I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1246: 33 Cehennemden Ayrılış!
Bölüm 1246: 33 Cehennemden Ayrılış!
“Şöhretini yükselt.” Şu an bu sözlerin anlamı ve temsil ettiği şey, onun için Fang Klanındayken hissettiğinden farklıydı. Orada şöhretini artırmak kendisinin yükseklere çıkmasını içeriyordu.
Meng Hao bir Fang Klanı üyesiydi ve saf soyun Taç Prensiydi. Babası engin bir gelişim merkezine sahipti ve Meng Hao da saf soyun Kıdemlilerinin desteğini almıştı.
Bu yüzden o saf soyun şöhretini artırmasına yardım etmemişti. Meng Hao'nun kendi değerini gösterdiğini söylemek daha doğru olurdu.
Meng Klanındaki durum ise farklıydı. Sahip olduğu gelişim merkezi seviyesiyle istese Meng Klanında yüksek bir pozisyon elde edebilirdi. Fakat Sekizinci Dağ ve Denizde sonsuza kadar kalmadığı sürece bunun bir faydası olmayacaktı. Buradan ayrıldığında soy onun dedesinin geri dönüşünü bekleyecek ve tekrar Meng Hao'nun gelmeden önceki durumuna düşeceklerdi.
Meng Klanıyla şöhretini artırmak demek, sadece tek bir kişinin değil tüm soyun yükselmesi demekti.
Meng Hao derin ve ciddi düşüncelere dalmış bir halde durakladı. Meng Chen'in sözleri onun dedesinin soyunun düşüşünü ve yüzleştikleri ciddi krizi düşünmesine neden olmuştu. Sadece tek bir Ölümsüz Alem gelişimcisine sahip olmaları birçok şeyi anlatıyordu aslında.
Bunun anlamı tüm soyun istenirse anında yeryüzünden silinebileceğiydi.
Hatta klanda meng Chen'in ölümünü diğerleri hiç umursamayacaktı, çünkü bu neredeyse klan genelinde hiçbir etkiye sahip değildi. Ama onun soyu için bu tam bir felaketti.
Tek Ölümsüz Alem gelişimcileri ölmüştü.
“İşler nasıl bu hale geldi?” Meng Hao düşündü. Nasıl olduğunu tam olarak anlayamıyordu, bin yıldan az bir sürede bereketli bir soy nasıl böyle bir duruma düşebilirdi. Bunun tek bir ihtimali olabilirdi.
“Bütün güçlü uzmanlar öldü ve geriye sadece dul ve yetimler kaldı.” Meng Hao olduğu yerde titredi, gözleri kan çanağına döndü ve kalbi acıyla kıvrandı. Soyun şu anki durumunu hayal edebiliyordu ve kalbi derin bir pişmanlığa boğuldu.
Ardından Han Qinglei'yi bulma planlarını bir kenara atarak sessizce uzaklaştı. Şu andan itibaren buradan ayrılmak için onun yardımına ihtiyacı kalmamıştı. Meng Hao, Meng Chen'in kimliğini kullanacaktı.
Bir tütsülük sürenin ardından ölüler şehrinde gümbürtü sesleri yankılandı ve devasa bir yarık ortaya çıkarken her yer sallanmaya başladı. Korkunç bir kovma gücü de yükselmeye başladı.
Açgözlülük'ün anılarına göre buradan ayrılmanın yolu vardı. Açgözlülük'ün hayat kuvveti Özü ile güç verildiğinde çıkışın açılacağı ufak bir büyü formasyonu gediği mevcuttu.
Gümbürtü yankılanırken Meng Hao kovma gücünden istifade ederek yarıktan dışarı fırladı. Onun peşinden gelen Han Qinglei şok olmuş bir halde hemen arkasını dönerek ölüler şehrine açılan yarığa baktı. Dışarı atılan iki kişiden birinin kendisi ve diğerinin ise Meng Klanıdan biri olduğunu fark etmişti.
Diğer insanların ise hiçbiri dışarı çıkmamıştı, Meng Hao bile.
Bu onun sadece tek bir sonuca ulaşmasına neden oldu.
“Öldü mü? İmkansız!” Han Qinglei onun içeride öldüğüne inanamadı. Aniden Meng Hao'yu son gördüğü anı ve nasıl garip bir durumun içinde olduğunu düşündü.
Han Qinglei aniden son derece kötü bir hisse kapıldı. İç geçirerek döndü ve etrafındaki dünyanın tekrar sislerle kaynadığını gördü. İçeriden kükreme sesleri ve gelişimcilerin büyülü teknik kullanma sesleri duyuluyordu.
Onunla birlikte ölüler şehrinden çıkan diğer Meng Klanı gelişimcisine doğru baktı. Onun bir Meng Klanı gelişimcisi olduğunu kolayca anlamasının nedeni, buraya gelen bütün Meng Klanı gelişimcilerinin Ölümsüz Alem gelişimcisi olmasıydı ve Meng Hao o sırada gelişim merkezini o seviyeye bastırmıştı.
“Herkesin öldüğü yerde o nasıl hayatta kaldı?” Han Qinglei'nin gözleri ışıldadı. Fakat tam Meng Hao'yu daha dikkatli incelemeye hazırlanırken öfkeli bir kükreme yankılandı.
“Açım... çok açım....” Sese demir zincir şıngırtıları da eşlik etti. Bir an sonra sislerin içinden fırlayan siyah demir, bir zincir aşağıdaki dağların yıkılmasına ve yoluna çıkan birkaç gelişimcinin yok olmasına neden oldu.
Sis çalkalandı ve daha sonra bir dev ortaya çıktı, devasa belinin etrafı sayısız demir zincir ile bağlanmıştı.
Onun etrafında Tao Alemi uzmanları da dahil sayısız gelişimci vardı ve çetin bir savaşın ortasındalardı.
Göktanrı Toplumundan yaşlı adam Meng Hao ile diğerlerinin ölüler şehrine çekilmesinin ardından ayrılmış olsa da belli ki iyi talih aramak için başka gelişimciler buraya gelmişti.
“Bu şey de ne?” Han Qinglei nefesini tuttu. Sis görüşü kısıtlasa da devin sayısız fırça gibi dokunaçlarla kaplı olduğunu, bunların bazılarının demir zincirleri sararken diğerlerinin havada kımıldandığını görmek mümkündü. Bu şok edici bir sahneydi.
Yaratık o sırada birçok gelişimci tarafından kuşatılmıştı ve birçoğu devin etrafındaki dokunaçlardan damlayan kanı toplamaya çalışıyordu.
Dikkati sisin içindeki figürler tarafından dağıtılan Han Qinglei terkar arkasını döndüğünde Meng Klanı gelişimcisinin gitmiş olduğunu fark etti. Bir süre daha ölüler şehrine doğru baktı, ardından uzun bir iç geçirdi ve şüphelerini kalbine gömerek yukarıdaki çıkışa doğru fırladı.
Sislerin içinde gizlenen Meng Hao, Han Qinglei'nin gidişini izledi. Başını aşağıda tutarak onun peşinden gitti, Han Qinglei çıktıktan sonra biraz bekledi ve ardından o da ilerledi.
Buraya kendisini kurtarmaya gelen Han Qinglei'ye karşı da tetikte değildi. Onun göstermiş olduğu arkadaşlık Meng Hao'nun unutmayacağı bir olaydı. Fakat onunla şu anki kimliğiyle buluşması uygun düşmeyecekti. Dedesinin soyuna ne olduğuyla ilgili konu kalbine çöken bir ağırlık gibi duruyordu.
Meng Hao çıkışa doğru ilerlerken uzaklarda kontrolünü kaybetmiş birisi ona doğru savruldu. Bu, deve saldıran ve şu an yüzü solmuş, kan tükürerek gelen bir Antik Alem gelişimcisiydi. Biraz önce korkunç dev ona doğru saldırmış ve sadece darbenin baskı dalgalanması bile onu neredeyse ölümün kıyısına getirmişti. Gelişimci on binlerce metre savrularak gelip Meng Hao'nun önünde durdu.
Meng Hao yana kaçtı ve ardından yoluna devam etti. Orta yaşlı Antik Alem gelişimcisi ağzından kanı silerken uzaklardaki deve korku dolu gözlerle baktı, ardından Meng Hao'ya döndü.
“Ölümsüz Alem mi? Buraya Ölümsüz Alem gelişimcisi olarak girme cesareti mi gösterdin? Sen hangi tarikattansın?” Meng Hao'nun yolunu engellemek için harekete geçen gelişimcinin gözleri parladı.
“Kaybol!” Meng Hao bir an bile yavaşlamadan buz gibi bir sesle konuştu.
“Bu ne cüret!” adam soğukça homurdandı. “Canına mı susadın?” Meng Hao'ya doğru fırlarken onu yakalamak için uzandı. Meng Hao kaşlarını çattı, adamın bariz kötü niyeti karşısında gözleri öldürme arzusuyla titreşti. Fakat adam daha yaklaşamadan hava muazzam bir gümbürtüyle doldu.
Çevredeki sis çalkalanmaya ve kaynamaya başladı. Aynı sırada kuşatma altındaki dev aniden Meng Hao'nun gözlerinde daha da netleşti.
Tam 3000 metre uzunluğa sahipti ve küre gibi şişman bir beli vardı, etrafı da dokunaçlarla çevrelenmişti. Kafası ve dört azası olmasa onun bir küre olduğu düşünülebilirdi.
Elinde tuttuğu devasa sopayı savururken kükredi. “Açım... çok açım....”
Sol elin aniden uzandı ve yakaladığı gelişimciyi ağzına attı. Ağzından kan sızan dev adamı çiğnedi ve ardından yuttu. Bu sırada diğer gelişimciler bu olayı izliyordu.
Meng Hao acı bir çığlık duydu ve ardından adamın yutulduğunu gördü. Daha sonra devin dokunaçlarından birisi sanki içinde bir çeşit kristalimsi sıvı akıyormuş gibi parlamaya başladı. Hemen çevredeki diğer gelişimciler, Tao Alemi uzmanları bile o dokunaca saldırmaya hazırlandılar.
Gümbürtüler çınladı ve parçalanan dokunaçtan etrafa saçılan kristalimsi sıvı gelişimciler tarafından toplanmaya başladı.
Tam bu noktada Meng Hao'nun kulaklarında aniden soğuk bir ses çınladı.
“Şunu gördün mü? Şimdi bana bir iyilik yapma zamanın geldi. O ay iksirinden biraz almak için senin vücudunu takas edeceğiz!” Bu sesin sahibi eli yıldırım gibi Meng Hao'ya doğru fırlayan, orta yaşlı adamdı. Meng Hao ona bakmadı bile. Basitçe sağ işaret parmağını arkasına doğrulttu ve adamın daha dokunulmadan duraksamasına neden oldu. Aniden vücudunun kontrolünü tamamen kaybeden ve Meng Hao'nun arkasında olduğu yere saplanıp kalan adamın gözleri inanamaz bir ifadeyle doldu.
Gözlerindeki hayretle beraber kalbi şok dalgalarıyla boğuldu.
Meng Hao deve doğru düşünceli gözlerle baktı. Aniden dünyanın içinde yükselerek toprakları dolduran güçlü bir kovma kuvvetiyle beraber hava muazzam gümbürtüyle doldu.
Bu kovma kuvveti gelişimcileri havaya doğru itmeye başladı. Eş zamanlı olarak, çalkalanan sisten çok sayıda vahşi yüz şekillendi ve kükreyerek yukarıdaki gelişimci kalabalığına doğru fırladılar.
Sanki bu insanları buradan süreceklerdi!
En şaşırtıcı olanı ise yukarıdaki çıkışın sanki kapanıyormuş gibi daralmaya başlamasıydı.
Hemen gelişimciler bağırmaya ve havaya fırlamaya başladılar.
“Gidelim, çıkış kapanıyor! Çıkın buradan!”
“33 Cehennem sadece sınırlı bir süre açık kalır. İlk açılış, büyük açılış ve nihai açılış aşamaları vardır. Her açılış bir öncekinden daha uzun sürer. Gidelim, daha sonra yine şansımız olacak. Antik zamanlardan beri çıkışlar kapandıktan sonra içeride kalan hiç kimse geri dışarı çıkamadı!”
“Mezarlığın bu kadar çorak olması çok kötü. Silah dağları yoktu ve bastırılanın yanında buraya sadece tek bir gelişimci gömülüydü.” Kalabalıktan yükselen sesler yankılanırken herkes çıkışa doğru yöneldi.
Dev hala kükrüyordu ve kalabalığa saldırıyordu. Kovma gücü giderek şiddetlendi ve Meng Hao yanında orta yaşlı adamı da çekerek çıkışa doğru ilerledi.
Kalabalık çıkışa yaklaştığında ve ayrılmak üzeyken dev aniden onlara doğru baktı, ağzını açtı ve Gökleri sarsan, Yeryüzünü parçalayan bir kükreme koparttı. Vücudu hızla şişti ve dokunaçları hızla genişledi. Göz açıp kapayıncaya kadar kafası ve azaları görünmez duruma geldi; o artık 3000 metrelik bir dev küreye benziyordu.
Şaşkın gelişimcilerin bakışları altında, 10000'den fazla dokunaç yıldırım gibi fırladı. Yavaş kalan birçok gelişimci oldu ve yakalandılar, dokunaçlar üzerindeki yarığa benzeyen ağızlar açıldıktan sonra yutuldular.
Herkes kargaşa içindeyd; şu an çıkışın büyüklüğü nomal halinin yüzde otuzu kadardı. Herkes mümkün olduğunca hızlı bir şekilde çıkışa doğru fırladı; dokunaçlar ise çıkışa yönelmeye cesaret edemediler ve bunun yerine henüz kaçamamış insanlara saldırmaya başladılar.
Dokunaçlardan birisi Meng Hao'ya doğru fırladı ama yaklaşırken eliyle kavrama hareketi yaptı. Aniden orta yaşlı gelişimcinin yüzü korkuyla titreşti ve umutsuzlukla titreşirken Meng Hao onu dokunaca doğru fırlattı. Adam anında çiğnenmeye başlarken Meng Hao sakince çıkıştan içeri girdi. Bu sırada arkasında bıraktığı 30,000 metrelik yuvarlak deve, onun kımıldanan dokunaçlarına ve sis tarafından şekillendirilen süretlere baktı.
Ardında oradan ayrıldı.
