I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1161: #####
Bölüm 1161: #####
Olup bitenleri izlerken Meng Hao'nun gözlerinde odaklanmış bir parıltı belirdi. Tao'ya Adım Yolu Antik Alem'den Tao Alemi'ne adım atarken kritik bir noktaydı. Meng Hao gelişim ile ilgili onca tecrübesine rağmen daha önce hiç Tao'ya adım atışı görmemişti.
Guru Gökbulut kızdırmaması gereken birini kızdırmıştı ve şuan bu yola meydan okumaktan başka seçeneği kalmamıştı. Bu olaydan sağ çıkmak istiyorsa tek şansı buydu.
Gök ve Yer gürledi ve yıldızlı gökyüzü sarsıldı. Gökbulut Pazarı'ndaki çoğu magenta cübbeli gelişimci teslim olmayı seçmişti. Teslim olmayanlar ise Fang Klanı tarafından kolayca silip süpürülmüştü. Şuan Gökbulut Pazarı gerçek anlamda Fang Klanı Pazarı olmuştu!
Guru Gökbulut tek sağ kalanlarıydı. O da şuan büyük bir hızla burgaca doğru gidiyordu. Fakat yaklaştığında sayısız yıldırım toplandı ve ona doğru fırladı.
Bu görkemli bir sahneydi. Şok edici gök gürültüleri yıldırımlar düşerken çınladı. Dikkatli bakınca yıldırımların içindeki figürlerin dış hatları görülebiliyordu.
Onları netleştirmek imkansız olsa da belli ki kudretlilerdi... Meng Hao'nun göz bebekleri onları gördüğü anda büzüldü.
Bir gümbürtü çınladı ve Guru Gökbulut ağzından kanlarla titredi. Fakat şuan garip ve tuhaf bir durumdaydı; Öz ve doğal kanunlar etrafında girdap gibi dönüyordu. Kükreyerek yıldırımlarla çarpıştı ve burgaca adım atmaya çalıştı.
Tao'ya adım atmak için başarması gereken ilk işin bu olduğunu biliyordu. Bunun ardından daha büyük tehlikeler çıkacak olsa da ilk adımı atmak onun için ikincisinin önünü açacaktı.
"Eğer Tao'ya başarıyla adım atarsam buradan kaçmak için Tao Alemi gücünü kullanabilirim. Gidip Ji Klanına katılacağım ve ardından Fang Klanı ile olan düşmanlığım geri dönülemez olacak!"
"Eğer başarısız olursam kaçamayacağım. Bu nedenle burada kalacak ve olabildiğince fazla Fang Klanı üyesini katledeceğim. Onların da benimle birlikte gömüldüklerinden emin olacağım!" Guru Gökbulut planını yapmıştı. O anda neden tam olarak işlerin neden bu yöne döndüğünü yada kendi hareketlerinin bu olaylara sebep olduğunu düşünmeyi seçmedi.
Aklında tek bir düşünce vardı!
Meng Hao'yu öldürmek!
Bütün kini Meng Hao'ya odaklanmıştı ve Tao'ya adım atmayı başarsa da başaramasa da ana arzusu ölmeden önce onu da yanında götürebilmekti.
Kükreyerek burgaca doğru ilerledi. Yıldırımlar çarparken gümbürtüler çınladı. Hızı yavaş yavaş azaldı.
Meng Hao uzaklarda her zamanki ifadesiyle sahneyi düşünceli bir şekilde izliyordu.
Yanındaki Fang Shoudao'nun da gözleri yukarıdaki burgacın üzerindeydi.
"Guru Gökbulut yıllardır Tao'ya adım atmaya hazırdı," dedi Guru Gökbulut'un burgaca yaklaşmasını izleyerek. "Sadece ilk adımı atmaya cesaret edememişti. Bunun yerine bu durumu kendisi için bir tür koruma olarak kullandı.... Yani aslında ona ilk adımı atması konusunda yardım ettiğim söylenebilir. Tabii ki Tao'ya adım atarken toplam dokuz felaket olacak. Bu daha ilk felaket olan Yıldırım Felaketi."
Guru Gökbulut kanlar saçtı ve aurası zayıflıyordu. Fakat onun verdiği hissiyat ölümün eşiğinde güç ile patlayacağıydı. Kükredi ve şok edici bir şekilde etrafında şekillenen sis ve bulut katmanları değişimli olarak yağmura ve sis arasında gidip geliyordu. Bunlar onun... Özleriydi!
Onların ne Özü olduklarını söylemek ise hâlâ demlenme sürecinde oldukları için imkansızdı. Fakat eğer Guru Gökbulut burgaca adım atarsa ve ardından yolun sonuna kadar yürürse Özleri nihayet son formuna ulaşacaktı.
Yolda ne kadar uzun yürüyebileceği ve son Alemi'nin neresi oalcağı kaç tane Öz'e sahip olduğuyla alakalıydı. Tabii ki ne kadar fazla yürürse başarısızlık şansı o kadar yükselecekti.
Bir gümbürtü çınladı ve Guru Gökbulut'un ağzından kanlar saçıldı. Kritik anda çift elli bir büyü hareketi uyguladı ve ardından alnına bastırdı. Hemen gelişim merkezi taştı ve boyutu onlarca metreye kadar büyüdü. Ardından burgaca doğru ileri fırladı. Daha fazla yıldırım düşerek ona çarparken tekrar eski boyutuna geri küçülmeye başladı. Kısa süre sonra burgaçtan otuz metre kadar uzaktaydı ve çoktan normal boyutuna geri dönmüştü.
Gözlerinde delice bir ışık parladı. Kükreyerek elinden geleni yaparak bütün gücüyle ileri fırladı. Fakat burgaca adım attığı anda içinden bir sis patlaması dışarı yayıldı. Guru Gökbulut'a doğru giden kargıya dönüştü. Onu zar zor dürtmüş olsa da kan donduran bir çığlıkla birlikte geriye doğru sendelemesine neden oldu.
"HAYIR!!" O geri düşerken sayısız yıldırım inerek onu tamamen boğdular.
Fang Shoudao başını sağa sola salladı. "İkinci felaket geliyor, Silah Felaketi. Bu Gökbulut... Dengesiz bir Tao kalbine sahip. Onun özleri toplanmamış ve irade gücü sallantılı. Silah Felaketi'ni atlatamayacak gibi." Guru Gökbulut çığlık atarken sis kargısı onu takip etmeye devam etti. Gökler titredi ve umutsuzca karşı koymaya çalışan Guru Gökbulut acı acı gülmeye başladı. Aynı sırada burgacın içinden daha fazla sis dışarı fırladı.
Bu sefer sis sekiz keskin silaha dönüştü: saber, mızrak, kılıç, baltalı kargı, balta, el baltası, kanca ve üç dişli mızrak. Onlar ortaya çıktıkları anda kargıya katıldılar ve dokuz ışık ışınına dönüşerek Guru Gökbulut'a doğru fırladılar.
Bu noktada çevredeki gelişimcilerin hepsi aynı düşünceye kapılmıştı: Guru Gökbulut... Başaramayacak!
"Bunu kabul etmiyorum!" diye bağırarak bütün gücüyle karşı koydu. Geri çekilmeyi reddetse de ağzından kanlar saçıldı. Aldığı her yarayla birlikte etrafındaki doğal kanun ve öz sisinin birazı vücuduyla bütünleşerek onu iyileştiriyordu. Fakat... Bu iyileşme onun doğal kanun ve Öz gücünün tükenmesine ve giderek zayıflayarak dağılmaya başlamasına neden oluyordu.
Onlar tamamen ortadan kayboldukları bu durum onun Tao'ya adım atma girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını gösterecekti!
"Üçüncü felaket geliyor..." Fang Shoudao burgaca bakarak konuştu.
Onun konuşmasının hemen akabinde burgaçtan şok edici gümbürtüler geldi ve dört figür ortaya çıktı.
Bu figürlerin her biri siyah zırhlara sahipti. Yüzlerini görmek imkansızdı ama hepsi de izleyicilerin yüzlerinin titreşmesine neden olacak inanılmaz cani auralar yayıyordu.
"Dağ ve Deniz Savaş Generalleri!" Fang Shoudao gözlerinde ateşli bir bakışla mırıldandı.
Meng Hao o dört figüre baktığında aniden içindeki Şeytan Mühürleme Nazar büyüsü hareketlenmeye başladı.
"Hayat Ölüm Nazarlaması mı?" diye düşündü. Bu bağlantıyı fark ettiği anda dört figür aniden ona doğru döndüler. Miğferlerinin altında gözleri aniden garip bir ışıkla parladı.
Bakışları buluştuğunda Meng Hao'nun zihni titredi. Aniden içindeki hareketliliğin sebebinin sadece Şeytan Mühürleme Nazar büyüsü değil Nirvana Meyvesinin içindeki Paragon kanıyla da alakalı olduğunu gördü!
Yavaş yavaş bu dört figürle arasında bir çeşit garip bağlantı olduğunu fark etmeye başladı.
"Sanki... Onları kontrol edebilirim..." diye mırıldandı sarsılarak.
"Ne dedin?" Fang Shoudao kocaman açılmış gözlerle sordu.
Meng Hao zihinsel olarak sarsıldığı sırada Guru Gökbulut tiz bir kahkaha attı. Bu kahkaha umutsuzluk ve delilikle doluydu. Şuan başaramayacağını fark etmişti. Tao'ya adım atmak zor bir işti. Herhangi bir büyük döngü Antik Alem gelişimcisi için bu daha önceki lamba söndürme mücadelelerinden daha zorlu bir ölümcül testti.
Antik Alem herhangi bir gelişimci için korkunç bir yerdi. O Alem'e ulaştıktan sonra ölümcül krizler arka arkaya gelecekti. Böyle bir durumdan kurtulmanın tek yolu Tao Alemi'ne adım atmaktı.
"Meng Hao, hepsi senin suçun!!" Gökbulut öfkelendi. Acı kahkahası daha da delilikle doldu ve gözleri kıpkırmızı oldu. O anda... Tao'ya adım atma konusunda başarısız olan herkesin yaptığı şeyi yapmayı seçti.
Umutsuzca aşmaya çalışmak yerine geriye kalan doğal kanun ve Öz kalıntılarını vücuduna emerek hayat kuvvetini Yarı-Tao Alemi'nde yaratacaktı!
Tao'ya adım atmakta başarısız olan ve Yarı-Tao gelişimcisine dönüşenlerin ömürleri çok sınırlı olurdu ve bu sınır genelde başarısız olduklarında geriye kalan doğal kanun ve Özlerin miktarı ile alakalıydı.
Ne kadar fazla varsa ömürleri o kadar uzayacaktı. Eğer çok az varsa... Yaşayacakları yıl sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecekti.
Acı acı gülen Guru Gökbulut aşma aurasını etrafındaki doğal kanun ve Öz sisiyle birlikte vücuduna çekti.
Aurayı geri çektiğinde dokuz sis silahı aniden saldırıyı keserek duraksadılar.
Doğal kanunlar ve Özler vücuduyla bütünleşirken Guru Gökbulut'nun vücudundan gümbürtü sesleri yankılandı. Ardından gücü taşarak büyük döngü Antik Alem'den Yarı-Tao Alemine aştı!!
O şuan hala Tao Alemi'nden yarım adım uzak olsa da büyük döngü Antik Alem'e göre çok daha engin bir Alem'deydi. Ne de olsa hâlâ doğal kanun ve öze sahipti.
Onlar eksik olsa da hâlâ tek özlü Tao Alemi uzmanlarının bile dövüşürken sıkıntı yaşayacağı seviyede şok ediciydi. Ne de olsa... Yarı-Tao uzmanları umutsuz yaşayan ve deliliğe düşmüş insanlar olacaktı!
Tıpkı etraflarındakiler gibi tam olarak ne zaman öleceklerini biliyorlardı. Ve bu yüzden deliriyorlardı!
Acı kahkahalar yankılanırken Guru Gökbulut'un vücudu titredi ve aurası değişti. Hayat kuvveti söndü ve hızla bir ölüm aurası ile sarıldı!
Ömrü doğal kanun ve Özler ile tüketildi. Hasar verici kutsal beceriler ya da savaşları saymazsak o en fazla yüz yıl kadar daha yaşayacaktı. O zaman geçtiğinde... Dünyada hiçbir iz bırakmadan hem ruh hem de bedenen ölecekti.
Ölümlüler için yüz yıl uzun bir süreydi. Ama gelişimciler için yüz yıl hızla geçip gidecekti.
Tabii ki eğer bir savaş yaparsa geriye kalan zamanı daha da hızlı tükenecekti.
"Sınırlı ömür! Düşmanlıkların öcü alınmalı! Kin karşılığını bulmalı!" Guru Gökbulut kahkaha attı. Bu, ağlamaktan daha çirkin bir kahkahaydı. Gözleri şişti ve etrafındaki ölüm aurası daha da güçlendi. Gözlerinde delilikle attığı kahkaha dört bir yanda yankılanarak bütün ışığın sönmesine neden olan fırtınaya dönüştü ve Gökler titredi. Sınırsız dalgalanma yayıldı.
Guru Gökbulut'un şuanki enerjisi şimdiye kadar hayatta sahip olduğundan daha fazlaydı.
"Meng Hao!" diye nefretle bağırırken inanılmaz bir öldürme arzusuyla Meng Hao'ya döndü.
Bölüm ismi: Tao'ya Adım Atma Başarısızlığı!
