Series Banner
Novel

Bölüm 1084

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1084: Rüzgarlı Alem'deki Arzu!

Bölüm 1084: Rüzgarlı Alem'deki Arzu!

Rüzgarlı Alem!

Bir zamanlar 3,000 Düşük Alem'den birisiydi, Ölümsüz Dünya'nın bahçesi olarak çağırılıyordu ve en önemli yüz Alem'den biriydi!

Birçok gelişimci burada ortaya çıkarak en sonunda Ölümsüz Dünya'ya yükselmiş ve sayısız Ölümsüz otorite pozisyonunda yer almıştı. Hatta buradan çıkan bir İmparatorluk Lord'u bile vardı!

Bir İmparatorluk Lordu Tao Alemi ile Paragon Alemi arasındaki saygın bir aşamaydı!

O zamanlar Rüzgarlı Alem'in altın çağlarıydı, sayısız kıta ve denizle doluydu ve Paragon Ölümsüz Alemi'nin Ölümsüz Nehri'nde sayısız vaftiz tecrübe etmişti.

Eskiden Rüzgarlı Alem'e Küçük Ölümsüz Dünyası denirdi. Gökyüzü masmaviydi, sık sık Ölümsüz Yağmur tarafından dokunularak bütün hayat formları adeta bir Ölümsüz iradesiyle yıkanırdı.

Gökyüzündeki devasa Ölümsüz Nehri aşağıdaki topraklara şelale gibi akarak sayısız rüzgara sebep olurdu. Bu rüzgar bütün canlıların hayat kuvvetlerini hızlandırır ve burayı gelişim için son derece elverişli bir hale getirirdi. Buradaki ölümlüler bile uzun ömürlü olurdu ve iki tane altmış yıllık döngü boyunca yaşamaları seyrek görülen bir durum değildi.

Bu yüzden Rüzgarlı Alem bu ismi almıştı.

Rüzgarlı Alem'deki gelişimciler için Paragon Ölümsüz Alemi korku verici bir yerdi. Onların gücünden hem korkarlar hem de ilham alırlardı. Paragon Ölümsüz Alemi'nden inen herhangi bir Ölümsüze büyük bir saygı gösterirlerdi. Onlar için bir Ölümsüzün en ufak bir sözü büyük öneme sahipti. Hatta bir Ölümsüzde memnuniyetsizliğe sebep olacak bir ifade ya da ses tonu bile Rüzgarlı Alem'de müsamaha görmezdi.

Tabii ki bütün Ölümsüzler kolay sinirlenen insanlar değildi. Çoğu Ölümsüz saygı görse de şiddetli bir korku yaşatmazdı. Ne de olsa Rüzgarlı Alem sonsuzluktan beri varlığını sürdürmüştü ve birçok Patrik yada çeşitli tarikat yada klanların diğer üyeleri en sonunda Ölümsüz Dünya'ya yükselmişti.

Ne yazık ki tüm bunlar büyük felaket sırasında değişmişti. Rüzgarlı Alem bütün olarak yerle bir olmuş ve toprakların yarısında fazlası sanki büyük bir canavar tarafından yutulmuş gibi kaybolmuştu. Savaşın alevleri esmiş ve sonuç olarak bu dünya eskisi gibi göksel bir cennet olmaktan çıkarak harabeye dönmüştü.

En önemlisi ise Ölümsüz Nehir kesilmişti. Diğer Alemler gibi Rüzgarlı Alem de kesilerek izole edilmişti. Yıllar boyunca dünya yavaş yavaş yenilenmiş ama engeller daima kalmıştı.

Bu nedenle Rüzgarlı Alem insanları dış dünyada olup bitenlerden habersizdi. Hâlâ Paragon Ölümsüz Alemi'nin her zamanki gibi sonsuz güçte olduğunu sanıyorlardı. Bu nedenle Alemlerini bir Ölümsüz ziyaret ettiğinde onları kanlarına işlemiş olan ve her zamanki gibi güçlü kalan hürmetkarlıkla karşılıyorlardı.

Dahası... Rüzgarlı Alem'den herhangi birisinin Ölümsüz Dünya'ya yükselişinin üstünden çokça zaman geçmişti. Bu onların tereddüt yaşamasına neden olmuştu. Onların gelişim merkezleri Kazan Arayışı* aşamasıyla sınırlı kalmış ve Ölümsüzlüğe Yükselişe ilerlemeleri imkansız olduğundan kendi dünyalarından dışarı çıkamamışlardı. 

K.N: Bu Er Gen'in diğer romanlarında olan bir gelişim basamağı.

Tüm bunlar sebebiyle buraya bir Ölümsüz geldiğinde onu inanılmaz bir saygı ve hatta korkuyla karşılıyorlardı. Ayrıca Rüzgarlı Alem gelişimcileri Ölümsüzlerden gelebilecek herhangi bir iyi talihe de son derece açtı.... Bu nedenle Rüzgarlı Alem'in bu nesildeki insanları için son zamanlarda oraya gelen Dağ ve Deniz Alemi gelişimcileri... Adeta ilah gibiydi!

Meng Hao, Fan Dong'er ve diğerleri Rüzgarlı Alem'in güney doğusunda bir çölün ortasına gelmişlerdi.

Dört bir yanda kumlar savruluyordu ve sıcaklık terletecek kadar şiddetliydi. Buna rağmen orada sıkışık halde duran on bin kadar gelişimci vardı ve bir büyü formasyonu şeklinde yerde secde ediyorlardı.

Bu büyü formasyonunda herhangi bir saldırı işlevi yoktu sadece törensel bir formasyondu, bir çeşit saygı göstergesiydi.

Kalabalığın içinde erkekler ve kadınlar, çocuklar ve yaşlılar vardı. Hepsi de elleri ve dizleri üstüne çökmüşlerdi ve yüzlerinde korku ve saygı vardı. Başları eğikti ve hiçbiri kafasını kaldırmaya cüret edemiyordu.

Bu insan grubunun ortasında sonsuz, dokunulmaz bir güç yayan sayısız oymalarla kaplı devasa bir sunak vardı.

O anda dokuz tane ışık ışını gökyüzünü aydınlatarak sunağa doğru fırlarken gümbürtüler kopardılar. Sunaktaki bütün büyülü semboller sanki konuklar geliyormuş gibi parlamaya başladı.

Gümbürtüler şiddetlendi ve çevredeki gelişimciler daha da fazla titredi. Hiçbiri kafasını kaldırmaya cüret edemedi. İçlerinden yaşlı bir adam, sunağa en yakın konumdaydı ve yüksek sesle bağırdı:

"Bütün Yüce Ölümsüzlere saygılarımızla hoşgeldiniz diyoruz!"

Onun sesi on nefeslik süre boyunca yankılandı ve ardından parlak ışık ışınları sunaktan fırlayarak onları birleştirdi. Ardından ışık yavaşça ortadan kaybolarak ortaya dokuz tane gelişimci çıktı!

Meng Hao onlardan birisiydi. Dokuz Deniz Tanrısı Dünyası insanları altın ışıkla parlarken tamamen kutsal ve dokunulmaz görünüyordu. Dahası, onların gelişim merkezi Rüzgarlı Alem insanlarından çok çok üstün olduğundan yaydıkları baskı çevredeki kalabalığın titremesine neden oldu.

Meng Hao etrafına bir an baktıktan sonra kendine geldi. Gözleriyle etrafını süzerek üzerinde durdukları sunağı ve on binden fazla gelişimcinin saygıyla secde ettiğini gördü. Ayrıca hiçbirinin kafasını kaldırmaya bile cüret edemediğini fark etti.

Bu on binlerce insanın önünde imparator cübbesi giymiş olan orta yaşlı bir adam vardı. O da titreyerek secde edenler arasındaydı. Belli ki bu bölgenin ya da ulusun imparatoruydu.

Ne Meng Hao ne de yanındakiler böylesine büyük bir insan topluluğunun saygıyla secde etmesine alışkın değildi.

10,000 insan arasında başını ilk kaldıran ve Meng Hao ile diğerlerine bakan ilk kişi yaşlı adam oldu. Adam son derece kadim görünüyordu, sanki sayısız yıldır hayattaydı. Fakat gelişim merkezi sadece Kazan Arayışı aşamasındaydı.

"Yüce Ölümsüzler," dedi, "Dokuzuncu Ulus olarak buraya gelişinizi bizim için değer biçilemez bir onurdur! En son bir Ölümsüz buraya gelerek iyi talih bahşetmesinin üzerinden bin yıldan fazla süre geçti. Lütfen Dokuzuncu Ulus'un yedi yüce tarikat ve üç yüce klanının kulluğunu kabul edin!"

Onun arkasında belli ki bahsettiği tarikat ve klanların Patrikleri olan on tane yaşlı adam vardı. Saygılı bir şekilde başlarını kaldırarak Meng Hao ile diğerlerine baktılar ve ardından bir kez daha başlarını eğdiler.

"Ben hizmetçiniz Jian Daozi," yaşlı adamların en yaşlısı ilk konuşan oldu. "Yüce Ölümsüzler, bu Küçük Alem'mizde istediğiniz ve arzu ettiğiniz her şey karşılanacak. İsteklerinizi yerine getirmek için bütün gücümüzü ortaya koyacağız!" Sesi çınlarken gözleri hırsla yanıyordu. 

"Hayatlarınızı sonlandırmanızı söylesek yapacak mısınız?" diye sordu Be Yu'nun yanında duran Şeytani gelişimcilerden birisi soğuk bir ses tonuyla.

Meng Hao onun bu sözleri karşısında kaşlarını çattı ve hatta Bei Yu bile memnun olmadı.

Fakat Jian Daozi isimli yaşlı adam bir an bile tereddüt etmedi.

"Diğer Yüce Ölümsüzler müdahale etmediği sürece dediğiniz her şey gerçekleştirilecek!"

Şeytani gelişimci bir an tereddüt etti. Fakat Meng Hao, Fan Dong'er ve diğerleri Jian Daozi'nin sözlerindeki kararlılık ve fanatikliği görmüştü.

Sadece o değil bütün yaşlı adamlar ve görünüşe göre diğer bütün gelişimciler aynıydı. Her birey çılgınca bir fanatizme sahip olmasa da gözlerinde parlayan saygı ışığı tıpkı daha altta olan bir insanın üstündekine gösterdiği türdendi ve Meng Hao'nun kalbinin titremesine neden oldu.

Bir anda kalabalıktan bir genç gelişimci kendini daha fazla tutamayarak kafasını kaldırdı ve Meng Hao ile yanındakilere baktı. Gözleri Fan Dong'er ve Bei Yu'nun üzerine geldiğinde genç adam adeta nefessiz kalmıştı.

Genç adam kafasını kaldırdığı anda yaşlı Jian Daozi'nin yüzü öfkeyle titreşti. Benzer ifadeler diğer yaşlı adamların yüzlerinde de görüldü.

"Bu ne cüret!!" diye kükredi Jian Daozi.

Genç adamın yüzü bembeyaz oldu ve panikledi. Hemen başını eğmiş olsa da artık çok geçti.

"İlahlara karşı saygısızlık Rüzgarlı Alem'i kanunlarını çiğnemek demektir!" Jian Daozi soğuk bir tonla konuştu. Parmağını genç adama doğru salladı ve alnına bir hava akışının çarpmasına neden oldu. Genç adam titredi ve ardından aniden öldü.

Bu durum Meng Hao'nun gözlerinin kocaman açılmasına neden oldu. Herkes şaşkındı.

Fakat sadece bu basit hareketle iş bitmedi. Jian Daozi'nin arkasındaki yaşlı adamlardan birisi sağ kolunu havaya kaldırdı ve onu kesti. Soluk bir yüzle kesik kolunu havaya kaldırdı ve hemen dizlerinin üstüne çöktü.

"O genç adam benim tarikatımdandı," dedi. "Onu iyi eğitemedim ve bu yüzden dolaylı olarak ben de bu suça dahilim. Umarım kesilen kolum Yüce Ölümsüzlerin öfkesini dindirir!"

Bei Yu'nun nefesi kesildi ve Fan Dong'er tam anlamıyla şok olmuştu. Meng Hao olup bitenleri şaşkın bir ifadeyle izliyordu. Onun irade gücü bile Rüzgarlı Alem insanlarının davranışları karşısında sarsılmıştı.

Bu hissiyat tarif edilemezdi, sanki kısa bir anlığına... Hepsi gerçek bir Paragona dönüşmüşlerdi!

Böyle bir tecrübeyi Dağ ve Deniz Alemi'nde yaşamaları imkansızdı, çünkü orada daima onlardan daha üstün ve güçlü gelişimciler olacaktı. Böyle büyük güçler daha zayıf olanlarla sayısal anlamda kıyaslanamasa da Dağ ve Deniz Alemi çok engindi.

Dağ ve Deniz Alemi'nin kuralları ve adetleri vardı ve herkesi katman katman ağ gibi içine alıyordu. Doğal kanunlardan şekillenen bu gibi şeyler dizginlenemez hareketlere izin vermiyordu.

Fakat Rüzgarlı Alem sadece diğer Alem'lerden kopmakla kalmamış aynı zamanda buradaki en yüksek gelişim merkezi Ölümsüz Alemi bile değildi. Bu nedenle Meng Hao ve yanındakiler... Gerçek anlamda onlara göre ilahtı!

Güç, servet ve diğer arzu edilen her şey... İstenebilirdi!

Tek bir sözle tüm ulusun bütün serveti onlara teslim edilebilirdi!

Eğer güç istenirse anında imparator ilan edilebilirlerdi!

Dokuzuncu Ulus'ta nereye giderlerse gitsinler hoşlarına giden birisine anında sahip olabilirlerdi. İstedikleri her şeyi yapabilirlerdi ve altlarındaki insanlar onları reddedemez ve hatta hizmet etmekten onur duyarlardı.

Buraya geldikleri anda bu geçerliydi. Böylesine hayret verici bir şey Meng Hao ve diğerlerini şaşkına çevirmişti. En sonunda istedikleri gibi takılmayı ve herhangi bir kural yada adetle sınırlandırılmadan yaşamayı tecrübe edebileceklerdi.

Burada kuralları onlar koyacaktı!

O anda benzer sahneler Rüzgarlı Alem'in diğer bölgelerinde de gerçekleşti. Oraya gelen herkes ciddi manada şaşkına dönmüştü!

Kademe üyeleri ve diğer Dağ ve Deniz Alemi gelişimcilerinin hepsi farklı farklı yerlerdeydi. Fakat bulundukları konumlar... Sadece onlar için vardı.

Rüzgarlı Alem toplamda dokuz ulusa sahipti; bu nedenle Dokuz Denizlerin her biri bir ulusa gelmişti.

Dokuz ulusun merkezinde bir antik tapınakta Dünya Özü bulunuyordu.... Buraya gelen herkesin amacı oydu.

52 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1084