I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1423: Öldürme Arzusu Bombardımanı!
Bölüm 1423: Öldürme Arzusu Bombardımanı!
Meng Hao Tarikat Liderinin içtenliğini hissedebiliyordu. Onun sözleri yankılanırken bir Tao yemini dalgalanmasının görülmesi ifadelerinin gerçekliği konusunda kendi Tao'su üzerine yemin ettiğini gösteriyordu.
Altıncı ve Sekizinci Paragonlar dışında diğer Paragonların onunla herhangi bir düşmanlığı yoktu. Aynı zamanda onunla arkadaş da olmamalarına rağmen yine de ellerini kenetleyip baş selamı verdiler.
Meng Hao köprüyü bir süre inceledikten sonra başıyla onayladı. Bu noktada ölüler şehrine karşı olan ilgisi Tarikat Liderinden daha az değildi.
“Çok teşekkürler!” Tarikat Lideri karşılık verdi. Derin bir nefes alarak elini sallamasıyla birlikte 8 Özlü astlarından birisi ileri yürüdü. Gruba doğru ellerini kenetledikten sonra köprünün kıyısına doğru yürüdü ve ardından Meng Hao'ya doğru baktı.
Biraz inceledikten sonra Meng Hao köprüde zayıf dalgalanmaların bulunduğu bir yer tespit etti. “Dokuz metrede kaçınılmayacak bir zayıf kısıtlayıcı büyü var.”
Daha fazla incelemenin ardından köprüde benzer başka yerlerin de olduğunu tespit etti. Fakat onu sarsacak kadar güçlü dalgalanmaların da bulunduğu başka bölgeler de vardı.
Köprü ruhsuz bir nesne değildi; o canlıydı ve kısıtlayıcı büyülerin dalgalanması köprü üzerinde gittikçe şiddetleniyordu. Görünüşe göre dalgalanmalar aralarında değişimleri tetikleyecek akan su gibiydi.
Tüm kısıtlayıcı büyülerin kaynağı... Köprüyü oluşturan et ve kandan uzanan kollardı ve sürekli büyü hareketleri uygulayarak büyülü mühür işaretlerini serbest bırakıyorlardı!
8 Özlü gelişimci ileri yürüdü ve Meng Hao'nun işaret ettiği dokuz metre pozisyonuna indi. Hafif bir parçalanma sesi yankılandı ve gelişimci titredi. Fakat bir an sonra tekrar kendine geldi.
Aynı zamanda Meng Hao bu gelişimcinin ayak seslerinin sisin içindeki kırmızı gözlerin ona doğru atılmalarına neden olduğunu hissetti. Fakat çok yaklaşamadan önce sarsılmaz kükremelerle geriye savruldular.
“İlerde, yirmi yedi metre!” Meng Hao konuştu. 8 Özlü gelişimci hemen Meng Hao'nun belirttiği ikinci konuma ilerledi. Aynı zamanda Meng Hao ileri yürüyerek köprüye adım atan ikinci kişi oldu. Bu onun durumu en net şekilde görebilmesi için en uygun yoldu.
Köprüye adım attığı anda üçüncü gözü sayısız kolun aniden duraksadığını, ardından artan bir hızla büyü hareketlerine devam ettiklerini gördü.
Bundan başka herhangi bir değişim yoktu. Meng Hao etrafa bakındıktan sonra konuşmaya başladı.
“Yirmi bir metre ileri. Ardından otuz üç metre daha. Daha sonra on iki metre. Yirmi dört metre. Doksan metre. Elli bir metre...”
Arkasından başka bir 8 Özlü Paragon geldi ve ardından grubun diğer üyeleri. İlk 8 özlü gelişimci Meng Hao'nun işaret ettiği en son konuma geldiğinde köprüye giren birçok kişi vardı.
Meng Hao'nun dışında grupta iki tane de 9 Özlü Paragon vardı.
Belli ki bu insanlar Meng Hao'ya çok fazla güvenmiyordu ve bu yüzden 8 ve 9 Özlü Paragonları şaşırtmaya karar vermişti. Bunu yaparak, Meng Hao bazı habis planlara sahip olsa bile onun yakalanmadan önce sadece bir ya da iki hamle yapabileceğinden emin olacaklardı.
Astların düşüncesine göre Aşkınlık umudu risk almaya değerdi!
7 Özlü paragonlar için Aşkınlık o anki seviyelerinden çok çok ötedeydi. Ama 8 Özlü uzmanlar için daha anlamlıydı. Gerçekte Aşkınlık yaşayamasalar bile yöntemin aydınlanmasını kazanarak büyük bir sıçrama yapabilir ve belki 9 Öz seviyesine geçebilirlerdi.
Zaman geçti. Meng Hao'nun üçüncü gözü giderek kızarıyordu ve mental yorgunluk artıyordu. Köprüdeki kısıtlayıcı büyüler sürekli değiştiği için Meng Hao sürekli ayarlama yapmak zorundaydı. İlk başta işler hızlı ilerlese de bu durum giderek yavaşladı. Bu noktada köprüye adım atan ilk gelişimci köprünün yaklaşık yüzde otuzunu geçmişti.
Birçok kez çevredeki sis gelişimciye doğru kabarmış ama yaklaşamadan önce reddedilmişti. Sisin içindeki kükreme giderek güçlendi ve Meng Hao'nun üçüncü göz kan çanağına döndü. Önündeki 8 Özlü Paragon soluk bir yüzle ilerliyordu. Aniden biraz çizginin dışına adım attığında bir ağız dolusu kan tükürdü ve kurumaya başladı. Etrafındaki sis keyifle güldü ve ona doğru taştı. Göz açıp kapayıncaya kadar tamamen tükenmenin eşiğine geldi.
O anda Meng Hao sağ eliyle uzanarak bir kavrama hareketiyle 8 Özlü gelişimciyi kavradı ve onu çizgiye getirdi. Başka bir ast Paragon dişlerini sıktı ve öncü pozisyonunu almak için ileri uçtu.
Meng Hao'nun biraz önce kurtardığı 8 Özlü paragon Meng Hao'ya doğru minnettar bir bakış attı. Meng Hao başıyla onayladı ve gözlemlemeye devam etti. Ardından grup köprü boyunca ilerlemeye devam etti.
Yüzde otuz. Yüzde kırk. Yüzde elli. Yüzde altmış... Günler sonra köprünün yüzde yetmişini geçmişlerdi. Daha önceki denemelerde Engin Genişlik Okulu bu noktayı asla geçememişti.
Bu ana kadar 8 Özlü Paragonlar teker teker öncü pozisyonuna gönderilmişti. En sonunda sıra tarikat Lideri ve diğer en güçlü uzmanların klonlarına kadar gelmişti.
Bu klonlar 8 Özlü Paragonlardan daha güçlü olduğu için öncü pozisyonunda daha uzun süre kalabilecekti. Kısa süre sonra yüzde sekseni geçtiler ve birkaç gün sonra yüzde doksan noktasına ulaştılar!
İlk kıta artık uzak değildi; şuan bütün görkemiyle önlerinde uzanıyordu.
Tarikat Liderinin yüzünde heyecan vardı ve aynı durum diğerleri için de geçerliydi. Tüm köprüyü geçmeyi ve birinci kıtadaki Patrik Engin Genişlik'in ölüler şehrine girmeyi dört gözle bekliyorlardı.
Zaman geçmeye devam etti. Sisin içindeki kükreme şiddetlenmeye devam etti ve sık sık gelişimcilere doğru saldırdı. Ama Meng Hao yolu gösterdiği için ve en güçlü kısıtlayıcı büyülere uğramadıkları, zayıf olanları bastırdıkları için sis onlara asla dokunma fırsatı bulamadı.
Yüzde doksan dokuz seviyesine gelindiğinde en öndeki kişi köprünün sonuna 30,000 metreden daha yakındı. Bir ölümlü için bu büyük bir mesafe olabilirdi ama böyle gelişimciler için bu yolda kısıtlayıcı büyüler olmasa tek bir adımla geçilecek bir mesafeydi.
“Neredeyse vardık!”
“Birinci kıtanın ölüler şehri tam karşımızda!!”
Bu günü yıllardık bekledik ve nihayet geldi!” Herkes son derece heyecanlıydı. Meng Hao'nun ise üçüncü gözü ciddi bir acı içindeydi. Onu uzun zaman kullanmak görünüşe göre gelişim merkezini ciddi ölçüde tüketmişti ve yol boyunca dinlenme fırsatı bile bulamamıştı.
Şuan 30,000 metreden az kaldığı sırada Meng Hao biraz dinlenmek ve iyileşmek için üçüncü gözünü kapatmaya başladığı sırada aniden içinde şiddetli bir tehlike hissi uyandı. Bu tehlikenin kaynağı aşağıdaki uçurumun derinliklerindeki karanlık bir figürdü.
Bu, üç başlı devdi!
Seyahat boyunca dışarıdayken gördüğü o üç başlı devi hiç görmemişti. Onu aramış ama bulamamıştı. Ama şuan tekrar ortaya çıkmıştı.
Onu kimse göremese de havada yükselen benzersiz soğukluğu hissetmişlerdi. Meng Hao'nun üçüncü gözü tekrar açıldı ve içinde görünen yorgunluk şuan gitmişti.
Meng Hao engin bir gözlemci ve kavrayışlı biriydi ve çok uzun zaman önce üç başlı devin basitçe hamle yapmak için en doğru anı beklediği sonucuna varmıştı. Seyahat boyunca Meng Hao'nun ara sıra yorgunluk yüzünden dinlenmesi aslında numaraydı. Tüm zaman boyunca sürekli savaşa hazır tutmuştu.
Üç gözlü dev kükredi ve soğuk rüzgâr öncekinden bile daha soğuk olduğunda Meng Hao'yu köprüden atmaya çalışan bir fırtınaya dönüştü.
Meng Hao boşlukta duraksadı, ardından soğukça homurdanarak sağ eliyle bir büyü hareketi uyguladı ve ardından parmağını üç başlı deve doğru salladı. Güçlü bir kuvvet deve çarparak onu uçuruma geri yolladı.
Meng Hao onu takip etmedi. Bunun yerine tekrar köprüye döndü. Fakat tam bu anda hiç beklenmedik bir şey oldu!
Altıncı ve Sekizinci Paragonlar aniden güçlerini birleştirerek Meng Hao'ya doğru hızlanan bir Öz kutsal becerisi kullandılar.
Bu ani gelişim Tarikat Liderinin yüzünün düşmesine neden oldu. Tam ileri çıkıp müdahale etmeye hazırlanırken aniden karanlık bir figür yanında belirerek önünü kesmek için elini uzattı. Bu kişi Meng Hao'yu kapalı meditasyondayken ziyaret eden kum fırtınasındaki adamdı.
“Sha Jiudong, ne yapıyorsun!?” Tarikat Liderinin yüzünde sert bir ifade belirirken diğer Paragonların yüzleri titreşti. Meng Hao onlara yol boyunca büyük yardım sağlamıştı ve bu durum özellikle 8 Özlü Paragonlar için geçerliydi. Meng Hao hepsinin hayatını kurtarmıştı ve bu yüzden bu olay onları öfkelendirdi. Fakat meseleyi düşünmek için zamanları yoktu.
Onlar tam harekete geçecekken altıncı ve sekizinci paragonların arkasında altın ışık saçan altın cübbeli genç bir adam belirdi.
Bu genç adam Engin Genişlik gezegenindeki dört tane zirve 9 Öz uzmanından birisiydi!
Meng Hao'ya doğru bakarken gözlerinde öldürme arzusu girdap gibi döndü ve sağ elini uzattı. Etrafında altın ışık taştı ve gümbürtü sesleriyle birlikte görünmez bir güç fışkırdı. Bu zirve 9 Öz seviye gücüydü ve Altıncı ve Sekizinci Paragonların kutsal becerisiyle birleştiğinde yoluna çıkan her şeyi ezebilecek bir kuvvet yarattı.
Meng Hao'nun gözünde öldürme arzusu titreşirken üç başlı devin kükremesi bir kez daha aşağıdan yankılandı ve Meng Hao'ya doğru onu tutmak için uzandı.
Yukarıdan üç Paragonun ortak saldırısı geliyordu. Aşağında adeta yenilmez üç başlı dev vardı. Etrafı üçüncü göz sayesinde kendisine doğru akın ettiğini gördüğü sisle kaplıydı.
Bu noktada sisin içindeki varlıklar Meng Hao'dan nefret ediyorlardı. Eğer o olmasa köprüdeki herkesi şimdi yiyip bitirmiş olacaklardı. Ama şuan birini bile yiyememişlerdi. Kükreyerek yıldızlı gökyüzünde Meng Hao'ya doğru fırladılar.
Meng Hao'nun yüzü karardı. Hazırlıklı olsa da kendisine karşı hazırlanan tezgâh kusursuzdu. Yine de panik yapmadı. Aslında Altıncı Paragon onu kızdırmaya başladığı anda onun arkasında başka güçlü figürlerin olduğunu tahmin etmişti.
Soğukça homurdandı, gözlerinde öldürme arzusuyla çift elli bir büyü hareketi uyguladı ve şeytan Mühürleme Nazar büyüsünü serbest bıraktı. Bunu yaparak aksiliği tersine çevirebileceğinden emindi. Rakiplerini doğrudan durduramasa da en azından köprüye, Tarikat Lideri ve diğerlerinin yardımını alabileceği bir pozisyona geri dönebilirdi.
Fakat tam bu anda bronz lambadan şiddetli dalgalanmalar yayılmaya başladı. Aynı zamanda Meng Hao uçurumun derinliklerinden kendisini bir şeyin çağırdığı, aşağı gelmesini isteyen bir şey hissetti!
“Yücegök, Ölümsüz'den korkar... Gel... Gel... Gel...”
