I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1486: Chen Lei
Bölüm 1486: Chen Lei
Klonun dördüncü hayatı da kış vaktinde başladı, altıncı kıtada geniş bir konakta gerçekleşti. Engin Genişlik gezegeninde gelişimcilerin yanında bir de savaşçı sınıfı vardı. Hala gelişimciler için karınca gibi olsalar da ölümlülere göre daha yüksek bir seviyedelerdi. Dördüncü hayatında Meng Hao'nun klonu konağın Genç Lordu olarak doğdu. Konak, altıncı kıtanın ölümlü dünyasının başkentinde bulunuyordu. Geçmiş yıllarda buraya toprakların en güçlü savaşçılarından biri tarafından kurulan bir klan yerleşmişti. Hatta ölümlü dünyasında o bir Başsavaşçı olarak biliniyordu. Başsavaşçının soy ismi Chen idi. Meng Hao doğduğu gün dışarıda bir gökgürültülü fırtına koptu ve o Chen Lei ismini aldı. Klonun dördüncü hayatı başladığında Meng Hao'nun gerçek benliği Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzünde yedinci ayna parçasının bulunduğu yerden uzaklaşıyordu. Arkasında öfkeli bir kükreme vardı. Bir toz fırtınası patlayarak yıldızlı gökyüzünü doldurdu ve devasa bir kafa biçimine dönüştü. Yüzü öfkeliydi ama yine de Meng Hao'dan peşine düşemeyecek kadar korkmuştu. Onun kükremesi yıldızlı gökyüzünün titremesine neden oldu. "Mührümü kırdığım gün seni gelip bulacağım!" yüz kükredi. "Tüm soyunu kıracağım. Sana Karma ile bağlı olan herkesi yok edeceğim!" Meng Hao gülümsedi ve soğuk bir sesle karşılık verdi: "Beni bulmana gerek kalmayacak. O mühür çözülmeden önce ben sana geleceğim." Bu ayna parçasını elde etmenin zorluğu daha öncekileri aşmıştı. Şuanki güç seviyesine rağmen parçayı alıp kaçmadan önce birçok tehlike yaşamıştı. Yüzünde heyecanlı bir ifadeyle uçtu. Şuan bakır aynayı çağırmadan önce geriye sadece bir ayna parçası daha kalmıştı. Bu noktada bakır aynanın nerede olabileceği dair zaten genel bir hissiyat alıyordu ama doğrudan konumunu bulmak hala imkansızdı. "Son ayna parçasını da aldığımda bakır aynayı çağırabileceğim!" Sekizinci ayna parçasına doğru ilerlerken gözleri beklentiyle parladı. Sahip olduğu hıza rağmen hedefine ulaşması on yıl sürdü. Sekizinci parçaya yaklaştığında kaşları çatıldı. Orada herhangi bir burgaç yoktu. Bunun yerine bir çiçek gördü! Çiçek hayret verici derecede büyüktü, Engin Genişlik gezegeninin yarısı kadardı. Kökleri adeta uzay boşluğunda erimişti ve çiçek açmış durumda değildi. Hala bir tomurcuktu. Fakat, yaydığı aura Meng Hao'nun bile korkuyla titremesine neden oldu. Bu parçanın çiçek tomurcuğu içinde olduğunu net bir şekilde hissedebiliyordu. Fakat hangi kutsal beceriyi kullanırsa kullansın tomurcukta herhangi bir çizik bile yaratamadı. Hissedebildiğine göre çiçek şuan büyüme aşamasındaydı ve biraz zaman geçtikten sonra onun herhangi bir yardımı yada müdahalesi olmadan doğal yollardan açacaktı. "Çiçek açana kadar bekleyecek miyim...?" diye düşündü kaşlarını çatarak. Bir an geçtikten sonra birkaç kutsal beceri daha denedi ama en sonunda iç geçirerek vazgeçti. "Sanırım bir önemi yok. Klonum hala dördüncü hayatında. Biraz daha zamana ihtiyacı var. Sanırım... Burada çiçeğin açmasını bekleyeceğim." Gözleri bazı tahmin ve hesaplamalar yaparken titreşti. "En hızlı senaryoda çiçeğin açması yüz yıl, en yavaş durumda ise birkaç yüz yıl sürecek. Fakat o açtığında... İçine girebileceğim. Ardından sekizinci ayna parçası benim olacak." Bununla birlikte harekete geçerek çiçeğin yapraklarından birisine gitti ve orada oturarak gözlerini kapattı ve meditasyona başladı. Zaman geçti. Engin Genişlik gezegeninin altıncı kıtasında yıllar sonra Chen Li artık bir bebek değildi. Şuan on yaşındaydı ama çoktan klan konağında önemli birisi olmuştu. Yüksek bir statüsü vardı ve şok edici derecede yetenekliydi. Savaşçı yolundaki gelişiminde büyük bir sıçrama yapmıştı ve çoktan içsel qi yaratmıştı. Hatta Küçük Başsavaşçı olarak adlandırılmaya bile başlanmıştı. Yeteneklerine rağmen eğitimle çok ilgili değildi ve çoğu zamanını oyun oynayarak geçiriyordu. Ne ebeveynleri ne de klanı kuran Başsavaşçı dedesi bu durumdan mutlu değillerdi. Fakat buna yapabilecekleri pek bir şey yoktu. En nihayetinde düşününce Chen Lei şımartılarak büyütülmüştü. Hatta evlilik çağına geldiğinde aniden seyahat etme saplantısı başlamıştı. Hizmetçileriyle birlikte tüm ülkeyi dolaşmıştı ve ilgisini kaybettiğinde artık otuzlu yaşlarına gelmişti. Ebeveynleri artık onun nihayet yola geleceğini düşünmüştü ve ona bir evlilik ayarlamaya hazırlanmıştı.... Ama sonra Chen Lei aniden bir kıza aşık olmuştu. Kız çok önemli birisiydi, imparatorun kızıydı. Chen Lei ona bir geziye çıktığında rastlamıştı ve anında aşık olmuştu. Bunun ardından bütün enerjisini onu takip etmeye harcamıştı. Gönlünü kazanmak için onu hediyelere boğmuştu ve onun istediği neredeyse her şeyi yapmıştı. Hatta bu durum tüm klanı da meseleye dahil etme noktasına gelmişti ve kısa sürede birçok kişi bundan zarar görmeye başlamıştı. Chen Lei'nin dedesi artık yaşı yüzünden zayıflamaya başlamıştı ve ebeveynleri güçlü savaşçıları olmalarına rağmen Başsavaşçı değillerdi. Chen Lei bu güzel kızı takip ettiği için tüm klan bariz bir düşüş haline girmişti. Hatta bir noktada prenses onu manipüle ederek önemli bir imparatorluk memurunu öldürmesini sağlamış ve büyük bir felakete yol açmıştı. Chen Lei'nin hayatını kurtarmak için tüm klan geriye kalan bütün servetini vermişti. Ek olarak, dedesi imparatorun hizmetine girmiş ve tehlikeli görevler yaparken giderek ölüme yaklaşmıştı. Dedesi bu olaydan sonra artık Chen Lei'nin gerçekliğe geri döneceğini düşünmüştü. Ama gözlerini açmış olmasına rağmen Chen Lei'nin Ölümsüz gelişimine meyil edeceğini nasıl hayal edebilirdi? Klan yoksul haldeydi ve Chen Lei neredeyse kırk yaşına gelmiş olmasına rağmen yine de Ölümsüzlük yolu arayışına yönelmeye karar vermişti. Bu yolda on yıl boyunca yürümesine rağmen çok az gelişim göstermişti. On yıl sonra artık elli yaşına gelmişti. Saçları beyazlıyordu ve fiziksel olarak giderek düşüyordu. Artık yorgun gözlerle nihayet evine geri dönmüş ve o zaman sayısız mezarla birlikte bomboş bir konak bulmuştu. Herkes ölmüştü. Onun ayrılışından iki sene sonra dedesi ölmüştü. Sekiz yıl sonra ebeveynleri güçlü bir düşman tarafından öldürülmüştü. Klanın diğer bütün üyeleri katledilmiş ve hayatta kalan hizmetçilerin iyi niyetiyle birlikte cesetler gömülebilmişti. Chen Lei tüm bunları görünce beyni allak bullak oldu. O gün yağmurlu bir gündü ve sağanak yağmurun altında titriyordu. Hüzünle doldu ve gözyaşları yağmura karışarak yere yağdı. "Baba.... Anne.... Dede...." Şimdi gerçek anlamda gerçekliğe uyanmıştı. Hayatını şöyle bir gözden geçirdi ve aniden gülmek istedi. Gençliğindeki arzularını anımsadı, genç yaşta nasıl içsel qi geliştirdiğini düşündü ve tüm hayatın nasıl basit ve kolay olacağını düşündüğünü hatırladı. O zamanlar bir şeyi yapmak isterse ne kadar zor olursa olsun yapabileceğini düşünüyordu. Hayattaki en iyi şeyleri sevmişti. Dünyayı gezmişti. Güzel bir prensese aşık olmuştu ve onun gönlünü kazanmak için bir servet harcamıştı. En sonunda prenses onu asla öldürmemesi gereken birini öldürmesi için kullanmıştı. Bu olay beraberinde bir felaket getirmişti. Klanını yıkıma sürüklemiş ve ardından gelişim pratiği için kaçmıştı. Şimdi geri döndüğünde Chen Lei kendini tamamen işe yaramaz hissetti. Tüm ailesini ve klanını öldüren bir günahkardı. Acıyla kahkaha atmaya başlarken kan tükürene kadar devam etti ve ardından sağanak yağmurun altında yere yığıldı. Sonraki gün yağmur dindi. Chen Lei uyandı ve öncekinden daha yaşlı görünüyordu. Daha elli yaşlarında olmasına rağmen sanki bir ayağı çukurdaymış gibiydi. O günden sonra konakta sürekli hayatını ve geçmişteki deliliğini düşünen yeni bir mezar koruyucusu yaşamaya başladı. Zaman geçti. On yıl sonra yaşlılıkla birlikte kamburlaştı. Hayatının sona yaklaştığını hissedebiliyordu. O kış son derece soğuktu. Parlak bir sabah kar yağmaya başladı ve aniden at sesleri duydu. Uzaklarda bir askeri alay görülebiliyordu. Askerler atlarıyla bir tahtırevanın etrafında sıkıca dizilmişlerdi. Alay yaklaşırken tahtırevandan birisi askerlere bir şey söyledi ve hepsi de duraksadı. Pahalı elbiseler giymiş genç ve hoş bir kadın dışarı çıktı. Yanında yaşlı bir kadın vardı ve onu koluyla destekleyerek konağa doğru yürüdüler. "Büyükanne neden burada durduk?" genç kadın kafası karışık bir halde sordu. "Burayı gördüğümde eski bir dostu anımsadım," yaşlı kadın cevapladı. Kadın yaşlıydı ama iyi yaşlanmıştı ve üzerinde tıpkı genç kadın gibi pahalı elbiseler vardı. Sağlık görünen yüzünde birkaç tane kırışıklık vardı. Büyükanne ve torun ıssız konağın dışında durdular. Torun nazikti ve daha fazla soru sormadı. Yaşlı kadının ise yüzünde karmaşık duygular belirdi ve zamanında olup bitenleri anımsadı. Hatta gözlerinde bir nebze pişmanlık da vardı. Uzun bir an sonra yaşlı kadın iç geçirdi ve tam ayrılmak için döndüğünde torun aniden konuştu, "Büyükanne orada birisi var." Genç kadının işaret ettiği yerde konağın ön kapısı açıldı ve kamburlaşmış bir yaşlı adam, Chen Lei ortaya çıktı. Neredeyse anında askerler koruma amaçlı ileri fırladılar. Yaşlı kadın Chen Lei'nin yüzünü inceledi ve yüzünde bir nebze tereddüt belirdi. "Sen...?" diye sordu. Chen Lei başını eğdi ve gevrek bir sesle cevap verdi, "Buranın hizmetçilerinden biriyim. Mezarları koruyorum." "Uzun zamandır burada mı yaşıyorsun?" yaşlı kadın sordu. "On yıldır," diye karşılık verdi. Yaşlı kadın ilk başta cevap vermedi. Ardından sordu, "Buranın Genç Lordu... hiç geri döndü mü?" Chen Lei cevap vermek için ağzını açtı ama sonra ağzını kapatarak başını sağa sola salladı. Yaşlı kadın bir süre sessiz kaldı. Ardından askerlere mezarların bakımı için iki parça gümüş bırakmalarını söyledi. Bununla birlikte tahtırevana geri döndü ve alay ilerlemeye devam etti. Bu sırada yaşlı kadın tahtırevanın perdesini araladı ve Chen Lei'ye doğru baktı. Bu sefer onun profilini net bir şekilde görebiliyordu ve aniden bir titreme yaşadı. Yavaşça gözleri bulanıklaştı ve perdeyi kapattı. Alay uzaklarda kayboldu. Chen Lei gümüşleri görmezden geldi ve düşen kar tanelerini izledi. Yaşlı kadını tanımamış olmasına imkan var mıydı? O, yıllar önce aşık olduğu güzel prensesti. Kendi kendine mırıldanarak konağa geri döndü. Kar iyice bastırmaya başladı. Chen Lei elbisesini düzeltti ve arka avluya, klan mezarlığına doğru yürüdü. Oraya çoktan kendisi için bir mezar kazmıştı ve yavaş yavaş mezara indi. Dipte bulunan tabuta girdi. Kapağı kapattıktan sonra son bir nefes aldı ve ardından gözlerini kapattı. "Ne boş bir hayat," diye düşündü. Bununla birlikte gözlerini bir daha açmadı.
