Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 959: Ardışık Zaferler!
Bölüm 959: Ardışık Zaferler!
İzleyiciler şaşkın şekilde Lei Su'ya bakıyordu. Durumun bu hale geleceğini tahmin edememişlerdi!
Vakum Zincir Patlaması 10 patlama barındıran bir beceriydi. Sekiz patlama 17,000'er hasar vururken iki patlama ise kritik hasar vurarak 38,000 değerine ulaşmıştı, bu şekilde toplam hasar 212,000 olmuştu.
Lei Su her nasıl olduysa bu hasardan sağ çıkabilmişti! Kesinlikle canavar gibi birisiydi!
Lei Su ayaklarının üzerine dikildiğinde 5,000'in biraz üzerinde bir canı kalmıştı. Ama hala hayattaydı! Bu inkar edilemez bir gerçekti!
"Ne kadar da şanslı bir hergele!" Cirit içinden küfretti. Lei Su'nun Vakum Zincir Patlaması saldırısından sağ çıkabileceğini düşünmemişti.
Ruh Tüyünün savaşı kaybetmesi Kötü Taraf oyuncularının hazır olduğu bir şey değildi. Bereket bile bu sonucu tahmin edememişti.
İyi Taraf oyuncuları üzerindeki şaşkınlığı atabilen ilk taraf olmuştu. Heyecanlı şekilde tezahürat yapmaya başladılar. Lei Su ilk zaferi getirmişti!
"Lei Su, gel buraya." Kılıç Parıltısı güldü. Lei Su'nun az evvel ne yaptığını çok iyi anlayabiliyordu. Eğer saldırısına daha erken başlasaydı kaçırabilirdi. Biraz geç kalsa Vakum Zincir Patlaması tarafından isabet alabilirdi. Lei Su'nun harika zamanlaması ile yaptığı saldırısı savaşın galibini belirlemişti. Her ne kadar savunma becerisi aktif edecek zamanı olmadığından dolayı aslında büyük bir risk almış olsa da can değerinin çok yüksek olmasına güvenerek zafer getiren hamleyi yapmıştı.
Hem Vakum Zincir Patlaması hem de Savaş Tanrısının Öfkesi ölümcül koz kartlarıydı. İki taraf da elinden gelenin en iyisini yapmıştı.
Lei Su kıl payı bir zafer alıp can değerini çok düşürdüğünden dolayı Kılıç Parıltısı onun tekrar savaşa çıkmasına izin veremezdi.
"Bu sefer ilk oyuncuyu biz gönderiyoruz. Güneş, senin sıran." Kılıç Parıltısı Güneşe baktı.
"Anlaşıldı." Güneş başını sallayarak onayladı.
Niuren Birliğinin Güneşi gönderdiğini gören Cirit kaşlarını çattı. Niuren Birliği kurulduğundan beri onların Hırsızlarıyla uğraşmak çok zor olmuştu. Bu durum Nie Yan'ın oyundan ayrılışından beri de bu şekilde devam etmişti. Güneş, Dünyanın Kralı, Hatalı Gülümseme, Gölge Katili, Tek Vuruş Yemini, Gaddar, Bahtsız Kurbağa gibi isimler Nie Yan'ın yeteneklerini miras almış kişilerdi. Şimdi kendi stillerini geliştirmişlerdi ve bu yeteneklerini zirveye taşımışlardı. Özellikle de Güneş, Dünyanın Kralı, Hatalı Gülümseme ve Gölge Katili İyi Tarafın en kaliteli Hırsızlarıydı.
Cirit bugün buraya gelmeden evvel Bereketten bizzat bir emir almıştı. Günahkar Melek sınıf avantajlarından faydalanmayacaktı. Eğer savaşacaklarsa yumruk yumruğa savaşacaklardı. Niuren Birliği bir Hırsız gönderirse, onlar da bir Hırsız çıkaracaklardı arenaya!
Cirit bakışlarını Hayalete çevirdi. "Güneşi sana bırakıyorum."
"Olur." Hayalet başını salladı.
"Kendine ne kadar güveniyorsun bu konuda?" diye sordu Cirit.
Bir başka rakip olsa Ciritin sorusu Hayaleti gücendirebilirdi. Sonuçta Kötü Tarafın en güçlü Hırsızı kendisiydi! Kendisine üstün gelen bir Tayf Hırsızıyla daha evvel karşılaşmamıştı. Fakat rakibi şu anda Güneş olacaktı. Zafer konusunda garanti veremiyordu kendisine. Dürüst olmak gerekirse ara sıra internetten Dört Göksel Kralın videolarını izliyordu. Ne kadar çok video izlerse o kadar şaşırıyordu. İzlediği her videoda yeni bir teknik ya da taktik görebiliyordu.
Niuren Birliğinde çok sayıda Hırsız olması ve bu Hırsızların sürekli birbirlerinden bir şeyler öğreniyor olması doğal olarak gelişim hızlarını çok artırıyordu. Öte yandan Hayalet ise Günahkar Melek içerisinde kendine layık rakipler bulma konusunda çok yetersizdi. Kendi başına ilerleme konusunda yavaş kalıyordu. Fakat bu teklifi reddederse seviyesinin ne olduğunu nasıl ölçebilirdi?
Hayalet rakibini küçümsemeye cesaret edemiyordu. Üç sene önce Nirvana Alevi dokunulmaz bir Hırsızdı. Arkasında bıraktığı öğretiler sayesinde diğer hiçbir birlik onlarla kıyaslanamazdı.
Güneş arenaya çıktığında Niuren Birliği oyuncuları heyecanlı şekilde tezahürata başladı. Cirit gibi birisiyle karşılaşmadığı sürece zafer garantiydi! Cirit karşısına çıksa bile ona ayak uydurabilecek güce sahipti.
İyi Taraftakiler Güneşin karşısına kimin çıkacağını merak ediyordu. Belki de uygun rakip Cirit olacaktı?
Bu esnada bir Tayf Hırsızı arenaya çıktı. Bu Hayaletti.
İyi Taraf oyuncuları şaşkınlıkla iç çekti.
"Ne kadar da dürüst savaşmak isteyen bir birlikmiş bunlar! Güneşe karşı güçlü bir Savaşçı gönderip zaferi garantileyebilecekken bir başka Hırsız gönderdiler!"
Günahkar Meleğin sınıf ayrımı avantajından yararlanmıyor olması İyi Taraf oyuncularının onlara başka bir gözle bakabilmesini sağladı.
"Vay be, Günahkar Melek bu savaşı bence kesinlikle kazanamaz. Nirvana Alevinden sonraki en güçlü Hırsız Güneş!"
İki Hırsız arenada karşılıklı duruyordu. Hakem başlangıç sinyalini verdi.
İkisi de kamuflaja girdi.
İzleyicilerin çoğu görüş becerilerini aktif etti. Görüş becerisi olmayanların bu savaşı izleme şansı yoktu. Hırsızlar arasındaki bu düelloyu takip edebilmek çok zordu. Karşılaşmanın büyük çoğunluğu kamuflaj halinde gerçekleşiyordu, ara sıra hançerlerin çarpışmasından çıkan kıvılcımlar görülebiliyordu. Yapılan hamlelerin çoğu tahmine dayalıydı. Sadece sistem bu karşılaşmayı kaydedebiliyordu ve bu kayıt bir süre sonra yayınlanacaktı, sonrasında oyuncular kayı yavaş çekimde izleyerek neler yaşandığını görebileceklerdi.
Hayalet Güneşle karşılıklı birkaç hamle yaptıktan sonra kalbinde bir korku hissetmeye başladı. Ne kadar hızlı reflekslerdi bunlar! Güneşe henüz bir hamle bile isabet ettirememişti, üstelik Güneş henüz tüm gücüyle saldırmıyor gibiydi!
Görünüşe göre Çılgın Hırsızdan çok şey kapmıştı!
Suikast Delişi!
Hayalet hızlandı, elindeki hançer kırmızı ışık yayıyordu, Güneşin alnını hedef almıştı. Güneş kamuflajda olmasına rağmen onun nerede olduğunu Şeytan Gözleri kullanarak görebiliyordu.
Hançerin kendisine yaklaştığını gören Güneş kenara kayarak saldırıdan kaçındı.
Hayalet Güneşi artık göremez olmuştu. Kalbi titredi. Bu hamle Güneşin meşhur gölge adımlarıydı! Aniden, arkasında soğuk bir hançer belirdiğini hissetti. Aceleyle arkasını dönerek kolunu garip bir şekilde büktü. Çın! Güneşin saldırısını kıl payı tutabilmişti.
Ters Hain Bıçak!
Hayalet aceleyle misilleme yaptı, hançerini acımasızca Güneşin sırtına savurdu.
Çın! Güneş sakince saldırıdan kaçıncı ve geri çekilerek tekrar kamuflaja girdi. İkili 30 saniyelik bu kısa sürede bunun gibi çok sayıda hamle yapmıştı, her biri en fazla bir ya da iki saniye sürmüştü. Sonuçta Hayalet, Kötü Tarafın bir numaralı Hırsızıydı. O kadar kolay yenilecek birisi değildi. Fakat yorulduğu belli oluyordu.
Kenarda duran Dünyanın Kralı, Hatalı Gülümseme ve diğerleri karşılaşmayı yakından izliyordu. Birbirlerine baktılar.
"Hayalet fena değilmiş. Güneşe karşı bu kadar uzun süre dayanabilmesi etkileyici." Elbette Günahkar Melek Hırsız sınıfı konusunda Niuren Birliği ile kıyaslanabilecek durumda olamazdı!
"Karşılaşmanın başından şu ana kadar Hayalet Güneşten üç adet fazla beceri kullandı. İşte güç farkı buradan anlaşılıyor. Becerileri tükendiğinde Güneş kazanacak," dedi Hatalı Gülümseme. Tek bir bakışla hangi tarafın daha üstün olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyorlardı. Hayalet şu anda Güneşten birkaç adım geride görünüyordu.
İki dakika daha bu tempoda savaşırsa becerileri tükenecekti. Omurgasına aldığı Sırt Kıran darbesiyle hareketsiz kaldı. Kısa süre sonra cansız bedeni yere serildi.
İyi Taraf oyuncuları sevinç çığlıkları savurdu.
"Başka bir mağlubiyet daha..." Cirit mırıldandı. Görünüşe göre Niuren Birliğinin elit oyuncularının gücünü hafife almışlardı. İki taraf arasında bir savaş çıkacaksa eğer kazanan tarafın kim olacağını söylemek zordu. Fakat bir tarafın tamamen yok olacağı kesindi. Bu mücadelenin sonu ancak bir tarafın ölümüyle sonlanabilirdi.
Maçlar birbiri ardına sonuçlanıyordu. Niuren Birliği hepsini yeniyordu. Yedinci maç başladığında Cirit ve Kara Sagu savaşıyordu, ancak bu karşılaşmada Günahkar Melek ilk galibiyetini alabilmişti. Fakat bunun sebebi sınıf farkı avantajı olmasıydı.
Karşılaşmaların sonucu yeraltı oyuncularını üzüyordu. Günahkar Meleğin gönderdiği oyuncular zaten başlangıç avantajına sahipti. Fakat buna rağmen Niuren Birliği oyuncularına fena şekilde kaybediyorlardı! Mantık bunun neresindeydi!?
Günahkar Melek tarafında karşılaşma yapabilecek sadece 4 oyuncu kalmıştı. Onlar da ölürse mağlubiyet kesindi!
...
Cehennemde, Nie Yan canlı yayını yüzünde bir gülümseme ile izliyordu. Güneş, İzmarit ve diğerleri kendisinin yokluğunda olağanüstü derecede gelişmişti. Günahkar Melek bu sefer gerçekten de sert kapıya çarpmıştı. Bu karşılaşmadan sonra muhtemelen yeraltına yüzleri kızarmış şekilde döneceklerdi. Cirit her ne kadar güçlü birisi olsa da Kılıç Parıltısı ve diğerleriyle aynı seviyedeydi. En iyi ihtimalle sınıf farkı avantajı ile bir rakibini daha yenebilirdi, ama sonrasında yenilgiden kaçamazdı.
"Acaba Bereket gelip günü kurtarmaya çalışacak mı?" Nie Yan gözlerini kıstı. Bereket arenaya çıkmak zorunda hissederse Günahkar Melek bir açıdan savaşı kaybetmiş de sayılırdı.
Fakat Bereket gerçekten arenaya çıkarsa Kılıç Parıltısı ve diğerlerini ciddi bir tehlike bekliyor olacaktı. Kaos Kitabının ciltlerini tamamlamış olmak şakası yapılacak bir şey değildi!
...
Nie Yan'ın bilmediği şey ise Bereketin şu anda huzursuzlanmaya başladığıydı. Birlik karargahında sağa sola yürüyerek stres atmaya çalışıyordu.
"Nirvana Alevi, üç senedir oyuna giriş yapmamış olsan da, geçmişte yanına aldığın elemanlar hala çok güçlü. Oyunu terk etmemiş olsaydın şu anda yeraltının kontrolünü de eline almış olurdun." Bereket derinden iç çekti, kalbinde çeşitli duygular vardı.
Bereketin gönderdiği oyuncular Kötü Tarafın kendi sınıflarında en iyi oyuncularıydı, bir numaralı Hırsız, bir numaralı Katil, bir numaralı Mistik, bir numaralı Ölüm Büyücüsü ve daha niceleri. Fakat yine de Niuren Birliği oyuncularının karşısında birbiri ardına mağlubiyetler alıyorlardı. Nasıl sakin kalabilirdi?
Bu rekabette Günahkar Melek ve Niuren Birliği arasındaki fark gün gibi ortaya çıkmıştı. Her ne kadar kendisinin gücü Kara Konseyin Başkanı olduğundan dolayı çok daha üstün olsa da yine de savaşı kazanmak için astlarına güvenebilmek zorundaydı. Kendisinin bizzat yapabileceklerinin de bir sınırı vardı!
Bereket acı şekilde gülümsedi, bakışlarını tekrar canlı yayına çevirdi. "Sanırım oraya gitmek zorunda kalacağım."
