre büyük bir soy arındırması uygulamasına zorlanacaktı. Eğer bir soy arınımı gerçekleşirse, diğer klanlar zayıflamış Meng Klanıyla savaşmak için gelecekler ve ardından tüm klanın silinip gitmesi imkansız olmaktan çıkacaktı.   Tabi ki tüm bunlar sadece varsayımdı.   En önemlisi, Meng Hao gerçek savaşın kapıda olduğunu biliyordu ve bu Dağ ve Deniz Âlemi'nin bir iç çekişmesi değil, 33 Gök ve yoldaki diğer 2 güç ile ilgili bir mücadeleydi.   Bu yüzden Meng Klanı'nda çok fazla kalamazdı. Bu sebeple şu an dedesinin soyundan gelenleri Fang Klanına götürmeyi düşünüyordu.   Tüm bu düşünceler zihninde dolandı ama durumu gözlemlemeye devam ettikçe kafa patlatıyordu.   Gemi pazarları birer birer gezerek Göktanrı Birliğinden alınan malları satıyordu. Her ticaretten sonra Meng De heyecanına yenik düşerek kazancını aptalca harcarken, Meng Hao tamamen işe yaramaz hissetti.    Meng Hao tüm bunları soğuk gözlerle izledi. Şu an ana odağında Meng Klanının Sekizinci Dağ ve Denizde, onların dokuz Genç Lord'undan biri olan Meng De'ye karşı elini kaldıracak birisi çıkacak kadar zayıflayıp zayıflamadığını anlamak vardı.   Eğer kimse çıkmazsa bu Meng Klanının hala düşüşte olmasına rağmen tehdit oluşturduğunu gösterecekti. Bu durumda Meng Hao bir soy kıyımıyla dedesinin soyunun pozisyonunu geri alma yoluna gitmeyi düşünebilirdi.   Fakat eğer birisi hamle yaparsa bu Meng Klanının solan bir çiçeğe benzediğini gösterecekti. Bu durumda soy kıyımı, dedesinin soyunun nihai yok oluşunu garantilerdi.   Bu yüzden küçük bir test yapmaya karar verdi. Pazarlardan birinde bizzat etrafı gezindi ve biraz zenginlik gösterisi yaptı. Oldukça ilgi çektikten sonra herkesin kendisinin Meng De ile birlikte olduğunu fark ettiğinden emin oldu.   Birkaç gün geçti, gemi nihayet ticaret rotasını tamamladı ve Meng Klanına doğru yola koyuldu.  Meng Hao kabininde bacaklarını çaprazlamış otururken aniden gözleri açıldı. Uzaklarda dokuz tane siyah cübbeli adam gördü. Yüzleri kapalıydı ama gözleri kötülük ve açgözlülükle titreşiyordu.   "Yüzlerini gizliyorlar, yani korkuyorlar..." diye düşündü. "Fakat, yine de hırsızlık yapmaya cesaretleri var. Görünüşe göre korkuları çok derin değil!"

30 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1248