Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 753: Kale Kuşatıldı
Bölüm 753: Kale Kuşatıldı
60 metre uzunluğundaki geniş yapılı büyü topları Clemenci Kalesinin her tarafındaydı. Topların kara ve uğursuz görünümlü namluları kalenin dışına doğru dönmüştü.
Büyü toplarının teknolojik alanında Melek Müfrezesi bir adım önde sayılırdı. Atik Acer'den gelen bilgilere göre bu büyü toplarının en kötüsü 1,800 metre menzile sahipti, aralarında yeni teknolojiyle üretilmiş olanların menzili ise 2,000 metreye kadar çıkabiliyordu.
Bu tarz bir savunma gücü kesinlikle şaşırtıcıydı. Monet Mali Grubuyla yaptıkları savaştan sonra neredeyse bütün kalelerini kaybetmiş olan Niuren Birliği şu anda Melek Müfrezesiyle direkt bir savaşa giremeyecek durumdaydı. Sadece birkaç Usta Sınıf oyuncuyla böyle bir kaleyi ele geçirmek pek mümkün olmayacaktı. Niuren Birliği çok sayıda Sihirbaza sahip olduğundan belki kalenin dış tarafındaki savunmayı alan etkili Yasaklı Büyülerle zarara uğratabilirlerdi fakat kalenin çekirdek savunmasını delemezlerdi. Özellikle de kalenin savunma bariyerleri aktif edilirse bu iş çok daha zorlaşırdı.
Nie Yan Clemenci Kalesinin dış tarafına ulaşmıştı. Giriş kısmı kapalıydı.
Clemenci Kalesi eşsizdi. Gerçek dünyadan iş sektörlerine ev sahipliği yapan ve kalabalık olan diğer kalelerin aksine burada dükkan açmak yasaktı. Burası resmen bir askeri üstü. Sadece birlik üyelerinin giriş çıkışı serbestti. Dahası, üyeler bile giriş kapılarını kullanmıyor, transfer noktalarını kullanarak giriş çıkış yapıyorlardı.
Clemenci Kalesinin güvenlik seviyesi oldukça yüksekti.
「Nie Yan, Şeytan Katledenin Clemenci Kalesine doğru harekete geçtiğini öğrendim,」 diye uyardı Guo Huai. Şeytan Katledenin yerini öğrenmek için görevlendirdiği Hırsızlar bilgileri aktarmıştı.
Vay be, bu beklediğimden de hızlı oldu! Nie Yan'ın kalbi sıkıştı. Clemenci Kalesine bir an evvel sızmalıyım!
Tenha bir köşe bulduktan sonra Nie Yan Ağ-Palet Yüzüğünü aktif ederek kalenin duvarlarını tırmanmaya başladı.
Nie Yan tıpkı bir kertenkele gibi çevik hareket ediyordu. 60 metre uzunluğundaki bu duvarlar kendisi için zor bir engel değildi.
Duvarların üzerinde devriye gezen çok sayıda oyuncu vardı. Sıradan sohbetlerine devam ediyorlardı ve hemen burunlarının dibinde bir düşman oyuncusu olduğundan haberdar değillerdi.
Devriye gezen askerlerin arasından geçen Nie Yan derhal duvarın diğer tarafına geçerek zemine indi. Artık Clemenci Kalesinin içindeydi.
Nie Yan kaledeki binaların arasına saklanıyordu. Yavaşça ilerleyerek Melek Müfrezesinin karargahına doğru harekete geçti. Madem ki buraya kadar gelmişti, artık durumu kontrol etmesi gerekiyordu.
Nie Yan'ın şaşkınlığı kalede ilerledikçe artıyordu. Burası tıpkı bir labirent gibiydi. Eğer Atik Acer'in kendisine verdiği harita olmasaydı muhtemelen yolunu bulmakta çok zorlanacaktı. Buradaki her binanın belirli bir amacı vardı. Çok sayıda oklu mancınık ve savaş makinesi vardı, bunları gören herhangi bir düşman kuvvetinin savaşma arzusu kaybolurdu.
Yaklaşık 10 dakika sonra, sayısız köşe dönüp sayısız sokak geçmişti ve sonunda geçit gibi bir yere geldi. Yukarı baktığında geniş ve gösterişli bir bina gözlerine çarptı.
Bu bina beyaz taştan inşa edilmişti. Oldukça ciddi ve asil bir yapısı vardı. Haritadaki işarete göre burası Melek Müfrezesinin karargahıydı.
Bu esnada Melek Müfrezesinin elit oyuncuları her yönden buraya akın ediyordu. Karargahın giriş kısmının dışında toplanmışlardı. Yaklaşık 5,000 oyuncu vardı. Hepsi de sıradan şekilde birbirleriyle sohbet ediyorlardı, Yükselen Meleğin kendilerini neden buraya çağırdığını tartışıyorlardı.
Bu esnada Yükselen Melek ve dört Usta Sınıf oyuncu birliğin karargahından çıktı.
Yükselen Meleğin ortaya çıkışıyla kalabalığın uğultusu kesildi. Bütün meydana sessizlik çökmüştü.
Beş Usta Sınıf oyuncu ve 5,000 elit oyuncu. Herkes vaziyetin basit olmadığının farkındaydı.
"Bugün, burada toplanmamızın amacı yeni bir harita keşfi yapmak. Eğer önemli bir işiniz yoksa, bu işe öncelik verin. Herkes hazırlıklarını yapsın, Gelişmiş İksirler..." Yükselen Melek kalabalığı bilgilendirmeye başladı. Melek Müfrezesi Niuren Birliğinin gerisine düşmeye başlamıştı. Onlara yetişebilmek amacıyla yeni haritalar keşfetmeleri gerekiyordu, daha yüksek kademeli ekipmanlara sahip olmak zorundalardı.
Yükselen Melek konuşmasının ortasındayken bir oyuncu koşarak yanına geldi. "Pat... Patron... Kötü haberler var!"
Yükselen Melek kaşlarını çattı. "Ne var?"
"Seviye 130 bir Şeytanlaşmış Lord kaleye doğru geliyor! Ork Kralı Şehrinin sınırındaki köylerde katliam yapan yaratıkla aynı!"
Bu haberleri duyan kalabalıktan bir anda uğultu yükseldi.
"Ne... Ne oluyor? Şeytan Katleden neden buraya gelsin ki?"
"Doğru! Bu hiç mantıklı değil!"
Bu olay, ilk defa bir kalelerinin bir patron yaratık tarafından saldırıya uğraması değildi. Daha önce Gümüş Işık Kalesini ele geçirdiklerinde Seviye 160 bir Varyant Lord kendilerine saldırmıştı. Melek Müfrezesini kendi bölgesini işgal eden bir yabancı olarak düşünmüştü. Bir hafta süren inişli çıkışlı bir savaştan sonra sonunda büyü topları ve mancınıklar sayesinde yaratığı alt etmişlerdi.
Her olayın bir sebebi vardı. Bir Şeytanlaşmış Lord elbette Clemenci Kalesine sebepsiz yere gelmezdi.
"Şu anda tam olarak nerede?" diye sordu Yükselen Melek, sesinde kasvetli bir ton vardı.
"Duvarlarımıza saldırmaya başladı bile!"
Yükselen Melek derin düşüncelere daldı. Aralarından hiçbiri bir Şeytanlaşmış Lordu kışkırtmamıştı. Fakat bu yaratıklardan birisi çıkıp birlik karargahının bulunduğu Clemenci Kalesinin duvarlarına kadar gelmişti. Nie Yan'ın Atlas İmparatorluğuna son gelişini hatırlayan Yükselen Melek aklında noktaları birleştirdi.
"Birliğin mühür formasyonunu aktif edin! Transfer noktalarını koruyun! Hiç kimsenin bu noktalara yaklaşmasına izin vermeyin! Herkese haber iletin, kaleyi baştan sonra arasınlar. Birinin gizlice içeri girip girmediğini kontrol edin! Siz dördünüz, benimle gelin! Duvarların durumunu kontrol edeceğiz!" Yükselen Melek emirlerini yağdırdı.
Eğer mühür formasyonu aktif edilirse bu durumda Clemenci Kalesine kimse giremez ve kimse çıkamazdı.
Meydanda toplanmış olan 5,000 oyuncu anında harekete geçti.
BUM! BUM! BUM! Duvarlara çarpan bir şeyin sesi yankılanıyordu. Nie Yan hafifçe gülümsedi. Madem ki Şeytan Katleden buraya kadar gelmişti, Nie Yan manzaranın keyfini çıkaracaktı. Kale duvarının dış tarafındaki savaş çok vahşi ilerliyordu. Melek Müfrezesinin Şeytan Katledenin gücüyle başa çıkması çok zordu.
「Patron, dikkatli ol. Görünüşe göre Yükselen Melek senin orada olduğunu anlamış. Senin nerede olduğunu bulmak için herkesi harekete geçirmiş ve mühür formasyonunu aktif edecekmiş,」 dedi Atik Acer.
「Anladım. Uyarı için sağ ol!」 Nie Yan'ın kalbi titredi. Yükselen Meleğin hisleri oldukça kuvvetliydi, gerçekten de Nie Yan'ın kalede olduğunu anlayabilmişti! Görünüşe göre bundan sonra daha dikkatli hareket etmeliydi.
Nie Yan an itibariyle Melek Müfrezesinin karargahının görüş alanına yakındı. Çok sayıda oyuncunun duvarlara doğru ilerlediğini görünce meraklanarak takibe başladı. Sessizce bu oyuncuları takip ediyordu. Belki de bu kargaşadan biraz fayda sağlayabilirdi.
Clemenci Kalesinin dışında devasa bir siluet belirmişti. Bu Şeytan Katledendi, her tarafta Nie Yan'ı arıyordu.
Şeytan Katledeni fark eden duvarlardaki oyuncular şaşkın ve panik haldeydi. Aceleyle topları kullanarak yaratığa ateş etmeye başladılar.
BUM! BUM! BUM! Kavurucu demir şarapneller yaratığın vücuduna isabet etti. Saldırılar çok hasar vuramadığı gibi aynı zamanda yaratığın sinirlenmesine sebep olmuştu. Yaratık elindeki büyük kılıcı savurdu ve duvarda geniş bir yarık oluşturdu.
Duvardaki oyuncular direnç göstermeye çalışıyordu. Savaş anında yoğun bir hal almıştı. Şeytan Katleden duvarlara saldırmaya devam ediyordu, zaman geçtikçe duvarda daha büyük hasar bırakıyordu, neredeyse kendisinin sığabileceği genişlikte bir yarık oluşturmak üzereydi.
Duvarların etrafındaki okçu kuleleri anında misilleme atışı yapmaya başlamıştı, kuleler yoğun bir atış halindeydi.
−893
−927
−825
…
Şeytan Katledenin başının üzerinde katman katman hasar değerleri oluşmuştu. Bu kuşatma makinelerinin verdiği hasar pek dişe dokunur sayılmazdı.
Sadece yaratığı daha da sinirlendirmeye yaramıştı. Yaratık çevredeki binalara da saldırmaya başladı ve önüne çıkanı harabeye çeviriyordu.
Çok geçmeden Yükselen Melek ve diğerleri olay yerine ulaştı. Duvarlardaki manzarayı görünce ağızları şaşkınlıktan bir karış açıldı. Büyük bir moloz yığınının üzerinde duran Şeytan Katleden, sanki cehennemden gönderilmiş bir yıkıcı gibiydi.
Şeytan Katledene birbiri ardına şarapnel saplanıyordu, fakat bu saldırılar sadece hareketlerini küçük oranda engellemekle kalıyordu. Böylesine yoğun bir ateş altında olmasına rağmen can değerinin sadece %20'sini kaybetmişti.
Şeytan Katledeni gören herkesin soluğu kesiliyordu. Demek Seviye 130 Şeytanlaşmış Lord böyle bir şeydi? Çok korkutucu!
Şeytan Katleden bir okçu kulesine çarptı, okçu kulesi bu çarpışmanın etkisiyle yan yatarak devrildi ve bir moloz yığını halinde yere çöktü.
"Patron, ne yapacağız?" oyunculardan biri endişeli şekilde Yükselen Meleğe sordu.
"İpsiz, Taş Yarıcı, Sark ve Zalim Kenar, beni takip edin. Diğerleri, burada kalıp benim emirlerimi bekleyin!" Yükselen Melek aceleyle Şeytan Katledenin arkasından dolaştı. Sadağından beş adet ok çıkardı ve yayına yerleştirdikten sonra fırlattı. Vınnn! Vınnn! Vınnn! Beş adet ok yaydan fırladı.
Delici Ok!
Put put put! Beş ok birden Şeytan Katledenin sırtına isabet etti.
−701
−629
−686
…
Yükselen Meleğin saldırısı etkili olmuştu.
İki yığın Delici Ok gönderdikten sonra Şeytan Katleden nihayet aggrosunu Yükselen Meleğe çevirmişti. Öfkeli bir kükreme ile büyük kılıcını savurarak onun peşine düştü.
Yükselen Melek oldukça cesur hareket ediyordu. Gerçekten de böylesine bir kaos ortamındayken bile Şeytan Katledenin aggrosunu üzerine çekmeye cesaret etmişti. Yaratığın saldırısından kaçıp kaçamayacağı ise belli değildi.
Nie Yan Rüzgar Adımını aktif ederek olayları yakından takip ediyordu. Önce hangi tarafın öldüğü fark etmezdi, ister Yükselen Melek isterse Şeytan Katleden ilk ölen taraf olsun, Nie Yan'ın planı düşen eşyaları hızlıca toplamaktı. Elbette Melek Müfrezesinin eline kaliteli eşyaların geçmesine izin veremezdi!
Fakat Nie Yan aynı zamanda çok fazla yaklaşmaya da cesaret edemiyordu. Şeytan Katledenin kendisini takip etmesinin sebebi muhtemelen Tespih Çekicinin kendisinde olmasıydı. Nie Yan aggronun kendi üzerine gelmesini istemiyordu.
