Series Banner
Novel

Bölüm 1001

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1001: Birinci Nesil Patrik!

Bölüm 1001: Birinci Nesil Patrik!

Fang Klanı ayaklanması olayında birçok iniş çıkış yaşanmıştı. Fang Daozi uyanmıştı ama o bile Dokuzuncu Dağ ve Denizi şuanki kadar hayrete düşürememişti.

Bütün tarikat ve klanları Tao Alemi Patriklerinin yüzleri solmuş ve zihinleri titriyordu. Fang Klanı Atasal Topraklarından burgaç yoluyla dışarı el uzandığında herkesin zihni allak bullak olmuştu.

Fang Klanının birinci nesil Patriği Dokuzuncu Dağ ve Deniz tarihinin unutulmaz figürlerinden birisiydi.

Uzun zaman önce kaos hüküm sürerken o, gizemli Lord Li'yi takip etmiş ve Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki bütün güçleri yenme seferinde onun yanında olmuştu. Sıfır noktasından başlasa da yükseldiği şöhret seviyesi onu bütün Göklerden daha yüksek bir yere koymuştu. Herkesin kendisinden korkmasına neden olacak katliamlar yapmıştı. Onun delice cesareti yıldızlı gökyüzünün dört bir köşesini kan kırmızısına boyamıştı!

Bu süreçte ayrıca Lord Ji'yi de tanımışlardı. O üçü tarihin afallatıcı, sıra dışı figürleriydi. Bir çağ boyunca insanların kabusu haline gelen Dokuzuncu Dağ ve Denizin Paragonlarıydı.

En sonunda yanlarında üç tane Başşeytan ile birlikte bütün Dokuzuncu Dağ ve Denizi birleştirme amacıyla sayısız başka güçlü uzman toplanmıştı. En sonunda, Dokuz yüce Duayen vardı.

Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki kaos nihayet sona erdiğinde Şeytan Ölümsüzü Tarikatı kuruldu. Orası Dokuzuncu Dağ ve Denizin en güçlü tarikatıydı, diğer bütün güçlerin ve tarikatların saygı göstermek zorunda oldukları bir tarikattı.

Ziyafetler ve başka olaylar sırasında insanlar sürekli Fang Klanının birinci nesil Patriği olmasaydı belki de... Lord Li'nin Gökler için savaşının daha zor olacağını söylüyorlardı. Çünkü birçok olayda Fang Klanının birinci nesil Patriği kendi hayatını Lord Li'yi kurtarmak için riske atmıştı.

Tüm bunların ışığında Fang Klanının birinci nesil Patriği tüm Dokuzuncu Dağ ve Denizi sarsmıştı. Uzun zaman önce meditasyonda ölmüş olsa bile şuan dışarı çıkan kurumuş bir el tüm Dokuzuncu Dağ ve Denizi şok ile doldurdu.

Üç Büyük Taoist Toplumları hayretler içindeydi ve Dokuzuncu Dağ'daki Ji Klanında büyük bir karmaşa yükseldi.

Hatta Ji Klanının sonsuz uykudaki birinci nesil Patriği, Gökler ile bütünleşerek ecelsiz olan kişi aniden uyanmış ve... eski dostunun bulunduğu yöne doğru bakmıştı.

O uyandığı anda Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki bütün doğal kanunlar sakinleşti.

Sanki o anda tüm Dokuzuncu Dağ ve Denizde o yarıktan çıkan elden başka hiçbir şey kalmamıştı. Öz gücü dağılırken bir figür ortaya çıktı, uzun yeşil cübbeliydi. Yavaşça burgacın içinden çıkarken bütün odak onun üzerindeydi.

Onu gören bütün Fang Klanı üyeleri zihinlerinin gürlediğini hissettiler, sanki binlerce yıldırım tarafından çarpılmışlardı. Bu kişi onlara çok tanıdıktı. Onun kim olduğunu nasıl bilmezlerdi? Klanda geçmişte onun resmini görmüş ve onun önünde secdeye uzanmamış kimse yoktu.

O... Fang Klanının birinci nesil Patriğiydi!!

Meng Hao tüylerinin dike diken olduğunu hissetti. Diğer herkesin hissettiği şok onunkiyle kıyaslanamazdı. Çünkü Meng Hao bu adamı gördüğü anda... ölüler şehrinde oturan kişiyle aynı olduğunu fark etmişti!

"O... o gerçekten de yaşıyor!" diye düşündü nefesi hızlanarak. Ardından ölüler şehrinde yaptığı gelişim pratiğini düşündü ki bu muhtemelen yaşlı adamın gözleri önünde gerçekleşmişti ve aniden sırtından soğuk terler boşaldı.

Adam burgaçtan çıktığı anda Fang Shoudao'nun gözleri heyecan ve saygıyla kocaman açıldı.

"Selamlar, birinci nesil Patrik!" dedi hemen secdeye uzanarak.

Fang Yanxu'nun ifadesi sakindi. Biraz önceki yaraları hâlâ duruyordu ama biraz önce yüzüne takındığı telaş ifadesi tamamen numaraydı. Şuan yüzünde fanatik bir sevgiyle beraber diz çöktü.

Fang Danyun da benzer bir tepki gösterdi.

Bütün Fang Klanı üyeleri diz çöktüler, kalpleri güm güm atıyordu. Hain klan üyeleri ise bir an oldukları yerde donakaldılar. Ardından birer birer secdeye uzanmaya başladılar.

Aniden yeryüzü parçalandı ve ortaya bir delik çıktı. Bu deliğin diğer ucunda Yedinci Patrik ve diğerleri duruyordu ve hepsi de dövüşü keserek dizlerinin üstüne çöktüler.

Meng Hao da şaşkın bir halde herkes gibi birinci nesil Patriği selamladı.

Zihni dönüyordu. Aniden Doğu Zaferi gezegeninden ayrılmadan önce babasının dediklerini hatırladı. Meng Hao'nun Doğu Zaferi gezegeninde kesinlikle tehlikede olmayacağından emin görünüyordu.

"Nirvana Meyveleri buraya gelmem için sadece yemdi..." diye düşündü bir anda.

Ji Xufang afallamıştı ve burgaçtan yeşil cübbeli adam dışarı çıkarken tüm vücudu titriyordu. Nefesi hızlandı ve zihni allak bullak oldu. O da Fang Klanında birinci nesil Patriğin resimlerini görmüştü ve onun hakkındaki korkunç efsaneleri dinlemişti.

O... Göklerin kontrolünü ele alma yarışında Lord Ji'nin kalbine korku saplayan kişiydi!

Ji Xiufang'ın olup bitenleri anlaması sadece yarım saniye sürdü.

"Demek Fang Shoudao'nun kozu buymuş," diye düşündü. "Birinci nesil Patriğin hâlâ hayatta olduğunu en başından beri biliyordu. Bunca zamandır amaçları... Ji Klanı ile ilgili değildi. Hepsi... Fang Daozi içindi!!"

Birinci nesil Patriğin dışarı çıktığını görünce yüzündeki kan çekilmişti. Aniden en başından beri kendisinin sadece bir palyaçodan ibaret olduğunu hissetti. Zaferin avucunda olduğuna çok emindi, her şey planlanmıştı. Fakat... en önemli şeyi tamamen gözden kaçırmışlardı!

Birinci nesil Patrik hâlâ hayattaydı!

"Bu nasıl olabilir...? Fang Klanının birinci nesil Patriği öldü! Dokuzuncu Dağ ve Denizin Öz'ü bile bunu teyit etti! Onun hâlâ hayatta olmasına imkan yok! Dokuzuncu Dağ ve Denizin Öz'ü Patrik Ji'ye aittir! Hata yapması nasıl mümkün olabilir!?!?" Ji Xiufang bu düşüncelere boğulurken Fang Daozi yarıktan dışarı çıkan figürü izledi ve adeta zihinsel olarak yıkıldı.

"İmkansız.... Bu tamamen imkansız...." Fang Daozi başını sağa sola sallıyordu. Bu hayatta en çok korktuğu kişi babası birinci nesil Patrikti.

Bu dehşet çok büyüktü, Lord Ji Göklerin kontrolünü ele alma savaşındayken o kendi korkusunu Bölmeyi seçmişti. Bu korku onun içsel Şeytanıydı ve onu bölmeden gelişim merkezinin daha fazla ilerlemesine imkan olmayacaktı.

O içsel şeytan onu olduğu yere zincirleyen bir prangaydı. Savaş sırasında Ji Klanının yanında yer almış ve Ji Klanı ve Fang Klanı birbiriyle savaşırken Fang Klanı tarihindeki... ilk klan haini olmuştu.

Babasının gözlerindeki hayalkırıklığını asla unutamaycaktı. Yüzü üzüntü ve suçlulukla kaplanmıştı. Fang Daozi bunu görünce inanılmaz mutlu olmuş ve hatta gürültülü kahkahalar atmıştı.

Fang Klanını mı kurdun? Pekala onu yok edeceğim! Çünkü yeni bir Fang Klanı yaratacağım, benim Fang Klanımı!

Bunlar babası onu ele geçirdiğinde sarf ettiği sözlerdi. Daha da fazla kahkaha atmıştı.

Fang Klanı savaşı kaybetti. Ji Klanı kazanarak Göklerin kontrolünü ele geçirdi ve Dokuzuncu Dağ ve Denizin Lordluğunu kazandılar. Onların zaferinin tek sebebi Fang Daozi'nin ihaneti değildi ama yine de onun ihaneti de önemli bir rol oynamıştı.

Fang Daozi ise en sonunda birinci nesil Patrik tarafından yakalanmıştı.  Büyük suçlarına rağmen Patrik onu öldürmeye kıyamamıştı. Onun vücudunu yok etmiş ve ruhunu yeni bir Fang Klanı üyesi olarak yeniden doğması için bırakmıştı.

Birinci nesil Patrik meditasyonda öldüğünde ise Fang Daozi Fang Klanında sayısız kez yeniden doğmuştu. Birinci nesil Patrik öldükten sonra Ji Tian Karma büyüsünü kullanmasaydı, belki de Fang Daozi hâlâ yeniden doşma döngüsünün içinde olacaktı. Hayatlar yaşayacak ve kim olduğunu asla hatırlayamayacaktı.

Fakat Karma büyüsü sayesinde uyanmıştı.

Ardından olup bitenleri hatırlamış ve klanı yok etme arzusu bir kez daha alevlenmişti.

Kendini gizlemiş, gelişim merkezini yenilemiş ve gerçek kimliğiyle ilgili tek bir ipucu vermemişti. En sonunda ölmüş ve yeniden doğmuştu. Fakat ondan sonra her yeniden doğuştan sonra uyanmıştı. Her seferinde gelişim pratiğine devam etmiş ve en sonunda giderek güçlenmişti.

Fakat hamle yapmaya cüret edememişti. Babasının öldüğün duysa da kesinlikle öldüğünden emin değildi. Ayrıca babasının öldükten sonra geriye bazı önlemler bırakıp bırakmadığını da bilmiyordu. Fakat o sabırlıydı. Bekledi ve bekledi. Asla hamle yapmadan başarılı olacağından emin olana kadar sabretti.

Fakat Fang Heshan yeşim kayışı kırdığında plan erken devreye girmişti. Fang Daozi'nin eli zora girmişti. Tabii ki plan bir süre sonra gerçekleşmiş bile olsa Fang Klanı yine Ji Klanının yaptığı hazırlıklar sayesinde mutlak bir kaosa düşecekti.

Onların planı devreye sokma arzularının sebebi Lord Li'nin mirasıyla ilgiliydi. Lord Ji'nin bile elde edemediği bir miras. Ji Klanı aniden o mirasa dair kaderin Doğu Zaferi gezegeninde olduğunu hesaplamışlardı.

Fang Daozi, Fang Klanının bütün kozlarını oynamasını ve gidici olduğuna emin olana kadar beklemişti. Hatta Meng Hao birinci nesil patriğinin Nirvana Meyvesini özümsediğinde... daha da özgüveni yerine gelmişti. Çünkü Fang Daozi soy hissiyatı tecrübesiyle en sonunda babasının gerçekten öldüğünü mutlak suretle emin olmuştu!

Bu nedenle nihayet kendini göstermiş ve sahneye çıkmıştı.

Tüm bu analizlerin, onca hazırlığın ardından başarılı olmanın eşiğine gelmişken bir anda babasının aslında ölmediğini öğrenmek hiç hayal edemeyeceği bir durumdu!

"Bu imkansız! Eğer gerçekten ölmediysen neden beni daha önce öldürmedin...?" diye bağırdı Fang Daozi titreyerek.

Bu soruya cevap birinci nesil Patrikten değil Fang Shoudao'dan geldi.

"Fang Klanındaki bütün hain üyelerin kimliklerini biliyorduk," dedi yumuşak bir tonla, "senin dışında. Onları istediğimiz zaman öldürebilirdik. Fakat bu bir işe yaramayacaktı. Sen hayatta kaldığın sürece onları silmek sadece faciayı ertelemek olacaktı."

"Senin ise, gerçekte kim olduğunu çözememiştik.... Sadece Ji Tian birinci nesil Patriğin büyülü tekniğine dair ipuçları bulabilir. Ben bile yeniden doğduğunda kim olduğunu anlayamadım."

"Sadece senin ölümünle Fang Klanının felaketinin kökleri kurutulabilir."

"Bu nedenle bu özenli planı hazırladık. Amacımız... seni ortaya çıkartmaktı!" Konuşurken bir yandan da gözlerini Meng Hao'ya çevirdi.

Meng Hao'nun yüzü titreşti. Atasal konakta akan kan nehirlerine bakarken kalbi karmaşık duygularla doldu.

İkinci Patrik, Dördüncü patrik ve Altıncı Patrik Fang Shoudao'nun sözlerini duyunca yüzleri bembeyaz oldu.

"Pekala, hayattaysan kimin umurunda!?" diye gürledi Fang Daozi. "Bu sefer başaramamış olabilirim ama en azından... Birçok Fang Klanını mezara götürdüm! Bu da yeter!" Fang Daozi kafasını geriye atarak kahkaha koparttı, yüzü vahşiydi. Babasının dışarı çıktığını gördüğü anda... yenildiğini anlamıştı.

Fakat dediği şey doğruydu. Tüm klanın yarısından fazlası öldürülmüştü. Kan nehirleri akıyordu ve her yerde ceset yığınları vardı.

Fang Shoudao cevap vermedi. Yüzünde karmaşık bir ifadeyle Fang Daozi'ye baktı. Fang Klanının Yeryüzü Patriği olarak Fang Daozi'nin hikayesinden haberdardı. Ayrıca Fang Daozi'nin tüm gerçeklerden haberdar olmadığını bildiğinden bir iç geçirmek zorunda kaldı.

"Kıdemli Daozi, " dedi sessizce, "Bu gezegen... eskiden olduğu Doğu Zaferi gezegeni değil."

Bunun karşılığında Fang Daozi'nin ağzı açık kaldı ve yüzü düştü. Sanki aniden bir şey hatırlamış gibi şoka girdi.

O anda Fang Shoudao birinci nesil Patriğe döndü ve saygıyla başını eğdi.

Şimdiye kadar tek kelime etmeyen yeşil cübbeli birinci nesil Patrik ellerinin önündeki toprağa doğru uzattı.

Baharda Çiçeklenen... Kurumuş Ağaç!

48 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1001