Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 960: Bir Numaralı Savaşçı!
Bölüm 960: Bir Numaralı Savaşçı!
Bereket kendi elit oyuncularının rakibe neden bu kadar sert şekilde kaybettiğini anlayamıyordu.
Bereketin kafasının neden karmaşık olduğu anlaşılabilir bir durumdu. Nie Yan'ın geçmişten gelen tecrübeleri iki taraf arasındaki dengeyi kökünden değiştirmişti. Kılıç Parıltısı, Güneş ve diğerlerinin üzerindeki etkisi olağanüstüydü. Oyunda Alt Efsanevi Kademe ekipmanlar oldukça nadir iken bile Niuren Birliğinin elinde Efsanevi Kademe ekipmanlar bulunabiliyordu. Bu avantaj zaman geçtikçe aradaki farkın açılmasına sebep olmuştu. Kaos Tapınağı ilk çıktığında Kılıç Parıltısı, İzmarit, Tang Yao, Güneş ve birkaç düzine diğer uzman oyuncu bu döneme tam Efsanevi Kademe setle girmişti. Günahkar Melek ilerlemekte zorluk çekerken, tapınağın dış tarafını temizlemekte bile zorlanırken Niuren Birliği hızlıca yoluna çıkan her şeyi devirerek kaliteli ganimetleri toplamıştı. Aradaki fark Savaş Tanrısının Kılıcının çıkışından sonra çok daha fazla açılmıştı. Günahkar Meleğin ana takımının statüleri yeterli seviyede olmadığından dolayı bu zindanlara gitmeye cesaret edememişlerdi. Buna karşılık Niuren Birliği bu zindanların ilk çıkış gününde temizlik işlemlerine başlamıştı. Günahkar Melek Savaş Tanrısının Kılıcı zindanlarını temizlemeye başladığında Niuren Birliğinin üç ay kadar gerisine düşmüştü bile.
Güçler arasındaki fark bu şekilde artıyordu! Mantıklı düşünülecek olursa İyi Tarafın ve Kötü Tarafın uzman oyuncuları eşit güçte olmalıydı, hatta Kötü Taraf oyuncuları başlangıç becerileri avantajlarından dolayı daha güçlü olmaları gerekirdi. Fakat evdeki hesapla çarşıdaki hesap birbirini tutmuyordu. İzmarit, Güneş ve diğerleri Günahkar Melek oyuncularını büyük baskı altına almıştı.
Günahkar Melek için bu durum oldukça aşağılayıcıydı, rakip sanki bir tür gösteri yapıyor gibiydi. Eğer durum bu şekilde devam ederse yeraltına gittiklerinde birer dalga malzemesi olacaklardı.
Bu şekilde devam edemezdi! Bereketin artık müdahale etmekten başka çaresi kalmamıştı.
Bir başka oyuncu daha karşılaşmadan mağlup ayrılmıştı. Günahkar Meleğin sadece üç oyuncu için boş yeri kalmıştı ve bunların ikisini Cirit ve Tanrı Kral dolduruyordu. Bu boşluk Bereket için ayrılmıştı.
Cirit ve Tanrı Kral birbirlerine baktı. "Ben çıkarım," dedi Cirit bir süre düşündükten sonra. Kendisi Kılıç Parıltısı ile karşılaşma yapacak ve muhtemelen Tanrı Kral ise Tang Yao'ya karşı çıkacaktı arenaya.
Bu, Ciritin ikinci savaşı olacaktı. İlk savaşında sınıf farkı avantajını kullanarak Kara Saguyu yenmişti, bu aslında utanç duyması gereken bir şeydi. Bunu düşünmek bile zihnini bulandırıyordu. Avantajı eline geçiremiyor olmak kendisini üzüyordu. 1 zafere karşılık 7 mağlubiyet. Kendilerinin sadece üç oyuncu hakları kalmışken Niuren Birliğinin dokuz hakkı vardı.
Cirit, Kılıç Parıltısı ve diğerlerinin nasıl bu kadar güçlü olabildiklerini merak ediyordu. Her biri güçlü birer kale gibiydi! Günahkar Melek daha önce Niuren Birliği uzman oyuncularının savaş videoları üzerinde çalışmıştı. En iyi ihtimalle %50 kazanma şansları olduğuna kanaat getirmişlerdi. Bu elemanların gücünü bu kadar iyi saklamış olduklarını nasıl bilebilirlerdi ki!
Cirit şu anda Kılıç Parıltısı karşısında ne yapacağını bilemez haldeydi. Normalde bu tarz durumlarda kendine çok güvenirdi. Fakat gönderdiği oyuncuların birbiri ardına mağlubiyetler aldığını görünce kazanma şansını sorgular olmuştu.
Eğer bu mücadeleyi kaybederlerse Günahkar Melek utançtan yerin dibine girerdi. Bir daha başları dik şekilde yürümek imkansız olacaktı.
Şaşkın olan sadece Günahkar Melek oyuncuları değildi. Niuren Birliği oyuncuları da dahil olmak üzere herkes şaşkındı. Kimse olayların bu şekilde gelişmesini beklemiyordu.
"Biliyorsun ya, Günahkar Meleğin Niuren Birliğine layık bir rakip olduğunu düşünmüştüm, hatta %50 kazanma şanslarının olduğunu tahmin ediyordum. Ama onların bu kadar zayıf olduğunu bilmiyordum!"
"Vay anasını! Ben tam bir Niuren Birliği hayranıyım, şu anda Günahkar Meleğe acımaya başladım. Eğer iki taraf arasında bir savaş çıkarsa Günahkar Meleğin sonu da Melek Müfrezesine benzeyecek, savaş başladığı anda birkaç adım geride olacaklar."
...
Forumlarda da hararetli tartışmalar dönüyordu. Herkesin Niuren Birliğinin uzman oyuncularına bakış açısı değişmişti. Ciritin zafer kazanması ve Ruh Tüyünün uzun süre dayanmış olması hariç Günahkar Melek oyuncularının hepsi ezilmişti.
「Acaba Bereket gelecek mi diye merak ediyorum. Gelirse ve bir de kaybederse kesinlikle çok aşağılayıcı bir durum olur.」
「Bereket Kara Konseyin Başkanı. Eğer arenaya çıkarsa karşılaşmayı kimin kazanacağını tahmin etmek çok zor olacaktır.」
「Tahmin etmek zor mu olacak? Diyelim ki kendisi buraya geldi, astları bütün savaşları kaybetti bile. Niuren Birliğini tek başına durdurabilecek değil ya!」
…
Cirit arenaya çıktı.
Kılıç Parıltısı sırıtmaya başladı. "Sonunda benim sıram geldi!"
Kılıç Parıltısı arenaya çıkarak Ciritten 10 adım kadar uzakta pozisyon aldı. Sinsi bir gülümseme ile sordu, "Yani, Bereket hala gelmeyi planlamıyor mu?"
Ciritin yüzünde utanç ve sinir ifadeleri vardı. Daha evvel Bereketin buraya gelmeye tenezzül etmeyeceğini söylemişti. Şimdi ise o olmadan zafer elde etmeleri imkansız görünüyordu.
"Kabul etmeliyim ki sizleri çok küçümsemişim. Samimi şekilde size hayranlık duyuyorum. Bu karşılaşmada elimden gelenin en iyisini yapacağım. Umarım savaş alanında asla karşılaşmayız!" Cirit sırtındaki büyük kılıcı çekti. Ruh ateşiyle parıldayan beyaz kemik bir kılıçtı.
Cirit ilk başta yanlış kelimeler sarf ettiğini kabul etmişti. Bundan dolayı Kılıç Parıltısı meseleyi daha fazla uzatmak istemedi. Bütün dikkatini bu savaşa verecekti. Ne pahasına olursa olsun zafer almalıydı!
Kılıç Parıltısı sırf durduğu yerden bile baskın bir aura yayıyordu. Ciritin gözbebekleri daraldı. Karşısındaki kişinin bu zamana kadar karşılaştığı en güçlü rakiplerden biri olduğunu çok iyi anlayabiliyordu.
"Başla!" Hakemin sesi yankılandı.
"Kılıcımın tadına bak!" Cirit kükredi. İleri atılarak kemik kılıcını savurdu.
Kılıç Parıltısı bu saldırıdan kaçınmaya tenezzül bile etmedi. Büyük kalkanını kaldırarak bloklamaya hamlesi yaptı ve diğer elindeki uzun kılıcını savurdu.
İkili hızlı ve kararlı hareket ediyordu. Mesele iki güçlü Savaşçının karşılaşması olunca numaralar ve hileler işe yaramaz hale geliyordu. Hız ve eşsiz güç tek meseleydi! Bu hızlı çarpışmada korkan ilk kişi kaybedecekti!
İki saldırı da isabet buldu.
Çınnn! İki Savaşçı da gerilemek zorunda kalmıştı.
Kılıç Parıltısının kafasının üzerinde 6,300 hasar değeri görüldü. Ciritin kafasının üzerinde ise 9,400 hasar değeri çıkmıştı.
Cirit aradaki farkın bu kadar büyük olacağını tahmin edememişti. Kılıç Parıltısının toplam can değerine baktığında soğuk terler akıtmaya başladı, 300,000'in üzerindeydi! Bu resmen çılgınlıktı! Resmen başka bir dünyadan gelmiş gibiydi! Biliyordu ki Günahkar Meleğin elindeki en tank yapılı Hortlak Savaşçının bile 180,000 can değeri vardı! Kılıç Parıltısının bu kadar çok can değerine sahip olması sanki iki Savaşçıyla aynı anda yüzleşmek gibiydi! Sonunda tank yapıda olmanın ne demek olduğunu anlamıştı. Kılıç Parıltısına kıyasla, kendisi bir hiçti! Ciritin can değeri 160,000'di!
Kılıç Parıltısının savunması da aynı derecede yüksekti. Cirit normalde Öfkeli Kemik Kesişi saldırısı ile ortalama 20,000 civarı hasar uygulayabiliyordu. Şimdi ise saldırısı sadece 6,000 hasara yol açabilmişti!
Sinir Kesiği!
Hortum Kesişi!
Yarım Ay!
Aslında her ne kadar Savaşçılar arasındaki mücadelenin yumruk yumruğa olması bekleniyor olsa da, tarafların kullanabileceği çok sayıda farklı teknik de mevcuttu, bunlar saldırı gücünü artıran, can değerini koruyan ya da düşmanın saldırısını yarıda kesen teknikler olabilirdi!
Kılıçların çarpışması her tarafa kıvılcım saçıyordu. Savaşçıların yaptığı saldırılar hızlı ve kararlıydı. İlk bakışta birbirlerine eşdeğer rakipler olarak görülseler de Cirit şu anda statü farkının acısını şiddetli şekilde yaşıyordu. Can değerleri arasındaki 140,000 fark bir yana dursun, saldırı ve savunma gücü de Kılıç Parıltısından aşağıdaydı. Beceriler konusunda ise kendisi saldırgan beceriler üzerinde yoğunlaşırken Kılıç Parıltısı savunma becerileri üzerinde yoğunlaşmış birisiydi. Bundan dolayı bu ikiliyi kıyaslamaya çalışmak bile saçma olurdu.
Cirit diğer oyuncularla yüzleştiğinde becerilerini çok rahat şekilde kullanabilen birisiydi. Fakat Kılıç Parıltısı ile yüzleştiğinde sanki bütün hamleleri önceden biliniyormuş gibi hissetmişti. Ne zaman yüksek hasarlı bir beceri kullanacak olsa Kılıç Parıltısı ileri atılarak saldırıyı Kalkan Darbesi ile yarıda kesiyordu. Her ne kadar çok fazla hasar vermiyor olsa da rakibin saldırısını yarıda kesme özelliği olduğundan dolayı bu beceri Ciritin çoğu güçlü becerisini kullanmasını engelliyordu.
Kalkan Darbesi kullanarak rakibin saldırılarını yarıda kesmek gerçek bir yetenekti. Kararlılık, farkındalık, hız gibi birçok yetenek gerektiriyordu. Cirit saldırı yapmak için çok kısa süresi oluyordu.
Kalkan Darbesi kullanarak bu kadar çok sayıda beceriyi yarıda kesmek gerçekten de süper uzman bir Cengaverin yapabileceği bir şeydi!
Kılıç Parıltısı yerinden oynatılamayan bir kaya gibiydi. Ciritin bu karşılaşmayı kazanma şansı yoktu.
Özellikle de Savaşçı sınıf oyuncular olmak üzere, izleyiciler şoka uğramıştı. Kalpleri heyecandan yüksek nabızla atıyordu. İkili her ne kadar yüzeyde yumruk yumruğa dövüşüyor gibi görünse de arka planda çeşitli oyunların döndüğü barizdi! İki tarafın da kullandığı teknikler eşsizdi!
Kılıç Parıltısı ve Cirit harikaydı! Sıradan oyuncuların hepsi aynı fikirdeydi. Sadece gerçek uzmanlar Kılıç Parıltısının Ciritten daha iyi olduğunu anlayabiliyordu.
Bu savaş başlangıçtan itibaren adil değildi!
Herkes Ciritin Kılıç Parıltısını yenemese bile en azından karşısında kaliteli bir savaş çıkaracağını düşünmüştü. Fakat Kılıç Parıltısının rakibine büyük bir üstünlük kurduğunu görünce derinden iç çektiler. Ciritin statüleri %50 artsa bile zaferi garanti olmazdı. 10 defa savaşsalar bile sonuç aynı olacaktı.
Gün gibi ortadaydı. Kılıç Parıltısı İnanç içerisindeki en güçlü Savaşçıydı.
İki numaraya gelince, bu pozisyonu ya Lei Su ya da İzmarit alırdı. Cirit ilk üçe girebilecek güçte bile değildi!
Şu anda muhtemelen herkesin aklında aynı soru vardı. İyi ve Kötü Taraf arasındaki bu güç farkı neden vardı?
Bunu düşünenlerin aklına hemen sonrasında bir isim geliyordu, Nirvana Alevi! Bu oyuncuların hepsi Nie Yan tarafından eğitilmiş kişilerdi. Oyun ilk çıktığından beri Nie Yan bu oyuncuları bünyesine katarak onları eğitmişti.
