Series Banner
Novel

Bölüm 926

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 926: Yanımda Kal!

Bölüm 926: Yanımda Kal!

Fang Xi'yi iten genç adamların üzerinde bir ay süslemesi bulunan uzun siyah cübbeler vardı. Adamların özellikle katı ve kuralcı bir havaları vardı ve onlara bakınca sanki zehirli bir yılana bakıyormuş hissi veriyorlardı.

Dahası, gelişim merkezleri 3. aşama Ölümsüz seviyesindeydi ve kudretli birer Ölümsüz görüntüsü veren biçimsiz dalgalar yayıyorlardı.

Çevredeki insanlar onları gördüklerinde yüzleri titreşti ve kalpleri korkuyla doldu. Yavaş yavaş gerilemeye başladılar.

"Onlar Siyahay Muhafızları!"

"Birçok tarikat ve klanın Seçilmişleri Doğu Miraç Güneşi için buraya geldiler ve Siyahay Muhafızları düzeni sağlamakla görevlendirildiler!"

"Fang Klanında dokuz tane muhafız birliği var ve bunların dört tanesi gezegenin dışında görev yaparken beş tanesi Doğu Zaferi gezegeninde yetkili. Bu beş birlikten Siyahay Muhafızları ve Morgüneş Muhafızları atasal konakta görevliler!"

Fang Klanının dokuz birliğinin her biri savaşta görkemli başarlılar elde etmişti ve Dokuzuncu Dağ ve Denizi sarsmıştı. Siyahay Muhafızları ise tıpkı zehirli bir yılan gibi habis ve vahşi olmalarıyla biliniyorlardı.

Bu itibarları hem Fang Klanında hem de dışarıda geçerliydi. Herkes onlardan korkuyordu.

Fang Xi karşısındaki genç adamlara baktı ve yüzü titreşti. Kelimeler adeta boğazında takılıp kalmıştı. O, saf soydan olsa da klandaki herkes saf soyun düşüşte olduğunu biliyordu. Yani... Siyahay Muhafızlarını kızdırmayı göze alamazdı.

"Fang Xi," dedi genç adamlardan birisi soğuk bir tonla, "Parlakay Gölü kıyısında gürültü ve taşkınlık yaptığın için, huzur bozmaktan ve diğer tarikatların temsilcileri önünde itibar zedelemekten dolayı buradan 300 metre uzaklaştırma cezası aldın!" Genç adamın ses tonunda en ufak bir nezaket yoktu.

"Eğer herhangi bir Siyahay Muhafızına 300 metreden fazla yaklaşırsan," dedi diğer genç adam küçümseyici gözlerle, "bu davranışın bir isyan çıkartma hareketi olarak değerlendirilecek! Fang Xi, şimdi kaybol buradan!" Bununla birlikte elini sallayarak başka bir rüzgarın ortaya çıkmasına ve Fang Xi'yi itmesine neden oldu.

Fang Xi direnç gösteremedi ve göz açıp kapayıncaya kadar aşağı yukarı üç yüz metre kadar geri çekildi. Fang Xi'ye bakarken çevredeki insanlar sessizdi.

Fang Xi en sonunda 299 metrede durdu. Yüzü soluktu ve titriyordu. İki genç adama bakarken gözleri öfkeyle dolup taşıyordu.

O aptal değildi ve o ikisinin onu insanların önünde bilerek aşağıladıklarının farkındaydı. Onlar tarafından böyle alaycı şekilde bölgeden sürüldüğünün haberi hızla yayılacaktı.

Özellikle...onu aşağılamak için başvurdukları yol çok açıktı. Sahip oldukları gelişim merkeziyle onu kolayca 300 metre öteye sürebilirlerdi. Bunun yerine 299 metre geriye itmişler ve Fang Xi'nin kendi kendine son bir metreyi geçmesini istemişlerdi.

Fang Xi'nin gözleri kıpkırmızıydı ve yaklaşık 300 metre ötedeki genç adamlara bakarken nefesi hızlanmıştı. Geri adım atmak istemiyordu ama aynı zamanda klan kuralları da her şeyden üstün geliyordu. Siyahay Muhafızları bölgede düzeni sağlamakla görevliydi ve eğer onlara karşı açıktan bir başkaldırı gerçekleşirse karşılık olarak neredeyse istedikleri her şeyi ona yapabilirlerdi. Her şeyden önemlisi Siyahay Muhafızları... Fang Wei'nin yan dal ailesinin kontrolü altındaydı.

Fang Xi yumruğunu sıktı, herkesin bakışları altında başını eğdi ve son bir metrede kendi rızasıyla çekildi.

Bu son adım Fang Xi'nin gururunu yerle bir eden bir hareketti ve soyunu aşağılamıştı. Fakat Fang Xi'nin bunu kabul etmekten başka şansı yoktu; karşı koymasına imkan yoktu.

Herkesin bakışları altında olduğu yerde titriyordu. Çoğu izleyici kalbinden iç geçirse de kimse konuşmadı.

Siyahay Muhafızı olan iki genç ise soğukça güldüler ve ardından Fang Xi'ye daha fazla aldırmadan oradan ayrılmaya hazırlandılar.

Herkes artık Fang Xi'yi azarlamalarının bittiğini düşünmüştü. Fang Xi bile bağını eğince daha fazla zorlukla yüzleşmeyeceğini tahmin etmişti....

Fakat tam bu noktada iki Siyahay Muhafızı aniden Fang Xi'nin yanında belirdiler. Aniden ellerini salladılar ve gelişim merkezlerinin güçle çalkalanmasına neden oldular. Vahşi bir rüzgar peyda olarak Fang Xi'yi sardı ve onu tekrar geriye doğru sürdü.

Bu sefer yine 299 metre geri sürüklenmişti.

"Siyahay Muhafızları seni zaten uyarmıştı," dedi birisi soğuk bir sesle. "Bizim olduğum bir noktadan en az 300 metre ötede duracaksın! Şimdi buradayız, o yüzden baş git!"

"SENİ!!" Fang Xi titriyordu ve gözleri kıpkırmızıydı.

Siyahay Muhafızları Fang Xi'nin bu tepkisine güldüler ve gözleri soğukça parladı. Sanki Fang Xi'nin karşılık vermesini bekliyor gibilerdi. Onun babasından korkuyor olsalar da emirleri Press Wei'nin gözetiminde almışlardı. Üstelik, burada düzeni korumakla görevlilerdi, bu yüzden eğer Fang Xi fevri bir hareket yaparsa arkalarındaki güçlü adamlar onlar için herhangi bir durumda destek olacaklardı.

Fang Xi öfkeliydi ve her şeyi bir kenara atıp karşı koymak istedi. Ama sonra babasının nasıl sık sık saf soy konusunda iç geçirdiğini düşündü. Fang Xi güçlü bir kişiliğe sahip değildi, çoğunlukla kibardı. Babasının başına sıkıntı getirmek istemiyordu, acı bir ifadeyle bir adım geriledi.

Geri adım attığında gözlerinde yüzünde hüzünlü bir ifade belirdi.

Tam bu sırada ondan fazla Siyahay Muhafızı aniden ortaya çıktı. Kalabalık geri çekilerek onlara yol açtı. Siyahay Muhafızları Fang Xi'ye soğuk gözlerle baktılar.

Fang Xi başını eğdi ve geri çekilmeye devam etti. 300 metre. 1,500 metre. Kısa süre sonra kalabalıktan tamamen çıkmıştı ve Parlakay Gölünün 3,000 metre uzağındaydı. Siyahay Muhafızları ona küçümseyici gözlerle bakıyorlardı. Fang Xi o sırada mecazi olarak yaralanmış ve hırpalanmıştı.

"Bir adım daha!" dedi en yakınındaki Siyahay Muhafızı soğuk bir sesle. Şuan onunla arasında 299 metre vardı.

Ortama mutlak bir sessizlik hakimdi. Birçok klan üyesi kalbinden iç geçirse de hiçbir şey söyleyemedi. Fang Klanının saf soyu düşüşteydi ve Fang Wei'nin soyu yükseliyordu. Şuan durum buydu.

Fang Xi artık burada kalamayacağını anlarken acı acı güldü. Tam arkasını dönüp ayrılmaya hazırlanırken aniden arkasında bir el belirdi ve onu hafifçe geri çekerek son adımı atmasına izin vermedi.

Aynı sırada arkasından sakin bir ses geldi.

"Sorun ne, Fang Xi?"

Fang Xi bu sesi duyunca tüm vücudunu bir titreme aldı. Arkasını döndüğünde orada sanki hiçlikten ortaya çıkmış gibi Meng Hao belirivermişti. Omuzuda tünemiş olan papağan Fang Xi'ye göz kırptı.

Meng Hao çıt bile çıkarmadan orada belirivermişti ve yakınlardaki klan üyeleri bile ne zaman geldiğini anlamamışlardı. Tek gördükleri şey aniden Fang Xi'nin tam arkasında beliren Meng Hao idi.

Ondan fazla sayıda Siyahay Muhafızı vahşi gözlerle o tarafa doğru baktılar. Şok olmuş gibilerdi çünkü Meng Hao'nun ne ara oraya geldiğini anlamamışlardı. Adeta göz açıp kapayıncaya kadar ortaya çıkıvermişti.

Onun sahneye çıkışı hemen Fang Klanı üyeleri arasında hareketliliğe neden oldu.

"Bu Fang Hao!"

"Çok garip bir giriş yaptı! En ufak bir yerdeğişim dalgası bile yaratmadı!" Birçok insan kalbinin güm güm attığını hissetti. Meng Hao daha yeni Göksarayı Güneşruhu Hapını yapmıştı ve Fang Klanı Tao Çanının çalmasını sağlamıştı. Şuan Meng Hao birçok klan üyesinin üzerinde derin derin düşündüğü bir figürdü.

"Kuzi..." dedi Fang Xi ona bakarak. Yüzünde şikayetçi bir ifade vardı. Yüzündeki bakış tıpkı başı beladayken sevdiği bir yakınını görmüş bir insanın bakışına benziyordu.

Meng Hao hafifçe gülümsedi, ardından omuzuna hafifçe vurdu. Fakat Meng Hao'nun kalbindeki buz gibi bir soğukluk canavar gibi uyandı. Biraz önce oraya gelirken Siyahay Muhafızlarının Fang Xi'ye yaptıklarını görmüştü.

"Fang Xi, yanımda kal. Bakalım yolumuza çıkmaya cesareti olan var mı?" Bununla birlikte Meng Hao Fang Xi'nin önüne geçti ve yürümeye başladı. Fang Xi derin bir nefes aldı. Gözleri kararlılıkla dolarak Meng Hao'yu takip etti.

Onlarca Siyahay Muhafızı Meng Hao'nun yaklaşmasını izlerken yüzlerinde çeşitli ifadeler belirdi. Meng Hao otuz metre kadar yürüdüğünde Siyahay Muhafızlarından iki tanesi soğukça homurdandı ve ardından ona yaklaştı.

"Sen gelebilirsin," dedi bir tanesi, "Ama Fang Xi burada nizamı bozdu ve eğer bize 300 metreden fazla yaklaşmaya cesaret ederse cezalandırılacak!" Göz açıp kapayıncaya kadar iki Siyahay Muhafızı Meng Hao'nun tam önünde belirmişlerdi.

Onların sözleri hala havada yankılanırken Meng Hao aniden sağ elini kaldırdı ve önüne doğru itti. Gümbürtü sesiyle birlikte şiddetli bir rüzgar peyda oldu. Aniden biçimsiz bir Uçan Yağmur-Ejderi ortaya çıkarak sessiz bir çığlıkla Siyahay Muhafızlarına doğru fırladı. Göz açıp kapayıncaya kadar üzerlerine çökmüştü. Adamların yüzleri titreşti ve bütün güçleriyle karşı koymayı denediler. Fakat ağzılarında kanlarla kenara doğru savruldular.

Bu gelişme hemen kalabalıkta şok etkisi yarattı. Şunu göz önüne almak gerekiyordu, Siyahay Muhafızları Fang Xi'yi hedef alsalar da tek yaptıkları şey onu bölgeden sürmekti. Ona saldırmamışlar ya da onu yaralamamışlardı. Buna karşın Meng Hao ezici bir güçle saldırmış ve hemen iki Siyahay Muhafızını yaralamıştı.

Fang Xi aniden gerilmeye başladı ama Meng Hao'nun ifadesi her zamanki gibi soğuktu. İlerlemeye devam ederken geriye kalan bir düzine kadar Siyahay Muhafızı ona doğru yöneldiler.

"Huzuru bozdun ve hatta insanların yaralama cüreti gösterdin! Fang Hao arkanda Simya Tao'su Bölümü bile olsa bugün klanın cezasıyla yüzleşeceksin!"

Bir düzine kadar Siyahay Muhafızı Meng Hao'ya doğru fırladılar. Tam onlarca metre yakınına geldiklerinde Meng Hao'nun gözlerinden aniden canlı bir ışık ışınları patladı ve hiçbir şey söylemedi.

"KAYBOLUN!"

Bu kelimeler gök gürültüsü gibi çaktı. Ses bölgeyi doldurdu ve hatta Doğu Miraç Köşkündeki Seçilmişler bile o tarafa doğru baktılar.

Meng Hao'nun önündeki Siyahay Muhafızları sanki devasa, görünmez bir dağ üzerlerine çökmüş gibi hissettiler. Ağızlarından kan geldi ve kulakları sağır edici bir gürültüyle doldu. Aniden gelişim merkezlerinin dengesizleştiğini hissettiler. Onların Ölümsüz Aleminde olmaları önemli değildi; korkunç bir rüzgar üzerlerine eserken titremeye başladılar ve geriye doğru sendelediler. Meng Hao'nun bir cümlesi onların zihinlerini titretmiş ve savrulmalarına neden olmuştu.

Çevredeki Fang Klanı üyeleri mutlak bir şok içindelerdi.

Fang Xi afallamış bir halde bakakalırken Meng Hao sakince yoluna devam etti. Kalabalık hemen açıldı ve Meng Hao için göle kadar uzanan bir yol yarattılar!

Gölün ortasındaki adada bulunan Doğu Miraç Pagodasında Fang Wei ve diğerleri kalabalığın sanki bir çeşit Ölümsüz İlah ortaya çıkmış gibi açılmasını izlediler.

Meng Hao orada ortaya çıktı. Dimdik duruyordu ve uzun saçları omuzlarından dökülüyordu. Yüzünde ağırbaşlı ve sert bir ifade mevcuttu, sanki şöhretini artırması ona kimsenin göz ardı edemeyeceği kör edici bir aura vermiş gibiydi.

Köşkteki Seçilmişler üzerlerine gelen kişinin Meng Hao olduğunu görünce yüzlerinde çeşit çeşit ifadeler belirdi.

Ona bakarken Li Ling'er'in yüzü nefretle titreşti.

Sun Hai'nin gözleri kocaman açıldı, derin bir nefes aldı ve istemsizce geriledi.

Song Luodan ve Taiyang Zi Meng Hao'yu gördüklerinde gözleri delici bir ışıkla parladı.

Bir de bakışları keskin bir hançeri andıran Fan Dong'er vardı. O anda Meng Hao'yu lime lime doğramaktan daha büyük bir arzusu yoktu. Nefesi hızlanmaya başladı ve önceki metanetli ifadesini artık daha fazla sürdürmesi imkansız hale geldi.

"Meng Hao...."

53 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 926