I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1525: Tekrar Ölüler Şehri
Bölüm 1525: Tekrar Ölüler Şehri
"Yüzlerce yıl boyunca buraya sayısız kez geldik," dedi tarikat Lideri kaşlarını çatarak. "Burayı vuran felaketten nasıl kaçınacağımızı biliyoruz ve krizi atlatacağımız kusursuz bir yerimiz var. "Fakat, sekizinci kıtayı asla geçemedik. Daima dokuzuncu kıta sınırında sıkışıp kaldık." Bu kadar seferin ardından dokuzuncu kıtaya geçme yöntemini bulamamışlardı. Bai Wuchen biraz ötede duruyordu. "Dokuzuncu kıtanın girişi bir kapı," dedi. "Ancak o kapıyı açarak içeri girebiliriz." Meng Hao başıyla onayladı ve ardından ilerlemeye başladı. Bu noktada ölüler şehrinin dış bölgesinde bulunan sayısız hayalet heyecanla Meng Hao'ya doğru akın etmeye başlamıştı. Tarikat Lideri ve diğerleri Meng Hao'nun ölüler şehrindeki gücüne ilk defa şahit olmuyordu ama yine de şaşkınlık yaşamışlardı. Özellikle Bai Wuchen istemsizce yüzlerce yıl önce Meng Hao tarafından yenildiği zamanı anımsadı. Kalbinden iç geçirerek Meng Hao'yu takip etmek için güçlerini serbest bıraktılar. Buraya her gelişlerinde dış bölgede bile mutlak bir ihtiyat ve dikkatle davranıyorlardı. Ama yanlarında Meng Hao varken... bu durum tam tersiydi. Hayaletlerin hükümdarı olan Meng Hao ile burada onlara zarar verebilecek hiçbir şey yoktu. Her geçtikleri yerde hayaletler gözlerinde arzu ve tapınmayla Meng Hao'nun etrafında toplanırken gümbürtüler hissediliyordu. Sanki Meng Hao onlardan kendilerini yok etmelerini istese hiç tereddüt etmeden buna itaat edebilecek gibilerdi. Etrafındaki hayaletlere baktığında gözlerinde garip bir ışık parladı. Buraya ilk geldiğinde ve hayaletlerin garipliğini tecrübe ettiğinde bir fikir şekillenmeye başlamıştı. Fakat o zaman hayaletleri kontrol edebiliyor olsa da bunu biraz gerçek dışı hissetmişti. Ama şimdi tamamlanmanın eşiğindeki Dokuzuncu Nazar ile birlikte aynı eski fikri düşünmeye başlamıştı. Bu sefer bunun gerçekçi olmadığını düşünmüyordu. Hatta... Bunu yapabileceğinden emindi! Ölüler şehrindeki bütün hayaletleri yanına alacaktı. Onlar ve Dokuzuncu Tarikat ile birlikte devasa bir orduyla geri dönüp 33 Gök'ü yok edebilirdi! Tabii ki Ölümsüz Tanrı Kıtası ve İblis Alemi Kıtasını hafife alamazdı. Aşkın olsa da hala düşmanlarını asla hafife almayacaktı. Bu iki düşmanın gerçek doğasına dair bazı tahminleri vardı ama yine de onlarla yüzleşirken tamamen hazırlıklı olmak istiyordu. Ayrıca eğer Dokuzuncu Nazarı özümsemeyi başarıp Aşkın olursa ölüler şehrinden ayrıldığında Yücegök'ün iradesinin deliye döneceğinin de farkındaydı. İlerlemeye devam ederken gözleri buz gibi parladı. Etrafındaki hayaletlerle birlikte birinci kıtaya doğru ilerledi. Köprüye ulaştıklarında Meng Hao hiç tereddüt etmedi. Etrafında hayalet deniziyle birlikte hiç duraksamadan geçti. Arkasındaki Tarikat Lideri ve diğerleri bu seferki ziyaretin öncekilere göre ne kadar farklı olduğunu gördüklerinde buruk bir şekilde gülümsediler. Geçmişteki ziyaretlerinde köprüden daima büyük bir ihtiyatla geçmek zorunda kalmışlardı. Ama şimdi Meng Hao basitçe bunu yapıyordu. İstemsizce biraz kıskandılar. "Burası sanki evi gibi..." Takip etmekte olan Jin Yunshan mırıldandı. Meng Hao köprüyü uçarak geçtiğinde ve tam birinci kıtaya adım atmak üzereyken köprünün aşağısından bir kükreme yankılandı. Sanki aşağıda bir çeşit karanlık ve habis varlık yukarı fırlayıp yolu kapamaya hazırlanıyordu. Dikkatli inceleyince bunun 300 metre uzunluğunda devasa bir kaplan olduğunu ve siyah rengi dolayısıyla etrafıyla adeta bütünleşmiş olduğunu gördüler. Meng Hao buraya son sefer geldiğinde ve köprünün altındaki uçuruma düştüğünde böyle bir kaplan görmemişti. Aşağı baktı ve gözleri onunla buluştu. Ardından kaplan ürperdi. Görünüşe göre hayaletlerden korkmamıştı ama Meng Hao'nun bakışı kalbini titretmişti. Geriye doğru çekildi, kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırarak ortadan kayboldu. Meng Hao gözlerini çevirdi ve yoluna devam ederek birinci kıtaya adım attı. Geçmişte bu kaplan Tarikat Lideri ve diğerleri için tam bir baş ağrısı olmuştu, bu yüzden onun böyle kaçtığını görmek onların tekrar buruk bir şekilde gülümsemesine neden oldu. O çok güçlüydü, inanılmaz bir savaş hünerine sahipti ve etrafındaki karanlıkla bütünleşmiş olması onun büyülü tekniklerini ve kutsal becerilerini daha da etkili kılıyordu. O ayrıca saldırılarında oldukça gaddardı. Öfkelendiğinde inanılmaz vahşi bir intikamcı ruh fırtınası oluşturabiliyordu. Son yüzlerce yılda Tarikat Lideri ve diğerleri bu köprüyü geçmek için oldukça büyük çaba göstermişlerdi. Ama şimdi.... "Burası gerçekten onun evi gibi...." diye düşündü Tarikat Lideri iç geçirerek. Fakat aynı zamanda bu sefer umutla da doldu çünkü gerçekten de dokuzuncu kıtaya girebilirlerdi. Hatta eğer Meng Hao bile dokuzuncu kıtaya girmeyi başaramazsa bunu kimsenin yapamayacağını hissediyordu. Meng Hao kıtaya adım attıktan sonra derin bir nefes aldı. Buraya üçüncü kez geliyordu. İlkinde ölüler şehrine yaptıkları ilk atılımdı ve ikincisi de bakır ayna parçası için geldiği zamandı. "Bu üçüncü ve belki son sefer. Ayrıldığımda Aşkın olmuş olacağım!" Gözlerinde garip bir ışıldayarak harekete geçti. Hızla ileri doğru fırlarken kafasını geriye atarak uzunca bir çığlık kopardı. Birinci kıta boyunca ilerlerken oradaki hayaletler titrediler ve hemen ona doğru uçmaya başladılar. "Bu İmparator...." "İmparator'un aurası... üçüncü kez!" "İmparator bizi çağırıyor...." Sayısız hayalet dört bir yanda belirdi. Gökyüzü titredi ve onlar Meng Hao'nun etrafında girdap gibi kümelenirken yer sallandı. Tarikat Lideri ve diğerleri daha önce benzer şeyler görmüştü ve hazırlıklıydı ama yine de istemsizce sarsıldılar ve aynı zamanda biraz kıskandılar. Onun etrafında hayaletler toplanmaya devam ederken o da hızını artırdı. Hayaletleri görebilen biri olsa onun etrafında sonsuz bir hayalet denizinin oluştuğuna şahit olacaktı. Bu engin denizin yanında gelişimciler ufak ve önemsiz görünecekti. Meng Hao'nun ise aslında kendi gücüyle uçmasına gerek bile yoktu, görkemli deniz onu taşıyabilirdi. Hayalet denizi birinci ve ikinci kıta arasındaki geçidi tamamen görmezden gelirken her yer titredi. Durdurulması adeta imkansızdı ve bir an sonra Meng Hao ikinci kıtaya geçti. Oradaki hayaletler de eşit düzeyde şaşırdı ve onun etrafına toplanarak engin denize katıldı. Gökyüzü karardı ve dünyadaki her şey şiddetle sarsıldı. Meng Hao elbise kolunu fiskeledi ve hayaletler üçüncü kıtaya doğru inanılmaz bir hızla fırladılar. Tarikat Lideri ve diğerlerinin ağzı açık kaldı. Onlar hayaletleri göremiyor olsalar da inanılmaz soğuğu hissediyordu ve çoktan aynı şeyi düşünmeye başlamışlardı. "Eğer böyle giderse... sekizinci kıtaya ulaştığımızda ne kadar hayalet toplanmış olacak?" Tüm grup şaşkın bakışlarla birbirlerini kontrol etti. Tüm Gök ve Yer gümbürtü sesleriyle yankılanırken sonsuz hayalet denizi Meng Hao'yu dördüncü kıtaya doğru götürdü. Dördüncü kıtanın girişi içeri girecek bütün canlı formlarını yiyip bitirecek gibi bakan sayısız vahşi gözle dolu devasa bir uçurumdu. Bu gözlerin yanında vücutları çürümüş etle kaplı, kaba saba elbiseli dev figürler vardı. Onlar sayısız cesedin derisinin birbirine dikilmesiyle oluşmuş devlere benziyorlardı. Meng Hao hayalet deniziyle birlikte yaklaştığında devler kükrediler ve havalandılar. Gözler kıpkırmızı parlamaya başlarken onlar da uçurumdan dışarı fırlayarak yolu kestiler. Ama sonra Meng Hao'yu ve hayalet denizini gördüler. Devler şaşkına döndü ve yüzlerindeki vahşi ifadelerin yerini korku aldı. Çığlıklarla bütün hızlarıyla birlikte uçuruma geri çekildiler. Gözler ise sarsılmış ve dehşete düşmüş görünerek hemen geri çekildiler. Göz açıp kapayıncaya kadar hayalet denizi dördüncü kıtaya doğru yol almaya başlamıştı. Meng Hao uçuruma bakmadı bile. Tarikat Lideri ve diğerleri ise geçmişte bu engelleri geçmekte ne kadar zorlandıklarını hatırlayarak acı acı gülümsediler. Geçmişte dehşet verici olan figürler bu sefer korku içinde kaçmışlardı.
