Series Banner
Novel

Bölüm 1121

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1121: Tao-Gök Geri Çekiliyor!

Bölüm 1121: Tao-Gök Geri Çekiliyor!

Zihninde bu cani düşünceler yükseldiği anda Tao-Gök ileri fırladı. Meng Hao soğukça güldü ve aniden geriledi. Aynı sırada kararlı bir şekilde Nirvana Meyvesi'ni alnına bastırdı. Eş zamanlı olarak gözlerinde şiddetli bir öldürme arzusu titreşti.   Soğuk bakışları Tao-Gök'ün üzerine adeta bir cesede bakıyormuş gibi kilitlendi.   Meyve alnıyla bütünleşirken gümbürtü sesleri duyuldu. Enerjisi hemen fırladı. Bu sefer etki öncekine göre farklıydı. Vücudu büyürken hareketsizleşmedi. Etrafında azur ışık pırıldadı ve sağ eliyle bir büyü hareketi uyguladı. Ardından elini Tao-Gök'e doğru sallamasıyla fışkıran Kutsal Alevin Özü gökyüzünü doldurdu.   Tao-Gök'ün kalbi titredi ve aniden geriye doğru fırlamadan önce aniden duraksamak için yalpaladı. Görünen o ki o aslında Meng Hao ile ölümüne bir dövüşe devam etmek istemiyordu. Onunla dövüşme bile istemiyordu. Paragon Tablosu'nun ters etkisi onu son derece zayıflatmıştı. En önemlisi... Meng Hao'yu şuan alt edebileceğinden emin değildi.   Meng Hao'nun bir kez daha o korkunç duruma giriş yaptığını görünce... onun kendisini öldürebileceğini gösteriyordu.   "Kullandığı bu büyünün zaman yada kullanma sayısı sınırı olmalı. Yani, sınırlama ne olursa olsun her durumda onu kullanmak için bir bedel ödeyecek.... Bu onun yalan söylemediği bir konuydu!   "Beni öldürse bile ruhumu öldüremeyecek; hala canım var. Ve aslında Rüzgarlı Alem zorlu sınavı henüz bitmedi. Eğer ikimiz de ağır yaralanırsak... sadece diğer Kademe gelişimcileri bu durumdan faydalanmaya çalışmakla kalmaz aynı zamanda Rüzgarlı Alem'den elde edebileceğimiz daha fazla iyi talihten de oluruz!   "Üstelik onun nihai savaşta beni öldürüp öldüremeyeceğini belli olmayacaktır. Aksine eğer ben onu öldürebilirsem ben de harap olacağım ve kolay kolay iyileşemeyeceğim." Tao-Gök'ün yüzünde son derece çirkin bir ifade vardı. Eğer Meng Hao onun kalbine korku salmamış olsaydı bu şekilde tereddütlü olmayacaktı. Ama şuan olay açıktı ve birbirlerini ciddi şekilde yaralamalarının sonuçlarını düşünmekten başka seçenek yoktu.   O geri çekilirken Meng Hao olduğu yerde durdu. Takip etmek yerine soğuk gözlerle o tarafa baktı.   "Ölümüne bir dövüş istemediğin sürece bana bir daha gelme. Sabrımın... bir sınırı var!" Ardından ileri doğru sertçe bir adım attı. Ondan inanılmaz bir güç kabarırken yer sallandı ve hava titredi. Dört bir yanda bir şok dalgası yayıldı.   Tao-Gök kaçmaya devam etti. Hala şüpheleri vardı ama Meng Hao'nun şov yapıp yapmadığını söylemesine imkan yoktu. Söylemek zordu ve sadece tahmin etmekle kalabiliyordu.   Bütün olasılıklar zihninde dolanırken yüz ifadesi sürekli titreşti ve bakışları pırıldadı. En sonunda gürültülü bir kahkaha attı.   "Küçük dövüşümüzü bitirme konusunda çok mu endişelisin Meng Hao? Takip edilebilecek birçok yol var. Eğer birini seçersen ben seni durdurabilir miyim?"   Meng Hao başını sağa sola salladı. Enerjisi kabardı, arkasında ardıl görüntüler bırakarak ileri fırladı. Elini sallamasıyla beraber Kutsal Alev Tao-Gök'ün üzerinde yayıldı.   Tao-Gök'ün yüzü düştü ve sağ eliyle anında bir büyü hareketi uyguladıktan sonra parmağını yere doğru salladı. Siyah pus ortaya çıkarak gümbürdeyen bir burgaca dönüştü. Daha sonra burgacın içinden çıkan devasa bir el yukarıdaki Kutsal Alev'i itmeye başladı.   O anda öfkeli alevler Meng Hao'nun yüzünü kapladığı için Tao-Gök onun yüzünü net bir şekilde göremiyordu. Tek görebildiği şey öldürme arzusuyla titreşen bir çift soğuk gözdü.   Meng Hao bir an bile duraksamadı. Kutsal Alevin Özü ve Tao-Gök'ün büyülü tekniği birbirine çarptığı sırada uzun adımlarla ileri yürüdü ve konuştu, "Tanrı Katleden!"   Sağ yumruğunu sıkarken adeta Göklerin iradesini ve kudretini cisimleştirmişti. Rüzgarlı Alem'in qi akışı toplandı ve Yücegök Ölümsüzü gelişim merkezi renklerin parlamasına, rüzgarın uğuldamasına neden oldu.   Geri çekilmeye devam ederken Tao-Gök'ün yüzü düştü ve çift elli bir büyü hareketi uyguladı. Aniden bir portal belirdi ve içinden dokuz tane Kemik Ejderha çıktı. Ejderhalar kükreyerek portaldan çıkıp Meng Hao'ya doğru akın ettiler.   ROOOOOAAAAAARR!   Meng Hao'nun yumruğu dünyanın parçalanmasına neden oldu. Dokuz Kemik Ejderha hüzünlü feryatlarla paramparça oldu. Tao-Gök derin bir nefes aldı ve ardından havada yıldırım gibi parlayarak aniden 3,000 metre geri çekildi. Ardından güldü.   "Meng Hao, böyle dövüşmek anlamsız. Sen de gerçekte devam etmek istemediğinden, ben, Chen şimdi buradan gideceğim...." Belli ki Tao-Gök onun Taoist ismiydi ve gerçek soy ismi Chen idi. Bununla birlikte Tao-Gök yüzünde normal bir ifade olsa da kalbinde temkinli bir şekilde kaçtı.   "Sahip olduğu kişiliğe göre," diye düşündü, "eğer o gerçekten de benim sözlerim yüzünden dövüşü bırakıyorsa beni oyuna getirmeye çalışıyor demektir!" Tao-Gök kaçarken yüzündeki ifade ve tavırları sanki gerçekten de oradan gitmeyi arzuluyormuş gibi gösterdi.   Meng Hao'nun yüzü Kutsal Alev ile kaplanmıştı ve bu yüzden Tao-Gök onun sadece gözlerini seçebiliyordu. Bu gözlerdeki ifade hiç değişmemiş, aksine daha da soğumuştu. Tao-Gök kaçmaya yeltendiği anda gözlerindeki yıldız taşının erimesine ve tüm vücudunu kaplayarak onu bir gezegene dönüştürmesine neden oldu!   Bu Kutsal Alev ile boğulmuş bir gezegendi. Adeta bir kayan yıldız gibi Tao-Gök'ün peşine düştü.   Sahip olduğu hıza ve gidişata bakınca gerçekten de ona yetişmeye çalışıyor gibiydi.   Tao-Gök bunu fark etti ve yüz ifadesi karardı.   "Demek bu Alem'de kalmak için hala yeterinde gücü var!!" Meng Hao yaklaşırken Tao-Gök aniden hızını artırdı. Bir parlamayla büyük mesafe kat etti.   "Meng Hao," diye bağırdı arkasına doğru, "Xue'er isimli bir kızla tanıştın mı?   "Eğer tanışmadıysan seni canlı bırakacağım, böylece onunla karşılaşma şansın olacak!   "Fakat bir daha karşı karşıya geldiğimizde o gün senin öldüğün gün olacak!" Gülerek inanılmaz bir hızla uzaklaştı.   "Kapa çeneni!" Gezegenin içinden konuşan Meng Hao'nın sesi inanılmaz bir baskıyla yankılandı. Binlerce metre daha kovalamacaya devam etti. Fakat Tao-Gök'ün inanılmaz hızı yüzünden kısa süre sonra ondan herhangi bir iz kalmadı. Meng Hao yavaşça duraksamaya başladı. Gezegen yok oldu ve insan formuna geri döndü.   Genelde olduğundan farklı görünmüyordu. Alnından nirvana meyvesi çıktı ve eline düştü. Meng Hao havada soğuk bir ifadeyle durarak Tao-Gök'ün kaçtığı yöne bakıyordu. En sonunda soğuk bir homurdanmanın ardından döndü ve farklı bir yöne ilerledi.   Ayrılması zaman aldı ve seçtiği yön ise Üçüncü Ulus tarafıydı.   O ufukta kaybolduktan hemen sonra savaş alanında siyah bir bulut akışı belirdi. Havada girdap gibi dönen bulutta Tao-Gök'ün kaşları çatık hayali bir görüntüsü belirdi. Meng Hao uzaklarda kaybolduğunda bir iç geçirdi.   "Demek beni oyuna getirmeye çalışmıyordu. Benimle dövüştükten sonra Üçüncü Ulus'a gitmeyi seçti! Bu Meng Hao... zorlu bir rakip." Hayali figür başını sağa sola salladı, ardından ortadan kayboldu.   Bu sırada Meng Hao sakin bir şekilde Dördüncü Ulus ve Üçüncü Ulus'un sınırındaydı.   Üçüncü Ulus'a girdiği anda sendeleyerek duraksadı ve sekiz kez arka arkaya kan tükürdü. Her tükürüşte vücudu yüzde on yıprandı. Sadece birkaç nefeslik sürede kemik torbası denilebilecek seviyede zayıfladı. Saçları bile grileşti.   Yüzü cansızdı ve vücudu neredeyse yere düşecekti. Meng Hao olduğu yerde acı acı gülümsedi.   Gerçekte Tao-Gök'ü oyuna getirmişti. Yücegök Ölümsüzü Alem'e girmek için verdiği son kararla birlikte bunun bedeli hayat kuvvetini nihai sınırına kadar yakmak olmuştu. Hatta istese bile bundan daha fazla ileri gidemeyecekti.   Ancak bu noktada, uluslar arasındaki bariyerin diğer tarafındayken Tao-Gök kendisini gözlemleyemeyeceğinden hızla zayıflama durumuna izin verdi. Ağzından kan saçılırken zayıflamaya devam etti.   "Bu Tao-Gök gerçekten de çok güçlü!" diye mırıldandı. Daha önce yüzünü Kutsal Alevin Özü ile kaplamasının nedeni Tao-Gök'ün onun hayat kuvvetini yaktığını anlamasına izin vermemekti. Aynı nedenden ötürü Tek Düşünce Yıldızsal Dönüşüm'ü kullanarak son kovalamacada gezegene dönüşmüştü.   Dahası, Üçüncü Ulus'a gelmeyi seçmesinin nedeni, durum analizine göre Tao-Gök'ün birçok durumda buradan kaçınmaya çalışmasında şüpheli bir şeylerin döndüğünü hissetmesiydi. Üçüncü Ulus'u seçmek ona aslında olduğundan daha güçlü hissettirdi.   Tao-Gök'ü kandırmak kolay bir şey değildi. O inanılmaz şüpheci ve sinsiydi, ve Meng Hao'nun kendisine oyun oynadığını kanıtlamak için birçok deneme ve girişimde bulunmuştu. Bu durum Meng Hao için tıpkı uçurumun kenarında yürümeye benzemişti. En ufak bir hata yapsa büyük bir tehlike içine girecekti.   "Ne kadar yazık.... Eğer ikinci Nirvana meyvesini tamamen özümseyebilirsem ve gerçek anlamda Yücegök Ölümsüzü Alemi'ne adım atarsam o zaman kesinlikle Tao-Gök'ü öldürebilirim. Fakat şuan... Ona rakip olamam." Meng Hao kaşlarını çattı. Kabul etmeliydi ki gelişim pratiği yaptığı onca yılda ve karşılaştığı sayısız Seçilmiş arasında karşılaştığı iyi talihler yüzünden kendi neslinde ona rakip olabilecek biri çıkmamıştı. Kademe'de bile fırtına estirmişti.   Tabii ki buna Birinci Dağ'dan Kademe üyesi Tao-Gök dahil değildi. O gerçekten zorlu bir rakipti!   Meng Hao ona göre daha az süredir gelişim pratiği yapıyordu ve onun emrinde derin ve engin kaynaklar vardı. Ama Meng Hao da ciddi bir iyi talihe sahipti ve sıradanın çok ötesindeydi. Kademe'ye giren herkes için alt sınır sıradışı biri olmaktı.   Ayrıca Ölümsüz Antik'in varisi Xue'er tarafından onaylanma fırsatı yakalamak ise zayıf biri olmadığını gösteriyordu.   Meng Hao'nun gözleri titreşti ve biraz tıbbi hap çıkartarak onları yuttu. Bir an sonra bir şey fark etmesiyle gözleri kocaman açıldı.   "Neden Üçüncü Ulus'a girdikten sonra herhangi bir baskı hissetmedim?" Daha önce bariyer boyunca bir ulustan diğerine her geçtiğinde üstüne bir baskı çökmüştü. Ama ilk defa Üçüncü Ulus'ta bu yaşanmamıştı.   "Tao-Gök bu Üçüncü Ulus'tan hep kaçınıyor gibiydi....   "Burada gizemli bir şeyler olmalı.   "Fakat bu benim için iyi talih çünkü kendimi iyileştirmeye odaklanabilirim. Ayrıca burada çok uzun süre kalmak istemiyorum. Biraz iyileştikten sonra Dokuzuncu Ulus'a geri döneceğim." İleri doğru uçtu ve bir süre sonra vardığı bir dağ silsilesinde terk edilmiş bir mağara buldu. Meditasyona oturduktan sonra mağaranın ağzını mühürledi.   Fakat meditasyona başladığı anda gözleri anında açıldı. Depolama çantasının içindeki kan renkli maskeden pırıl pırıl kırmızı ışık saçılmaya başlamıştı. Depolama çantası bile onu gizleyemiyordu.   Eş zamanlı olarak Meng Hao kan Mastifi'nin aurasını de hissetti. Yıllar önce Kan Mastif'i onu korurken dağılmıştı. Sayısız kez onun uyanabileceğine dair izler hissetmişti ama bu en güçlüsüydü.   Meng Hao keyiflendi ve hemen depolama çantasından maskeyi çıkarttı ve ona kutsal duyusunu gönderdi. Kan Mastifi'ni hissettiği anda aralarında bir bağlantı ve rezonansın peyda olduğunu fark etti.   Bölgede Kan Mastifi inanılmaz şekilde baştan çıkaran bir kan aurası vardı. Onu arzu ile doldurmuştu ve şuan uyanmasının ana nedeniydi.   O kan topraktan geliyordu! Toprağın derinliklerinden!

54 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1121