Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 705: Yeni Bölgeyi Teftiş
Nie Yan neredeyse bütün iksir piyasasını eline almıştı. Kimse de hükmünü sarsamazdı.
İksir fiyatlarındaki artıştan ötürü Katleden Kılıç, İlahi Muhafızlar ve Melek Müfrezesi gibi loncaların, Yıldızlı Gece İksir Dükkanından toplu iksir alımı yapmaktan başka şansları kalmamıştı. Öfkeden dişlerini sıksalar da ellerindeki tek seçenek buydu.
Birkaç gün sonra bir olaylar silsilesi yaşandı. Nie Yan iksir pazarını tekeline alma niyetini belli ettiğinde küçük dükkanlar sektörde onunla rekabet edemeyeceklerini anlamışlardı. Çoğu istemeyerek dükkanını kapattı. Bazıları diğer sektörlere yöneldi. Dükkanını satanlar bile vardı.
On milyonlarca altını elinde bulunduran Nie Yan, en büyük oyuncu olarak yerini sağlama almıştı. Melek Müfrezesi ve Yüzyıl Mali Grubu gibi para babaları bile onunla yarışamazdı. Kapanan dükkanların önemli bir bölümünü ele geçirmişti.
Devasa bir ticaret imparatorluğu doğuyordu.
Nie Yan takvime baktı. Ulular Meclisine görünmesini söyleyen bildirim geleli dokuz gün olmuştu. Gününün dolması yakındı. Elindeki mali güçle bölgesini inşa etmeye başlayabilirdi.
Bazı lonca meseleleriyle ilgilendikten sonra raporları okudu. Qin Han iskelet ordusunu beklemede tutuyordu. Öyleyse yerinde durup onun saldırmasını beklemek anlamsızdı. Gerekirse hızla geri dönebilirdi. Yani Ulular Meclisine gidebilirdi.
Ulular Meclisi... Burası hala görkemini koruyordu. Kapının önünden geçen oyuncular korkularından başlarını eğiyorlardı.
Ulular Meclisine giren Nie Yan ters bir şey fark etti. Büyük Jebiah ve Ulu Redwin burada değildi. Onu karşılamaya Ulu Manwell denen bir NPC gelmişti. Onun da Ulular Meclisindeki konumu düşüktü. Orta yaşlarda ve yapılıydı.
Ulu Manwell Nie Yan'ı bir salona aldı. İçerisinin sessizliği Nie Yan'ı şaşırtmıştı. Önceki muhafızlar ortalıkta yoktu.
Nie Yan'ın içi şüphe ile dolmuştu. Ancak fazla sorgulamamanın hayrına olacağına karar verdi. Ulular Meclisindeki herkes efsanevi NPClerdi. Parmaklarını şıklatarak Nie Yan'ı öldürecek güçtelerdi. Onların meselelerine burnunu sokması aptallık olurdu. Haliyle Ulu Manwell'in peşinde sessizce yürüdü. Gözleri sürekli olarak sağı solu tarasa ve biraz şüpheli görünse de önemli bir şey olmamıştı.
"Yüce Elçi, Büyük Jebiah uzun bir yolculuk için Zümrüt İmparatorluğundan ayrıldı. Ayrılmadan önce bana bir görev verdi." Ulu Manwell Nie Yan'a üç eşya uzattı.
Bunlar bir harita, bir tapu ve bir de kristal parçacıktı.
"Ulu Manwell, Büyük Jebiah'ın nereye gittiğini biliyor musunuz?" diye sordu Nie Yan.
"Üzgünüm, nerede olduğunu bilmiyorum." Ulu Manwell'den cevap çıkmayınca Nie Yan vazgeçti. Garip şeyler oluyordu. Zümrüt İmparatorluğu hortlakların istilasına uğramıştı. Fakat Ulular Meclisi bir şey yapmadığı gibi Büyük Jebiah ortalıkta görünmüyordu.
Nie Yan yanlış bir şeyler olduğunu bilse de soramıyordu. Ulular Meclisi hassas bir yerdi. Yapmaması gereken bir şey yapması halinde sadece kendini değil, bütün Niuren Birliğini yakabilirdi.
"Anlıyorum. Teşekkürler, Ulu Manwell." Nie Yan başıyla onayladı.
Oyun çapında bir duyuru yayınlandı.
Nirvana Alevi adlı oyuncuya Dün unvanı bahşedildi. Tımar olarak Abernathy Büyük Otlağı ile ödüllendirildi.
Oyuncu kitlesi ayaklanmıştı. Yeni gelişme tartışmaların odağındaydı. Nie Yan birbiri ardına inanılmaz işler başarıyordu. Önce Yüce Elçi unvanını almış, şimdi de Dük olup kendi bölgesiyle ödüllendirilmişti. Nirvana Alevi efsanesiyle kimse boy ölçüşemezdi.
Duyuru Nie Yan'ın başarılarını daha bir gösterişli kılıyordu.
Bütün büyük güçler Nie Yan'ın hareketlerine dikkat kesilmişlerdi. Kendi bölgesine sahip olması herkesi şaşkına çevirmişti. Hemen Abernathy Büyük Otlağının nerede olduğunu aradılar. Bulduklarında kimisi sevindi, kimisi ise umutsuzluğa kapıldı.
Bölgeye uzak loncalar konudan bağımsız olduklarından endişelenmelerine gerek kalmamıştı. Ancak yakın olanlar kara kara düşünüyorlardı. Kimse Niuren Birliği tarafından yutulmak istemiyordu. Bu konuda en büyük endişeyi Melek Müfrezesi ve Yüzyıl Mali Grubu taşıyordu.
Abernathy Büyük Otlağı iki imparatorluğun ortak sınırında yer alıyordu. Niuren Birliğinin buraya konması, Melek Müfrezesine karşı büyük bir tehditti.
…
Melek Müfrezesi lonca karargahı... Siyah cübbeli Cao Xu ana salona girdi.
"Fan, uzun zamandır görüşemiyoruz."
Yükselen Melek mavi deri zırhıyla masanın başında oturmuştu. Başıyla misafirini selamladı. "Gerçekten uzun zaman oldu Kardeş Cao. Umarım iyisindir."
"Nirvana Alevinin Abernathy Büyük Otlağıyla ödüllendirildiğini bildiğini farzediyorum. Ne düşünüyorsun?"
"Otlak iki imparatorluğu sınırında yer alıyor. Sıradan uçan bineklerle Ork Kralı Şehrine üç saatte varılabilir. Kuşatma silahları da bir günden kısa sürede sevk edilebilir. Açıkçası endişeliyim. Kardeş Cao, aklında bir çözüm var mı?" Yükselen Melek Niuren Birliği ile eninde sonunda savaşacağını biliyordu. Savaştan korkuyor değildi. Ancak savaş başlamadan avantajı rakibine kaptırmak istemiyordu.
"Maalesef. En azından şimdi aklıma bir şey gelmiyor. Bölgesi üç ay koruma altında. Monet Mali Grubunun uzun süre dayanabilmesi lazım. Niuren Birliğinin gücünü azaltabilirlerse işimize gelir. Şimdilik savunma önlemleri almamız yeter. Şu üç ay dayanabilirsek Nirvana Alevi'nin bölgesini yok edebiliriz." Atlas İmparatorluğunda uzun süredir faaliyet gösterip otuzdan fazla loncayı bünyesine katan birinin gücü hafife alınmamalıydı. Üç şehir kontrol ederek, beş şehir kontrol eden Melek Müfrezesinden hemen sonra geliyordu.
Yükselen Melek başını salladı. Niuren Birliğine karşı önlemler almaya başlamıştı bile. Tabii Cao Xu'ya bundan bahsetmemişti. İkili birbirinden pek çok şey saklıyordu. Dışarıdan görüldüğü gibi bir arkadaşlıkları yoktu. Yüzyıl Mali Grubu Melek Müfrezesinde hisse sahibi olduğundan iş ortağı olmuşlardı. Fakat aynı zamanda birbirlerine rakiplerdi.
"Niuren Birliği kısa süre önce iksir piyasasını tekeline aldı. Biz de zorunlu olarak Yıldızlı Gece İksir Dükkanından iksir alıyoruz. Niuren Birliğinin nüfuzu hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Bir de bölgeyi geliştirebilirlerse büyük bir felaketle yüzleşiriz."
"Endişelenme Kardeş Cao. O kadarını biliyorum."
Atlas İmparatorluğunun en büyük iki gücü Niuren Birliğiyle nasıl ilgileneceklerini konuşuyordu.
…
Nie Yan, Kılıç Parıltısı, İzmarit ve üç kişi daha Kalor'dan Nisode'ye ışınlandı. Sonrasında uçan bineklerine atlayıp Abernathy Büyük Otlağına uçtular.
İki saat sonra koca bir dağı geçtiklerinde otlağın sınırına vardılar. Ufukta uçsuz bucaksız bir yeşillik görünüyordu. Suları berrak göller otlağa yayılmışlardı. Arada bir yaratık sürülerine rastlamak mümkündü.
"Burası Abernathy Büyük Otlağı mı?" Kılıç Parıltısının ağzı açık kalmıştı. Koca arazi sadece Nie Yan'a mı aitti? Bu inanılmaz bir şeydi!
"Evet. Gördüğün her yer bizim." Nie Yan hafifçe gülümsedi.
Haritaya göre otlak, Kalor'un düzlüklerinden bile genişti.
Grup ilerlemeye devam etti. Beş dakika daha uçtukları halde otlağın sonunu göremiyorlardı.
Burası epey genişti!
Kılıç Parıltısı ve diğerleri şaşkınlıklarını gizleyemiyordu.
Aşağıdaki arazide sıra sıra beyaz çadırlar gördüler. Buralarda otlağın yerlileri yaşıyordu. Bölgenin tamamında yaşayan 500.000 NPCnin 200.000 tanesi insan, 300.000 tanesi ise orktu. Irkları fark etmeksizin Nie Yan'ı hükümdarları olarak kabul etmezlerse iki imparatorluk tarafından yok edilmeleri işten değildi.
Nie Yan bölgede mutlak otorite sahibiydi. Yasa koymak, yerli NPClerin hayatlarını elinde tutmak... Arkasında iki imparatorluk olduğu sürece her şey mümkündü. Lakin bu gücünü despot bir hükümdar olmak için kullanmayacaktı. Burada barınmak istiyorsa çelik yumruk işe yaramazdı. NPClerin desteğini kazanması şarttı. Ancak o zaman hükmü sorgulanmazdı.
Engin otlaklar Nie Yan'ı beklentiyle doldurdu. Nihayet bölgesini inşa etmeye başlayabilirdi.
