I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1526: Kıtalar Üstünde Uçmak!
Bölüm 1526: Kıtalar Üstünde Uçmak!
Dördüncü kıta harabelerle kaplıydı ve ilk üç kıtaya göre daha terk edilmiş ve daha vahşi görünüyordu. Hatta Meng Hao cesetler bile fark etti! Geçen yıllar boyunca kurumuşlardı ve hiçbiri de tam değildi. Öyle parçalanmışlardı ki erkek mi kadın mı yada canlıyken hangi seviyede gelişim merkezine sahip olduklarını bilmek mümkün değildi. Ama yine de şok edici bir sahneydi bu. Meng Hao onların üzerinden uçarken istemsizce Yücegök'ün parmağının bu dünyayı nasıl yok ettiğini anımsadı. "Önceki üç kıta harabelerden başka bir şey barındırmıyordu," Tarikat Lideri konuşurken gözleri karmaşık duygularla titreşti. "Oralarda ceset yoktu. Cesetler dördüncü kıtadan itibaren ortaya çıkmaya başlıyor. Burada gördüklerin hiçbir şey. Daha ilerledikçe daha fazla ceset göreceksin. Sekizinci kıtaya ulaştığımızda her yerde ceset olduğunu ve hatta bazılarının bozulmamış olduğunu göreceksin." Önceki ziyaretleri ve antik kayıtlardan elde ettiği bilgiler ışığında Tarikat Lideri şuan ölüler şehrine dair daha derin bir kavrayışa sahipti. "Hatta bazıları kusursuz bir şekilde muhafaza edilmiş olan bazı büyülü eşyalar göreceksin. Fakat açgözlülük yapmamak gerek Yoldaş Taoist Meng. Gördüğün şeylerin hiçbirine dokunamazsın..." Bu noktada Jin Yunshan araya girdi: "Bu hazineleri ilk gördüğümüzde onları almak için açgözlülük yapan birisi vardı. Büyük bir ters etkiye maruz kaldı ve tüm ölüler şehrinden gelen korkunç bir kovma gücü onu vurdu. Açgözlülük yapan kişi herkesin gözü önünde kan gölüne dönüştü." Gözlerindeki korku belirgin olsa da aynı zamanda bu hazinelerin hiçbirini alamamanın verdiği bir acıklı his de görmek mümkündü. Meng Hao başıyla onayladı. Kutsal duyusunu gönderdi ve dördüncü kıtadaki sayısız hayaleti hissetti. Buraya ilk defa gelmişti ve kutsal duyusu yayılmaya başladığı anda yerlere dağılmış olan cesetler titremeye başladı ve ardından onların içlerinden hayaletler dışarı havalandı. Kısa süre sonra tüm dördüncü kıta hareketlilikle dolup taştı. Tarikat Lideri ve diğerleri bu manzara karşısında gözleri kocaman açıldı. Bu beklenmedik bir durum olmasa da yaşadıkları şiddetli soğuk kat kat artmıştı. Sayısız hayaletin Meng Hao'yu dördüncü kıtada hissetmesiyle uyanması ve gözlerinin delilikle parlamasıyla birlikte Gök ve Yer gümbürtüyle doldu. "İmparator'un aurası...." "Bu imparator...." Dördüncü kıtadaki bütün hayaletler havalandı ve Meng Hao'ya doğru uçtu. Şiddetli, şok edici soğukluk yayılırken Meng Hao'nun gözleri parladı ve elbise kolunu fiskeledi. Bir an bile duraksamadan harekete geçti. Yola devam ederken dördüncü kıtanın hayaletleri ona doğru akın etmeye devam etti. Onu uzaklardan gördükleri anda başlarını itaatkar bir şekilde eğdiler. Etrafındaki hayalet denizi giderek büyürken tüm kıtayı sardı. En sonunda Meng Hao beşinci kıtaya giden bir yamaca ulaştı. Orada tam 30,000 metre uzunlukta devasa bir heykel göründü. Bu şok edici bir sahneydi, adeta devasa bir dağ beşinci kıta yolunu kesmiş gibiydi. "Bu dağa karşı herhangi bir savaş olmayacak," Tarikat Lideri konuştu. "Beşinci kıtaya nasıl geçeceğimizi çözmek için çok zaman harcamıştık. En sonunda aşağı yukarı yarım yıl beklemek gerektiğini bulduk. "Bu süreçte dağ yavaş yavaş küçülerek 300 metre uzunluğa kadar düşecek. Ardından o en küçük halindeyken nispeten güvenli bir şekilde geçebildik. "Şuan dağı zorlayarak geçmeyi denersek öfkelenecek. Gelişim merkezi seviyelerimizi düşününce hala bizim için bir tehlike arz ediyor olacak. Ne de olsa bu heykel bu topraklar hala canlıyken inşa edildi ve bu durum onu sonsuz bir güçle doldurdu.... Yoldaş Taoist Meng, burada bir süre beklememiz gerektiğini düşünüyorum.” Tarikat Lideri bu dağı daha önce görmüş olsa da onun görkemli yüksekliğini her gördüğünde hala afallayıp kalıyordu. "Yarım yıl mı?" Meng Hao konuştu. "O kadar bekleyemem," daha Tarikat Lideri karşılık veremeden önce Meng Hao'nun gözleri parladı ve devasa dağı işaret etti. "Bu dağı benim için oradan çekin!" Sözlerini kutsal duyusuyla güçlendirerek haykırdı. Etrafındaki engin hayalet denizi hemen kükremeye ve enerjiyle taşmaya başladı. Yayılan aura Tarikat Lideri ve diğerlerinin tüylerini diken diken etti. Sayısız hayalet devasa dağa doğru akın etti. Gümbürtü sesleriyle birlikte dağ sarsılmaya başladı ve hatta ileri geri sallandı. Tarikat Lideri ve diğerleri dağın ileri geri sallandığını ve beklenmedik şekilde yavaş yavaş havaya yükseldiğini fark edince ağızları açık kaldı. Dağ yerden ayrılırken yer sallandı. Meng Hao dağın etrafındaki hayaletleri görebiliyordu. Kükreyerek tıpkı Meng Hao'nun talep ettiği gibi şok edici güçlerini serbest bırakmışlar ve dağı hareket ettirmeye odaklanmışlardı! Devasa dağ yükselmeye devam ederken hava gümbürtü sesleriyle doldu. Kısa süre sonra Tarikat Lideri ve diğerlerinin şaşkın bakışları altında yerden otuz metre kadar havaya yükselmişti! Aynı zamanda dağın zirvesinden bir kükreme sesi yankılandı. Dağ devasa gözünü açarken kayalar ve taşlar düştü. Bir burun, ardından bir ağız ortaya çıktı. Şaşırtıcı şekilde tüm yüzü belirgin hale geldi. Bu gözleri öfke saçan antik bir yüzdü. "Kim... beni uykumda-- huh?" Ses inanılmaz bir baskı ve gurur barındırıyordu ve hatta sanki Gök ve Yer'i değiştirebilecek doğal kanun gücüne sahipti. Fakat sözünü bitiremeden önce aniden sessizliğe büründü. Yüz sayısız hayalete ve yaydıkları sonsuz düşmanlığa baktı, bu tıpkı tek bir cümle haykıran patlayıcı bir irade gibiydi! "Kapa çeneni!" Topraklar, dağlar, gökyüzü her yer titriyordu. "Lanet olsun, tüm bu hayaletler nereden geldi!?" Yüz kendini tutamadı. Ardından ağzı sıkıca kapandı. Yüzünde korku dolu bir ifadeyle Meng Hao'ya baktı. Bir an sonra gözleri kapandı ve dağın içine geri gömülerek hayaletlerin dağı hareket ettirmesine karşı herhangi bir hamle yapmadı. Tarikat Lideri'nin gözleri kocaman açılmıştı. Yanında duran diğer 9 Özlü Paragonlar şok olmuş gözlerle birbirlerine baktılar. Buraya kendi başlarına geldiklerinde yol boyunca hep son derece dikkatli ve ihtiyatlı davranmışlardı. Fakat Meng Hao yoluna çıkan her şeyi adeta görmezden geliyordu. En fazla... yüzleştiği durumu çözmek için birkaç kelime diyordu. Jin Yunshan'ın yüzü seğirdi ve ardından ayıplarcasına dağa baktı. Bu noktaya ilk ulaştıklarında ve dağı geçmeye çalıştıklarında meydana gelen olayları asla unutamamıştı. Onun sahip olduğu Göksel kudret onları şok etmişti. Dağ adeta kendi güvenliği konusunda kaygılanır gibi küçülüp hayaletlerin kendisini daha da kolay hareket ettirmesini sağlarken Jin Yunshan'ın aşağılayıcı ve ayıplayıcı bakışı daha da büyüdü. Jin Yunshan ne diyeceğini bilemedi. Sha Jiudong derin bir nefes aldı ve Bai Wuchen geçmiş yıllardan kalma sarsılmaz tavrını tamamen terk etti. Kısa süre sonra dağ yoldan tamamen çekildi ve ardından yan tarafa yerleşti. Hayaletler akın ederek beşinci kıtaya giden yolu tamamen temizlediler. Meng Hao her zamanki ifadesiyle ileri doğru uçtu. Bir an sonra beşinci kıtadaydı. Derin bir nefes aldıktan sonra yola devam etti. Ölüler şehrine girdikleri andan şimdiye kadar on gün bile geçmemişti. Beşinci kıta boyunca birkaç gün daha seyahat ettiler. Burası diğer kıtalardan daha kasvetliydi. Meng Hao aşağıdaki cesetleri gözlemleyerek beşinci kıtanın sonuna vardı ve burada iki kıtayı birbirinden ayıran devasa bir su dalgasının olduğunu gördü. Bu sefer Tarikat Lideri hiçbir şey söylemedi. Meng Hao'nun hayaletlere sahip olduğunu düşününce en iyisinin sadece Meng Hao'yu takip etmek olacağına karar vermişti. Haklıydı. Meng Hao elbise kolunu fiskeledi ve hayalet denizi ileri akın etti. Şimdi onlara beşinci kıtanın hayaletleri de dahil olmuştu ve deniz daha da görkemli bir hal almıştı. Devasa dalgaya çarptı ve dalga buna karşı tamamen dirençsiz kaldı. Parçalandı ve Meng Hao hayalet ordusuyla birlikte sonraki kıtaya doğru ilerledi. On gün içinde altıncı kıtadan yedinciye, ardından da sekizinciye geçtiler! Meng Hao'nun hayalet denizi giderek büyümeye devam etti. Sekizinci kıtaya ulaştıklarında adeta etrafında dolanan devasa bir burgaç halini almıştı. Öyle güçlüydü ki Tarikat Lideri ve diğerlerinin gözleri kocaman açılmıştı. Burgacın içinde dolanan sayısız hayalet vardı ve bir araya gelerek herkesin görebileceği devasa, hayali bir hayalet kafası oluşturmuşlardı! Sadece bununla da kalmayacaktı. Daha da şaşırtıcı olan şey sekizinci kıtadaki sayısız cesedin ayağa kalkması ve daha önce boş olan göz yuvalarının alevle yanmasıydı. Hepsi de sekizinci kıtanın sınırına doğru ilerlediler.
