I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1000: Kimsin Sen!?
Bölüm 1000: Kimsin Sen!?
Ondan yayılan soy aurası yüzünden Fang Klanındaki herkes, Meng Hao da dahil... onun kesinlikle Ji Klanından olmadığına emindi. O kesinlikle bir Fang Klanı üyesiydi. Dahası, onun soyunun verdiği his diğer neredeyse bütün klan üyelerinden daha yaşlı olduğunu gösteriyordu. O inanılmaz kadimdi.
Meng Hao içten içe sarsılmıştı. Bu, ölüler şehrindeki birinci nesil Patriğin cesedinden aldığı hissiyata çok benziyordu!
Tüm atasal konak sessizliğe büründü ve bütün klan üyeleri şaşkına döndü.
Dışarıdaki Dokuzuncu Dağ ve Denizde Tao Alemi Patrikleri şok içindeydi. Gözleri kocaman açıldı ve yüzlerinde şaşkın ifadeler vardı. Fang Donghan'a baktıklarında aldıkları hissiyat... tamamen korku ve dehşetti!
"Kim...?" Bütün Tao Alemi Patriklerinin yüzleri titreşti ve nefesleri hızlanmaya başladı. Aslında hiçbiri Fang Donghan'dan en ufak etkilenmemişlerdi.
"Kimsin sen!?" Fang Yaxu'nun yüzü soluktu ve ağız dolusu kan tükürdü. Vücudu tamamen simsiyahtı, sanki bir çeşit lanet gücü içinde yayılıyordu.
"Kimim ben?" diye sordu Fang Donghan. Bir şekilde ifadesinden inanılmaz bir eskilik yayılıyordu.
"Ben Fang Daozi. Ben... birinci nesil Patriğin en büyük oğluyum. Siz Fang Klanı çocukları beni unuttunuz mu?"
Ses bütün Göklerde gök gürültüsü gibi çaktı.
Tek bir cümle Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki klan ve tarikatları sarstı. Onun kim olduğunu duyanlar zihinlerinin şok dalgalarıyla vurulduğunu hissettiler.
"O... o... Fang Klanının birinci nesil Patriğinin en büyük oğlu mu?"
"Bu imkansız! Fang Klanının birinci nesil Patriği Lord Ji ile aynı çağdaydı. O uzun zaman önce öldü ve oğlu da uzun zaman önce ölmüş olmalı!"
"Fang Daozi.... Fang Daozi.... Şimdi düşününce bu ismi Dokuzuncu Dağ ve Deniz kayıtlarında okuduğuma eminim."
Gelişimciler karmaşa içindeydi. Tao Alemi Patrikleri ise şaşkın gözlerle bakıyorlardı. Fakat ismi anımsamaları çok uzun sürmedi.
"Fang Daozi!! Önceki nesillerde böyle bir ismin olduğunu hatırlıyorum... bizzat birinci nesil Patrik tarafından öldürülen biri. Sebebi hiçbir zaman belli olmadı!"
"O kişi çok çok uzun zaman önce silinip gitmedi mi? Gerçekten hâlâ yaşıyor mu?"
"Onun gelişim merkezi ne seviyede?"
Dışarıdaki herkes şaşkındı. Fakat garip bir şekilde Fang Klanı üyeleri karmaşık gözlerle bakıyorlardı. Hiçbiri daha önce birinci nesil Patriğin en büyük oğlunu duymamıştı.
Klanın tarihi kayıtlarında da onunla ilgili neredeyse hiç bilgi yoktu. Yine de ondan yayılan soy hissiyatına göre kesin olan bir şey vardı. Bu Fang Daozi kesinlikle bir Fang Klanı üyesiydi.
Dahası, tamamen korku verici bir antik soya sahipti!
Bu olay karşısında Üç Büyük Taoist Toplumları şok oldu. Fang Klanı içinde böylesine güçlü bir uzmanın gizlendiğine inanamıyorlardı. Dahası, onun kimliği son derece şok ediciydi. Her şeyden öte o Ji Klanı ile işbirliği yapıyordu.
Fang Daozi Doğu Zaferi gezegeninde ortaya çıktı anda Fang Klanının Tao çanı atasal konağın üstünde cisimleşmeye başladı. Ardından sonsuz bir ışık yaymaya başladı ve çaldı.
Bu... son derece güçlü bir soya sahip olan bir klan üyesi ortaya çıktığında çalma durumuydu. Onların kimliği çana kaydedildikten sonra şekillenen rezonans çanın çınlamasına sebep olacaktı.
Ses bütün Fang Klanı üyelerini şok etti ve Fang Daozi'nin kesinlikle bir Fang Klanı üyesi olduğu kanıtlandı.
"Ne can sıkıcı bir ses," dedi Fang Daozi iç geçirerek. "Bana o lanet olası ihtiyarı hatırlatıyor. KAPA ÇENENİ!" Gözleri şiddetli bir ışıkla titreşti ve konuşurken Tao çanı aniden durdu. Tamamen sessizliğe büründü.
Meng Hao kalabalığın içinde dururken nefesi kesildi. Havadaki Fang Daozi'ye baktı ve kalbi titredi. Fang Klanında böylesine çarpıcı bir ayaklanma olacağını ve önemli olayların patlak vereceğini hiç düşünmemişti.
Belli ki... bu ayaklanmalar Fang Daozi ile yakından ilişkiliydi.
Atasal konaktaki klan üyeleri arasındaki savaş duraksamıştı. Herkes şaşkın bir halde havaya bakıyordu. Hain klan üyeleri bile neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Hap Kıdemlisinin yüzü bembeyazdı ve geriye çekildi. Fang Yanxu yüzündeki kanı sildi ve Fang Daozi'ye gözlerini dikti.
Üç Yarı-Tao uzmanı rahat bir nefes almışlardı. Fang Daozi'ye korku dolu bakışlar attıktan sonra bir kez daha yıkım arzusuyla doldular ve Fang Klanındaki gelişimcilere gözlerini diktiler.
"Gerçekten de beni hatırlayan kimse yok mu?" Fang Daozi iç geçirerek konuştu, sesi inanılmaz antikti. Ardından elini salladı ve havaya doğrulttu.
Parmağı gökyüzünün parçalanmasına neden oldu. Büyük bir patlamayla birlikte muazzam bir burgaç belirdi. Burgaç dönmeye başladı ve gümbürtü sesleri yankılanırken burgacın içinde bir şeyler göründü.
Şaşırtıcı şekilde herkes Ji Xiufang ve Fang Shoudao'nun dövüşünü görebiliyordu.
Ji Xiufang bunun ardından kahkaha atmaya başladı. Hemen harekete geçti ve burgaca adım atarak Doğu Zaferi gezegeninin üstünde belirdi.
"Xiufang selamlarını sunuyor, Kıdemli," dedi tatlı bir gülümsemeyle. Ardından Fang Daozi'ye doğru baş selamı verdi.
Fang Shoudao'nun yüzü kararmıştı ve burgacın içine o da girdi. Dışarı çıktıktan sonra buz gibi gözlerle Fang Daozi'ye baktı.
"Fang Shoudao," dedi Ji Xiufang gülümseyerek, "Bu işe Ji Klanının Fang Klanına saldırısı olarak bakmak yerine... Ji Klanının sadece bir Fang Klanı Kıdemli üyesine iyilik borcunu ödüyor olarak bakman daha doğru olacaktır."
Fang Shoudao cevap vermedi. Ellerini kenetledi ve Fang Daozi'ye baş selamı verdi.
"Shoudao Patrik Daozi'ye selamlarını sunuyor."
Fang Daozi Fang Shoudao'ya doğru baktı ve gülümsedi.
"Sen Üçüncü Büyüğün soyundan geliyorsun öyle mi?" dedi sakince. "Biliyorsun, Fang Klanı tarafından çok büyük hayal kırıklığına uğratıldım. Onca yılın ardından sadece iki tane Tao Alemi uzmanınız var.... Pekala bu durumda şuanki Fang Klanını bugünden itibaren dağıtıyorum!"
"Doğu Zaferi gezegeninde yeni bir Fang Klanı başlayacak ve yolu farklı olacak." Bununla birlikte sağ elini salladı ve Fang Klanı üyelerinden acı dolu çığlıklar yükseldi. Sadece hain üyeler etkilenmedi. Herkes kanının kaynadığını hisseti, sanki yanıyorlardı.
Aynısı Meng Hao için de geçerliydi. Kanı sanki dışarı fışkırmak istiyormuş gibi kaynamaya başladı. Fang Danyun, Fang Yanxu ve hatta Fang Shoudao da aynı şeyi hissettiler.
Fang Daozi yüzünden tüm klan aniden değişti.
Meng Hao titredi ama acıya katlanarak gözünde garip bir ışık parladı.
"Babam bunların olacağını kesinlikle biliyordu. O beni Doğu Zaferi gezegenine gönderdi. Bu nedenle... gerçekte bir tehlike olmamalı. Fang Klanının... hâlâ bir hamlesi olmalı."
Fang Shoudao titriyordu. Gelişim merkezi seviyesine rağmen kanının kaynamasına engel olamıyordu. Aldığı hissiyata göre Fang Daozi de kendisi gibi Tao Alemindeydi. Fakat onunla ilgili tamamen akıl ermez bir şeyler vardı.
Fang Shoudao Tao Aleminde fazladan bir Öz'ün bile gelişim merkezinde çarpıcı değişimlere sebep olduğunu iyi biliyordu. Bir seviye arasındaki fark muazzamdı ama tüm bunlara rağmen Fang Shoudao'nun yüz ifadesinde en ufak bir telaş yada şaşkınlık yoktu. Tek yaptığı şey gözlerini kapatmak oldu.
Bu tepki Ji Xiufang'ı şok etti. Kalbinde hissettiği telaş daha da güçlendi.
"Onun bu kadar sakin kalması Fang Klanının elinde hâlâ koz olduğuna işaret. Yıkımın eşiğine gelmişken nasıl bu kadar sakin kalabilir!?"
Ji Xiufang'ın kalbi şaşkınlıkla dolarken Fang Daozi Shoudao'nun sakinliğini fark etti ve kalbi güm güm attı. Yavaş yavaş aklında düşünmeye bile cesaret edemeyeceği bir fikir canlanmaya başladı.
Fikir alevlendiği anda onu bir kenara itti. Tam elini sallamaya hazırlanırken vücudu titremeye başladı. Ardından yüzü hızla titreşti ve gözleri kalabalığın içindeki Meng Hao'yu ararken parladı.
O tarafa baktığında Meng Hao'nun zihni titredi. Fakat dişlerini sıkarak Fang Daozi'ye karşılık verdi. Onun yanındaki terakota askerinin gözleri titreşti ve Meng Hao'nu korumaya yardım etmek için güç ile patlayarak onun önüne geçti. Büyük kılıcını kaldırdı, herhangi bir bedeli ödemeye hazır gibiydi, toza bile dönüşse Meng Hao'yu güvende tutacaktı.
Tam bu anda Fang Daozi'nin yüzü düştü. "Hayır. O burada değil... o...."
Bir anda terakota askerinin dışarı çıktığı yarığa doğru baktı.
O anda baktığı yer... Atasal Topraklardı!
"İmkansız!!" Fang Daozi'nin gözleri sanki inanması güç bir şeye bakıyor gibiydi. Nefesi hızlandı, kayıtsız tavrı kayboldu ve aniden kadimliği yok olmuş gibi göründü. Hiç düşünmeden birkaç adım geriledi, gözleri kıpkırmızı olmuştu.
"İmkansız!! Bu tamamen imkansız!!" Adeta delirmiş gibiydi. Kükredi ve sağ elini yarığa doğru işaret etti. Tam bu anda Fang Daozi'den her yeri sarsan üç tane Öz qi'si akışı fırladı. Doğu Zaferi gezegeni yıkılmanın eşiğine gelmiş gibi şiddetle titredi.
Bu akışlardan birisi tıpkı Fang Yanxu'nun bitki ve yeşillik Özü'ne benziyordu. Bu, sonsuz hayat kuvvetine sahip bir Öz'dü ve ortaya çıktığı anda gökyüzü karardı ve devasa rüzgarlar oluştu.
Bütün şeylerin kökeni ve kaynağı Öz'dü!!
Öz'ü tamamen anlamak ve Öz'ün kontrolünde uzmanlaşmak, bu Tao Alemiydi!
Bitki ve yeşillik Öz'ünün yanında gümbürtü sesleri yayan bir titrek yıldırım akışı vardı. Bu... yıldırım Öz'üydü, Gök ve Yerdeki her şeyi sonsuza kadar yok edebilecek olan yok edilemez bir yıldırım. O ortaya çıktığında yıldırım sanki dünyadaki bütün ışığın yerini almıştı.
Fang Daozi'nin üçüncü Öz akışı şaşırtıcı şekilde... güçlü bir Ölüm aurasıydı. O Sarı Kaynakların ve yeraltı dünyasının iradesiydi, bir reenkarnasyon büyüsü!
O reenkarnasyon Öz'üydü!
Bu korkunç Tao Alemi Öz'leri yarığa doğru sanki onu yok etmek istiyormuş gibi fırladı.
Fakat üç Öz akışı ona yaklaştığında bir el içeriden yavaşça dışarı uzandı. Bir parmağını salladı ve bütün Öz'ler yok oldu. Küller küllere, toprak toprağa....
El son derece kuruydu, sanki içinde bir gram bile kan yok gibiydi. O yaşlı, ölü bir ağaç gibi görünüyordu ama yine de o parmağın içinde güç ortaya çıktı. Gök ve Yeri sarsabilecek bir güçtü ve Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki Tao Alemi uzmanlarının zihinleri şok ile doldu.
Dahası o anda Dokuzuncu Dağ'dan benzersiz dalgalanmalar yayıldı. Sanki Ji Klanında sonsuz zamandır uyuyan birisi elin ani ortaya çıkışıyla uyanmış gibiydi.
Fang Daozi'nin vücudu titredi ve yüzü bembeyaz oldu. Gözlerinde inanamaz bir bakış belirdi.
"Baharda Çiçeklenen Kurumuş Ağaç Efsunu*... İmkansız. O öldü! Kendi gözlerimle gördüm! Onun öldüğünü hissettim! Onun Özü yok oldu ve ruhu Gök ve Yerin hiçbir yerinde yok. O Dokuzuncu Dağ ve Denizde asla yeniden doğmadı."
R.N: Bu büyü çince bir deyimi temel almıştır ve anlamı "yeni bir yaşam şansı kazanmak, yeniden hayat bulmak" demek.
"Kesinlikle eminim, o... o yıl gerçekten ölmüştü! Hayatta olmasına imkan yok! Kimsin sen? KİMSİN SEN!?!?" Fang Daozi'nin kalbi güm güm atıyordu ve delice bağırıp çağırırken tarifsiz bir korkuyla dolmuştu.
