I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1169: Ben Meng Hao'yum!
Bölüm 1169: Ben Meng Hao'yum!
Yaşlı adam elini salladı ve bununla birlikte onlarca insanlar dağılarak adayı aramaya başladılar. O da kutsal duyusunu gönderdi ama hiçbir şey bulamadı. Kaşlarını çatarak haber veren üç gelişimciye döndü ve onları sorgulamaya başladı.
Gelişimciler onun tıpkı Kutsal Antik'e benzediğini söyleyince adamın yüzü titreşti. Ardından davetsiz misafirin burayı evi olarak adlandırdığını söylediklerinde nefesi kesildi.
Tam bu noktada depolama çantasında ışıltılı bir yeşim kayış çıktı. Onu aldı ve kutsal duyusu ile taradıktan sonra yüzünde delirmiş gibi bir ifade belirdi. Dişlerini sıkarak söylendi, "Onu bulduk. O... Adanın merkezindeki Kutsal Konak'ta!"
Yaşlı adam hemen adanın merkezine doğru giderken diğerlerine de emirler yağdırdı. Kısa süre sonra diğer gelişimciler de merkezdeki binaya doğru yola koyuldular.
Üç gelişimci de gergin bir halde takip ettiler. Onların endişesinin sebebi adaya birisinin girmiş olması değil giren kişinin kim olduğuyla alakalıydı!
Çok geçmeden yaşlı adam adanın merkezine vardı ve orada Meng Hao'nun yerini bildiren öğrenciyi gördü. O öğrenci Kutsal Konağın önünde diz çökmüş titriyordu.
Binanın kendisi aslında ahşap kulübeydi ve herhangi bir şekilde sıradışı değildi. Hatta yıllar boyunca buraya ziyarete gelen gelişimciler bu sıradan ahşap kulübenin neden Kutsal Konak olarak adlandırıldığını hep merak etmişti.
Meng Hao o sırada kapı eşiğinde arkası dışarıdakilere dönük halde kulübenin içini inceliyordu. İçeride birbirlerine doğru oturmuş iki heykel vardı.
Üzerlerinde uzun kırmızı düğün elbiseleri vardı ve el ele tutuşmuş gülümsüyorlardı. Bu heykeller son derece zarif bir şekilde yapılmıştı ve son derece gerçekçi görünüyordu.
Birisi Meng Hao idi. Diğeri ise Xu Qing....
Meng Hao o sırada biraz afallamış halde heykellere bakıyordu. Zihninde anılar sel gibi aktı.
Kutsal Konağın dışında yaşlı adam Meng Hao'ya baktı ve ondaki korkunç ve tarif edilemez baskıyı hissetti. Fakat bu baskı yayılmıyordu; eğer yayılsa yaşlı adam bölgedeki her şeyin anında küle döneceğinden emindi.
Derin bir nefes aldı ama hiçbir şey söyleyemedi. Bunun yerine orada saygıyla durdu. Bu noktada davetsiz misafirin kim olduğu önemli değildi; onun gelişim merkezi seviyesini düşününce onu durdurmak için hiçbir şey yapamayacaklardı. Fakat yaşlı adam gizlice bir yeşim kayış kırarak tarikatının güçlü uzmanlarına haberi gönderdi ve acele etmelerini söyledi.
Adada aramaya katılan diğer öğrenciler de oraya geldiler ve konuşmaya cesaret edemeden dışarı gergin bir halde beklemeye başladılar.
Uzun bir an geçtikten sonra Meng Hao sordu, "Bu heykelleri kim yaptı?"
Yaşlı adamın kalbi tekledi ve hiç düşünmeden cevap verdi, "O-onlar... Güney Diyarı'nda Kutsal Antik'i gerçekte tanıyan bütün Kıdemli nesil üyeler tarafından oyuldu."
Meng Hao döndü ve yaşlı adama baktı.
"Peki siz? Siz Kan Şeytanı Tarikatı öğrencileri misiniz?" diye sordu.
Yaşlı adam başıyla onayladı ve tam konuşmaya devam edecekken onun yüzünü gördü. Sanki zihninde yıldırımlar çarpıyormuş gibi hissetti ve afallayıp kaldı. Sadece o değildi. Etraftaki diğer öğrenciler de şaşkına döndüler.
İstemsizce gözleri Meng Hao'nun arkasındaki heykele döndü.
İkisi de tıpatıp aynıydı!!
Tek fark karşılarında duran adamın yetişkin biri gibi durmasıydı ve heykelde görüldüğü gibi genç birisi değildi.
Nefes nefese yaşlı adam mırıldandı, "Bayım... siz...."
"Ben Meng Hao'yum," diye cevapladı sakince.
"Kutsal Antik!!"
"İnanamıyorum... Kutsal Antik. Nasıl... Nasıl mükün olabilir bu!?"
Yaşlı adam ve yanındakilerin şaşkın bağırışları arasında uzaklardan öfkeli bir kükreme yankılandı. Yüzlerce ışık ışını havada ilerlerken en önlerinde orta yaşlı bir adam vardı. İlk başta yüzü öfkeyle burkuldu ama Meng Hao'yu gördüğü anda şok ile doldu.
"Kutsal Antik!!"
Herkes şaşkınlıkla doluyken Meng Hao bir an sessizce bekledi ve konuşmaya başladı, "Geceyi burada yalnız geçirmek istiyorum. Yıllardır burayı güvende tuttuğunuz için hepinize teşekkür ediyorum."
Bununla birlikte elini sallayarak hediye olarak oradakilere yüzlerce tıbbi hap şişesi gönderdi.
Ardından döndü ve ahşap kulübeye girerek kapıyı arkasından yavaşça kapattı. Daha sonra yağlı kağıttan pencerede lamba ışığı görüldü.
Ahşap kulübenin dışında ölümcül bir sessizlik vardı. Orta yaşlı adam ve diğer yüzlerce gelişimci olup bitenlere inanmakta güçlük çekiyordu. Birbirlerine bakarak mesajlar gönderdiler, sesli konuşmaya cesaret edemiyorlardı. Ardından hepsi de biraz uzaklaştılar ve bacaklarını çaprazlayıp oturduktan sonra yeşim kayışlar yoluyla Kan Şeytanı Dağı'na mesajlar göndermeye başladılar. Oradan sonra Güney Diyarı'nın geri kalanına haber hızla yayıldı.
Meng Hao'ya göre Güney Gök gezegeninden ayrıldıktan sonra sadece birkaç olayda bu kadar fazla duygu yaşamıştı. Aynı zamanda çok az gecesi böyle tamamen sakin ve huzurlu geçmişti. Ahşap kulübede otururken Xu Qing'in heykeline baktı ve daha sonra zaman algısını kaybetti.
Bunun aksine Güney Diyarı'nın geri kalanında tamamen uykusuz bir gece yaşanmıştı. Meng Hao'nun Kutsal Topraklarda olduğu haberi bütün tarikat ve klanlara yayılmıştı. Kısa süre sonra sayısız Kıdemli nesil gelişimcisi, geçmişteki savaşlarda Meng Hao'nun yanında savaşan tecrübeliler tamamen sarsılmıştı.
Meng Hao ayrılalı çok uzun zaman olmuştu ve insanlar Meng Hao'nun görüntülerini çeşitli sahtekarlıklarla görmüş olsalar da bu farklıydı. Kan Şeytanı Tarikatı'ndan gelen haber bunun gerçek Meng Hao olduğunu söylüyordu ve onun gelişim merkezi akıl ermez seviyedeydi.
En önemlisi o Kutsal Topraklardaydı. Gerçekte o olup olmaması önemli değildi, Güney Diyarı'nın bütün güçlü uzmanları hiç tereddütsüz oraya doğru yola koyuldular. Eğer gerçek Meng Hao ise ona tapacaklardı. Eğer değilse... Bu günahkar tüm Güney Diyarı'nın gazabıyla yüzleşecekti.
Güney Diyarı'nın büyük savaşı sırasında Meng Hao gerçek anlamda bir Kutsal Antik varlık seviyesine yükselmişti. Hatta o üç Kutsal Antik'ten biriydi, diğerleri Hap Şeytanı ve Patrik Song idi.
Savaşın sonunda hayatta kalan üç zirve uzman sadece onlardı. Daha sonra Hap Şeytanı Ölümsüzlüğe Yükseliş'e ulaşmış ve Güney Gök gezegeninden ayrılarak efsane bir figür olarak kalmıştı. Patrik Song ise savaşın sonunda ciddi biçimde yaralanmış ve bunun ardından kapalı meditasyona girmiş ve bir daha çıkmamıştı.
Daha sonra da Meng Hao gitmişti. Fakat o Kuzey Menzili uzmanlarını Kuzey'in Günahı isimli dağa mühürledikten sonra Güney Diyarı'nın ruhsal enerjisi yavaş yavaş yenilenmeya başlamıştı. O dağ hâlâ duruyordu ve ismi yüzünden büyük bir şöhrete sahipti.
Savaştan sonra Mor Felek Tarikatı ve Song Klanı Kutsal Topraklar olmuş ve Kan Şeytanı Tarikatı ile birlikte Güney Diyarı'nın en güçlü kuvvetleri haline gelmişlerdi. Ada ise yıllar önce düğün orada başladığından Güney Diyarı gelişimcileri orayı kendi Kutsal Adaları ilan etmişler ve Meng Hao ile Xu Qing'in anısını orada yaşatmaya devam etmişlerdi.
Bu gece Güney Diyarı'ndaki bütün tarikatlar harekete geçmişti. Kıdemli nesilden savaş gazileri ve ondan sonra doğanlarla birlikte herkes Kutsal Ada'ya doğru harekete geçmişti.
Daha da şaşırtıcı olan şey ise... Song Klanı'nın derinliklerinde yıllardır kapalı meditasyonda olan Patrik Song aniden kadim gözlerini açmıştı. Olup bitenlerin haberini aldıktan sonra bir an sessizce oturmasının ardından yavaşça ayağa kalktı. Yorgunluk ve kadimlikle dolu bir halde yanına yoldaş klan üyelerini alarak Song Klanından ayrıldı ve Kutsal Ada'ya doğru yola koyuldu.
Patrik Song'un meditasyondan çıkışı tüm Güney Diyarı'nda büyük bir karmaşaya sebep oldu. Bir gecede bütün gelişimciler ya Kutsal Ada'yı düşünüyor ya da onun hakkında konuşuyor duruma gelmişti!
Patrik Song adaya yanında sayısız Song Klanı üyesiyle birlikte gece yarısı geldi. Yanındakilerden birisi de orta yaşlı bir kadındı. O güzeldi ama yaşlıydı ve belli ki gençken Güney Diyarın en güzel kadınlarından birisiydi.
Bu kadın Song Jia idi.
Meng Hao ile yaşananlar yüzünden onun Song Klanı'ndaki pozisyonu özeldi. O asla resmi bir evlilik istememişti ve tek başına kalarak gelişime odaklanmıştı.
Meng Hao ile ilgili haber yayılmaya başladığı anda o da kapalı meditasyondan çıkmış ve sakince Patrik Song'a katılarak oraya gelmişti.
Patrik Song'un gelişi adadaki bütün gelişimcileri karmaşa içine sürüklemişti. Saygıyla onu selamladılar ve hemen ona ahşap kulübeye giden bir yol açtılar.
Patrik Song pencereden görülen lamba ışığına baktı ve gözleri yavaşça canlı bir ışıkla kıvılcımlandı. Yavaş yavaş adeta kınından çıkmış bir kılıç gibi güçlü bir enerji yaymaya başladı.
O sırada çevredeki gelişimciler gergin gözlerle Patrik Song'a bakıyorlardı.
"Bu benim eski dostum Meng Hao mu!?" Patrik Song aniden gök gürültüsü gibi çınlayan sesle sordu. Gökyüzünde muazzam bir rüzgar çıktı ve yer sallandı. Suyun yüzeyinde muazzam dalgalar yayıldı.
Bir an sonra ahşap kulübenin içinden Meng Hao'nun biraz duygusal sesi duyuldu. "Kıdemli Song, lütfen içeri gel."
Kulübenin kapısı yavaşça açılırken içeride Patrik Song'a bakan Meng Hao ortaya çıktı. Kuzey Menzili ordusuna karşı onunla omuz omuza savaştıkları zamanı hatırlarken gözleri maziyle dolmuştu.
Patrik Song onu gördüğü anda gözleri ışıl ışıl parlamaya başladı. Hafifçe titredi, ardından kafasını geriye atarak kahkaha koparttı. Bu keyifle dolu bir kahkahaydı, eski bir dostu görmenin verdiği bir heyecanın getirisiydi.
İleri yürüyerek ahşap kulübeye girdikten sonra kapı yavaşça kapandı.
"Gerçekten de o..." Gözlerinde karmaşık bir bakış titreşen Song Jia mırıldandı.
Gece yavaş yavaş geçti. Ahşap kulübenin dışında toplanan gelişimcilerin sayısı giderek artıyordu. Bunlar Kan Şeytanı Tarikatı, Mor Felek Tarikatı ve Kuzey Menzili'ne karşı savaşmış olan diğerlerinin gelişimcileriydi. Hatta göl kıyısında da gelişimciler toplanmıştı ve gözleri korku ve saygıyla doluydu. Onlara göre burası hacı olma yeriydi.
Patrik Song'un kulübeye girmiş olması... Bu kişinin gerçekten de Kutsal Antik Meng Hao olduğunu kanıtlamıştı!
Bu haber herkesin beklenti ve heyecanla dolmasına neden oldu. Onunla birlikte savaşan tecrübeli gelişimciler eski yoldaşlarını hatırladılar. Daha önce Meng Hao ile hiç karşılaşmamış olanlar ise sadece görkemli Kutsal Antik'e bir saniyeliğine de olsa bakmak istiyorlardı.
Hiç kimse konuşmadı. Sadece sessizce oturarak kapının açılmasını beklediler.
