Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 738: Suçlama
Boynuzlu Boğa neredeyse korkudan yerinden sıçrayacaktı. Normalde bu hamle kendisini direkt olarak öldürürdü fakat son anda işler değişmişti. Kıl payı bu saldırıdan kurtulmuştu fakat yakınlardaki silah arkadaşları aynı şansa sahip değillerdi.
Mükemmel! Nie Yan sırıttı.
Nie Yan zaten İmha Kesişinde ustalaşmıştı. Bu tarz bir kontrol yeteneği sıradan oyuncular için anlaşılmaz bir şeydi.
11 oyuncu kaşla göz arasında imha edilmişti.
Takımdaki iki Usta Sınıf oyuncu da sağ kalanların arasındaydı.
Sadece Taş Yarıcı ve Serseri Nie Yan'ın karşısında durmaya layıktı. Diğerleri sadece feda edilecek birer piyon niteliğindeydi.
"Seni piç!" Taş Yarıcı öfkelenmişti. Acer Atik'in bulunduğu noktaya baktı, kendisini korumak için canını feda etmişti. Gözleri öfkeden kan çanağına döndü ve Nie Yan'ın bulunduğu bölgeye atıldı.
Taş Yarıcının aurası parlak bir renk alarak vücudunu kapladı, dış görünüşü bir mücevhere benzemeye başlamıştı.
Bir şeylerin ters gittiğini hisseden Serseri asasını salladı, Taş Yarıcıya yardım etmeye hazırlanıyordu. Öteleme becerilerini aralıksız şekilde kullanarak Nie Yan'ın, kendisinin pozisyonunu anlamasını engellemeye çalışıyordu. Sihirbazlarla uğraşmanın en zor noktalarından biri de buydu. Manaları tükenmediği sürece sürekli öteleme becerileri kullanabiliyorlardı.
「Nirvana Alevini biz tutarız. Diğerleri Belirsiz Işınlanma Parşömeni kullansın!」 dedi Serseri kasvetli bir ses tonuyla. Asasını sallayarak Nie Yan'ın üzerine alev yağmuru indirdi.
Nie Yan sağa doğru sıçrayarak saldırıdan kurtuldu. Alevler vücuduna minicik bile zarar vermemişti.
Yakınlardaki bir Şamana odaklanan Nie Yan yaydan fırlamış bir ok gibi ileri atıldı. Sahip olduğu hareket hızı kendisini insan aleminden değilmiş gibi gösteriyordu.
Nie Yan'ın kendisine yaklaştığını fark eden Şaman aceleyle elindeki Belirsiz Işınlanma Parşömenini parçaladı. Bir ışık huzmesi eşliğinde gözden kayboldu.
Diğer oyuncuların, ölen silah arkadaşlarının ekipmanlarını toparlamak için cesaretleri yoktu. Vakit yoktu! Hepsi de Belirsiz Işınlanma Parşömenlerini kullandı.
"Geber!" Taş Yarıcı kükreyerek konuştu. Havaya sıçrayarak uzun kılıcını savurdu.
Taş Yarıcı savurduğu kılıcın Nie Yan'ın siluetinin tam ortasından yararak geçtiğini gördü. Fakat ortamdaki toz yığını sakinleşip yere indiğinde ceset görünmüyordu. Bu sadece Nie Yan'ın hızından kaynaklanan sahte görüntüydü.
「Taş Yarıcı, sakin kalmaya çalış! Geri çekiliyoruz! Şimdi!」 dedi Serseri bağırarak.
Nie Yan aniden Taş Yarıcının arkasında belirerek Zenard'ın Kılıcını savurdu.
Ölümün ensesinde olduğunu fark eden Taş Yarıcı kendi kılıcını Rüzgar Kesişi becerisiyle savurdu.
Nie Yan aceleyle kenara kaydı.
Serserinin endişeli ses tonunu duyan Taş Yarıcı içten içe küfür etmeye başladı. Bu kısa süreli karşılıklı hamle değişiminden sonra acı gerçeği anlamıştı. Kendileri iki kişi olmalarına rağmen hala Nie Yan'a layık bir rakip değillerdi. Aslında, biraz daha dikkatsiz davransalar Nie Yan'ın elinde can vereceklerdi. Her ne kadar gönülsüz olsa da, elindeki Belirsiz Işınlanma Parşömenini parçaladı.
Taş Yarıcı da bir ışık huzmesi eşliğinde gözden kayboldu.
Bu esnada Serseri de kendi parşömenini parçaladı.
Nie Yan'ın bütün düşmanları ya ölmüş ya da kaçmıştı. Nie Yan'ın yüzü gülüyordu. Dürüst olmak gerekirse, Taş Yarıcıyı da öldürebilirdi. Ama onu hayatta bırakarak erdemli bir davranış sergilemişti. Bu şekilde Atik Aceri'in kendini feda etmesi olayını onurlandırıyordu. Taş Yarıcının hayatını bağışlamasının sebebi buydu.
Sadece 11 düşman öldürmüş olmasına rağmen Nie Yan bu işten memnun kalmıştı. Buraya geliş amacını yerine getirmişti.
Nie Yan yerdeki ganimeti topladı. Önceden elde ettiği iki parçayla beraber toplamda 11 parça olmuştu. Ganimetlerin arasında üç tane Alt Efsanevi Kademe ve bir tan ede Efsanevi Kademe eşya vardı. Hepsinin de özellikleri iyi durumdaydı. Niuren Birliğindeki oyuncular kesinlikle bu eşyalara ilgi gösterecekti.
Nie Yan Branston Kasabasına doğru geri döndü, hızını artırarak gözden kayboldu.
Nei Yan'ın Atlas İmparatorluğunda olduğu haber vahşi bir orman yangını gibi yayılmıştı. Bu tarz haberlerin yayılması için küçücük bir dedikodu bile yeterli oluyordu. Üstelik Nie Yan'ın buraya gelişi Melek Müfrezesinin elit oyunculardan oluşan bir takımının dağılmasına sebep olmuştu. Konuşulacak çok şey vardı.
Çoğu oyuncu tek bir oyuncunun Melek Müfrezesinin elit bir takımını yok ettiğine inanmak istememişti. Sonuçta bahsi geçen elit oyuncular hiç zayıf değildi.
Melek Müfrezesi ise Nie Yan'ın olayın videosunu paylaşmadığını görünce sessizliğini korumuştu. Herkes savaşın nasıl ilerlediğini merak ediyordu, fakat bunu öğrenmelerinin bir yolu yoktu.
Melek Müfrezesinin karargahının ana salonunda Yükselen Melek ve birkaç üst rütbeli kişi Taş Yarıcının takımının verdiği savaşı izliyordu.
"Bu adam gerçekten de acımasız. Tek bir hamlesi bizden dokuz kişiyi öldürdü," dedi Taş Yarıcı mırıldanarak, kalbindeki korku zihninin düzgün çalışmasına engel oluyordu.
İmha Kesişi hamlesi izleyenlerin hepsinin zihninde kalıcı yer edinmişti.
"Nasıl oldu da Nirvana Alevinin tuzağına düştünüz?" diye sordu Yükselen Melek karanlık bir ses tonuyla.
Taş Yarıcı ve diğerleri şaşkındı.
"Biz 20 kişiydik ve bizden başka kimse nereye gittiğimizi bilmiyordu. Pozisyonumuzu bilmesine imkan yoktu... Tabi eğer aramızdan biri bu bilgiyi sızdırmadıysa!" dedi Serseri.
"Aramızda bir köstebek olmalı! Bunun bir tesadüf olmasına imkan yok!" Taş Yarıcı yumruklarını masaya vurdu. "Bizi kimin sattığını bulacağım ve parçalarına ayıracağım!"
Atik Acer bu esnada sakince gözlem yapıyor ve olaya karışmıyordu.
"Branston Kasabasında pelerinli bir oyuncuya rastladık. Onun tek başına takılmayı seven rastgele bir oyuncu olduğunu düşündük. Bundan dolayı bu meseleye pek kafa yormadık. Onun Nirvana Alevi olabileceğini nasıl bilebilirdik ki?" dedi Serseri pişmanlık dolu bir ses tonuyla. Nie Yan'ın çoktan Atlas İmparatorluğuna gelmiş olabileceğini hiçbiri düşünememişti. Birinin kendilerine tuzak kurabileceği olasılığı akıllarının ucundan bile geçmemişti.
"Nerede hata yaptığınızı biliyor musunuz?" Yükselen Melek Taş Yarıcının grubun dönerek sordu.
"Ev... Evet... Dikkatsiz davrandığımız için böyle oldu," dedi Serseri, bakışlarını yere çevirmişti. Bu olayın bir kısmının kendi hatası yüzünden gerçekleştiğinin farkındaydı.
Taş Yarıcı kendisinin Atlas İmparatorluğunda dokunulmaz birisi olduğunu düşünüyordu. Bundan dolayı gerekli önlemleri almamıştı. Nie Yan'ın bu kadar kolay şekilde tuzak kurabilmesinin sebebi de buydu.
Taş Yarıcı Atik Acer'e dönerek omuzlarını sıvazladı. "Teşekkür ederim. Eğer beni kenara itmeseydin ben de ölmüş olurdum. Sana bir iyilik borcum oldu."
Atik Acer gülümsedi. "Bir şey değil. Şansım yaver gitti. Aslında ilk başta Nirvana Alevine saldırı yapabileceğimi düşünmüştüm. Aniden o tepkiyi vereceğini tahmin edemedim. Kendim öleceğimi anladığımda en azından seni kurtarayım dedim."
"Geçen sefer Fanatik ve Gölge ile olan olaydan dolayı üzgünüm," dedi Taş Yarıcı üzgün bir ses tonuyla. O olaydan kısmen kendisi sorumluydu. Son yaptıkları zindan temizliği esnasında ganimet paylaşımı sırası geldiğinde normalde Atik Acerin hakkı olan ganimetleri Fanatik ve Gölgeye vermişti.
"Oh, o mesele mi? Ben onu çoktan unuttum bile," dedi Atik Acer samimi şekilde gülerek. Ama aslında içten içe soğuk bir şekilde gülüyordu. Melek Müfrezesinde başkalarının hakkı olan ganimeti alan oyuncular sadece Fanatik ve Gölgeyle sınırlı değildi.
Videoyu izleyen elf Büyücülerden birinin gözüne bir şey takıldı. "Diğer oyuncularımız da savaşın videosunu kaydetti mi?"
"Evet, işte.”
"Ben de kaydettim."
Birkaç kişi daha kendi bakış açılarından kaydedilmiş savaş sahnesini paylaştı. Anında şüpheli bir durum olduğunu fark ettiler. Normalde bunu fark etmek zordu. Ama dikkatli şekilde bakıldığında fark edilebiliyordu. İmha Kesişi normalde Boynuzlu Boğayı da öldürürdü fakat son anda onu ıskalamıştı. Bu tarz bir kontrol becerisi sadece Nirvana Alevi tarafından sergilenebilirdi.
Video kaydını izleyen Atik Acer'in Nie Yan'a olan hayranlığı daha da artmıştı. Hamleleri gerçekten de kusursuzdu, Boynuzlu Boğayı bilerek hayatta bırakmıştı fakat bunu yaparken ilk görüşte fark edilmeyecek şekilde ayarlamıştı. Taş Yarıcı ve diğerleri bunu görünce şüphelenmişti. Boynuzlu Boğa şu anda adını temize çıkartmanın çok zor olduğu bir duruma sürüklenmişti. Bu tarz bir kontrol yeteneğinin anlaşılması güçtü.
"Boynuzlu Boğa, Nirvana Alevi bu hamleyi yaparken sen ne yapıyordun?"
"Bir şey yapmıyordum. Neden?" Boynuzlu Boğa şaşkın şekilde sordu. Ortamdakilerin kendisine farklı gözlerle baktığını fark etmişti.
"Bu hamle şüphesiz şekilde seni öldürebilirdi, fakat Nirvana Alevi son anda hedefini değiştirmiş gibi görünüyor. Senin yaşamana izin vermiş. Neden böyle oldu sence? Açıklama yapmaya tenezzül eder misin?"
"Nirvana Alevi bilerek hamlesini senin üzerinden çekiyor. Eğer dikkatli şekilde bakmasaydık bunu fark etmeyecektik bile, şimdi sen çıkıp bu konuda bir şey bilmediğini mi söylüyorsun? Şaka gibi be," dedi bir elf Büyücü sırıtarak.
"Ne demeye çalışıyorsunuz!?" Boynuzlu Boğa haklı olarak öfkelenmişti. Onun gibi aklı pek çalışmayan birisi bile neler döndüğünü anlayabilirdi.
"Oh, ben bir şey demeye çalışmıyorum. Sadece gördüklerimi sana aktardım o kadar. Yaptığın hamleleri ve yaşadığın şeyleri sen bizden daha iyi bilirsin," dedi elf Büyücü soğuk bir ses tonuyla. Zaten bu elf Büyücünün Boynuzlu Boğa ile ilişkisi çok iyi sayılmazdı. Video kaydını gördükten sonra ise aklında köstebeğin kim olduğuna dair bir fikir oluşmuştu.
"Yani... Siz... Siz köstebeğin ben olduğumu mu düşünüyorsunuz? Madem köstebek benim, o halde şimdi beni öldür! Lanet olsun! Sence ben seni alt edemez miyim ha?" Boynuzlu Boğa küfür ederek konuşmaya başlamıştı. Elf Büyücüye saldırıp hayatını sonlandırmak istiyordu.
Ortamdakiler harekete geçip Boynuzlu Boğayı tuttular.
Bu manzarayı gören Atik Acer'in dudakları fark edilmeyen bir gülümseme ile kıvrıldı. Kendisi de ortamı sakinleştirmek için ayağa kalktı. Şüpheleri başkasının üzerine çekme konusunda başarılı olmuştu. Bu esnada Yükselen Melek de istemsiz şekilde Boynuzlu Boğadan şüphelenmeye başlamıştı.
"Yeter!” Yükselen Meleğin sesi salonda yankılandı.
"P... Patron!" Boynuzlu Boğa Yükselen Meleğin öfkeli yüzüne bakıyordu.
Yükselen Melek Boynuzlu Boğaya bir bakış attıktan sonra konuştu, "Toplantı bitmiştir. Bu konu hakkında bir daha kimse konuşmayacak. Zaten sizin yüzünüzden bugün oldukça fazla utanç yaşadık. Birlikteki herkesi Nirvana Alevinin Atlas İmparatorluğunda olduğuna dair uyarın. Uyanık olmalarını söyleyin!"
"Emredersiniz!" herkes uyum içinde bağırdı.
Boynuzlu Boğa şaşkındı, yüzünde somurtkan bir ifade vardı. Yükselen Meleğin gözlerinde kendisine karşı bir soğuma olduğunu görebiliyordu. Başka bir deyişle, patronu kendisinden şüpheleniyordu. Üstelik hiçbir suçu yoktu! Fakat yine de suç kendi üzerine kalmıştı. Bu aşamada Melek Müfrezesinin bünyesinde kalmanın ne anlamı vardı ki? İhanete uğramış gibi hissediyordu.
Boynuzlu Boğanın Melek Müfrezesi içerisindeki sosyal bağlantıları oldukça iyiydi. Üç oyuncu onu rahatlatmak için yanına geldi.
"Endişelenme Boynuzlu Boğa. Sana inanıyoruz!"
Kardeşlerinin samimi ifadelerini gören Boynuzlu Boğanın gözleri dolar gibi oldu. Omuzlarını sıvazlayarak duygu dolu ses tonuyla konuştu, "Kardeşlerim, teşekkür ederim! Bunun anlamı benim için çok büyük!"
Herkes kendisinden şüpheleniyor olmasına rağmen Boynuzlu Boğaya yakın olan arkadaşları koşulsuz şekilde ona inanmıştı. Bu yeterliydi.
