Series Banner
Novel

Bölüm 1120

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1120: Ona Katliam Diyorum!

Bölüm 1120: Ona Katliam Diyorum!

Şiddetli cani aura ortaya çıktığı anda dört bir yana yayılarak toz bulutlarını kaldırdı. Yıldırımlar çatırdadı ve tüm dünya kararana kadar öldürme aurası ile yıkandı.   Sanki tomardaki heykel artık sadece bir resim değildi. Dahası Rüzgarlı Alem artık Rüzgarlı Alem değil resim tomarının içindeki dünya gibiydi.   Her yer simsiyahtı, hem yer hem de gökyüzü. Yine de Meng Hao bir şekilde her şeyi net bir şekilde görebiliyordu.   Siyah cübbeli heykel bacaklarını çaprazlamış oturuyordu. Bir anda titredi ve ardından yavaşça kafasını kaldırdı.   Bu basit bir hareketti ama tüm dünyanın gümbürtü sesleriyle dolmasına neden oldu. Zamanın akışı kesilir gibi oldu ve doğal kanunlar muazzam bir kaosa düştü. Bu kişinin önünde Özler adeta secde ediyordu.   Meng Hao'nun gözlerine keskin bir ok gibi saplanan şiddetli bir öldürme aurası zihnine kadar işleyerek tüm vücudunu salladı. Aniden ölümcül bir kriz hissiyle dolmasıyla yüzü düştü.   Bu tehlike hissi Tao-Gök'ten değil resimdeki siyah cübbeli figürden geliyordu.   "O kim?" Meng Hao düşündü, kalbi güm güm atıyordu. "Bu ne tür bir Paragon büyüsü böyle!?" Her Kademe gelişimcisinin farklı Paragon büyüsü vardı ve şimdiye kadar karşılaştıkları arasında onu hayrete düşüren sadece Tao-Gök'ün sahip olduğuydu.   Meng Hao'un ifadesi son derece ciddiydi. O Yücegök Ölümsüzü Alemi'ndeydi ve güç ile dolup taştığını biliyordu. Hatta Paragon büyüsü olmasa Tao-Gök'ün karşısında şansı olmayacağını biliyordu.   Tao-Gök'ün daha önce dokuz kez Antik Alem'e girmiş olmasının bir önemi yoktu. Her seferinde yanlış bir yolda yürümüştü. Meng Hao'nun yolu Yücegök Ölümsüzü olandı, antik bir yoldu ve Ölümsüz Alemi'nde en güçlüsüydü!   Tao-Gök ona doğru bakarken gözleri öldürme arzusuyla yanıyordu. "Daha önce yolumun yanlış olduğunu söylemiştin....   "Benim yolum büyük ihtimalle hatalı. Bunun gayet farkındayım. Senin bilmediğin şey ise neden aynı yanlış yolu yürümeye devam ettiğim ve Ölümsüz Alem'e tekrar geri döndüğüm. Bunun nedeni istediğim yolun... büyülü Paragon resmimdeki adam tarafından geliştirilen yol olması!   "Onun ismini yada bu tablonun gerçekte neyi tasvir ettiğini bilmiyorum... Ama bildiğim şey resmin sıradan olduğu, kağıdın sıradan oldu ve hatta ahşap bobinin sıradan olduğu. Sıradışı olan tek şey içindeki siyah cübbeli figür.   "Onun yüzünden sıradan kağıt ve normal ahşap bobin mucizevi ve sıradışı bir şeye dönüştü.   "O katliamı temsil ediyor ve hayatımda hiçbir yerde karşılaşmadığım türden cani aura ile dolu. Bu yüzden ona Katliam diyorum ve kalbimde onu... Ustam olarak görüyorum!"   Tao-Gök'ün sözleri yankılanırken resim tomarının önünde dizlerinin üstüne çöktü. Bütün içtenliğiyle ona secde ederken gözleri hırsla yanıyordu. O secde ettikten sonra heykel kafasını kaldırma hareketini bitirdi ve yüzü nihayet ortaya çıktı.   Yüzü soluk, ifadesiz ve sıradan görünüyordu. Fakat soğuk bir tavırla Meng Hao'ya bakarken bu sıradan özelliklerinin içinde tarifsiz bir soğukluk görülebiliyordu.   Tek bir bakış Meng Hao'nun vücudunun sarsılmasına yetti. Üzerine anlatılmaz bir baskının çöktüğünü hissetti. Dokuzuncu Deniz'in baskısından bir daha üstün bir şeydi. Ağzından kan geldi ve Yücegök Ölümsüzü Alemi'nde olmasına rağmen geriye doğru sendeledi.   Geri çekilmeyi istemiyordu ama siyah cübbeli adamın bakışı ona şans tanımıyordu.   Geri çekilirken resimdeki adamın baskısı onu artık dayanamayacağı bir noktaya getirdi ve dizlerinin üstüne çökerek onu boyun eğmeye, secde etmeye zorladı!   Geriye doğru attığı her adımda Meng Hao kükredi. En sonunda yedi adım attıktan sonra gözleri tamamen kan çanağına döndü ve kendini durmaya zorladı. Bunun karşılığında ödediği bedel ağzından saçılan bir kan bulutuydu.   Dizleri öyle şiddetli sallandı ki adeta kırılacaktı.   "Sadece bir resim tarafından geri çekilmeye zorlandığıma inanamıyorum!" diye düşündü. "Resimdeki kişi eski günlerden kudretli bir figür olsa da, hatta belki bir Paragon, şuan... o sadece bir resim. Ne diye... beni geri çekilmeye zorlayabiliyor!?" Meng Hao kafasını havada tutmaya çabaladı ve yüzünde vahşi bir ifade belirdi. Ağzından, burnundan, kulaklarından ve gözlerinden kan geldi. Fakat aynı zamanda aurası kudretle çalkalandı.   "Benim Tao'm özgürlük ve bağımsızlık Tao'su!" diye söylendi. "Babam ve annem dışında dünyada Meng Hao'ya diz çöktürecek kimse yok! Sen kim olduğunu sanıyorsun!?" Kükremesini bitirdi ve Yücegök Ölümsüzü gelişim merkezi hızla deveran oldu. Tek Ölümsüz meridyeni hızla genişledi ve içinde bir köprünün iskeletini şekillendirdi!   Sağ elini şiddetle salladı ve köprü benzeri Ölümsüz meridyen aniden güç ile patladı. Sonsuz gümbürtüler eşliğinde o Meng Hao'nun önünde gerçek bir köprüye cisimleşti!   Paragon Köprüsü!   Meng Hao'nun Paragon büyüsü ilk olarak güçlü bir Tao idi. Onun gücü ilk başlarda sıradan görünse de bu durum büyünün kendisinden değil Meng Hao'nun gelişim merkezinin onu böyle ortaya çıkaracak kadar güçlü olmaması yüzündendi.   Fakat şuan Yücegök Ölümsüzü Alemi'ndeydi. Şuan Paragon Köprüsü'nü öncekinden farklı bir şekilde serbest bırakıyordu. Gümbürtüler havayı doldururken görkemli köprü Meng Hao'nun önüne inerek gökyüzünün titremesine, yerin parçalanmasına neden oldu.   Hayali değil gerçek ve cismani bir köprüydü. Öyle şok edici bir büyüklüğe sahipti ki adeta tüm dünya onun sadece bir köşesi gibiydi.   Köprü gökyüzünü doldurarak her yeri kapladı ve üstün bir Paragon aurası yaydı. Dünya titredi ve yer dehşete boğuldu. Meng Hao Yücegök Ölümsüzü Alemi'ni kullanarak nihayet... gerçek görkem ve gücünün birazını göstermişti!   Yine de bundan fazlası da vardı! Köprünün üstünde hayali figürler belirdi. Onları net bir şekilde görmek mümkün olmasa da köprünün çeşitli konumlarında duruyorlardı.   Bu figürlerden korkunç bir kudret yayılıyordu ve görünüşe göre bunlar geçmişte Paragon Köprüsü üzerinde yürüme hakkı kazanmış insanlardı. Tüm köprüyü yürümeyi bitiremeseler de Gök ve Yer eski kudretli figürleri olarak arkalarında biraz kutsal irade bırakabilmişlerdi.   Paragon Köprüsü ortaya çıktığı anda resimdeki siyah cübbeli heykel ona baktı ve gözleri anı dolu bir bakışla doldu. Ardından aniden mırıldandı... "Gök Çiğneyen... Köprü...."   Sesi hatıra hissiyle doluydu ama yine de önceki soğukluğunu koruyordu.   Bu olay Tao-Gök'ün bile yüzünün mutlak bir şok ile dolmasına neden oldu. Secdeden kafasını kaldırdı ve yüzünde inanamaz bir ifade belirdi. Resim tomarı onundu ve onun Paragon büyüsüydü.   Yine de... daha önce siyah cübbeli figürün tek bir kelime dahi ettiği duymamıştı!   Sanki Paragon Köprüsü'nün ortaya çıkışı onda beklenmedik değişimlere sebep olmuştu. Tao-Gök'ün kalbi titrerken Meng Hao'nun zihni dönmeye başladı.   "Gök Çiğneyen Köprü mü?" diye düşündü gözlerini kendi Paragon Köprüsü'ne dikerek.   Şaşırtıcı şekilde resimdeki siyah cübbeli heykel aniden ayağa kalktı ve arkasında dalgalanan uzun saçlarıyla ileri yürüdü.   O adımı attığı anda Tao-Gök'ün kalbi titredi. Meng Hao onun yolunda duruyordu ve olayı daha net görüyordu. Sanki attığı adım bir çeşit Tao barındırıyordu. Uzayı bükebilecek, uzak mesafeleri santim büyüklüğüne indirebilecek ve hiçlikten bir şey var edebilecek bir şey gibiydi. Bu adımla birlikte resimden çıktı, gerçekliğe girdi ve... Meng Hao'nun Paragon Köprüsü'nün tepesinde ortaya çıktı.   Paragon Köprüsü'nün üstünde duran siyah cübbeli adam bakarken Meng Hao'nun zihni allak bullak olmuştu. Genç adamın ifadesi soğuktu ama aynı zamanda anılarla da renklenmiş gibiydi. Gök Çiğneyen Köprü'de yürümeye başladı. Adım adım diğer figürleri geçti, sanki köprünün sonuna kadar yürümeyi diliyordu.   Ama sonra yürümeyi kesti. Ayaklarının altındaki köprüye baktı ve melankolik bir havaya büründü.   "Bu Gök Çiğneyen Köprü eksik..." diye mırıldandı.   "Ben de eksiğim....   "O yıl... Onun ve onun(kadın) önünde durdum, görevim tamamlanmıştı. Ardından döndüm, kalbim garip bir acıyla doldu, hüzünle ve ortadan kayboldum....   "O halde neden...? Neden hala buradayım...?" Ardından kahkaha atmaya başladı. Bu kahkaha buz gibi bir soğukluk ve cani aura ile doluydu.   "Onu senden daha çok sevdim!!" Delice kahkaha atan siyah cübbeli figür elbise kolunu salladı. Paragon Köprüsü gümbürtülerle yıkıldı. Bunun ardından siyah cübbeli figür titredi ve yüzünde acı ve hatıra ifadesiyle  Gök Çiğneyen Köprü ile birlikte yok oldu.   O tekrar ortaya çıktığında resim tomarındaydı. Önceki gibi bir kez daha heykel olmuş başını eğmişti.   Bu olduğunda Tao-Gök bir ağız dolusu kan kustu. Etrafında bir kan sisi patladı; görünüşe göre resim tomarı onun hayat kuvvetinin neredeyse yarısını özümseyen bir çekim kuvvetine sahipti. Tao-Gök titredi ve yüzü bembeyaz oldu.   Paragon büyüsünü birçok kez kullanmıştı ama hiçbir zaman böyle bir ters etki yaşamamıştı.   Meng Hao da bir ağız dolusu kan tükürdü ve geriye çekildi. Bir Yücegök Ölümsüzü olarak zamanının tükenmeye yakın olduğunu hissedebiliyordu. Pırıldayan gözlerle uzandı ve kafasının üstüne vurarak kendi isteğiyle Yücegök Ölümsüzü Alemi'nden ayrıldı. Alnından Nirvana Meyvesi çıktı ve avucuna düştü. Aurası düştü ve yüzü bembeyaz oldu. Olduğu yerde hareketsizce soğuk gözlerini Tao-Gök'e dikti.   "Hala dövüşmeye devam etmek istiyor musun?" dedi sakince.   Resim tomarı yok olurken Tao-Gök'ün nefesi hızlandı. Ardından Meng Hao'ya baktı, soğuk bir gülümsemeyle karşılık verdi, "Ne oldu, korktun mu? Şuan zayıftan da ötesin! Seni elimi rastgele sallayarak kolayca öldürebilirim!"   Fakat içten içe tereddütlüydü. Hala Meng Hao'nun o inanılmaz durumda dövüşmeye devam edip edemeyeceğinden emin değildi.   Meng Hao'nun aklında yüzlerde düşünce geçti. En başta sakinliğiyle Tao-Gök'ün gözünü korkutmayı denemeyi planlamıştı. Ama sonra bir şey fark etmiş ve yeni bir plan yapmıştı. Kaşlarını çatarak rakibine baktı ve ardından Nirvana Meyvesi'ni avucunda gösterdi, pırıl pırıl ışık saçıyordu.   "Seni öldürmek bana oldukça pahalıya mal olacak," dedi. “Bunun sonucunda kendimi ağır yaralayacağım. Bu da Rüzgarlı Alem'den daha fazla kar sağlamamı zorlaştıracak.   "Fakat eğer ölmeye niyetliysen sana amacına ulaşmanda yardımcı olabilirim."   Meng Hao'ya bakarken Tao-Gök'ün gözleri kocaman açıldı. Meng Hao'nun sakinliğine bakınca hemen kazık atmaya çalıştığını düşünmüştü. Fakat kaşlarını bu şekilde çattığını görünce bu kararı vermekten başka şansı yokmuş gibi göründü. Aniden Tao-Gök gerçeğin ne olduğu konusunda emin olamadı.   "Ancak ona saldırırsam emin olabilirim!" diye düşündü. Titreşen gözlerle Meng Hao'ya doğru fırladı.

53 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1120