I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1162: Ebedi Patrik!
Bölüm 1162: Ebedi Patrik!
Sonraki an Guru Gökbulut Meng Hao'ya doğru yürüdü. Yaklaşamadan önce Fang Shoudao homurdandı ve hamle yapmaya hazırlandı. Ama sonra Meng Hao uzanarak onun yolunu kesti.
"Hao'er, sen..." Fang Shoudao ona baktı ve burgaca bakarken gözlerindeki garip bakışı fark etti.
Burgaç yavaşlıyordu, görünüşe göre Gökbulut'a olan ilgisini kaybediyordu. Dağılmaya başlarken dokuz keskin silah çoktan içeri geri dönmüştü.
Fakat dört siyah zırhlı figür sanki burgacın kayboluşunu tamamen unutmuş gibi dışarıda duruyorlardı. Sanki ona inanılmaz bir ilgi duymuş gibi Meng Hao'ya bakıyorlardı.
Meng Hao'nun kalbi güm güm atıyordu. Guru Gökbulut'a ayıracak zamanı yoktu. Dört siyah zırhlı figürün görüntüsü içindeki Paragon kanının kaynamasına ve Şeytan Mühürleme Nazarı büyüsünün çalkalanmasına neden oldu. Şaşırtıcı şekilde bu dört figürle Meng Hao bir şekilde bağlantılıydı.
Bu görünmez bir bağlantıydı ama Meng Hao net bir şekilde o dördünün içinde bulunduğu kafa karışıklığını hissedebiliyordu.
Derin bir nefes aldı ve söylendi, "Gel..." Bu kelime ağzından çıktığı anda siyah zırhlı figürler hareket etmeye başladılar. Göz açıp kapayıncaya kadar tam Meng Hao'nun önündelerdi!!
Onların hızı canice bir aura ile kavrulan Guru Gökbulut'tan daha fazlaydı. O daha yaklaşamadan önce dört figür doğruca Meng Hao'nun önüne geçmişlerdi.
Bu gelişme Guru Gökbulut şok içinde kalmasına neden oldu. Sadece yüz yıllık ömrü kalmış olabilirdi ama dünyada hâlâ onu şok edecek yada hayrete düşürecek bir şeylerin kalmadığına inanmıştı. Ama şuan kalbi güm güm atıyordu.
"Bu..."
Tek şaşkına dönen o değildi. Fang Shoudao'nun nefesi kesildi ve gözlerinde inanamaz bir ifade belirdi. Fang Klanı üyeleri de dahil çevredeki diğer gelişimciler hayretler içindeydi.
Bu dört figürün Tao'ya adım atarken üçüncü felaketten geldiğini düşününce nasıl şaşkına dönmezlerdi!
Şuan o üçüncü felaket dağılmak yerine sanki emir almış gibi Meng Hao'yu dinliyordu. Bu sahne herkesin kafasını allak bullak etti.
"Bu hile!" Meng Hao kükreyerek hücuma devam etti. "Dağ ve Deniz Savaş Generallerini kontrol edebilmen im--" Fakat daha sözünü bitiremeden aniden sanki habis bir ruh görmüş gibi ürperdi.
Bunun nedeni şuan dört korkunç zırhlı figürün aniden... Meng Hao'nun önünde diz çökmesiydi!!
Dizlerinin üstüne çöktüler ve sağ ellerini havaya kaldırdılar. Bu... Antik Ölümsüz Dünyası'nda verilebilecek en saygı dolu selamlama şekliydi. Bu selamlama o kişinin karşısındaki kişiden daha alçakta olduğunu ve onu bütün içtenliğiyle selamladığını gösteriyordu!
Bu sahne karşısında Fang Shoudao'nun zihninde fırtınalar koptu. Gördüklerine adeta inanamıyordu. Aslında klanının tarihini biraz biliyordu ve "Yücegök" kelimesinden haberdardı.
Fakat onun için hâlâ muallakta olan birçok nokta vardı. Onun gelişim merkezi bile geçenlerde ciddi soy değişimlerinden etkilenmişti. Onunda içinde bir Tao tohumu ortaya çıkmış ve bu durum Fang Yanxu ile birlikte bir soruşturma yapmalarına neden olmuştu. Hatta bu süreçte birinci nesil Patriğin klonuna saygılarını sunmaya gitmişler ve orada aradıkları cevabı almışlardı.
"Klanın kanı değişti; Patriğin iradesi geldi. O Tao'nun kaynağı, Fang Klanı'nın Ebedi Patriği!" Patriğin klonunun söylediği buydu. O zaman Fang Shoudao bu sözlerine ne anlama geldiğini tam anlamamıştı. Ama daha önce Meng Hao'ya baktığı anda kalbi derinden sarsılmıştı. Meng Hao ile ilgili tam anlamıyla şok edici bir şey vardı, Fang Shoudao'yu fanatizm ve ibadet etme arzusuna iten bir çeşit aura.
Meng Hao Fang Klanı'nın bütün üyelerinin hayatlarını elinde tutuyordu ve aynı zamanda onların kanındaki Tao tohumları da kontrolündeydi!
Fang Shoudao'yu daha da şaşırtan şey ise Meng Hao'nun artık net bir şekilde sıradan bir klan üyesi olmamasıydı. O parlak bir ışık gibiydi ve Fang Shoudao ona yaklaştıkça kanının daha fazla kaynadığını hissediyordu. Dahası, ona tapma arzusu da çarpıcı biçimde artıyordu!
Bu ilk şok anından sonra birinci nesil Patriğin klonunun sözlerini hatırlamıştı.
Bunun hemen ardından Meng Hao Kıdemlinin içindeki Tao tohumunu silmiş ve Fang Shoudao'nun şüpheleri tamamen kaybolmuştu. Bu noktada... Meng Hao'nun Fang Klanı'nda gerçekleşen tüm değişimlerden sorumlu kişi olduğundan emin olmuştu. O klonun bahsettiği soydaki Tao'nun kaynağı, Fang Klanı'nın ebedi Patriği idi!
Tüm bunlar şok ediciydi. Ama daha ilginci biraz önce siyah zırhlı figürlerin yaptığı hareketti. Fang Shoudao derin bir nefes aldı ve gözleri garip bir ışıkla parladı.
Hao'er gerçekten de Dağ ve Deniz Generallerinin önünde diz çökmesini sağlamıştı.... Onları kontrol edebiliyordu.... Bunun anlamı şuandan itibaren Fang Klanı'ndan herhangi biri Tao'ya adım atmayı denediğinde üçüncü felaket olmayacak ve işleri kolaylaşacaktı!
Çevredeki gelişimciler ve Fang üyeleri bu sahneyi şok içinde izliyordu. Bu asla unutamayacakları bir görüntüydü.
"Hao'er, sen... Sen onları kontrol edebiliyor musun?" Fang Shoudao emin olmayan bir tonla sordu.
"Öldürün onu!" Meng Hao aniden bu sorunun cevabını kendisi de öğrenmek istedi. Öldürme arzusuyla dolu bir halde Guru Gökbulut'u işaret etti.
Meng Hao'nun hamlesi Guru Gökbulut'un tüylerinin diken diken olmasına neden oldu ve geri çekildi. Sadece yüz yıllık ömrü kalmış olabilirdi ve çoktan delirmişti ama bu onun ölmek istediği anlamına gelmiyordu.
Şuan ölmekle yüz yıl sonra ölmek birbirinden farklı şeylerdi. Muhtemelen mümkün olduğunca yaşamak istiyordu, bu nedenle siyah zırhlı figürlerin Meng Hao'nun işareti ile yükseldiğini, onların yükselen cani aurasını ve ona doğru geldiklerini görünce Guru Gökbulut nihayet... Korkmuştu.
Şimdiye kadar kontrol altında tuttuğu Meng Hao'ya olan korkusu nihayet patlamıştı!
"Sen... Sen kimsin böyle? Bütün Fang Klanı'nı savaşa sokabiliyor, Fang Shoudao'nun kendisine yağ çekmesine neden oluyor ve Dağ ve Deniz Savaş Generallerini kontrol edebiliyor!!"
Guru Gökbulut'a göre son kısım en can alıcı noktaydı. Meng Hao'nun kendisinin başarısız olduğu bu Tao Felaketini kontrol edebildiğini görünce tüm dünyası alt üst olmuştu. Sanki bildiği her şey yerle bir olmuştu.
O geri çekilirken dört siyah zırhlı figür yaklaştı. İnanılmaz cani auraları dört bir yana saçıldı. Bu sadece bir enerjiydi ama yıldızlı gökyüzünün sallanmasına neden oldu. Guru Gökbulut'un ağzından kan geldi ve aniden beş altı yıl yaşlandı.
Gözlerinde garip bir ışık beliren Fang Shoudao mırıldandı, "Efsanelere göre Dağ ve Deniz Savaş Generalleri Paragonlara hizmet etmiş ve antik savaş alanlarında Yabancı kalabalıklarını öldürmüş kişilerdi. Tahminlere göre ölümün iradesini kontrol edebilecekleri bir noktaya kadar tesirli bir öldürme arzusu biriktirdiler! Görünüşe göre, efsaneler doğruymuş!"
Yarı-Tao uzmanları son derece güçlüydü ve normal şartlar altında hafife alınamazlardı. Ama Dağ ve Deniz Savaş Generalleri karşısında... Durum tamamen farklıydı!
Onların sadece enerjileri bile Guru Gökbulut'un ömrünün beş altı yıl azalmasına yetmişti. Bu durum başlı başına korku vericiydi ve Guru Gökbulut'u dehşete düşürmüştü. Çift elli bir büyü hareketi uyguladı ve parmağını önüne doğru sallayarak Öz gücünün taşmasını sağladı. Tam dövüşmeye başlayacakken siyah zırhlı figürlerden birisi sağ elini kaldırdı ve ardından bir kesme hareketi yaptı.
Bu kesme hareketi yıldızlı gökyüzünün sanki yılrtılmış gibi gürlemesine neden oldu. Guru Gökbulut'un bütün savunmaları yerle bir oldu. Vücudu titredi ve göz açıp kapayıncaya kadar yirmi yıl kadar yaşlandı!!
İkinci figür de üçüncüden önce kesme hareketi yaparken onun ağzından kan geldi. Dördüncü siyah zırhlı figür de dördüncü kesme hareketini gerçekleştirdi!
Guru Gökbulut'un bu saldırılardan kaçınma yada karşı koyma ihtimali yoktu. Hava gürültüyle doldu ve ağzından daha fazla kan geldi. Hemen yirmi, kırk, altmış ve seksen yıl yaşlandı!
Bu noktada ömründen geriye sadece onlarca yıl kalmıştı. Şuan tamamen antik görünüyordu ve etrafı ölüm aurası ile doluydu.
"Dağ ve Deniz Savaş Generalleri Yarı-Tao Alemi'ne dersini veriyor!" Fang Shoudao dört siyah zırhlı figürü ışıltılı gözlerle izledi. Adeta antik zamanlardan görüntüler görüyor ve bunların çoğunda Dağ ve Deniz Savaş Generalleri Paragonlarla birlikte sayısız savaş alanında savaşıyordu.
Meng Hao da olayları izlerken zihni titredi. Aniden Guru Gökbulut kafasını geriye attı ve acı acı güldü.
"Meng Hao, benimle teke tek dövüşmeye cesaretin var mı? Eğer böyle bir savaşta ölürsem hiçbir pişmanlığım kalmayacak!" Dağ ve Deniz Savaş Generallerinden ve onlara kolayca yenileceğinden korkuyordu. Bugün burada öleceğinden emindi ama bu olmadan önce Meng Hao'yu gebertmeyi arzuluyordu!
Meng Hao gözlerini dört figürden Guru Gökbulut'a çevirdi ve gözleri dövüşme arzusuyla titreşti.
"Dövüşmek mi istiyorsun!? Bu arzunu yerine getireceğim!" İleri doğru yürümeye başladığında yıldızlı gökyüzü gümbürtü sesleriyle doldu. Şok edici azur ışık yükseldi ve göz açıp kapayıncaya kadar Guru Gökbulut'un karşısına dikildi. Ölümsüz dağları indi ve Mor Ay ile birlikte Süpernova Büyüsü patladı. Dokuzuncu Dağ ortaya çıktı ve Kan Şeytanı kükredi. Tüm bunlar adeta dev bir girdap gibi Guru Gökbulut'a doğru akın etti.
Acımasızca ve tamamen ezici bir şekilde saldırdı. Elini sallamasıyla Kutsal Alevin Özü gürleyerek bir alev denizi yarattı. Guru Gökbulut'un yüzü bembeyaz oldu ve bir büyü hareketi uygulayarak sayısız kutsal beceri çağırdı. Göz açıp kapayıncaya kadar o ve Meng Hao yüzlerce kez vuruşmuştu.
Savaş şok ediciydi ve asteroid kuşağındaki sayısız asteroidin parçalanmasına neden oldu. Boşluk titredi ve yıldızlı gökyüzü gürledi. Aynı zamanda Guru Gökbulut'un ömrü harcanmaya devam etti.
On üç yıl. Dokuz yıl. Altı yıl. Üç yıl.... Bir yıl!
On ay. Yedi ay. Beş ay. Üç ay.... Bir ay!!
Yirmi yedi gün. Yirmi gün. On üç gün. Altı gün.... Bir gün!!
Meng Hao'nun qi ve kanı kabardı ve savaşma arzusu kükredi. Bir adım yürüdü ve yumruğunu savurdu.
Bu Hayat-İmha Yumruğu'nun peşinden Delirme Yumruğu ve ardından Tanrı-Katleden Yumruk geldi!
"GEBER!!" diye kükredi öldürme arzusuyla.
Bu üç yumruk karşısında Guru Gökbulut tıpkı siyah zırhlı figürlerin karşısında hissettiği gibi bir tehlike yaşadı. Kafasını geriye attı ve acı acı kükreyerek bütün kuvvetiyle saldırdı. Meng Hao Yücegök Tao Ölümsüzü Alemi'ne yarım adımdaydı ve Gökbulut nefesi kesilmiş, ciddi yaralı bir Yarı-Tao gelişimcisiydi!
İki meteor gibi çarpıştılar ve yukarıda renk parlamalarına ve devasa bir rüzgara neden oldular.
Büyük bir fırtına koparak herkesin görüşünü engelledi. Fakat ortam tekrar berraklaştığında Meng Hao yıldızlı gökyüzünde adeta göksel bir asker gibi süzülüyordu!
Onun önünde Guru Gökbulut ağzından kan, yüzünde karmaşık bir ifadeyle Meng Hao'ya baktı. Yaşadığı pişmanlık eşliğinde vücudu parçalandı ve küle dönerek... Yıldızlı gökyüzünde dağıldı!
Tam bu noktada siyah zırhlı figürler ellerini kenetlediler ve Meng Hao'ya baş selamı verdiler.
Fang Shoudao ve diğer Fang Klanı üyeleri aniden içlerinde bir şey hissettiler, tıpkı Meng Hao gibi azur bir ışık parlaması!
"Fang Klanı'nın Ebedi Patriği..." Fang Shoudao heyecanla mırıldandı.
