Series Banner
Novel

Bölüm 1377

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1377: Kudretli Mühürleyen Üç Yazıt!

Bölüm 1377: Kudretli Mühürleyen Üç Yazıt!

"Daha önce harekete geçmedik ve ilk ortaya çıktığında bile sadece savunmaya odaklandık!"   "Bugün biz üçümüz Dağ ve Deniz Alemine borcumuzu ödeyeceğiz!"   "Kudretli Mühürleyen Üç Yazıt!" Üç üç Duayen son derece gizemli figürlerdi. Sayısız yıldır tek bir kez bile ortaya çıkmamışlardı. Geliştirdikleri yazıtlar dünyaya yayılmıştı ama aslında bu üç birey tarafından yaratılmamışlardı. Duayenler sadece yazıtların koruyucularıydı.   Üç yaşlı adam oturarak gözlerini kapattılar ve bunun üzerine etraflarında girdap gibi dolanan yazıtların büyülü sembolleri bir mühürleme işareti şekillendirmeye başladılar!   Yazıtlarının gücünü kullanarak bu kadın Paragon'u mühürlemeyi planlıyorlardı!   "Üç klasik yazıtı güçlendirmek için ömrümüzü feda edeceğiz ve seni mühürleyeceğiz. Bu sonsuz bir mühür olmayacak ama bu savaşı değiştirmek için yeterince uzun olacak!"   8 Özlü Paragon kaşlarını çattı ve sağ işaret parmağını salladı. Fakat mühür işaretini kıramayacaktı. Bu sırada Paragon Deniz Rüyası ve paragon kukla savaşa alanına dalarak Paragon güçleriyle savaşın durumunu tamamen değiştirmeyi amaçladılar.   "Savaşın gidişatını bu şekilde değiştirebileceğinizi mi düşünüyorsunuz?" 8 Özlü Paragon gülerek söylendi. Gülme sesi çınlarken ordunun içinde göze çarpmayan bir Yabancı aniden titremeye başladı ve ardından kafasını kaldırarak kükredi. Ardından vücudu da sallanmaya başladı ve beklenmedik şekilde çevresindeki Yabancıları özümsemeye başladı. Birkaç nefeslik sürede 3,000 metrelik bir et küresine dönüşerek yıldızlı gökyüzünde süzüldü.   Bu et küresi aslında yüz hatlarına sahipti ve dikkatli bakınca bir kafayı andırdığı söylenebilirdi. Gözleri açıldığında soğukça parladı. Aynı zamanda kahkaha çınladı.   "İlginç. Görünüşe göre en sonunda ortaya çıkmam gerekecek." Et küresi daha sonra hızla büzülerek bir birey şeklini aldı.   Bu uzun kırmızı cübbeli orta yaşlı bir adamdı. Son derece garip görünüyordu, oldukça uzun bir kafası vardı ve vücuduyla orantısızdı. Yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi ve Deniz Rüyası ve Paragon kuklaya doğru bir adım atarken cani bir aurayla dolup taştı.   Onların karşısına dikilince Paragon Deniz Rüyası'nın yüzü düştü ve diğer güçlü uzmanlar için de durum aynıydı. Üç büyük Duayenin bile gözleri genişledi.   "Bu aura.... Sen 33 Gök'ten değilsin. Sen... diğer iki büyük kuvvettensin!!"   Bu noktada devasa ordunun içindeki ondan fazla Yabancı kükremeye, büyümeye başladı ve yakındaki Yabancıları özümsemeye başladı. Kısa süre sonra ondan fazla güçlü uzman savaş alanında belirdi.   Gelişim merkezi dalgalanmaları onları Paragon seviyesine getirmese de savaş hünerleri İmparator Lordlara denkti. Onlar ortaya çıktığı anda kahkahalarla birlikte Dağ ve Deniz Alemi gelişimcilerine doğru hücum ettiler.   Auraları gayet garipti. Belli ki ne Dağ ve Deniz Aleminden ne de 33 Gök'ten değillerdi. Hatta onlara karşı vuran bir kovma kuvveti bile vardı ama onları sürmeye yeterli değildi!   Bunun nedeni gerçek benlikleriyle gelmemişler, ruhlarını kullanarak bir çeşit sahiplenme uygulamışlardı, bu nedenle kuvvet karşılarına çıkmıştı.   Şaşırtıcı şekilde bu yeni gelenlerden birisi aniden daha da büyüyen bir deve sahipti. Kafasını geriye atarak kükredi ve savaş alanına fırladı. Bunun akabinde alnındaki yıldızlar dönmeye başladı ve şiddetli bir cani aura alevlendi.   Hemen Dağ ve Deniz Alemi tekrar ağır yaralar almaya başladı.   Yedinci Deniz artık yoktu ve Yedinci Dağ... milyonlarca Yabancı tarafından kuşatılmıştı. Çok geçmeden aynı dağ paramparça olmaya başladı. Bir kez daha savaşın dengesi tamamen bozuldu.    O anda tüm Alemde geriye sadece İki Dağ ve Deniz kalmıştı!   Bu büyük bir kriz anıydı ve yıkım baş göstermeye başlamıştı. Şuan sayısız güçlü uzmanın önderliğinde milyonlarca Yabancı Sekizinci Denize doğru yola koyuldu. Fakat tam bu sırada Sekizinci Dağ'dan fırlayan bir ışık oku anında alnında yıldızlar olan devin karşısına belirdi.   Kükreyen dev sağ yumruğunu sıktı ve oka doğru savurdu.   Büyük bir gümbürtüyle beraber ışık oku parçalandı. Fakat dev boğuk bir hırıltıyla birlikte geriye doğru sendeledi. Aynı anda sağ kolu patladı ve vücudunun büyük kısmı hasar aldı. Ağzından kanlar saçılırken ikinci ok yaklaştı. Fakat bu ok deve değil, Sekizinci Denizin kendisine saplandı!   Sekizinci Deniz kısıtlayıcı büyülerle donatılmıştı ve şuan ışık okuyla etkinleştiğinde tüm Deniz kükremeyle doldu. Denizin yüzeyinde ortaya çıkan çok sayıda ışık haresi yükseldi ve ardından şok edici bir biçimde patladı.   Aniden sayısız Yabancı kısıtlayıcı büyülerin patlamasıyla birlikte paramparça oldu.   Tabii ki onların sayısı tüm orduyu düşününce çok fazla değildi ve hatta ciddi bir darbe bile sayılmazdı. Fakat onların moraline verdiği hasar çarpıcıydı.   "Kimsin sen!?!?" kolsun, ciddi yaralar almış dev kafasını geriye atarak kükredi. Son zamanda ortaya çıkan diğer güçlü uzmanlarda bakışlarını Sekizinci Dağ'a çevirdiler.   Orada beliren parlak bir ışık Sekizinci Dağ'dan büyük bir hızla savaş alanına doğru fırladı.   Bu Meng Hao'ydu!   Şaşırtıcı şekilde peşinde bir sürü Yabancı canavar vardı. Nasıl olduğu bilinmese de bir şekilde onları emirlerine uyması için korkutmuştu. Kükreyen canavarlar yüzlerinde vahşi ifadelerle savaş alanına daldılar.   Savaşın gidişatı birçok kez beklenmedik şekilde değişmişti. 8 Özlü Paragonlardan birisi ortadan kaybolmalarının ardından Shui Dongliu ile dövüşmeye başlamıştı. Diğeri ise geçici olarak üç Duayen tarafından mühürlenmişti.   Paragon Deniz Rüyası ve Paragon kukla şuan koca kafalı gelişimci ile umutsuz bir savaş veriyordu.   Meng Hao'nun sahneye çıkması işleri bir kez daha değiştirdi. Yabancı ordusunun ilerleyişini durdurdu ama aynı zamanda son zamanda ortaya çıkan ve bazıları dev olan ondan fazla güçlü uzmanla yüzleşiyordu.   Meng Hao onlarla dövüşmeye başladığında ordu da bir kez daha Sekizinci Denize doğru ilerlemeye başladı. Çok geçmeden deniz ortadan kayboldu ve ordu Sekizinci Dağ'a doğru ilerledi.   Tam bu noktada aniden hafif bir iç geçirme sesi çınladı ve Dokuzuncu Dağ ve Denizden birisi dışarı fırlayarak Yabancı ordusunun karşısına dikildi. Şaşırtıcı şekilde bu kişinin arkasında hayali bir dünya vardı, sanki kendisi o dünyadan gelmişti.   "Yardıma geldim, küçük kardeş," antik bir ses sıcak ve nazik bir tonla konuştu. Bu kişi genç bir adamdı, yüzünde son derece yalnız bir ifade vardı. Sanki bu çağda ve bu günde asla ortaya çıkmaması gerekiyordu ama yine de buradaydı.   Bu kişi...  Ke Jiusi'ydi!   Tarihin tozlu sayfalarına karışmış olan antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatı'ndan çıkıp bu savaş alanında ortaya çıkmıştı. O ortaya çıktığı anda arkasındaki hayali dünyadan bir iç geçirme sesi daha geldi. Bu ses... gerçek ruh Gece'ye aitti!   İç geçirme sesi yankılanırken Gece hayali dünyanın içinde gözlerini açar gibi oldu. O anda tamamen bir milyon Yabancı aniden ortadan kayboldu. Tekrar ortaya çıktıklarında kimsenin göremediği bir çağdalardı. Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatı'nın en bereketli ve zengin olduğu zamana gitmişlerdi. Aniden dövüş başladı!!   Bu kritik anda savaşa gelen sadece Ke Jiusi olmadı. Aniden Dokuzuncu Dağ ve Denizden bir çift Taoist havalandı. Kadının arkasında yüzlerinde boş ifadeler olan ama yine de delilik ve çılgınlıkla dolu olan sayısız gelişimci vardı. Adam ise attığı her adımla birlikte yıldızlı gökyüzünde dondurucu bir buzun yayılmasına neden oldu. Sanki Ayaz Toprak'ın üzerinde yürüyor gibiydi!   Bu ikisi... Ayaz Toprak Şeytan İmparatoru Han Shan ve onun karısıydı!!   "Meng Hao, genç dostum ben geldim." Han Shan'ın sahneye çıkması Gök ve Yer boyunca buzun yayılmasına neden oldu.   Gelişim merkezi çok yüksek olmasa da onun ortaya çıkışı Dağ ve Deniz gelişimcilerinin yeni bir dövüşme arzusu, yeni bir cesaretle dolmasına neden oldu. Han Shan'dan sonra Lod Ji ve Meng Dede geldi.   Ardından Fang Klanı uzmanları.   Dokuzuncu Dağ ve Deniz'in çeşitli tarikatları katıldı. Meng Hao şişkoyu bile gördü. Korktuğu çok belli olsa da anında savaşa dalmıştı. Ve Meng Hao'nun ustası... Hap Şeytanı da Yabancılarla nihai savaşta dövüşmeye başladı.   Sekizinci Dağ'a dövüşmek için gelen birçok tanıdık yüz vardı....   Sekizinci Dağ savaş alanıydı ve Yabancılar ve gelişimcilerle doluydu. Acı ve ölümcül dövüşler ardı arkası kesilmeye patlamaların yankılanmasına neden oldu. Böylesine sonsuz bir Yabancı denizi karşısında herkes elinden geleni savaşa veriyordu.   Meng Hao sarsılmıştı ama endişelerini düşünmeye zamanı yoktu. Tanıdığı insanlara gidip bizzat yardım etme şansı yoktu ve bunun yerine 33 Gök'ten olmayan bu güçlü uzmanlarla dövüşmeliydi. Onların kutsal becerileri ve teknikleri daha önce görmediği türdendi.   Özellikle korkunç bir dünyevi vücut gücüne sahip olan devler inanılmazdı.   Patlamalar çınladı ve insanlar sağda solda ölmeye devam etti. Gözleri kan çanağına dönen Meng Hao gelişim merkezinin tüm gücünü çekerek arka arkaya saldırılar yaptı. Dağ Tüketme Efsunu ile sayısız dağ çağırdı ve inanılmaz keskin pençelere sahip azur ankaya dönüştü.   Kan Şeytanı kükredi ve Paragon Köprüsü ezici bir şekilde çöktü. Meng Hao on düşmanla aynı anda dövüşürken adeta bir hayalet gibi oraya buraya fırlayıp duruyordu.   Devlerden birisi bir patlamayla birlikte kan tükürdü. Meng Hao'nun yumruk saldırılarıyla göğsü içine çökerken gözlerinde inanamaz bir bakış belirdi. Kalbi parçalanmıştı ve etrafa saçılan kan Meng Hao'yu tamamen ıslatmıştı.   "Tanrı kanı mı? Çok saf değil ama yine de iyi." Tanrı kanının sıradışı doğasını hisseden Meng Hao hemen harekete geçerek bir kez daha dövüşe atladı. Biraz kan tükürerek düzinelerce düşmanlar vuruştu ve ardından içten bir kahkaha kopardı. Elini sallayarak çağırdığı bakır ayna Savaş Silahı'na dönüştü. Ardından et peltesi ortaya çıktı ve zırha dönüştü.   "Pekala, hodri meydan!" Meng Hao delice gülerek kükredi, yüzünde vahşi bir ifade oluştu. Arkadaşları ve ailesi dövüşüyorlardı, nasıl durabilirdi?!   Uzaklarda Üç Büyük Taoist Toplumu bütün gücüyle savaşıyordu. Ara sıra kendini patlatma sesleri çınlarken Dağ ve Deniz Alemi gelişimcileri çıldırmış gibiydi. Şuan Yabancı ordusunu durduracak noktaya getirmişlerdi ve artık arka arkaya yenilgiler almamaya başladılar.   Yabancılar nihayet Dağ ve Deniz Aleminin gerçek çılgınlıyla yüzleşiyordu!   Aniden Altıncı Dağ'ın yıkıntısının içinden bir ses çınladı. "Hepsi boşuna. Bu sefer insanlarınız tamamen imha edilecek!"   Bu ses kadın Paragon'a aitti. Şuan etrafını saran Duayenler bir deri bir kemik kalmışlardı. Fakat hala direniyorlardı. Tam bu noktada öğrencileri onlara doğru uçarak arkalarına oturdular ve onları kendi ömürlerini feda ederek desteklemeye başladılar!   "Beni daha ne kadar tutabilirsiniz?" Paragon sordu. "Üç klasik yazıtınız sıradışı. Paragon Ölümsüz Aleminden Ulu Taoist yazıtlar. Ne yazık ki gelişim merkeziniz Paragon seviyesinde değil. Bu yüzden beni daha ne kadar hapis tutabilirsiniz? Hatta şuan beni tutabilecek güce sahip misiniz? Serbest kaldığım anda Dağ ve Deniz Alemi... mutlak felaket ve yıkımı yaşayacak!"

32 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1377