Series Banner
Novel

Bölüm 1507

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1507: Garip Hadiseler!

Bölüm 1507: Garip Hadiseler!

Meng Hao tam alkol sürahisini dudaklarına götürüp yudum alacakken uzaklardan şok edici bir hızla ışık ışını yaklaştı. Hedefinde ise Meng Hao değil, Engin Genişlik Gizli Cep Alem'i oluşturan burgaç vardı.   Meng Hao ışık ışınını gördüğü anda ayağa fırladı. Bu, saçı başı dağılmış orta yaşlı bir adamdı. Görünüşe rağmen gurur dolu bir havası vardı. Öyle hızlıydı ki anında Engin Genişlik Gizli Cep Alem'i koruyan bariyere çarptı.   Bir gümbürtü koptu ve her yer sallandı. Adam biraz kan tükürdü. Kan çanağına dönen gözlerle kafasını geriye attı ve gürültüyle kahkaha kopardı.   "Kimse giremesin diye Engin Genişlik'i mi mühürledin? Yolu mu kestin? Pekala!   "Çağlardır ölüyüm ama işlerimi daima kendi yolumla hallettim. Ruhumu buraya yansıtıp beni üvey oğlumu kandırmaya mı zorlayacağını düşünüyorsun? Korkarım ki... bu olmayacak!" Adam gülmeye devam etti, ardından birden Meng Hao'ya baktı.   Meng Hao onun kim olduğunu görünce zihni şok ile allak bullak oldu.   "Baba...." diye bağırdı istemsizce.   Bu orta yaşlı adam onun öz babası olan Fang Xiufeng değil, Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatı'nın Paragonu olan üvey babası... Ke Yunhai!   Gerçek ruh Gece'nin antik zamanlar hafızasında karşılaşmışlardı ve Meng Hao orayı en başta bir illüzyon olarak düşünmüş olsa da gerçek dünyayı etkilendiği ortaya çıkmıştı.   O zaman Ke Yunhai Meng Hao'nun kendi oğlu Jiusi olmadığını anlamış ama onu yine de sevmişti! Bu Meng Hao'nun hayatı boyunca ilk kez baba sevgisini yaşadığı andı.   Anılar zihninde patladı ve bir anda her şey netleşti. Görüşü aniden bulanırken titredi.   Ke Yunhai ona doğru baktı ve yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu. Kahkahayla birlikte söylendi, "Hao'er, gözünü açmalısın. Buradaki her şey sahte. Eğer ölürsem buranın kesinlikle bir hile olduğunu kanıtlayabilirim. Eğer ölmezsem aynı şekilde bunun seni kandırmak için bir hile olduğunu kanıtlamış olurum. Çünkü ben... çok uzun zaman önce zaten öldüm!" Ke Yunhai olduğu yerde döndü ve kafasıyla bariyere vururken Meng Hao titreyerek izledi. Bütün hayat enerjisini çekerek inanılmaz bir hızla fırlamıştı. Büyük bir gümbürtü koptu. Bariyere vurduğunda bariyer onu durdurmak için şok edici bir güçle karşılık verdi.   O anda Ke Yunhai bağırdı, "Hao'er, üvey evladım. Göksel Tao'nun bir açığının olduğunu unutma. Dünyada kusursuz bir şey yoktur ve hiçbir şey lekesiz değildir. Tüm bunlar kalbinde!   "Buradaki herkes net düşünemediğimi söyledi. Bu doğruydu. Ama sana gerçeği görmen için bir şans vermek adına ölmeyi yeğlerim!"   Güç Ke Yunhai'ye çarptı ve anında paramparça olarak dört bir yana saçıldı.   Gerçeği ortaya çıkarmak için ölümü göze almıştı!   Ölümüyle Meng Hao'ya yalandan örtüyü delme şansı vermek istemişti!   Ölümünü doğruyu kanıtlamak için kullanmıştı!   Meng Hao alkol sürahisini attı. İçinde köpüren güçle Ke Yunhai'in paramparça olduğu noktaya bakakaldı. Onun biraz önceki sözleri Meng Hao'yu titretmişti. Gözleri kızardı ve aurası patladı.   "Baba...." dedi titreyerek, yüzünden yaşlar akmaya başladı. Biraz önce çoktan vazgeçmeye karar vermiş haldeydi. Ama şuan bu tavrı tamamen kaybolmuştu. Bu dünyayla ilgili şüpheleri anında güçlendi. Nefesi hızlanmaya ve sallanmaya başladı ve kanlı sise bakarken ve Ke Yunhai'yi düşünürken gözyaşları sel oldu.   Zihni, içinde gizlenen sayısız düşünce ipliği yüzünden patlayacak gibiydi. Sanki bu düşünceler yüzeye çıkarak onun her bir parçasını doldurmak istiyordu. Aniden ondan bir ışık parlamaya başladı ama aynı zamanda yıldızlı gökyüzünün bu bölgesinde bir baskı ortaya çıktı.   Bu baskı ansızın gelmişti ve Meng Hao'yu tamamen kuşatmıştı. Onu ve şekillenmeye başlayan sayısız düşünceyi bastırıyordu.   Uyanış gücü ve baskının gücü adeta vücudunu bir savaş alanı olarak kullanıyordu. Meng Hao'nun ağzından kan geldi ve düşünceleri parçalanırken geriye doğru sendeledi.   Solgun suratla göğsüne baktı ve şuan keskin acıyla dolmuştu. Bakır aynanın gönderdiği akıntı vücudunu doldurarak nefesini hızlandırıyordu. Kıpkırmızı gözlerle kafasını kaldırdı.   Sayısız iç geçirme sesi duyuldu ve Şişko da dahil herkes karmaşık yüz ifadeleriyle baktılar.   "En zor uyanacak kişinin Meng Hao değil de Ke Yunhai olacağını hiç düşünmemiştim...."   "Evet, bu doğru. İyileşemediğinde, gerçeklikle illüzyon arasındaki farkı anlayamadığında olacak şey budur...."   Bu noktada herkes Meng Hao'ya konuşmaya başlamıştı.   "Meng Hao, gördün mü? O delirdi. Kafa karışıklığını gidermelisin. Engin Genişlik'teki her şey bir illüzyon, bir rüyaydı."   "Eğer kendini toparlamazsan sonun onun gibi olacak! Zihnin paramparça dağılacak!"   "Meng Hao, uyan!"   "Meng Hao, neden gerçeği göremiyorsun? O herif her kimse çok uzun süre rüyada kaldı ve bu yüzden gerçeklikle yüzleşemedi. Seni tanıyorum ve bir şekilde onunla yakındın ama seni etkilemesine izin veremezsin!"   "Meng Hao, rüyadaki bütün ilişkiler ve arkadaşlıklar gerçek değildi! Gerçeğe dönmelisin!"   Meng Hao'nun beyni dönüyordu; uyanan hafızayla baskı arasındaki savaş kırılma noktasına gelmişti ve en sonunda kafasını kaldırarak bağırdı, "Kapayın çenenizi!"   Sözleri gök gürültüsü gibi yankılandı. Aniden patlayan 9 Öz seviyesinde aura bölgeyi doldurdu. Meng Hao elleriyle başını kavradı ve ardından bağırdı.   "Kapayın çenenizi!   "kapayın çenenizi!!"   "KAPAYIN ÇENENİZİ!!!"   Kafasını geriye atarak kükrerken 9 Öz seviyesinde güçle karışık bir ses saldırı yarattı. Gümbürtü bölgeyi doldururken ses dalgası yayıldı ve sayısız asteroid küle dönüştü. Meng Hao'nun böylesine patlayıcı bir saldırı yapacağını asla düşünemeyen sayısız figür ses dalgasıyla vurulunca şiddetle sarsıldılar ve patladılar.   Şişko, Chu Yuyan, Li Ling'er, Fan Dong'er, Fang Yu, Sun Hai... Figürler teker teker Meng Hao'nun hafızasından silindiler.   Öldükleri anda hava bozuldu, sanki öfkeli bir kükreme bölgede dalgalanıyordu ve kaynağı Meng Hao'nun böyle bir şey yapabileceğinden tamamen habersiz gibiydi.   Bölgedeki her şey ortadan kayboldu. Meng Hao biraz kan tükürdü. Saçı başı dağılmış halde etrafına baktı ve ölülerden geriye kalan külleri gördü. Ardından boğuk bir sesle güldü, bu gülüş hızla acı bir tonla doldu.   Burgacı mühürleyen bariyere doğru baktı ve ona doğru uçmaya başladı.   "Ölümüm bunun bir hile olup olmadığını kanıtlayacak!" Acı kahkahası yankılanırken kafası nabız gibi küt küt atıyordu. Göz açıp kapayıncaya kadar bariyere ulaştı. Güm!   Aniden Gök sarsan, Yer parçalayan bir güç ona karşı koyarak geriye doğru savrulmasına neden oldu. Kemikleri kırıldı ve eti parçalandı.   Yine de ölmedi....   Doğrulmaya çalıştı ve bir kez daha bariyere doğru fırladı. Tam bu sırada öfkeli bir kükreme yankılandı. Ustası ve Chen Fan ile birlikte Mavi Deniz Tarikatından sayısız kişi gelmişti. Karısı da oradaydı.   Chen Fang onu tuttu ve karısı gözyaşlarıyla kollarına sarıldı.   "Meng Hao, delirdin mi!?" Chen Fang kükredi. Mavi Deniz Tarikatından diğerleri de Meng Hao'yu tutmak için ilerlediler.   Meng Hao onlara, karısına ve ustasına baktı. En sonunda Chen Fan'a döndü. Ne diyeceğini bilemedi. Konuşmak için ağzını açtı ama ardından basitçe öksürerek kan tükürdü ve bilincini kaybetti.   Uyandığında Mavi Deniz Tarikatındaydı. Karısı gözlerinde endişe ve kaygıyla yanında koruyucu bir şekilde duruyordu.   Meng Hao orada sessizce yatıyordu. Gözleri boş görünüyordu. İnsanlar ziyarete geliyor ama bu boş gözler asla değişmiyordu. Konuşmadı ve hatta günlerinin çoğunu pencereden Gök ve Yer'e bakarak geçirdi. Ne düşündüğünü kimse bilmiyordu.   Bakır aynadan gelen akışın giderek güçlendiğini fark eden sadece kendisiydi. İlk başta sadece ayda bir geliyordu. Ama şimdi sıklığı artmıştı. Dahası, dünya görüşü sürekli dalgalanıyordu, sanki baktığı şey ortadan kaybolarak altındaki şey ortaya çıkmak üzereydi.   Sıcak akış vücudunu dolanıyordu ama yaralarını iyileştirmiyordu ve zaten bu Meng Hao'nun pek umurunda değildi. Sadece pencereden dışarıyı izlemeye devam etti.   Şişko ve diğerlerini katletmesinin sonuçları çoktan ortaya çıkmaya başlamıştı. Diğer tarikatlar öfkeliydi ve birleşerek Mavi Deniz Tarikatını Meng Hao'yu vermeye zorlamışlardı.   Mavi Deniz Tarikatı reddetmiş ve böylece savaş başlamıştı.   Dövüş çok hızlı yükselmişti. Kısa süre sonra savaşın gürültüsü Mavi Deniz Tarikatı'nın gezegeninde duyulmaya başlamıştı. Sayısız öğrenci öldü. İttifakın bazı tarikatları çoktan Mavi Deniz Tarikatı'na kadar ulaşmayı başarmıştı.   Patlama sesleri dünyayı doldursa da Meng Hao umursamadı. Ne karısının ne de yoldaş öğrencilerin kendisine bakışlarını önemsemedi. Bu bakışlar ilgi, endişe, sitem ve hatta nefret barındırıyordu.   Meng Hao bu bakışlara karşılık vermedi.   Yavaş yavaş tarikatın içinde Meng Hao'yu verme çağrıları dillenmeye başladı. Fakat ustası, Chen Fan ve diğer yoldaş öğrenciler bunu yapmaktansa ölmeyi yeğlediler. Meng Hao olup bitenleri sessizle izledi. İçinde olup bitenleri izlerken duygusal dalgalanmalar hissediyordu ama onları şiddetle bastırıyordu.   Bunun nereye kadar devam edeceğini görmek istiyordu.   En sonunda bir ayın ardından ittifak tarikatlar Mavi Deniz Tarikatı'nın ana kapısını kırdılar. Katliam yaşandı. Meng Hao karısının onu korurken ciddi yaralar aldığını gördü. Bir uçan kılıcın oğlunun alnına sağlandığını izledi. Oğlan ölürken babasına zayıfça bağırmıştı. Meng Hao hüzünle titrese de bunu önemsemedi.   "Yeter, yeter..." dedi acıyla gülerek.

55 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1507