Series Banner
Novel

Bölüm 1168

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1168: Burası Benim Evim

Bölüm 1168: Burası Benim Evim

Ses yankılanırken Siyah Topraklar titredi. Kabilenin başka bir yerinde kalıcı olarak muazzam bir askeri kuvvet tarafından korunmakta olan devasa bir sunak vardı. Onların Kutsal Dağı'nın dışında en kutsal yerlerinden biri de burasıydı.

Bu sunağın neden dikildiğini çok kişi biliyordu. Karga Mabudu Kabilesi kabile kanunlarında sonraki nesillerin hem Kutsal Dağ'a hem de bu sunağa tapmaları gerektiği buyruluyordu.

Sunağın yanında oldukça sıradan ve en ufak bir lükse sahip olmayan avlulu bir bina vardı. Fakat karga Mabudu Kabilesi'nin kalbinde ve zihninde bu ev tıpkı sunak ve Kutsal Dağ gibi özeldi.

Bu avluda sonsuz bilgeliğe sahip ve hatta tüm Karga Mabudu Kabilesinin sütunu ve kuvveti olan yaşlı bir adam yaşıyordu. Onunla birlikte Karga Mabudu Kabilesi mutlak otoriteyi ele geçirmiş ve diğer Siyah Topraklar güçlerinin hiçbiri onları kızdıramaz hale gelmişti.

O eski Kabile Lordu idi ve bu pozisyonu bırakalı uzun zaman olsa da şuanki Kabile Lordu ne zaman sıkıntı yaşasa onunla görüşme yapmak için yalvarıyordu.

Aslında onun otoritesi herhangi bir Kabile Lordu'nun ötesindeydi. Onun aslında Karga Mabudu Kabilesi'nin gerçek gücü olduğu söylenebilirdi.

Karga Mabudu Kabilesi'nin sesleri hep birlikte yankılandığında Siyah Topraklar sallanırken antik yaşlı adam evindeki odasında meditasyon yapıyordu. Aniden onu bir titreme aldı ve gözlerini açtı. Gözleri bir an bulanık olsa da hızla keskinleşti ve derin bir nefes aldı. Odasından dışarı çıktı ve avluya girdiğinde kafasını kafasını kaldırarak Kutsal Dağ'ın üstündeki figüre doğru baktı.

Eş zamanlı olrak avlunun yanındaki devasa sunak şiddetle sallanmaya başladı, sanki içindeki bir şey uyanıyor ve dışarı çıkmaya hazırlanıyordu.

Havada Meng Hao soğuk gözlerle siyah cübbeli adama bakarken adamın yüzü bir kez daha titreşti ve kaçmaya çalıştı. Meng Hao elbise kolunu sallayarak gökyüzünün renklerle parlamasına ve bir rüzgarın çıkmasına neden oldu. Siyah cübbeli adamı karşı koyamayacağı bir güç sardı. Güç onun üzerine doğru baskı yaptı ve acı dolu çığlık atmasına neden oldu. En sonunda bir patırtı sesi eşliğinde vücudu patlayarak ortaya siyah yarasa çıktı.

"Kaçamazsın," Meng Hao onu sağ eliyle kavramaya hazırlanırken sakince konuştu. Parmakları adeta havada yarasaya doğru gürleyen beş tane dağ gibi olmuştu.

Yarasa dehşet içinde bağırırken kırmızı ve siyah ışık etrafında sanki bir çeşit ışınlanma gücü gibi titreşti. Hızla oradan uzaklaşmaya çalıştı ama nereye kaçmaya çalışırsa çalışsın daima üzerine doğru çöken beş tane devasa sütun ile karşılaşıyordu. En sonunda acı acı güldü; sütunlar üzerine çökerken artık karşı koymanın anlamsız olduğunu fark etti.

Sütunlar kayboldu ve Meng Hao'nun şuan yarasayı sıkıca tutan eline dönüştü. Meng Hao sakin ifadeyle aşağıdaki kalabalığa baktı.

Sunağın yanındaki avlulu binadan heyecanla dolu antik bir ses yankılandı. "Meng Hao, efendim, bu... Bu gerçekten de siz misiniz...?"

Aynı sırada bir patlamayla sunak yerle bir oldu ve ortaya çıkan beyaz bir kurt havaya fırladı. Kafasını geriye atarak kükredi ve Meng Hao'yu gördüğü anda gözlerinden yaşlar inmeye başladı. Hemen ona doğru heyecanlı sesler çıkartarak fırladı.

"Büyük Tüylü..." Meng Hao devasa beyaz kurda bakarak mırıldandı. Ardından avludaki yaşlı adama baktığında onun Wu Chen olduğunu gördü.

"Wu Chen..." dedi. Batı Çölü büyük göçü sırasında onun peşinden gelen genç adamın görüntüsü aklına geldi. O şuan yaşlı bir adam olmuştu. Geçmişte yaşadığı onca şeyi düşünürken ifadesi yumuşadı ve Karga Mabudu Kabilesi'ne doğru indi.

"Wu Chen selamlarını sunuyor, Kutsal Antik!" dedi heyecanla dizlerinin üstüne çöküp secde ederek. Bütün kabile üyeleri boş gözlerle Meng Hao'ya bakakalmıştı. Onlara göre Meng Hao yabancı değildi. Ne de olsa hayatları boyunca onun heykeline tapmışlardı.

"Hemen Kutsal Antik'e selamlarınızı sunun!" Wu Chen kükredi. Aniden kabilenin geri kalanı da dizlerinin üstüne çöktü.

Karga Mabudu Kabilesi tamamen sarsılmıştı ve kısa sürede Meng Hao'nun geri döndüğü haberi yayılarak tüm Siyah Topraklar'ın kaynamasına neden oldu. Birçok kabilede kıdemliler ve Kabile Lordları saygılarını sunmak için kabileye doğru yola koyuldular.

Karga Mabudu Kabilesi üç gün süren büyük bir ziyafet verdi. Meng Hao ayrılma vakti geldiğinde Wu Chen'e çok miktarda tıbbi hap ve büyülü eşya verdi. Büyük Tüylü'yü yanına almak istedi ama biraz tereddüt ettikten sonra bundan vazgeçti.

Karga Mabudu Kabilesi çok uzun süredir Büyük Tüylü'ye tapıyordu ve çoktan derin hisler kök salmıştı. Büyük Tüylü'nün isteği burada kalarak onları korumaktan yanaydı. Meng Hao'nun onun için yaptığı şey gelişim merkezini daha yüksek bir seviyeye çıkartarak ömrünü artırması oldu.

Ardından Meng Hao Siyah Topraklardan Güney Diyarı'na geçti.

Güney Gök gezegenindeki yerler arasından Güney Diyarı Meng Hao için en unutulmaz anıların yaşandığı yerdi. O burada büyümüş, burada dövüşmüş, öldürmüş ve burada Xu Qing ile çift olmuştu. Gerçekten de her şey... Burada olmuştu.

Hatta bu diyar için bir savaş bile vermişti!

Meng Hao Siyah Topraklardan ayrılıp Güney Diyarı'na girdiği anda anıları kabardı. Geçmişten hatırladığı dağları ve nehirleri gördü ve her şeyin kokusu bile aynıydı.

Burası evi gibi kokuyordu.

"Güney Diyarı..." diye mırıldandı yumuşak bir tonla. Ardından tıpkı diğer gelişimciler gibi seyahat etti. Yeniden Doğuş Mağarası'na, Antik Lanet Tapınağı'na, Song Klanı gibi çeşitli tarikatlara ve daha önce bulunduğu birçok yere gitti.

Bu gittiği yerlerde sadece etrafta hızlıca dolaştı ve oralarda kalmadı.

En sonunda Zhao Eyaleti'nin eskiden bulunduğu yere gitti. Oradaki devasa gölün etrafı şuan sayısız bina ve yapı ile sarılmıştı. Burası bir Kutsal Toprak olmuştu ve sürekli sayısız gelişimci tarafından korunuyordu. Hatta insanların girmelerini engellemek için bazı yerler mühürlenmişti.

Tabii ki bu mühürlü yerler Meng Hao'nun girişini engelleyemezdi. Gölün ortasındaki o küçük adada ortaya çıktı ve orada etrafındaki çimlere ve mavi dalgalı göl suyuna baktı. Bu adada o yıl evlilik törenlerinin başlamasını düşünürken zihninde Xu Qing'in görüntüsü süzüldü.

Hap Şeytanı buna başkanlık etmiş ve hatta Chu Yuyan bile katılmıştı. Bütün tarikat ve klanlar tebrik için gelmiş ve hatta birçok serseri gelişimci bile bölgeye akın etmişti. İnanılmaz gürültülü ve heyecanlı bir olaydı.

O zaman ada güzel fenerler ve sancaklarla süslenmişti. Keyif ve mutluluk çok canlıydı....

Meng Hao dolaşırken bunları düşündü. Anılar anıların üstüne bindi, sanki... O sevinçli günü tekrar yaşıyordu.

"Qing'er..." diye düşündü, kalbine acı saplandı. Görüşü bir an bulandı ve aniden kırmızı elbiseler içinde genç bir kadın gördü. Önünde biraz utanmış halde duruyordu ama gözleri sonbahar yağmurları gibi ışıltılıydı. Onun gözlerine bakıyordu, bakışı yumuşacıktı.

Meng Hao ona gülümsedi ve ardından adada yürümeye devam etti. Adada gittiği her yer tanıdıktı ve ona Xu Qing ile beraber evlerini normalde buraya yapmayı planladıklarını anımsattı.

Zaman geçti ve kısa sürede akşam oluverdi. Güneş batarken göle yansıyan ışınları adayı altına dönüştürürken göz alıcı bir sahne yarattı. Meng Hao kıyıda durarak suya bakarken yüzünde biraz hüzün belirdi.

Bir anda arkasından bir sesin geldiğini duydu.

"Pardon! Hangi tarikattansın? Ne yapıyorsun burada?" Ses şaşkındı ve aynı zamanda şüpheci. Meng Hao arkasını döndüğünde üç tane gelişimcinin yaklaştığını gördü.

İkisi adam biri kadındı ve Meng Hao onları daha önce adayı temizleme ve toparlama işini yapmaya giderken görmüştü. Yüzlerindeki mütedeyyin ifadeleri düşününce onları rahatsız etmemeyi seçti ve adadan ayrılmaya hazırlandı.

"Burası bir Kutsal Toprak!" dedi genç kadın sesindeki kabalığı gizleme zahmetine girmeden. "İzin almadan buraya giremezsin! Eğer izinsiz girersen cezası çok ağır olacak. Hemen kimlik madalyonunu çıkart!" Kadın konuşurken iki adam da ışıltılı gözlerle Meng Hao'nun etrafını sardılar.

Aniden batan güneş Meng Hao'nun yüzünü aydınlattı ve adamlardan birisi aniden şaşkınca bakakaldı. Meng Hao'yu daha önce bir yerlerde gördüğünü hissetti ama emin değildi. Diğer ikisi de benzer tepkiler verdiler. Fakat tam bu anda Meng Hao başını sağa sola salladı ve konuştu, "Kimlik madalyonum yok."

Üç gelişimcinin yüzü aniden karardı.

"Bu ne cüret!" dedi kadın. "Buası Kutsal Antik'in eski konutu! Güney Diyarı'ndaki her gelişimci bu adaya adım atmanın yasak olduğunu iyi bilir. Buranın sıradan bir yer olduğunu falan mı sanıyorsun? Buraya gizlice girmek kutsala saygısızlıktır!!" Öfkelen kadın sağ eliyle bir büyü hareketi uygulayarak bir büyülü teknik kullandı. Eş zamanlı olarak bir yeşim kayış kırarak gölün kıyısındaki yoldaş tarikat üyelerini bilgilendirdi.

"Burayı asla sıradan bir yer olarak görmedim," diye karşılık verdi Meng Hao yumuşak bir tonla. "Burası... Benim evim."

"Evin mi?" dedi adamlardan birisi soğukça gülerek. Eliyle bir büyü hareketi uyguladı. "Bu şaka falan mı? Burası Kutsal Antik'in eski konutu, bu...."

Meng Hao açıklama yapmakla uğraşmadı. Başını sağa sola salladı ve gözleri hâlâ anılarla titreşirken iç geçirdi, ardından bir adım yürüyerek aniden ortadan kayboldu.

Neredeyse aynı anda üç büyülü teknik harekete geçmiş olsa da hiçbir şeyi vuramadılar. Üç gelişimci şaşkın gözlerle Meng Hao'nun kaybolduğu noktaya baktılar ve ardından birbirlerine döndüler.

"O size de tanıdık geldi mi?" diye sordu genç kadın.

Neredeyse aynı anda onun yanında duran adam konuştu, "Buraya evim dedi değil mi? Ama burası Kutsa Antik'in eski konutu! O kim olduğunu sanıyor, Kutsal Antik mi?" Bu sözler ağzından çıktığı anda gözleri kocaman açıldı.

Diğer adamın yüzü düştü ve nefesi kesildi. Boğuk bir sesle söylendi, "Kutsal Antik!! O... O tıpkı Kutsal Antik'e benziyordu!!"

Onlar şaşkın bir halde donakalırken aniden onlara doğru düzinelerce ışık ışını fırladı. Korku verici yaşlı bir adam onlara liderlik yapıyordu ve oraya öfkeli gözlerle yaklaştı.

"Kutsal Antik'in eski konutuna girmeye cüret gösteren kişi kim?!!"

52 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1168