Series Banner
Novel

Bölüm 1453

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1453: Başka?

Bölüm 1453: Başka?

Yüzünde sert bir tokatın ardından bir iz kalmıştı. Meng Hao Yan'er'in yüzünü gördükten sonra hiçbir şey söylemedi. Fakat vücudundan yayılan soğukluk patlayıcı bir şiddetle artarak tüm bölgeyi doldurdu. Sanki Gök ve Yer öfkeliydi, sanki tüm dünya öfkeyle titriyordu.   Çatırdama sesleriyle birlikte yer parçalandı. Daha önce yıkılan dağların varlığı silinmiş gibiydi ve tarifsiz, şiddetli baskıyla birlikte küle dönüşmüştü.   Geriye doğru savrulan genç adamın ağzından kan geldi. Tao Hükümdarı da kan tükürdü ve adeta diz kapakları parçalanmış gibi bacakları titredi. Ezici baskı diz çökmeye zorladı ve bu durum bölgedeki diğer gelişimciler için de geçerliydi.   Baskıya, Gök ve Yer'in öfkesine, Meng Hao'dan yayılan buz gibi soğukluğa karşı duramıyorlardı.   Bu baskı çok fazla direnemeyecekleri türdendi. Bir 8 Özlü Paragon olan Patrik Chi Feng bile aynı durumdaydı.   Sanki... Yan'er'in yüzüne atılmış olan tokata karşı yukarıdan devasa bir el çökmüştü. Görünüşe göre Meng Hao herhangi bir hamle yapmamış gibi görünüyordu: bu baskı tek başına Sekizinci Tarikatı Engin Genişlik gezegeninden tamamen silmeye yetecekti.   "Yüce... yüce Dokuzuncu Paragon...." Tao Hükümdarı kekeledi. Konuşmaktan başka şansı yoktu. Eğer yapmasaydı inanılmaz baskıyla yok olacaktı.   Bu kelimeler ağzından çıktığı anda gökyüzünde renkler parladı, sayısız ışık ışını havada inanılmaz bir hızla uçtu. Bir an sonra diğer 9 Özlü Paragonlarla birlikte Tarikat Lideri ortaya çıktı.   Jin Yunshan ve Sha Jiudong da havadaydı. Hiçbiri konuşmadı.   Tarikat Lideri de Meng Hao'nun gerçek amacının tüm Sekizinci Tarikatı yok etmek mi emin olamadı.   Bazıları düşünceli gözlerle Yan'er'e doğru baktı.   Meng Hao bu 9 Paragon grubuyla ilgilenmemiş gibi göründü. Bu meseleyi çoktan etraflıca düşünmüştü. Şuan herhangi bir sır saklamıyordu. İnsanların Yan'er'i öğrenmesinde sorun yoktu. Eğer öğrenmeselerdi de sorun olmayacaktı. Şuanki ruh halinde insanların ne düşündüğünü gerçekten umursamıyordu.   "Sana kim vurdu?" diye sordu Yan'er'e bakarken. Daha cevap gelmeden bakışları genç adamın üzerine geldi. "O muydu?"   Bu sözlerle birlikte hiçlikten ortaya çıkan bir güç genç adamın üzerine çöktü. Çığlık attı ve çabaladı, tüm vücudundan yaralardan kanlar fışkırdı.   "Bilerek yapmadım!" diye bağırdı yalvaran bir sesle. "Ben... Bilmiyordum, ben... Ben..." Zirveye yükselmiş bir korkuyla titriyordu. Biraz önce Yan'er'in yaşadığı korkudan daha büyük bir korku içindeydi.   En vahşi rüyalarında bile basit bir gezintiye çıktığında beğendiği bir gelişim damarının böyle bir şeye sebep olacağını asla göremezdi. Bu onun geçmişte birçok kez yaptığı bir şeydi ama bu sefer beklenmedik şekilde... bir felakete yol açmıştı.   O anda Tao Koruyucusuna karşı hissettiği derin bir nefret vardı. Adamı paramparça etmeyi arzuladı. Ne de olsa Tao Koruyucusu ona kız ile keyif yapabileceğini söylemişti.   Tao Koruyucusunun teminatı olmasa genç adam böylesine inanılmaz yüksek bağlantılara sahip bir kıza asla dokunmazdı.   Dahası, kalbinin derinliklerinde Yan'er'in böylesine bir bağlantıya sahip olduğuna da inanamıyordu... Neden bir şey söylememişti? Eğer daha önce bir şey söyleseydi en azından inanmasa bile bu dediklerini önce teyit edecekti. En kötüsü onları tek bir kelimeyle yeryüzünden silebilecek birisiyle bağlantısı olmasına rağmen bundan hiç bahsetmemişti!!   Genç adam aldatılmış, haksızlığa uğramış gibi hissetti. Fakat daha konuşmadan önce Yan'er gözlerini ona dikti ve yüksek bir sesle konuştu: "Evet oydu!!"   Kızın sözleri ölüm fermanı gibiydi. Meng Hao'nun parmağını sallayarak öldürme arzusunu onun alnına doğru gönderdiğinde genç adamın görüşü karardı.   Bir patırtı sesiyle birlikte oğlan kafası patlayarak anında öldü.   Meng Hao onu adeta küçük bir civciv gibi kolayca öldürmüştü. Fakat öfkesi dinmemişti.   "Ve o!" Yan'er bağırarak Tao Hükümdarını işaret etti. "O... o biraz önce Ustama sıkıntı çıkaracağını söyledi!" Tao Hükümdarının yüzü şaşkınlıkla doldu ve içinde bir ölümcül kriz hissi patladı. Onun oğluna karşı hissettiği nefret oğlunun Tao Koruyucusuna karşı hissettiğinden daha az değildi.   "Lanet olsun! LANET OLSUN!" Bir titreme yaşadı ve tam kendini savunmak için konuşmaya hazırlanırken Meng Hao'nun gözleri soğukça titreşti. Sağ parmağını salladı ve tıpkı oğlu gibi kafası patlayarak anında öldü.   Ölmeden önce Tao Hükümdarının büyük nefreti şiddetli bir yüksekliğe ulaşmıştı. Garip bir şekilde Meng Hao'ya karşı ahlaksız oğluna karşı hissettiği kadar nefreti yoktu. Hayatı boyunca inşa ettiği onur ve zaferlerin oğlu tarafından kızdırılan birisi tarafından silineceğini hiç hayal etmemişti.   Bölgedeki herkes titriyordu.   "Ve bu insanlar da!" Yan'er kalabalığı işaret ederek dişlerini sıktı. "Hepsi Ustama sıkıntı yaratmak istedi!" Kızın tam olarak kimi gösterdiği belli olmasa da parmağı kalabalığın üzerinde gezinirken adeta yeraltı dünyasının bakışları kalplerine girmiş gibi hissettiler.   "O mu?" Meng Hao Chi Feng'in soyundan olan ve daha önce dokuzuncu kıtaya gitmek için hazırlık yapan yaşlı bir adamı işaret ederek sordu. Adam titredi ve daha tepki veremeden önce kafası patladı.   "Ve o?"   "Şu mu?"   "Peki ya o?"   Meng Hao'nun sesi sakindi. Her konuştuğunda Yan'er başını sallıyordu ve kafalar patlıyordu. Hiçbirinin de bağırma fırsatı bile olmamıştı.   Kısa süre sonra zemin tamamen kanla kaplandı. Meng Hao vahşice bir etkiyle birlikte düzinelerce insan öldürmüştü ve bunların hepsi Chi Feng'in soyuna katılıp dokuzuncu kıtaya gitmeye hazırlanan kişilerdi.   O zaman tereddüt edenleri ise Meng Hao pas geçti.   Kalabalığın içinde Chi Feng'in soyuyla işbirliği yapmak isteyen bazı kişiler solgun yüzlerle birlikte Yan'er'in kendilerini göstermesini beklemişlerdi. Fakat Yan'er yaşadığı kafa karışıklığı yüzünden onlara gelince kafasını sağa sola salladı. Ölümden kıl payı kaçtıklarını fark eden gelişimciler ağlamaya başlamışlardı. Yan'er'e karşı hissettikleri minnettarlığı kelimelerle anlatmak mümkün değildi.   Tüm Sekizinci Tarikata ölüm sessizliği hakimdi. Meng Hao öfkesini dışarı kusarken herkes dizlerinin üstüne çökmüş titriyordu.   Tam bu noktada Tarikat Lideri boğazını temizledi.   "Dokuzuncu Paragon sakin ol... cezalandırma uygulandı. Gerçekten de tüm Sekizinci Tarikatı silmeyeceksin değil mi?"   Meng Hao Tarikat Liderine doğru baktı ve sordu, "Tüm tarikatı silmeme imkan yok. Fakat daha işim bitmedi."   Bununla birlikte Sekizinci Tarikatın derinliklerine baktı ve gök gürültüsü gibi bir sesle konuştu.   "Chi Feng, hemen buraya gel!" Elbise kolunu fiskeleyerek Gök ve Yer'in gümbürtüyle dolmasına neden oldu. Chi Feng tarikatın derinliklerinden çıktı ve kalbi oğlu ve torununa karşı bir nefretle doluydu. Yüzünde gergin bir acı his vardı ve solgundu. İçten içe öfkeyle kükrüyordu ama bu öfke Meng Hao'ya karşı değil oğlu ve torununa karşıydı.   Ona göre ölüm bile onu bir felakete sürükleyen işlerinin cezası değildi.   Hiç tereddüt etmeden havada uçarak Meng Hao'nun karşısına geldi.   Aniden ellerini kenetledi ve başıyla selamladı.   "Chi Feng... selamlarını sunuyor yüce Dokuzuncu Paragon." Oğlu ve torununun cesetlerini tamamen görmezden gelerek titredi. Eğer yapabilseydi onları kendi öldürürdü.   Diğer insanlar öfkeli bir Meng Hao ile yüzleşmenin ne demek olduğunu bilmiyor olabilirdi ama onun bilmemesine imkan yoktu. Bizzat Meng Hao'nun ölüler şehrinde Sekizinci Paragonu öldürdüğünü görmüş ve aynı zamanda Jin Yunshan ile dövüşünü izlemişti. Meng Hao'nun ölüler şehrinde yenilmez bir figür olduğunun ve dehşet verici bir figür olduğunun farkındaydı.   Chi Feng dişlerini sıktı. Bugün yaşananlardan doları bir tazminat ödemesi gerektiğinin aksi takdirde öldürüleceğinin farkındaydı. Kitleler için o seçkin bir 8 Özlü Paragondu, yakında 9 Öze ulaşacak ve Sekizinci Tarikatın lideri olacaktı.   Fakat yeni Sekizinci Paragon olsa da yine de Dokuzuncu Paragon'a başını eğmesi gerektiğinin farkındaydı. Meng Hao'nun olup bitenler için tazminat talep etmesini bekleyemezdi. Hatayı kabullenip sorumluluk almalıydı. Bu yüzden hemen ellerini kaldırdı ve avucuyla alnına vurdu.   Bir gümbürtü koptu ve titreyerek alnında bir yarık açılmasına ve içinden bir kan şelalesinin fışkırmasına neden oldu. Ardından vücudu patladı.   Ruhu dışarı uçtu, titreyerek Meng Hao'ya doğru ellerini kenetledi.   "Dokuzuncu Paragon, lütfen öfkenizi dizginleyin..." dedi onun önünde eğilerek.   Çevredeki gelişimciler gördükleri şey karşısında nefeslerini tuttular. Sekizinci Tarikattaki herkes pür dikkat bakıyordu ve şuan Meng Hao'ya karşı korkuyla karışık bir saygıları vardı.   Meng Hao Chi Feng'in ruhuna baktı ve biraz sakinleşti. Eğer Chi Feng bu kadar dosdoğru hareket etmeseydi, eğer Meng Hao'nun konuşmasını bekleseydi ölmese bile sonsuza kadar 9 Öz seviyesinden mahrum kalabilirdi.   Şuan dünyevi vücudu yok edilmişti. Bu büyük bir aksaklık yaratacak olsa da onun dokuzuncu Özünü elde etmesini engellemeyecekti.   Meng Hao Patrik Chi Feng'e derince baktı, ardından dönerek Yan'eri aldı ve sekizinci kıtadan ayrılmaya hazırlandı.   Onun ayrılışıyla birlikte Sekizinci Tarikata çöken şiddetli baskı yok oldu. Herkes rahat bir nefes aldı. Bugün Sekizinci Tarikatın gelişimcileri asla unutamayacakları bir gün olacaktı.

35 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1453