Series Banner
Novel

Bölüm 1509

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1509: Her Şey Yerle Bir

Bölüm 1509: Her Şey Yerle Bir

Tarikatta sessizlik hakimdi. Sadece Meng Hao ve Chen Fan duruyordu.   "Meng Hao, s-sen..." Chen Fan olup bitenlere inanamıyordu. Gözleri hüzün, öfke ve şaşkınlıkla doldu.   Meng Hao etraftaki cesetlere baktı ve iç geçirdi. Ardından avucuna işlemeye çalışan Yücegök tohumuna baktı ve onu ezdi!   Chen Fan yüzünde üzgün bir ifadeyle Meng Hao'ya baktı. "Kendi tarikatını imha ettin! Kendi karını ve ustasını öldürdün! Hepsi illüzyon bir dünya için mi? Buna değer miydi, Meng Hao?"   Meng Hao ona baktı. "Chen Fan, sana daima Kıdemli Kardeşim olarak saygı duydum.... Bu kadar numara yeterli. Takip etmen gereken kendi yolun var. Neden bunu yaptığını bilmiyorum, eminim kendince sebeplerin vardır. Seni suçlamıyorum. Benim de kendi yolum var."   Chen Fan sessiz ve acıklı bir şekilde durdu. En sonunda yüzünde beliren acı, şaşkınlıkla dolu gülümseme yavaş yavaş kararlılığa dönüştü. "Bana, senin burada kendini kaybetmen karşılığında Ling'er'in gerçek anlamda dirileceği sözünü verdi. Onun için böyle bir şey çocuk oyuncağı.   "Meng Hao, ben Ling'er'i diriltmek için her şeyi yaptım. Onca yılın ardından bu benim tek umudum oldu.... Bu nedenle beni suçlamaya hakkın var. Hatta benden nefret edebilirsin. Meng Hao... Üzgünüm. Üzgünüm. Çok üzgünüm...."   Şimdi de Meng Hao ona üzgün bir ifadeyle baktı. Chen Fan'a bakarken zihninde birçok anı geçti. Chen Fan'ın Ling'er diye bahsettiği kişinin Tek Kılıç Tarikatı'ndan Shan Ling olduğunu biliyordu.   Meng Hao Chen Fan'ı umursamadan içinde bulunduğu tehlikeyi düşünerek başını sağa sola salladı. Eğer bakır ayna olmasa, üvey babası Ke Yunhai'nin ölümünün verdiği aydınlanma ve sahip olduğu inanılmaz irade gücü olmasa... kesinlikle kendini burada kaybeder ve tıpkı Han Bei'nin tarif ettiği gibi olurdu. Onun yanına Yücegök'ün Oğlu olarak geri dönerdi.   Ayrılma zamanı gelmişti. İleri doğru yürüdü ve eliyle bir yırtma hareketi yaptı. Gümbürtülerle birlikte önünde bir yırtık açıldı ve oraya girmeye hazırlandı.   "Meng Hao, ayrılamazsın!" Chen Fan gözyaşlarıyla bağırdı. "Kalmalısın!" Gözleri saplantılı bir odaklanma ve kararlılıkla doldu. Ellerini kaldırdı ve dünya sallandı. Görünüşe göre bir irade ortaya çıkarak daha sonra Chen Fan'ın içine aktı.   Chen Fan'ın enerjisi yükseldi ve gelişim merkezi gücü patladı. Yüzünde mavi damarlar belirdi ve gözle görünür biçimde sarsıldı. Gözleri kıpkırmızı oldu ve sanki aniden bilincini kaybetmiş gibi göründü. Geriye sadece saplantı kalmıştı.   Aniden bir bulanıklığa dönüşerek Meng Hao'ya doğru fırladı. Sağ elini kaldırdığında Gök ve Yer adeta onun arkasına geçti ve yıldızlı gökyüzü ellerinin içine toplandı. Görünüşe göre Yücegök'ün iradesi onun vücudunu ele geçirmişti ve onu dünyanın içindeki kabuğu olarak kullanıyordu.   Gümbürtü sesleri yankılandı ve Meng Hao geri çekildi. Ağzının kenarından kan geldi ve gözleri hüzünle doldu. Karşısındaki kişi Kıdemli Kardeşi, Reliance Tarikatı'ndan beri tanıdığı biriydi. Güney Gök gezegeninde onu adeta kendi kanından abisi olarak görmüştü.   Ama şimdi dövüşmekten başka seçenekleri yoktu.   Geri durmak yada çekilmek gibi bir seçenek kalmamıştı. Chen Fan geri çekilemezdi. Karısını diriltme umuduyla herşeyini riske atmıştı.   Meng Hao da geri çekilemezdi. Eğer yenilirse burada kaybolacak ve her şeyini kaybedecekti. Burası hem gerçek hem sahteydi. Nesneler gerçekti; sahte olan şey ise şuanki zamanda değil geçmişte bulunmalarıydı.   Meng Hao acı acı gülümsedi.  Avucuyla göğsüne vurdu ve bakır ayna havalanarak sayısız siyah ipliğe dönüştü ve yayılarak tüm bedenini zırh şeklinde sardı. Elinde Savaş Silahı belirdi ve Chen Fan'a doğru fırlayan ışık ışınına dönüştü.   İnanılmaz gümbürtü yankılandı. Gök ve Yer parçalanmıştı ve dağlar toz olmuştu. İkili yıldızlı gökyüzüne yükselerek savaşırken tarikat küle dönüştü.   Chen Fan Yücegök'ün iradesinin gücüyle dövüşüyordu ve kullandığı kutsal beceriler garipti. Beklenmedik şekilde bu bir... hafıza büyüsüydü!   Bu aldatıcı bir şekilde tehditkar olmayan bir büyüydü ve Meng Hao'nun zihnindeki belli başlı anıları hedef alarak oradaki Chen Fan'ın bütün versiyonlarının ona eş zamanlı olarak saldırmalarına neden oluyordu.   Hedef olan sadece o anki Meng Hao değil, Güney Gök ve Reliance Tarikatı da dahil tarih boyunca var olan bütün farklı versiyonlarıydı.   Bu durumu kelimelerle tarif etmek zordu ama sonuç olarak Chen Fan ve Meng Hao gerçekliğin içinde dövüşürken Meng Hao'nun zihni sayısız acıyla doldu.   Anılarının gerçeklikten saptığını hissetti, sanki Chen Fan ile ilgili bütün anıları yükseliyor ve patlıyordu. Bu büyülü teknik sadece kutsal beceri değildi, herhangi bir doğal yada büyülü kanunun ötesinde bir Tao'ydu.   Meng Hao'nun daha önce hiç tecrübe etmediği türden şeylerdi.   Fakat Chen Fan'ı yenilgiye uğratabilmesi için zihninde var olan geçmişe dair bütün anılarda onu yenmesi gerektiğini biliyordu.   Gerçeklikte dövüşürlerken Meng Hao 33 Gök'ün Dağ ve Deniz Alemine inmek üzere olduğunu zamanı hatırladı. O Dağlar ve Denizleri savunmaya hazırlanırken Chen Fan aniden ona saldırdı.   Aynı zamanda Meng Hao Güney Gök gezegeninde Chen Fan'ı tarikatında ziyaret ediyordu. Shan Ling'in olduğu kayanın önünde oturmuş içki içerlerken Chen Fan'ın gözleri aniden öldürme arzusuyla titreşti ve kılıcını Meng Hao'ya doğru savurdu.   Eş zamanlı olarak Reliance Tarikatı'ndan ayrılışından kısa süre sonra Güney Gök topraklarındaydı. Güney Diyarı'nın kalbine yeni varmış ve orada Chen Fan ile yeniden bir araya gelmişti. Chen Fan onu gördüğü için mutlu olmuştu ama sonra yüzü aniden vahşileşti ve ona saldırdı.   Reliance Tarikatı'ndayken diğer büyük tarikatlar Yüce Ruh Yazıtı'nı ele geçirmek için gelmişlerdi. Diğer öğrenciler alınırken Meng Hao dağın tepesinde tek başına durmuş acı gözlerle Tek Kılıç Tarikatı'ndan orta yaşlı bir adamın Chen Fan'a tarikatlarına gelmek isteyip istemediğini sormasını izliyordu.   Chen Fan tam cevap verecekken aniden gözleri titreşti. Hiç uyarı vermeden aniden döndü ve Meng Hao'ya saldırdı.   Başka bir anda Meng Hao ve Chen Fan birlikte Reliance Tarikatı'nda oturuyorlardı. Chen Fan ona tarikatı tanıtıyordu ama aniden gözleri soğuklukla parladı ve ona saldırdı.   Meng Hao'nun tarikata katıldığı günlerde şişkoyla birlikte hizmetçiler bölgesine götürülürken dağ tepelerinden onlara doğru bir bulanıklık aşağı doğru fırladı. Bu bulanıklık öldürmek amacıyla doğrudan Meng Hao'yu hedef aldı.   Tüm bunlar aynı anda gerçekleşti. Chen Fan tarafından defalarca öldürüldüğünü gören Meng Hao'nun ağzından kan geldi ve aynı zamanda kendisinin Chen Fan'ı tekrar tekrar öldürdüğünü izledi. Anılar üst üste bindi ve aynı zamanda gerçek dövüşleri de şiddetlendi.   Dövüştükleri anılar tohumlara dönüştü ve bu tohumlar eşsiz bir biçimde zihnine ekildi.   "Meng Hao," Chen Fan bağırdı, "Yücegök'ün Oğlu ol. Yücegök'ün Temsilcisi ol. Acından kurtul! Tüm bunlar önceden belirlenmiş kader!" Ardından kükredi: "Yücegök Dönüşümü!"   Bir gümbürtüyle birlikte kasları ve kanı buharlaştı. Sadece bir deri bir kemik kaldı ve ortaya çıkan kanlı sis Yücegök'ün iradesiyle dolarak Meng Hao'yu kaplamak için ileri doğru aktı.   Aynı zamanda Meng Hao'nun içindeki tohumlar da aynı şekilde Yücegök'ün iradesini neşreden bir sise dönüşüyordu. Sis adeta Meng Hao'yu hem içten hem dıştan Yücegök'ün iradesiyle etkilemek ve onu Yücegök'ün Temsilcisi ve Oğlu olmaya zorlamak için yayıldı.   Meng Hao tam karşı koyacakken kendi soy gücünün onu savunmak için hiçbir şey yapmadığını fark etti. Hatta kendi kanının Yücegök'ün iradesine konak olmak için kusursuz bir uyuma sahip olduğunu bile söylemek mümkündü.   Hatta bu durum içindeki Şeytani Qi için de aynıydı!   Sanki onunla ilgili her şey özellikle Yücegök'ün iradesi için hazırlanmıştı. Eğer Yücegök'ün iradesi başka birinin vücuduna girerse süreç çok verimli olmayacaktı.   Sanki burası onun için kusursuzdu, sanki Meng Hao gerçekte özellikle Yücegök'ün iradesi için hazırlanmış gibiydi.   İçten ve dıştan, hem kan soyu ve Şeytani Qi'si, hatta hafızasının içinde yada dışında Ycüegök'ün iradesi patladı ve Meng Hao'nun buna karşı elinden bir şey gelmedi. Ama sonra Yücegök'ün iradesi aniden duraksadı.   Bu irade onun ruhunu, kanını ve hatta Şeytani Qi'sini işgal edebilirdi. Fakat içeride yayılıp kontrolü ele almaya çalışırken vahşi bir dirençle karşılaştı.   Bu direnç bronz lambadan geliyordu!   Dahası, vücudu bronz lamba tarafından tekrar kalıba dökülmüştü ve bu yüzden Yücegök'ün iradesi için mutlak bir kusursuzlukta değildi. Bu yüzden bu en kritik anlarda Yücegök'ün iradesi aniden duraksadı.   O anda bronz lambanın alevi yanarak görkemli bir parıltı yayıldı ve Yücegök'ün iradesine karşı koydu. İki güç ateş ve su gibi birbirine zıttı.   Bu olurken Gök ve Yer'deki adeta sonsuz Yücegök'ün iradesi bronz lambanın alevini imha etmek amacıyla Meng Hao'ya ilerlemeye çalıştı.   Bu kritik bir andı. Meng Hao bir ağız dolusu kan tükürdü ve gözleri kırmızı ışıkla parladı. Bronz lamba ve Yücegök'ün iradesi birbiriyle çekişmeye başladığı anda Meng Hao sağ elini uzattı ve ardından kendine doğru keskin bir bölme hareketi yaptı!   "Nazarlama büyüsü: Karmik Nazar!"   Hayret verici bir şekilde Şeytan Mühürleme Nazarı büyüsünü Chen Fan'ın Karmasını bulmak için kullanıyordu. Kafasında sayısız Karma İpliği belirdi ve içlerinde simsiyah olan bir iplik onu Chen Fan'a bağlıyordu.   "Böl!" Meng Hao kükreyerek Savaş Silahı'nı o ipliğe doğru indirdi!

65 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1509