Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 756: Şeytan Tüyü
Bölüm 756: Şeytan Tüyü
Şimdi! Nie Yan bileklerini çevik şekilde çevirerek Zenard'ın Kılıcını Tespih Çekici ile değiştirdi.
Donuk Kale!
Atmosfer sıcaklığı anında düşüş yaşadı. Ortamdaki buz elementi kökenli maddeler Tespih Çekicinin üzerine doğru yoğunlaşıyordu, buzdan bir katman oluşturmuştu ve gittikçe büyüyordu, giderek kalınlaşan bu buz katmanı ise Nie Yan'ı tamamen sarıp sarmalamıştı.
Etrafında devasa bir buz kalıbı olan Nie Yan buzdan inşa edilmiş bir heykel gibiydi.
BUM! Şeytan Katledenin kılıcı buz kalıbına çarptı.
Hasar Görmez!
Yaratığın saldırısı buz kalıbında küçük bir çatlak oluşturmuştu. Fakat bu hasar gözle görülemeyecek bir hızda yok olmuş ve kalıp eski haline dönmüştü.
Donuk Kale becerisini kullanan Nie Yan şu anda dokunulmazdı. Şeytan Katleden kendisine bir zarar veremezdi.
Bu esnada Nie Yan'ın hayatta olduğuna dair bütün izler de silinmişti. Bundan dolayı yaratığın aggrosu da üzerinden çekilmişti.
Nie Yan'ın izine hiçbir şekilde rastlayamayan yaratık artık etrafında kendisine saldırmakta olan okçu kulelerini ve oyuncuları dikkate almaya başlamıştı.
Kaosun hakim olduğu bir savaş başlamıştı. Şeytan Katleden Melek Müfrezesi oyuncularını tıpkı domino taşlarını devirir gibi yere seriyordu. Üstelik saldırılarından bazıları karargahı koruyan bariyere de denk gelmişti ve bariyer şiddetli şekilde sarsılmıştı.
Yükselen Melek ve ekibi olay yerine geldiğinde yaratığın etrafına verdiği dev zararı gördüler.
"Nirvana Alevi nerede?” Yükselen Melek bu esnada etrafı taradı ve bir buz kalıbının içinde olan Nie Yan'ı fark etti.
"Görünüşe göre kendisini buz içerisinde hapsetmiş. Bu beceri Elementalistin Buz Zırhına benziyor," dedi İpsiz. Buz Zırh savaş esnasında oldukça kullanışlı olabilen bir beceriydi, yaklaşık 30 saniye boyunca etkili oluyordu. Fakat Nie Yan'ın 30 dakika boyunca dokunulmazlık veren Donuk Kale becerisiyle elbette kıyaslanamazdı.
Nie Yan bu beceriyi kullandığı anda dokunulmaz oluyordu. Kimse ona hasar veremiyordu ve üzerindeki aggroyu da kaybediyordu. Şeytan Katledenin aggrosunu başka yöne çevirmesine şaşırmamak lazımdı.
"Patron, biz ne yapalım?"
"Birkaç kişi Nirvana Alevini gözlemlesin. Diğerleri Şeytan Katledenle başa çıkmamıza yardımcı olsun," dedi Yükselen Melek. Şeytan Katleden Clemenci Kalesinin büyük bir bölümünü çoktan yakıp yıkmıştı bile. Eğer bu şekilde devam etmesine izin verirlerse kalenin nasıl bir sona ereceğini düşünmek bile istemiyordu.
Bir grup Hırsız Nie Yan'ın etrafını sardı. Diğer herkes Şeytan Katledene yoğunlaşmıştı.
Okçu kulelerinin acımasız saldırıları altındaki yaratığın can değeri kademeli şekilde düşüyordu.
Taraflar artık birbirlerini tüketme taktiği ile savaşmaya başlamıştı. Sayısız oyuncunun yanı sıra aynı zamanda çok sayıda okçu kuleleriyle başa çıkmaya çalışan yaratık yenilgiye uğrayacak gibiydi.
Yaklaşık 20 dakika sonra Şeytan Katledenin can değeri %13'e düşmüştü. Sinirlenen yaratık delirmiş gibi saldırıya başlayarak tek hamlede bir düzine okçu kulesini yıktı. Can değeri kritik seviyeler indiğinde sonunda ne kadar canı olduğu açığa çıkmıştı. Hala 10,000,000'un üzerinde canı vardı.
Artık bir Şeytan Katledenin ne kadar büyük bir can değerine sahip olduğu anlaşılabiliyordu.
Yaratık vahşileştikten sonra bile durum hala aynıydı. Zirve performansını sergiliyor olmasına rağmen etrafındaki okçu kulesi sayısı çok fazlaydı.
Nie Yan her ne kadar buz kalıbı içerisinde olsa da hala etrafında neler yaşandığına dair gözlem yapabiliyordu. Şeytan Katledenin ömrü çok fazla değildi. Yaklaşık 5 dakika içerisinde ölecekti.
Bu durum ise iyi bir fırsat demekti. Nie Yan yaratıktan ne tür eşyalar düşeceğini merak ediyordu.
Etrafını 80 adet Hırsız sarmıştı fakat elbette bu Hırsızların gücü kendisini durdurmaya yetmezdi!
「Sona yaklaştık! Herkes aynı şekilde devam etsin!」 Yükselen Melek sesli sohbetten heyecanlı şekilde bağırıyordu.
Herkes bütün gücüyle saldırıyordu, saldırılar bir fırtına yoğunluğundaydı.
Yaratık can değeri düştükçe vahşileşiyordu. Vahşi bir kükreme yaptıktan sonra bütün vücudu alevlerle kaplandı, tıpkı ateşten yaratılmış bir dev gibiydi. Kanatlarını güçlü şekilde çırparak havalandı ve büyü sözleri söylemeye başladı.
「Bu Yasaklı Büyü! Dikkatli olun! Yarıda kesebilen var mı?」
Kimseden cevap gelmedi. Karşılarındaki yaratık Seviye 130 Şeytanlaşmış Lorddu. Oyuncuların hiçbirinin becerisi bu yaratığa karşı etkili olamazdı.
Çok sayıda büyü hecesini tamamladıktan sonra, Clemenci Kalesinin merkezinden başlayıp dışa doğru uzanan, 600 metre çağındaki alanı kaplayan bir alev okyanusu oluştu. Neyse ki, buradaki binalar taştan yapılmıştı. Alevlerle temas edip yansalar bile yıkılmazlardı.
Çocukların oynadığı yerden yüksek oyununa benzer şekilde, Melek Müfrezesi oyuncularının hepsi çatılara doğru kaçmaya başlamıştı. Alevler yükseldikçe daha yüksek binalara çıkmaya çalışıyorlardı. Aralarından çoğu koruyucu kalkanlarını aktif etmişti.
Neyse ki bu sadece küçük menzilli bir Yasaklı Büyüydü. Eğer daha geniş çaplı bir büyü olsaydı Clemenci Kalesi büyük bir belaya batardı.
Alevlerin etkisiyle karargahı korumakta olan bariyerin üzerinde de çatlaklar oluşmuştu.
Şeytan Katledenin durmaya niyeti yoktu. Büyü hecelerini söylemeye devam ediyordu. Yasaklı Büyünün ikinci kısmı ilk kısmına göre daha yıkıcı görünüyordu.
Bu aşamada karargah bile yıkılabilirdi.
「Büyü sözlerini bitirmesine izin vermeyin! Öldürün şunu! Derhâl!」 Yükselen Melek bağırarak konuşuyordu. Gökyüzünü bir ok yağmuru kapladı.
Yaratığın can değeri neredeyse sıfırdı, ölüme çok yaklaşmıştı. Muhtemelen birkaç yüz bin değerinde canı kalmıştı.
Yükselen Melek yayına beş ok yerleştirdi. Anka Alevi Cezalandırıcı! Fırlattığı oklar devasa kılıçlara dönüşmüştü ve bu kılıçların etrafı alevlerle sarılıydı. Bu esnada bir tanrı gibi görünüyordu. Vın! Vın! Vın! Beş alevli ok yaratığa doğru ilerliyordu.
Nie Yan manzarayı görünce dikkatini topladı. Etrafı tamamen alevlerle kaplıydı. Alevler sürekli olarak buz kalıbıyla temas ediyordu fakat kalıpta erimeye yönelik bir işaret yoktu. Nie Yan dış dünyadan tamamen izole olmuştu. Az evvel kendisini gözlemleyen Hırsızların bir kısmı ölmüş bir kısmı ise kaçmıştı.
Şeytan Katleden son anlarını yaşıyordu. Nie Yan böylesine bir fırsatı nasıl kaçırırdı?
Bozul!
Nie Yan kullandığı buz kalıbı becerisini bilerek bozdu! Donuk Kale erimeye başladığında etrafını kavurucu alevler sarmaya başlamıştı. Az evvel buz kalıbı kendisini koruduğundan dolayı alevlerin ne kadar sıcak olduğunu fark edememişti. Eğer hızlı şekilde harekete geçmezse burada canını yitirecekti!
Rüzgar Adımı!
Nie Yan etrafını saran alevleri kendisine bir görünmezlik kalkanı olarak kullanıyordu. Rüzgar Adımı Kademe 18'di, dokuz saniye boyunca sürüyordu!
Ağ-Palet Yüzüğünün Sıçrama becerisini aktif ederek 30 metreden daha fazla yükseldi ve Şeytan Katledene doğru atıldı.
Bum! Bum! Bum! Yükselen Meleğin alevli okları Şeytan Katledene isabet etmişti ve gökte göz kamaştırıcı bir manzaraya sebep olmuştu.
−6,555
−5,921
−6,777
...
Nie Yan bile şaşkındı. Ne tür bir becerinin bu kadar yüksek hasar verebileceğini düşünüyordu. 5,000 ve 7,000 arasında beş defa hasar alan Şeytan Katledenin canı sıfıra düştü. Yaratığın vücudu parçalanmaya başlamıştı, acı dolu bir çığlık attı ve vücudundan dışarı doğru bir yıldırım oluştu.
Yıldırım kontrolden çıkıyordu, elektrikten üretilmiş birer engereğe benzeyen çok sayıda dalga etrafa yayılıyordu. Bu yıldırımla temas eden bina, oyuncu, her ne olursa olsun anında buharlaşıyordu.
Şeytan Katleden ölmüştü!
Yükselen Melek rahatlamış şekilde bir nefes aldı. Kullandığı son beceri sayesinde mana çubuğunu tamamen tüketmişti. Şeytan Katleden düştüğü gibi Yükselen Meleğin vücudu bir yanıp bir sönen ışıklarla parlamaya başlamıştı. Can ve mana değeri tekrar dolmuştu.
"Güzel!" Yükselen Melek tam da karakter penceresini kontrol edecekken bir siluetin Şeytan Katledenin cesedine doğru ilerlediğini gördü.
「Ulan si... Nirvana Alevi! Ganimetleri çalmasına izin vermeyin!」 Taş Yarıcı bağırdı. Aniden Nie Yan'a doğru atıldı.
Yükselen Melek artık karakter penceresine bakmakla oyalanamazdı. Aceleyle Nie Yan'a doğru beş ok fırlattı.
Şeytan Katledenin vücudundan bir tüy düşmüştü. Tüy havada süzülerek yavaşça zemine doğru ilerliyordu.
Bu tüy zifiri siyah renkteydi. Rengi bir mücevher gibi saftı. Havada süzülürken göz kamaştırıcı bir şekilde siyah rengiyle parlıyordu.
Ganimet buydu!
Ortamdaki herkes düşmekte olan bu tüye bakıyordu. Şeytan Katledenin kanatları ettendi. Neden bir tüy düşürmüştü ki?
NPCler arasında bir dedikodu vardı. Şeytanlar aslında kovulmuş meleklerdi. Uzun süren bir evrim sürecinden sonra şu anki hallerine gelmişlerdi. Fakat melek oldukları zamanlardan bir adet tüyü yanlarında tutabiliyorlardı. Söylentilere göre Şeytan Tüyü bütün efsanevi NPClerin hayalini kurduğu bir şeydi. Her ne kadar bunların hiçbiri tarih kitaplarında yer almıyor ve sadece dedikodulardan ibaret olsa da, NPCler buna gönülden inanıyordu.
Herkesin dikkati siyah tüy üzerindeydi.
「Onu çalmasına izin vermeyin!」 Yükselen Melek endişeli şekilde bağırdı. Yayına yerleştirdiği okları birbiri ardına Nie Yan'a fırlatıyordu.
Nie Yan tüye yaklaşık 10 metre mesafedeydi, bu esnada Şeytan Katledenin cesedine baktı. Henüz tamamen kaybolmamıştı.
Başaramayacağım! Nie Yan şu anda yere düşmekteydi ve becerileri sayesinde zemine yaklaştıkça hızı da azalıyordu. Aceleyle yaratığın cesedine bir ağ fırlattı. Sıkı şekilde çekerek tekrar hızlandı.
Vın! Vın! Vın! Nie Yan'ın yanından çok sayıda ok geçiyordu ve hepsi de ıskalıyordu.
Nie Yan tüye gittikçe yaklaşıyordu. Elini uzattı.
"Aldım işte!" Tüyü kavradığı an yıkıcı bir enerjinin avucunu aşındırdığını hissetti.
Aceleyle tüyü çantasına attı ve havada süzülüşüne devam etti.
「Lanet olsun! Öldürün şunu! Onu ölü istiyorum!」 Yükselen Melek kükrüyordu. Şeytan Katledeni öldürmek için bunca çaba sarf ettikten sonra Nie Yan'ın ganimeti alması berbat bir şeydi. Elbette sinirlenecekti!
Etraftaki bütün okçu kuleleri Nie Yan'a nişan alıyordu, havada süzülen okların sesi oldukça sinir bozucuydu. Sayısız ok üzerine geliyordu, neredeyse gök manzarasını tamamen kaplamışlardı.
