I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1457: Zirveden Bir Gülümseme!
Bölüm 1457: Zirveden Bir Gülümseme!
Çan sesleri kaybolduğunda dağın dışındaki herkes Fang Mu ismi tarafından tamamen şok olmuştu. "Fang Mu şu on yılda Ölümsüz olan kişi! Ölümsüz Felaketi Dokuzuncu Paragon'un bile ortaya çıkmasına neden olacak kadar şok edici olan kişi? Bu... Fang Mu mu?" "Buna inanmıyorum. On yılda ölümlü halinden Ölümsüzlüğe yükseldikten sonra ortadan kaybolmuştu. Tarikatta hiç görünmedi. Bu gerçekten de o!!" "Eskiden insanlar onun inanılmaz bir Seçilmiş olduğunu düşündüler. Şimdi, yirmi yıl sonra tekrar ortaya çıktı! Acaba bir gelişim merkezi ilerlemesi elde edip Antik Alem'e mi yükseldi!?!?" Aniden Fang Mu ismini hatırlamasıyla birlikte herkes bağırmaya başladı. Geçmişte yaşanan şok edici olaylar şimdiyle birleşince herkes hayretler içinde kalmıştı. Geçmişte bile ona tepeden bakan birçok insan olmuştu. Ama şimdi bu alaycılık 50,000. basamak çanıyla birlikte solup yok olmuştu. Dokuzuncu Tarikatta 50,000 basamağa ulaşabilecek sadece 10,000 kişi vardı. Bunun için inanılmaz yüksek bir gelişim merkezine gerek yoktu. Engin Genişlik Mabedi kişinin potansiyelini ve toplam gücünü test ediyordu. Gelişim merkezi gerçekte önemli değildi. Çan sesiyle birlikte Yan'er'in nefesi hızlandı ve Engin Genişlik Mabedine doğru bakarken zihni allak bullak oldu. Neredeyse anında çevredeki gelişimciler onu Fang Mu'nun çırağı olarak tanıdılar. Birer birer ona doğru bakmaya başladılar ve yüz ifadeleri aynı gibi görünse de gözlerinin derinliklerinde saygıyla karışık korku ve kıskançlık vardı. Yan'er'in Ustasına karşı bir korku! Şuan herhangi bir gelişimci onun bu ivmeyle 50,000. basamakta kalmayacağı tahmin edebilirdi. En sonunda nereye kadar ilerleyebileceğini ise kimse bilemezdi. 50,000. basamak çanı çaldığında Dokuzuncu Tarikattaki ilk on binde bulunan birçok gelişimci kapalı meditasyonlarından çıktılar ve dağa doğru yöneldiler. Fang Mu 50,000'e gelmeden önce onlardan daha alt seviyedeydi. Ama şimdi onu bir tehdit olarak görüyorlardı ve bu yüzden bir insan akını başladı. "Bakın, bu Kıdemli Kardeş Chen Zhan! O ilk on binde!" "Kıdemli Kardeş Liu Yun da burada!" “Bu Kıdemli Kız Kardeş Sun Luo...." Bölgedeki gelişimciler ortaya çıkan görkemli ve sıradışı Dokuzuncu Tarikat figürlerini gördüklerini konuşma sesleri yükseldi. Onlar geldiklerinde çevredeki gelişimciler geri çekilerek kalabalığın içinde kolayca fark edilebilecekleri bir boşluk yarattılar. Aynı zamanda dağın merdiveninde duran Meng Hao dışarıda olanların farkındaydı. Gülümsedi ve hiç aldırmadan kendini çan seslerinden doğan Vaftize verdi. İçinde gelişim merkezi şuan ilerlemenin eşiğindeydi. Fakat bu en önemli nokta değildi. Asıl önemli olan tarikata geldiği ilk günden beri üzerinde çalıştığı Dokuzuncu Nazar mührünün giderek netleşmesiydi. On nefeslik süre sonunda gözlerini açtı ve yola devam etti. Bu sefer daha da hızlı ilerledi, sanki dağın baskısı onu hiç etkilemiyordu. 55,000. 58,000. Ardından 60,000 sınırını geçti ve hiç duraksamadan rüzgar gibi ilerleyerek 62,000. basamağa kadar geldi. Uğuldayarak ilerlerken giderek yükseklere çıkıyordu. 60,000. basamak çanı çalmaya başladığında o 63,000. basamaktaydı. İçten içe titremeye başladığında güldü ve hızını artırdı. Kısa süre sonra 67,000. basamağa geldi ve ardından büyük bir sıçramayla... 70,000'e ulaştı. Tam bu basamağa geldiğinde 60,000 çanının sesi yeni bitmişti ve hemen 70,000 çanı da başlayarak toplam on üç çan sesinden oluşan bir bütünlük yarattı. Tüm Dokuzuncu Tarikat sarsılmıştı ve kalabalığın içindeki tarikatın parlak güneşlerinin bile yüz ifadeleri hayretle dolmuştu. Ayrıca arka arkaya çan seslerinin birleşmesiyle oluşan ses normale göre tamamen farklıydı. Fark Gök ve Yer arasındaki gibiydi! Çan sesleri birleştiğinde herkes sarsıldı ve buna sadece dağın çevresindeki insanlar dahil değildi. Engin Genişlik Mabedinde ilk üç binde olan bütün Seçilmişler şaşkına döndü. Herkes dağa doğru koşturmaya başladı, buna Tao Alemi gelişimcileri de dahildi. Buna sadece ilk yüzde olan insanlar istisnaydı. Engin Genişlik Mabedi çevresinde insanlar dolarken konuşma gürültüsü de gökyüzüne kadar ulaştı. "Bu Fang Mu insan olamaz! Gerçekten de çan seslerini arka arkaya birleştirdi!!" "Bunu nasıl yapabildi? İkisi arasında 10,000 basamak var. Bu hız inanılır gibi değil." Şaşkınlık sesleri yükselirken dağın dibindeki dikili taş parlak ışıkla yandı. Herkes karmaşık duygularla oraya doğru baktığında 3,000. sıradaki isim silindi ve yerini başka bir isim aldı! Artık 3,000. sıra Fang Mu'ya aitti! İsim küçük olsa da ve son sırada olsa da yine de büyük bir gürültüye sebep oldu. Yan'er titriyordu ve gözleri ışıl ışıldı. Ustasının ismini dikili taşta görünce neşeyle dans etmeye başladı. Hatırladığı kadarıyla bu hayatının en mutlu anıydı ve Dokuzuncu Paragon tarafından kurtarıldığı zamandan bile daha heyecanlıydı. Şuan Kıdemli Kardeş Bi Yun'u bile neredeyse unutmuştu. Yan'er'in gözleri heyecanla parladı ve ruh hali yükseldi. "İlk üç bini kim umursar? Benim Ustam kesinlikle ilk yüze girecek!" Aynı zamanda bölgeye insanlar gelmeye devam etti. Dİkili taşa baktılar ardından kafalarını kaldırarak Engin Genişlik Mabedini izlediler. Bunlar isimleri dikili taşta yazan Seçilmişlerdi ve onların sahneye gelişi dağın çevresindeki gelişimcilerin daha da heyecanlanmasına neden oldu. "Gu Tianyi. Shao Minghao. Guo Tenglong. Han Ruonan...." "Hepsi burada...." Herkes şaşkın seslerle bağırırken yeşil cübbeli genç bir adam ortaya çıktı. Yüz ifadesi soğuktu ve görüntüsü her anlamda kusursuzdu. Bölgedeki genç kadın gelişimciler anından heyecanla dolup taştı. "Kıdemli Kardeş Bi Yun!" Bu genç adam Dokuzuncu Tarikatta son derece ünlüydü. Dağın bütün basamaklarını tırmanmış ve hatta Engin Genişlik Mabedin içine germişti.... Bi Yun. Yan'er bile aniden kalbinin karmaşaya düştüğünü hissetti. Meng Hao dağın dışında olup bitenleri umursamadı. Sakin ifadeyle devam etti. Dahası, hızı hiç düşüş yaşamadı. Öncekinden bile daha hızlı ilerledi! Baskı yukarı çıktıkça artıyordu ama Meng Hao için adeta önemsiz gibiydi. Şuan basamakları yüzer yüzer değil beş yüz beş yüz aşıyordu! Bir adım, iki adım, üç adım... yirmi adım! Ortaya çıktığı bir sonraki nokta 80,000. basamaktı. Çan tekrar çaldı ama Meng Hao durmadı. Şuan tek bir adımla bin basamak atlıyordu. On adım sonra 90,000. basamağa ulaştı. Oradan aşağı bakınca tüm Dokuzuncu Tarikatı ve onun çalkalanan bulutlarının görebiliyordu. Buradaki baskı o kadar şiddetliydi ki Meng Hao en sonunda onun etkilerini biraz hissetmeye başlamıştı. Hatta alnında bir ter tanesi bile oluştu. "Böylesi daha iyi," dedi gülümseyerek. "Aksi halde çok basit olacaktı. Cidden anlamsız." Gözleri ışıldadı. Çan çalarken derin bir nefes aldı ve bir kez daha hızını artırdı. Tek adımda 2,000 basamak geçti! Yukarı doğru uçuyordu! Her adımda gürültüler yükseldi. 92,000 basamak. Bir adım daha ve 94,000. Çan sesi Vaftizi devam etti ve gelişim merkezi dalgalanmaları daha da şiddetlendi. Üçüncü adımla birlikte 96,000. basamağa geldi. Bir adım daha ve 98,000.... Meng Hao şuan dağın zirvesinden 2,000 adım uzaktaydı. Devasa bir kule olan Engin Genişlik Mabedini ve onun yukarısında uzanan gökyüzünü görebiliyordu. Aşağıda tarikatın diğer dağları adeta küçük gibiydi. Aynı zamanda Gökleri Mühürleme Nazarının mühür işareti giderek tamamlanıyordu. "Bu son iki bin basamaktan sonra Engin Genişlik Mabedine girmeye mi hak kazanacağım?" Sakin bir ifadeyle ayağını kaldırdı. İndirdiğinde son iki bin basamağı geçti ve dağın zirvesindeydi! 100,000 basamak! Meng Hao'nun birinci basamaktan yüz bininci basamağa yolculuğu Dokuzuncu Tarikatta adeta benzersiz bir mucizeydi. Dahası, toplam kullandığı süre beş tütsülük zamanı bile geçmemişti! Tam bu noktada Fang Mu'nun ismi de dikili taşta hızla yükseldi. 3,000'den 2,500'e çıktı. Ardından 2,000. Ardından 1,000. Daha sonra 500, 400, 300, 200.... En sonunda... 100. sıraya ulaştı! İsmindeki bu yükseliş hızı Fang Mu'yu şuan kesinlikle bir efsane yapmıştı! Çan çalarak Gök ve Yeri sarstı. Meng Hao'nun vücudunu dolduran Vaftiz etkisi şiddetliydi. Ayrıca ilk defa dağın dışındaki grup gerçek anlamda Meng Hao'yu Engin Genişlik Mabedinin dışında dururken görebiliyordu. Uzun bir cübbe giymişti ve dağın hafif rüzgarıyla saçları dalgalanıyordu. Gözleri kapalı gibiydi ve her zerresiyle bir Ölümsüz gibiydi! Ne şaşkınlık bağırışları ne de konuşma gürültüsü vardı. Sayısız göz... dağın zirvesindeki figüre odaklandığı anda nefes kesilme sesleri duyuldu. Meng Hao şuan Dokuzuncu Tarikat insanlarının hafızalarında sonsuza kadar yalayacak birisiydi. En sonunda Vaftiz bitti ve gözlerini açtı. Aşağıda toplanmış kalabalığa doğru baktı ve Yan'er'i gördü. Kız heyecanla aşağıda dururken Meng Hao'nun bakışları yumuşadı. Sıcak bir gülümsemeyle ona el salladı. Bakışı, gülümsemesi ve el sallaması kalabalık tarafından görülen hareketlerdi. Neredeyse anında bütün gözler Meng Hao'dan Yan'er'e döndü. Kızın yüzü biraz kızardı. İlk defa bu kadar insanın ilgisi üstündeydi ve kalbinin güm güm atmaya başlamasına neden oldu. Aynı zamanda içinde tanıdık olmayan bir duygu yükseldi. Sanki önceki hayatından bir şey şimdi uyanıyor gibiydi. Meng Hao'ya bakarken benzersiz bir parıltıyla dolan gözlerinde garip bir ifade görülüyordu. Aynı zamanda kalbi daha da hızlandı. Uzun bir an sonra boğazını temizledi. Kızaran suratıyla kendi kendine mırıldandı, "Err, yaşlı herif kesinlikle yaşlı bir adam gibi davranmıyor. Gerçekten de kızları nasıl memnun edeceğini iyi biliyor." Güneş ışıl ışıl parladı ve Meng Hao'nun bakışıyla birleşince... Daha önceki yaşamlarına nüfuz eden bir sıcaklığa dönüştü.
