I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1160: #####
Bölüm 1160: #####
Tek şok olan Guru Gökbulut değildi. Gökbulut Pazarı'nda bulunan bütün gelişimciler Fang Shoudao'nun sözleriyle şok olmuşlar ve duyduklarına inanmakta güçlük çekmişlerdi.
Taç Prensi ünvanı sadece bir ünvandı. Yine de Fang Klanı onun için savaşa girmeye hazır gibiydi ve hatta her an Tao Alemi'ne adım atabilecek birini düşman etmekten çekinmiyorlardı.
Bu tamamen mantığa tersti!
Fang Klanı Kıdemlileri bile nefeslerini tutmuştu.
"Patrik, bu..." Meng Hao'yu en çok azarlayan Kıdemli boğuk bir sesle konuşmaya başladı. Fakat bu kelimeler ağzından çıktığı sırada diğer Fang Klanı öğrencileri gidip haberi Doğu Zaferi gezegeni Fang Klanı'na yaymak için ışınlanma portalına adım attılar.
"Kıdemli Shoudao, neler oluyor?" diye sordu Guru Gökbulut yüzü titreşirken. "Bu bir yanlış anlaşılmaydı. Bunu zaten netleştirmedik mi...?" Kalbi şuan güm güm atıyordu; gerçekte Tao Alemi'ne aşmaya zorlanmak istemiyordu. Ne de olsa bu kritik bir ölüm kalım meselesiydi.
"Netleştirilen tek konu Fang Klanı Taç Prensi'nin neden sana saldırdığıydı," diye karşılık verdi hemen Fang Shoudao. Şuan olacaklar ise Taç Prensi'ni ölümcül kuvvet kullanarak cezalandırmaya çalışmanın cezalandırılması olacak!
"Fang Klanı'nın Taç Prensi, Hao'er inanılmaz gizli yeteneklere sahip ve tüm dünyada rakipsiz. O Fang Klanı'nın qilini ve bütün Küçük nesil üyeler arasında onun dedesini çok severdim. Onun babası da üzerine titrediğim gençlerden biriydi. Ve Meng Hao içinse Fang Klanı Seçilmişini korumak adına hayatımı bile riske atarım!"
"O bizim gelecekteki Klan Şefi'miz!"
"O bizim gelecekteki Patriğimiz!"
"O tüm klandaki en değerli insan! O bizim en değerlimiz, en kıymetlimiz. En, en, en önemli insan!" Fang Shoudao'nun gururlu sesi dört bir yanda yankılanırken diğer Fang Klanı üyelerinin ağızlarının açık kalmasına neden oldu. Bölgedeki diğer gelişimciler de şaşkındı.
Meng Hao bile boğazını temizledi. Yüzü biraz kızardı ve bunun sebebi mahcubiyet değil gerçek utanmaydı...
"Onu kızdırmaya cüret eden biri tüm Fang Klanı'nı kızdırıyor demektir!" Fang Shoudao bildirdi. "Ona zarar vermeye kalkan biri bu karşılıklı yıkıma sebep olacak bir savaş anlamına bile gelse Fang Klanı'nın harekete geçmesine neden olacak!"
"Hao'er kesinlikle Fang Klanı'nda eşsiz biri ve ona olan sevgi ve ilgimizi göstermek için yeterli zamanımız ne yazık ki hiç olmadı. Gökbulut, seni velet iftira atman şöyle dursun Hao'er'i azarlamaya cüret etmene inanamıyorum! Seni öldüreceğim!" Sesi dört bir yanda yankılanırken sözleri herkesin kulaklarına ulaştı ve şaşkınlıkla bakakalmalarına neden oldu.
Neredeyse herkesin aldığı hissiyat... Sanki onun Meng Hao'ya yaranmaya çalıştığıydı. Onun gibi biri için bu durum gerçekten de garip görünüyordu....
Hatta bu konuşmasını izleyicilere karşı yapmadığı da belliydi. Belli ki bu sözlerin hedefi... Direkt Meng Hao idi.
Fakat bu herkesin öncekinden bile daha fazla şaşırmasına neden oldu. Fang Shoudao'nun ağzından böyle yaranmaya çalışır gibi sözler duymak, özellikle de klanın bir küçük nesil üyesine yaranmaya çalışan, gerçekten de afallatıcı bir durumdu!
Guru Gökbulut'un kalbi güm güm atıyordu ve Fang Shoudao'nun sözleri karşısında bilmediği bir şeylerin olduğunu fark etmişti. Belli ki Meng Hao'nun statüsü basit bir Taç Prensi olmaktan çok çok üstündü. Fang Shoudao'nun herkesin önünde ona yağ çekmesine neden olacak kadar önemliydi. Bu durum Guru Gökbulut'u inanılmaz seviyede şaşkına çevirmişti.
"Ve sen!" Fang Shoudao daha önce Meng Hao'yu azarlayan Kıdemliye doğru öfkeyle bakarak devam etti. "Ne cüretle geleceğin Klan Şefi'ne, geleceğin Patriğine, klanın şuanki kusursuz qilinine, bizim rakipsiz Seçilmişimize... Diz çökmesini söylersin! Senin soy ismin gerçekten Fang mı? S.kerler! Eğer böyle biri olacağını bilseydim yıllar önce deden için kız ayarlamazdım! Eğer baban doğmamış olsaydı bugün senin gibi omurgasız bir korkakla uğraşmak zorunda kalmazdım!"
K.N: Baban lastik taksay... :D
Kıdemli sarsılmaya başladı ve yüzünden kan çekildi. O tam açıklama yapmaya hazırlanırken Fang Shoudao Meng Hao'ya döndü ve gözlerinde değişik ve garip bir bakış belirdi. Sanki heyecanlanmış gibi gürültülü bir kahkaha atarak konuştu, "Hao'er, bu piçe nasıl bir ceza vermeliyiz sence?"
"Patrik--"
Meng Hao daha sözünü bitiremeden Fang Shoudao gözlerini ona dikti. "Bana Patrik deme," dedi. "Bana büyük dede de. Bu biraz daha samimi olur."
Meng Hao boğazını temizledi. "Büyük dede onunla ilgilenmeme izin ver."
Bununla birlikte parmağını Kıdemliye doğru salladı ve yaşlı adam aniden titredi. Görünürde hiçbir şey olmasa da içindeki Tao tohumu aniden yok oldu. Aniden adam yaşlanmış gibi göründü ve canlılığı azalmış gibiydi.
Gelişim merkezi zarar görmemiş olsa da Meng Hao'nun parmağını sallamasıyla Yücegök yolu kesilmişti!
Yaşlı adam bile ne kaybettiğini anlamamıştı. Fakat bir Yücegök Klanı'nda Meng Hao'nun bu yaptığı şey aslında en ağır cezalardan biriydi!
Fang Shoudao'nun kalbi hopladı ve derin bir nefes aldı. Kıdemliye dikkatli bir bakış attıktan sonra daha önceki şüpheleri dağıldı ve Meng Hao'ya tarif edilemez bir heyecanla tekrar baktı.
Ardından elbise kolunu sallayarak bir ışık ışını yayılıp tüm alanı tamamen kaplamasına ve burayı mühürlemesine neden oldu.
Aynı sırada Fang Klanı ışınlanma portalından ışık yükselirken yüzlerce figür dışarı çıkmaya başladı. Bu Fang Klanı idi. Yanında Kıdemli nesilden Antik Alem uzmanlarıyla birlikte Fang Wei bile oradaydı.
"Gökbulut Pazarı'nı yok edin!" Fang Shoudao elbise kolunu sallayarak konuştu. Gök ve Yer gürledi ve vahşi renkler dans etti. Aniden hangi tarikat yada klana ait olduğu fark etmeksizin asteroidlerdeki bütün ışınlanma portalları mühürlendi.
Şuan asteroid kuşağının dışından birisinin olaya müdahale etmesi imkansızdı.
Gökbulut Pazarı ile ilişkisi olmayan gelişimciler şok içindeydi ve Fang Klanı'na karşı koymadılar. Onlar sadece oraya gelip giden insanlardı ve Gökbulut Pazarı'na yardım etmedikleri sürece bu olaydan etkilenmeyeceklerdi.
Magenta cübbeli gelişimcilerin yüzleri bembeyaz olmuştu. Bir anda hepsi kaçmaya başlamışlardı. Fakat Fang Klanı gelişimcileri yüzlerinde soğuk gülümsemelerle hemen peşlerine düştü.
"Teslim olanı öldürmeyeceğiz!" Fang Klanı'ndan çınlayan tehditkar sesler her yerin sallanmasına ve uzayı boşluğunun titremesine neden oldu. Şaşırtıcı şekilde Fang Klanı üyelerinden azur ışık yayılıyordu. Bu ışık zayıf olsa da herkes görebiliyordu ve insanın ruhuna kadar işleyen bir titreme ve baskı hissettiriyordu. Sanki... Azur renk nihai saygıyı emrediyordu.
Guru Gökbulut olup bitenleri görünce yüzü düştü ve geri çekildi. Fakat bununla birlikte Fang Shoudao soğukça homurdandı ve saldırmaya hazırlandı. Fakat ilk harekete geçen Meng Hao oldu.
"Büyük dede, bana bırak," dedi yankılanan sesiyle. Ardından ileri fırladı ve Guru Gökbulut olan dövüşüne devam etti. Birkaç nefeslik sürede ikisi çoktan yüzden fazla kez vuruşmuştu ve her yerin gürültüyle dolmasına neden olmuşlardı. Meng Hao sağ eliyle bir büyü hareketi uygulayarak Kutsal Alevin Özü'nü, Gökbulut'un Ruh Lambalarını ve büyülü eşyalarını içine alan bir alev denizini çağırdı.
Guru Gökbulut'un Antik hazinesi Meng Hao'dan gelen azur ışıkla vurulduğunda titredi ve çatladı. Meng Hao Tanrı-Katleden Yumruğu ile birlikte ileri fırladı.
Vahşi renkler çıktı ve uğultulu bir rüzgar geldi. Bölgede dövüşen diğer herkes titremeye başladı ve kafalarını kaldırdıklarında nefesleri kesildi.
Sanki bölgedeki bütün Gök ve Yer Meng Hao'nun yumruğuna emiliyordu. Yumruğu inerken sanki Göklerin iradesi iniyormuş hissi yaratıyordu.
Guru Gökbulut karşı koymak için ne denerse denesin işe yaramazdı. Ruh Lambalarının tuttuğu büyülü eşyalar parçalandı ve küle döndü, miğferi ezildi. Geriye doğru vücudu yarı kıyılmış bir halde savrulurken ağzından kanlar geldi.
Fang Tongtian bunu gördüğünde gözleri kocaman açıldı ve Fang Shoudao'nun ise gözlerinde garip bir ışık vardı. O büyük oranda olup bitenleri anlamış olsa da ve kendini böyle bir şeye hazırlasa da Meng Hao'nun böyle bir kuvvet kullanması onu şok etti.
"Fang Klanı, beni zorluyorsunuz!" diye kükredi Guru Gökbulut. Etrafına baktığında çoğu Gökbulut Pazarı öğrencisinin teslim olduğunu ve esasen kontrolü kaybettiğini gördü. Işınlanma portalıyla gelen Fang Klanı üyelerinin sayıları artıyordu. Guru Gökbulut acı acı gülmeye başladı ve hatta delilik belirtileri gösterdi. Şuan kızdırmaması gereken birini kızdırdığını fark etmişti. Pişmanlık boşunaydı, bu yüzden kükredi ve hiç tereddüt etmeden parmağını Göklere doğru işaret etti.
"Tao!" diye kükredi. Sadece tek bir kelime ile her yerin sallanmasına neden oldu. Gök ve Yer'in inanılmaz enerjisi inerek onun etrafında girdap gibi dönerken Meng Hao'yu öteye iten ve yaklaşmasını imkansız kılan bir kuvvet yarattı.
Guru Gökbulut'un etrafındaki herkes yıldızlı gökyüzünden gelen inanılmaz baskı karşısında titriyordu.
Fang Shoudao Meng Hao'ya yaklaştı, Guru Gökbulut'a baktı ve ardından yavaşça açıklamaya başladı: "Dikkatli izle. Tao'ya adım atmak böyle bir şey. Onu buna zorladım çünkü bunun nasıl bir şey olduğunu ilk elden görmeni istedim. Zamanı geldiğinde bu tecrübe sana baya yardımcı olacak. Senin geleceğin ile tüm klanın geleceği birbirine bağlı."
"Tao!!" Guru Gökbulut tekrar kükredi. Gümbürtü sesleri yankılandı ve yukarıdan gelen baskı daha da şiddetlendi. Boşluk titredi ve dalgalanmalar dört bir yana yayıldı. Doğal kanun katmanları ve sayısız Öz görünür hale geldi.
Guru Gökbulut'tan çıkan ışık ışınları yükselirken sayısını ve görkemini artırıyordu....
Guru Gökbulut'un enerjisi yükseldi ve Gök ve Yer'in baskısı arttı. O anda sanki yıldızlı gökyüzünün bütün ilgi merkezinde o vardı. Şuan Fang Shoudao bile onunla dövüşmeyi deneyemezdi.
Antik Alem büyük döngüsünden Tao'ya adım atarken o kişi temelde yenilmez hale gelirdi. Aynı zamanda o kişi bu işlemi yarıda kesemezdi; bunu yapmaya kalkarsa başarı şansı etkilenecekti!
Başarısızlık... Katlanılmaz olacaktı!
"Başarıp başaramayacağını söylemek güç..." Fang Shoudao iç geçirdi. "Tao'ya adım atmak çok zordur."
Meng Hao Guru Gökbulut'u izlerken gözleri ışıldadı. Sanki gelecekteki kendisini izliyor, Tao'ya adım atmaya çalışıyordu.
"Tao!!!" Guru Gökbulut'un son bağırışı yıldızlı gökyüzünün titremesine ve hareketlenerek devasa bir burgaç yaratmasına neden oldu. Bu burgacın içinde sayısız yıldırım çatırdadı ve onun biraz ötesinde bir yol belirdi.
O yolun nereye gittiğini söylemek imkansızdı....
"Bu Tao ve aynı zamanda... Bir yol!" Fang Shoudao'nun sesi yankılanırken Guru Gökbulut ileri fırlayarak her şeyi riske atıp burgaca hücum etti ve yola adım attı.
Bölüm ismi: Gökbulut Tao'ya adım atıyor!
