Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 762: Doğrudan Hapishaneye!
Bölüm 762: Doğrudan Hapishaneye!
Şövalyenin yetenekli olduğu belli oluyordu. Aksi halde nasıl olur da bunca şifa bitkisini elde ederdi? Seviye 120-130 ve daha kaliteli ekipmanlara sahip oyunculardan oluşan takımlar bile bu materyalleri toplamakta güçlük çekiyordu.
Eğer bu Şövalye önceki zaman diliminde sıradan birisiyse bu durum garip olurdu. Nie Yan adamı Üstün Sezi ile inceledi.
Şövalyenin ismi Elebaşı'ydı. Nie Yan bu ismi bir yerden hatırlıyordu. Fakat bu eleman sadece Atlas İmparatorluğunda etkin olan birisiydi. Bundan dolayı Nie Yan onu tam olarak hatırlayamadı.
Bu eleman Parlak İmparatorluk isimli bir birliğin lideriydi.
Nie Yan güldü. Parlak İmparatorluk ismi oldukça akılda kalıcıydı, fakat bu ismi daha evvel duymamıştı. Bu muhtemelen küçük çaplı bir birlikti. Bu gibi hiç üyesi olmayan, sırf eğlence için birlik açmış oyunculara oyunda çok rastlanıyordu.
Nie Yan bu birliğin kaç üyesi olduğunu merak ediyordu. Elemanın kendisine Elebaşı diye bir isim almasına şaşmamak lazımdı. Bu isim gerçekten de kendisine uyuyordu.
Bu esnada Elebaşı Nie Yan'ın bakışlarını yakaladı. Bu eleman düzgün bir destek sunulursa iyi gelişim gösterebilirdi.
Nie Yan gözlemlemek için yaklaştı.
"Şifa bitkilerini kaça satıyorsun?" diye sordu Nie Yan.
Bu esnada herkesin dikkati Nie Yan'ın üzerine çekilmişti.
Melek Müfrezesi oyuncularının şu anda kalabalığın içinde olmasından dolayı başka kimse yaklaşıp da neler olup bittiğini sormuyordu. Elebaşı tam da materyallerini alıp gidecekken Nie Yan'ın sorusunu duydu. Suratında mutlu bir ifade oluştu. "Uyanış Yapraklarının her biri 700 altın, Parlak Gece Otunu ve Gümüş Engerek Otunu ise 900'er altından satıyorum."
"Fena fiyatlar değil, müzayede evlerindeki fiyatlardan daha uygun," dedi Nie Yan. "Elinde ne kadar var? Hepsini alıyorum."
"Üç adet Uyanış Yaprağı, iki adet Parlak Gece Otu ve beş yığın Gümüş Engerek Otu. Sana indirim yapıyorum, 8,200 altın. Nasıl teklif?" dedi Elebaşı. Nie Yan'ın her şeyi tek seferde alacak olmasını beklemiyordu.
Nie Yan sanki ortamda Elebaşı ve kendisinden başka kimse yokmuş gibi konuşuyordu, Melek Müfrezesi oyuncularını tamamen görmezden geliyordu.
"Seni küçük hergele! Sen kendini ne sanıyorsun lan? Materyalleri bizden koparmaya mı çalışıyorsun? Herhalde yaşamaktan sıkıldın sen!" Bir tauren Savaşçı bağırarak Nie Yan'a doğru ilerliyordu.
"Defol git buradan! Şifa bitkileri bizimdir! Eğer kıçının tekmelenmesini istemiyorsan başka yerden satın alırsın! Gözüm görmesin seni bir daha!" Bir ork Savaşçı Nie Yan'a bağırmaya başladı.
Nie Yan bu duruma güldü. Bu durum ilk defa oyun içerisinde kendisine birinin bu kadar kaba davranışıydı.
"Hey, sen şifa bitkilerini bu elemanlara sattın mı çoktan?" diye sordu Nie Yan tedirgin şekilde. Nie Yan'ı tanıyanlar şu anda öfkeli olduğunu anlayabilirdi.
"Ben bu dolandırıcılara henüz hiçbir şey satmadım. Fiyatın iki katını ödemeye razı olsalar bile yine de sana satarım," dedi Elebaşı. Melek Müfrezesi oyuncularının tavırlarını gören Elebaşı onlarla ticaret yapılmayacağını anlamıştı. Nie Yan kalabalığın arasından çıkarak Elebaşının yararına olacak şekilde konuşmuştu. Elebaşı elbette bu durumda Nie Yan'ı destekleyecekti. Melek Müfrezesi oyuncuları kendisini avlasa ne olacaktı ki? Dağlara kaçarak saklanabilirdi!
"Sırf şehir içinde olduğumuz için sana dokunamayacağımı mı sanıyorsun sen?" Az evvel konuşan tauren Savaşçı bu sefer tehdit savurdu.
"Eğer buna cesaretin varsa hadi görelim! İşte, bak sana yanağımı uzatıyorum. Hadi vur bana. Hadi, cesaretin var mı?" Elebaşı sırıtarak konuşuyordu. Burası Ork Kralı Şehriydi. Eğer bu tauren Savaşçı bir hamle yapma gafletine düşerse muhafızlar tarafından alınıp götürülecekti.
Tauren Savaşçı gittikçe sinirleniyordu. Neredeyse uzun kılıcını savuracaktı ama kendine hakim olmayı becerdi. Bir şehrin sınırları içindeyken bir oyuncuya saldırmanın ne kadar ağır bir cezasının olduğunu biliyordu. Öfkesini kontrol etmeliydi.
Bu esnada bir ork Şaman ileri çıkarak tauren Savaşçının yanında durdu. Suratını iyice Nie Yan'a yaklaştırarak sordu, "Lan, sen kimsin bakalım? Burada ne numara çeviriyorsun? Eğer azıcık cesaretin varsa yüzünü göster bakalım. Bak biz Melek Müfrezesi oyuncuları olarak buradayız. Sen şu cübbeni çıkar bakalım. Yüzünü bu şekilde saklayarak bizden daha iyi olduğunu mu sanıyorsun?"
Nie Yan bu esnada Gölge Yaya Pelerinini giyiyordu. Karşısındaki kişiler, Nie Yan'a inceleme becerisi kullansa bile bir şey bulamazlardı.
"Benim kim olduğumu mu görmek istiyorsun? Biraz sabırlı ol. Birazdan öğrenirsin." Nie Yan konuşmasını bitirdikten sonra ork Şaman'ı görmezden gelerek Elebaşına döndü. "Hadi ticaretimizi yapalım. Benim birkaç tane Seviye 100 ekipmanı olan arkadaşım var. İlgilenir misin? Ben de sana aynı fiyattan onları satarım."
"Elbette Zaten ben de Zümrüt İmparatorluğuna gidip birkaç Şövalye ekipmanı almayı planlıyordum. Atlas İmparatorluğunda pek kayda değer ekipman bulamıyorum. Ama öncelikle ekipmanların özelliklerini görmeliyim," dedi Elebaşı.
"Bu senin doğal hakkın." Nie Yan başıyla onayladı.
İkili tam da ticaret penceresini onaylayacakken Melek Müfrezesi oyuncuları bağırmaya başladı. Bu şifa bitkilerini gerçekten de çok istiyorlardı, fakat ücreti karşılayamıyorlardı. Bu oyuncular sadece Seviye 120-130 arasındaydı ve gelirleri sınırlıydı. 8,200 altın ödeme yapacak durumda değillerdi. Ama pes etme niyetinde de değillerdi. Bundan dolayı Şövalyeyi taciz etmeye devam ettiler. Nie Yan'ın şifa bitkilerini almak üzere olduğunu görüp de nasıl sinirlenmezlerdi?
"Seni lanet çöp parçası! Yüzünü göstermekten bile korkuyorsun! Pis korkak!" Ork Savaşçı Nie Yan'a daha ağır sözler söylemeye başlamıştı.
Siyah Aslan'ın takımı tarafından saldırıya uğradınız. Muhafızlar 20 saniye içinde bölgeye intikal edecek.
Elebaşı da oldukça sinirlenmişti. Olayın mağduru olmasına rağmen geri adım atmıyordu, karşısındaki oyunculara kendisi de sert sözler söylemeye başladı.
Vaziyet bir anda hareketlenmişti, artık birbirlerine saldırma tehditleri savuruyorlardı. Fakat bunlar sadece sözlü tehditlerdi. Elbette hiç kimse şehir sınırlarında başka birine saldırma cesaretinde bulunmazdı. Eğer Ork Kralı Şehrinde PK yaparlarsa sadece isimlerinin kırmızı renkli olmasından çok daha fazla ceza alırlardı. Bundan dolayı iki taraf da kendini tutuyordu.
Tartışmaların geri dönülmez bir noktaya doğru ilerlediğini gören etraftaki izleyiciler gerilemeye başladı.
"Otur ve izle bakalım. İyi bir gösteri bizi bekliyor."
"Ah şu Melek Müfrezesinin zorbaları. Sadece kaba kuvvet kullanmayı biliyorlar. Birinin mallarını düşük fiyattan satması için zorlamak mı? Bu acınası bir durum. Gerçekten de gereksiz bir hareket."
"Ama ne diyebilirsin ki? Melek Müfrezesi Atlas İmparatorluğunun hakimi durumunda. İçlerinde hem iyi hem de kötü insanlar var. Elbette bu birliğin arasına bunlar gibi kötü insanların karışması normaldir. Dürüst olmak gerekirse idareleri fena sayılmaz. Çok sayıda seviye kasma bölgesini kendileri için ayırmıyorlar."
Kalabalıktaki diğer kişiler bu konuşan kişinin fikirlerine katılıyordu.
Bağırma yarışı bu esnada devam ediyordu, artık itiş kakışlar çok daha sert hale gelmişti. Nie Yan bu elemanlarla tartışarak vaktini harcamak istemiyordu. Ayrıca, onların küfürler savurup fiziksel güç kullanması ise Nie Yan'ın işine gelirdi.
Vaziyet tam da kontrolden çıkacak hale gelmişken bir grup zırhlı muhafız olay yerine yaklaşmaya başladı. Muhafız grubuna liderlik eden kişi altın cübbe kuşanmış yüksek rütbeli bir Şamandı. Üzerinde Tümen Komutanı madalyonu vardı.
Herkes bu grubun gelmesine şaşkındı. Bu yüksek rütbeli Şamanı görmek sıradan bir olay değildi.
Normalde, bu tarz bir durum oluştuğunda sadece tek bir muhafız gelirdi. Eğer gerçek bir savaş çıkarsa en fazla 6 kişilik muhafız grubu gelir ve kavgayı ayırırdı. Fakat bu kadar yüksek rütbeli bir Şamanın ortaya çıkışına ilk defa rastlanıyordu.
Bu yüksek rütbeli Şaman bir orktu. Oldukça heybetli bir yapısı vardı. Asil bir duruşu vardı ve diğer orklardan daha uzun boyluydu.
Nie Yan karşısındaki NPCyi üstün sezi ile inceledi. İsmi Şaman Kokakori'ydi ve kademesi Marki'ydi.
"Neler oluyor? Neden yüksek rütbeli bir Şaman geldi?"
"Bilmiyorum."
Bu kadar yüksek rütbeli bir Şaman gören kalabalık gerilmişti.
Kokakori Nie Yan'a doğru yürüdü. Melek Müfrezesi oyuncuları da meraklı ve endişeli şekilde bakıyordu.
"Yüce Elçi Nirvana Alevi, varlığınızla bizi onurlandırıyorsunuz." Kokakori saygılı şekilde selam verdi.
Ortamda büyük bir sessizlik oluşmuştu, ere iğne düşse sesi duyulacaktı. Herkes inanmaz gözlerle Nie Yan'a bakıyordu. Bu oyuncu gerçekten de Nirvana Alevi miydi? Kalabalıktakilerin çoğu yanlış duyduğunu düşünüyordu. Kokakori'nin büyük bir saygı ile selam verdiğini gördüklerinde ise doğru duyduklarını anladılar.
"Yüce Elçi mi? Vay anasını! Bu nasıl bir unvan böyle? Gerçekten de bu Şamanın rütbesinden daha mu yüksek? Acaba bir Dük'ün kademesiyle aynı falan mı?"
Oyuncular kendi aralarında fısıldaşmaya başlamıştı. Herkes zaten Nie Yan'ın Yüce Elçi unvanına sahip olduğunu biliyordu fakat bu unvanın nasıl bir şey olduğuna dair fikirleri yoktu. Kokakori'nin yaptığı saygı dolu selamlamayı gördüklerinde ne kadar önemli bir unvan olduğunu anlamışlardı. Görünüşe göre bu unvanın kademesi şaşırtıcı derecede yüksekti.
Daha evvel oyuncular Yüce Elçi unvanını bilmediklerinden dolayı bunun değersiz bir unvan olduğunu düşünmüşlerdi. Fakat bu olaydan sonra ne derecede önem arz ettiğini zihinlerine kazımışlardı.
Olayın nasıl ilerleyeceğini görmek istiyorlardı. Melek Müfrezesi oyuncularının akılları durmuştu, yüzleri solgun bir renk almıştı. Kışkırttıkları oyuncunun aslında İnanç içerisinde kışkırtılmaması gereken en büyük oyuncu olacağını tahmin edememişlerdi. Kokakori'nin bu oyuncuya karşı sergilediği tavırları görünce hata yaptıklarını anlamışlardı.
Elebaşı bile korkmaya başlamıştı. Kekeleyerek konuştu, "Kar... Kardeşim... Sen... Sen gerçekten de Çılgın Hırsız Nirvana Alevi misin!?"
Gözlerine inanamıyordu, çok defa gözlerini ovuşturmuştu.
Nie Yan gülümsemeyle başını salladı. "Canlı kanlı."
Kendisine yardım etmek için gelen bu oyuncunun Niuren Birliğinin efsanevi lideri Nirvana Alevi olacağını nasıl tahmin edebilirdi ki? Elebaşı şu anda kendisini onurlandırılmış hissediyordu. Bu olay kesinlikle unutamayacağı bir şeydi. Aceleyle son birkaç dakikanın video kaydını oluşturdu. Sonrasında bu olayı arkadaşlarına gösterecekti, Nirvana Alevi ile karşılaştığı yetmemiş gibi ona şifa bitkiler satmıştı!
İkili konuşurken muhafızlar Melek Müfrezesi oyuncularının etrafını sarmaya başlamıştı, bu durum oyuncuları daha da panik bir hale sürükledi.
"Yüce Elçi, Atlas İmparatorluğunun kanunlarına göre sizin pozisyonunuzdaki birine saldıranlara verilecek olan cezayı siz belirliyorsunuz," dedi Kokakori. Nie Yan'ın cevabını bekliyordu.
"Bu suç için çekilebilecek en ağır hapis cezası nedir?" diye sordu Nie Yan. Bu elemanları hapse atmak onları öldürmekten daha iyiydi.
"Üç günlük hapis cezası," dedi Kokakori.
"O halde bunları üç günlüğüne hapse atın."
"Anlaşıldı Yüce Elçi. Yardımseverliğiniz hayranlık uyandırıyor."
