Series Banner
Novel

Bölüm 1083

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1083: Rüzgarlı Alem'e Varış!

Bölüm 1083: Rüzgarlı Alem'e Varış!

GÜÜÜÜÜÜÜÜMMMMMM!

Dokuzuncu Deniz'i dolduran gök gürültüsü gibi sesler dört bir yanda yankılandı. Su kaynayıp gürledi, sanki denizin altındaki bir dev uyanıyormuş gibiydi!

Bu dev... Dokuz Deniz Tanrısı Dünyası'ydı! 300 metre, 3,000 metre yükseldi... birkaç nefeslik sürede Dokuzuncu Deniz muazzam gümbürtülerle dolarken devasa kıta havaya yükseldi!

Uzaktan bakınca içinden yedi tane ışık ışını fırlayan devasa bir adaya benziyordu. Işık yıldızlı gökyüzüne çıkarak yukarıdaki yarığın giderek genişlemesine neden oluyordu.

Aynı sırada Fan Dong'er aynı dağda Meng Hao'nun yanında belirdi. O da gökyüzüne doğru gergin ve heyecanlı bir ifadeyle bakıyordu.

Fan Dong'er dışında iki erkek bir kadın daha vardı. Onlar Meng Hao için tanıdık kişilerdi ve onların Dokuz Deniz Tanrısı Dünyası'nın diğer Seçilmişleri olduğunu anladı.

Hepsi de beklentiyle doluydu.

Dağın diğer tarafında arka arkaya daha fazla figür belirdi. Bei Yu onlardan biriydi. Yanında üç tane daha Şeytani gelişimci ile birlikte yavaşça ortaya çıktı. Onların hepsi derin gelişim merkezine sahip kişilerdi. İçlerinden birisi Meng Hao'ya tanıdıktı; o bir süre önce dövüştüğü ve kalkan gibi kullandığı iri yapılı adamdı.

Belli ki Dokuz Deniz Tanrısı Dünyası Rüzgarlı Alem'i açtığında oraya sadece Meng Hao girmeyecekti. Bu insanların hepsi ona katılacaktı!

Bu sırada Sekizinci Deniz'de de benzer sahneler gerçekleşiyordu. Orada da tıpkı Dokuzuncu Deniz'deki gibi Tanrı Dünyası'ndan ışık sütunları yükselmiş ve yıldızlı gökyüzüne fırlayarak devasa bir yarık açmıştı. Sekizinci Denizde devasa bir kıta belirdi ve üzerinde umutla bekleyen sekiz kişilik bir insan grubu görüldü.

Bu insanlardan birisi son derece sıskaydı ve diğerlerinden ayrı duruyordu. Etrafında sayısız kemik dolanıyordu ve gözleri hafifçe gülümserken soğuk bir ışıkla parladı.

"Rüzgarlı Alem. Gönlümce öldürebileceğim."

Bu durum Yedinci, Altıncı, Beşinci ve Dördüncü Denizler için de geçerliydi. O anda hepsinden devasa kıtalarla birlikte yıldızlı gökyüzüne uzanan ışık sütunları vardı.

Dördüncü Deniz'de kahkahalar çınladı. Orada duran uzun siyah cübbeli genç bir adam kahkaha atıyordu. Alnında ışıltılı bir Kademe izi görüldü.

Gözlerinde vahşi bir ışık vardı ve yıldızlı gökyüzünde yarık yavaşça açılırken kahkahası giderek gürleşti.

Önünde ise sayısız insan saygıyla duruyordu.

Bu noktada bütün Kademe üyeleri kendi Dağ ve Deniz Alemlerindeki belli noktalarda duruyorlardı. Hepsi de... Rüzgarlı Alem'in açılmasını bekliyordu. Tüm bu insanlar Seçilmişti ve hiçbiri Meng Hao'ya benzemiyordu. Dağ ve Deniz Alemlerinin diğer Seçilmişleri için onlar aşılmaz birer dağ gibilerdi.

Şuan bütün bu dağ gibi figürler Rüzgarlı Alem'de... Kademe savaşı için buluşacaklardı!

Bazı Kademe üyeleri zaten birbirleriyle çok kez çarpışmışlardı. Fakat Meng Hao ilk defa onlarla karşılaşacaktı!

Kademe savaşları ölüm kalım savaşlarıydı. Bu üyeler arasındaki sürtüşmeden çok aralarında kimin en güçlü olduğunu belirleme yöntemi gibiydi!

Kademe üyeleriyle birlikte Rüzgarlı Alem'e girecek diğer insanlar ikincil durumda, sadece dekor gibilerdi. Tabii ki başarabilirlerse herhangi bir Kademe üyesini öldürebilir ve hatta Kademe'deki yerlerini çalabilirlerdi!

Üçüncü Dağ'ın yakınında havada genç bir kadın süzülüyordu. Üzerinde uzun, beyaz elbise vardı ve yanında diğer bütün canlı formlarını gölgede bırakabilecek kadar tertemiz bir güzelliğe sahipti.

Bu kadın Birinci Dağ'da genç kademe üyesi ile Go oynayan kadındı. Onun varlığını hissettikten sonra Meng Hao'yu aramak için yola çıkmıştı ve onunla o oynayıp Tao hakkında konuşabilmeyi umut ediyordu. O, Ölümsüz Antik varisi, Xue'er idi!

(R.N: Xue'er 1056. bölümde tanıtılmıştı. )

Kadın aniden olduğu yerde durarak kafasını çevirdi. Yüzünde güzel bir gülümseme belirdi ve bir anda tüm dünya, hatta tüm yıldızlı gökyüzü parladı.

"Görünüşe göre DOkuzuncu Dağ'a kadar gitmek zorunda kalmayacağım," diye düşündü. "Onu Rüzgarlı Alem'de bulabilirim." Gülümseyerek Üçüncü Deniz'e doğru yola koyuldu.

O bir Kademe üyesi değildi ama... Herhangi bir Kademe üyesi için son derece önemli ve değer verilen biriydi!

Hatta onun yardımını kazanan birisi diğerlerine göre çok daha güçlenecek ve Kademe yolunda daha fazla ilerleme kaydedecekti. Hatta nihai başarı şansları... Daha yüksek olacaktı!

Bütün yüce Deniz'ler kaynıyor ve gürlüyordu. Yıldızlı gökyüzünde açılan yarıklar şuan giderek büyüyordu. Eğer Dağ ve Deniz Alemi'nde bütün yıldızlı gökyüzülerini görebilecek bir konum olsaydı oradan...

Dokuz Denizlerin üzerinde açılan yarıkların düz bir çizgi halinde olduğu görülebilirdi. Fakat şuan o çizgi dokuz kısma ayrılmış gibiydi. kendi dağ ve denizleri boyunca uzanmaya başlıyordu. Çok geçmeden bu çizgiler bir araya kaynaşarak bir yol şekillendirecekti. tüm Dağ ve Deniz Alemi'ni birbirine bağlayan devasa bir yarık!

Aynı sırada Rüzgarlı Alem tamamen açılmış olacaktı.

Herkes beklenti içindeydi.

Meng Hao derin bir nefes aldı ve gözleri ışıldadı. O anda diğer Dağlar ve Denizlerde bulunan Kademe üyelerinin de beklediklerini hissedebiliyordu.

Tam bu noktada Dokuzuncu Deniz boyunca Tanrıüstad'ın sesi çınladı: "Dokuzuncu Deniz'in iradesi bir zamanlar Paragon Deniz Rüyası tarafından konan kuralları kabul eder. Dokuzuncu Deniz iradesinin... Rüzgarlı Kapıyı açmasına izin verelim!"

Aniden Dokuzuncu Deniz gürlemeye başladı. Devasa dalgalar ileri geri kabarırken sudan devasa bir kılıç yükselmeye başladı. O tamamen sudan yapılmıştı ve göz açıp kapayıncaya kadar inanılmaz bir hızla gökyüzüne uçtu.

Bu bütün hayatları imha edebilecek bir kılıçtı.

Kılıç ortaya çıkmasıyla beraber yıldızlı gökyüzüne doğru fırlayarak yarığı kesti. Tüm dünya titredi ve çatırdama sesleri yankılanarak izleyicilerin zihinlerinin titremesine neden oldu. Yarık aniden Sekizinci Dağ'a doğru ayrılarak açılırken büyük bir gümbürtü duyuldu.

Adeta yıldızlı gökyüzü parçalanıyordu. Gözler önünde gerçekleşen bu saldırı herkesin tüylerini diken diken etmişti.

Eş zamanlı olarak Sekizinci Deniz'in üstünde sayısız gelişimcinin bakışları altında Dokuzuncu Dağ ve Deniz'den açılan yarık onlara doğru ayrılarak ulaştı. Göz açıp kapayıncaya kadar Sekizinci Dağ'ın üstündeki yarıkla kaynaştı ve orada Sekizinci Deniz'den yıldızlı gökyüzüne doğru devasa bir bıçak yükseldi ve onu daha da açtı!

Gümbürtü sesleriyle bıçağın kuvveti yarığın Yedinci Deniz'e doğru yırtılmasına neden oldu. Daha sonra Yedinci Deniz'den devasa bir pagoda havalandı ve yarığın Altıncı Deniz'e doğru yırtılmasını sağladı....

Bu bir döngü gibiydi. Üçüncü Deniz'e kadar devam etti... en sonunda devasa yarık Birinci Deniz'in üstündekiyle buluştuğunda Dağ ve Deniz Alemi'nin üzerinde devasa bir yarık yaratılmış oldu.

Yarık açıldığı anda Meng Hao ve diğerleri şiddetle titrediler ve kalpleri güm güm atmaya başladı. Gidecekleri yerin Dağ ve Deniz Alemi'nde bir yer olmadığını biliyorlardı!

Bu zorlu sınavda Dağ ve Deniz Alemi'nden ayrılacaklar ve eski Düşük Alem'lerden birine gideceklerdi!

Meng Hao için bu hissiyat Güney Gök gezegeninden ayrılıp Doğu Zaferi gezegenine doğru yola koyulduğu zamankinden çok farklıydı.

Tanrıüstad'ın kadim sesi bir kez daha duyuldu: "Vakit geldi. Meng Hao... Gitme zamanı!"

"Unutma, Rüzgarlı Alem'e giden tek öğrenci sen olmayacaksın. Diğer Sekiz Denizlerden de gelişimciler gelecek. Unutma, güvenebileceğin tek kişi... Kendinsin!"

"Daha da önemlisi Dünya Özü Rüzgarlı Alem'inin merkez bölgesindedir. Elde etmen gereken şey o!"

"Dünya Özü'nü kim elde ederse zorlu sınavın galibi olacaktır. Ancak onun ardından Dağ ve Deniz Alemi'ne geri açılan kapı ortaya çıkacak ve geri dönebileceksiniz!"

"Rüzgarlı Alem'deyken hem kendine bel bağlamalı hem de yoldaş tarikat üyelerini desteklemelisin. Rüzgarlı Alemde eski kin ve nefretler artık olmayacak. Geri döndükten sonra aranızda neler olup biteceği umurumda değil, geri gelir gelmez dövüşmeye bile başlayabilirsiniz!"

"Fakat Rüzgarlı Alem'de en önemli şey... birlikte çalışmaktır!"

Aniden Tanrıüstad elbise kolunu sallayarak Meng Hao'ya doğru bir deplama çantası gönderdi. Depolama çantasının içinde Şeytani gelişimci sürüsünden kazandığı 300,000,000 Ölümsüz yeşimi vardı!

Tam o anda Şeytani gelişimci sürüsünün iki Patriğinden biri konuştu:

"Herkes kendine dikkat etsin. Rüzgarlı Alem'deyken geçmişi unutun. En önemli şey takım çalışmasıdır!"

Bu sözler yankılandıktan sonra Tanrıüstad Meng Hao'nun zihnine mesaj gönderdi.

"Rüzgarlı Alem'e girdikten sonra Şeytani gelişimcileri öldürüp öldürmemek sana kalmış. Son günlerde yaşadığın şeylerin sadece Dokuzuncu Deniz'e özgü olduğunu düşünme. Diğer Denizlerin Kademe üyelerinin hepsi benzer tehlikeler yaşadılar!"

Benzer kışkırtıcı sözler Şeytani gelişimcilerin kulaklarına da ulaştı.

Meng Hao aniden havaya fırlarken gümbürtü sesi duyuldu. Onun arkasından Fan Dong'er ve Bei Yu ile birlikte üç sıradan üç tane de Şeytani gelişimci geldi. Toplamda dokuz rengarenk ışık ışını yıldızlı gökyüzündeki yarığa doğru fırladı.

Onlar yaklaştıklarında güçlü bir çekim kuvveti ortaya çıkarak onları yakaladı ve yarığın içindeki karanlığa doğru çekti.

Benzer ışık ışınları Birinci Deniz'e kadar her yerde görüldü. Her yerde dokuz kişi vardı, ne bir eksik ne de bir fazla.

Sadece istisna olarak Üçüncü Deniz'de Xue'er isimli genç kadın gruba katılarak sayıyı ona çıkarmıştı.

Toplamda 82 kişi yarığa fırladı.

Tüm bu gruplardan içeri ilk giren Meng Hao idi!

O anda Rüzgarlı Alem Dokuzuncu Denize açılmıştı ve Meng Hao oradaki en yetkin kişiydi. Bu yüzden Rüzgarlı Alem'e giren ilk gelişimci o olmuştu.

İlk içeri girdiğinde etrafını sonsuz bir karanlık sardı. Fakat bir rüzgar hissediliyordu ve giderek güçleniyordu. En sonunda bu rüzgar kasırgaya dönüşerek dört bir yanı süpürdü.

Kasırganın içinde Meng Hao sayısız ceset ve harabe görüyordu. Burası tıpkı bir savaş alanı kalıntısı gibiydi ve hissedildiği üzere korkunç bir savaş her yeri yok etmişti.

Burası Ölümsüzlük Harabeleri'nden bile daha şok ediciydi!

Aniden kasırganın içinde devasa bir çekim kuvveti belirerek Meng Hao, Fan Dong'er ve diğerlerini ileri doğru çekti.

İleride güçlü bir suret biçiminde bir büyü formasyonu olan bir yarık vardı. Antik bir aurayla doluydu ve onun ne kadar süredir orada durduğunu tahmin etmeyi imkansız kılıyordu ve etrafı savaş kalıntılarıyla çevriliydi.

Etrafı inceleyecek zaman yoktu. Çevredeki harabelerde büyülü hazine parıltıları görse de Meng Hao onları alma şansı bulamadı. Yanındakilerle beraber büyü formasyonu yarığa doğru fırladılar ve anında içeri çekildiler.

O anda boşluğu rüzgar gibi geçerek garip bir dünyaya vardılar.

Daha hiçbiri neler olduğunu net bir şekilde göremeden Meng Hao titrek, korku verici bir sesin etrafında yankılandığını duydu.

"Bütün Yüce Ölümsüzlere saygılarımızla hoşgeldiniz diyoruz!"

63 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1083