I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1376: İnanılmaz Güç
Bölüm 1376: İnanılmaz Güç
"Dördüncü Nazar... Benlik Nazarı!" Meng Hao önündeki dünyanın kayboluşunu izledi ve çeşit çeşit klonları oldu. En sonunda ayağa kalktı. Gelişim merkezinde herhangi bir değişim olmamıştı ama şuan artık altı değil yedi Nazar büyüsüne sahipti! "Şuan dokuza tamamlamak için iki Nazar büyüsüne ihtiyacım var. Bunlardan birisi orijinal Birinci Nazar ve diğeri kendi yaratmam gereken nihai Dokuzuncu Nazar!" Meng Hao hayatı boyunca nazar büyülerini elde ederken yaşadığı tecrübeleri düşününce iç geçirdi. Dönerek elini salladı ve Ruh Lambalarının ortaya çıkmasına neden oldu. Toplam 33 lambadan 10 tanesi sönmüş, geriye kalanları hala yanıyordu. "Yedi Yalnızlık var ve ilk ikisini geçtim. Şuan Mitejder'in gücünü özümsedikten sonra Üçüncü Yalnızlık'a başlayabilirim!" Gözlerinde canlı bir ışık parlayan Meng Hao 11. Ruh Lambasına odaklandı. "Üçüncü Yalnızlık, kalbin Yalnızlığı...." Bir an düşündükten sonra sağ elini uzattı ve Ruh Lambasını işaret etti. Bir rüzgar esti ve alev sönerek Meng Hao'nun gözlerine, burnuna, kulaklarına ve ağzına akın eden yeşil bir dumana dönüştü. Gözlerini kapattığında ve sessizce oturduğunda dünyevi vücut yada ruhunda değişiklik yoktu. Fakat kalbi... sanki devasa bir el onu sıkıyormuş gibi hissetti. Güm-güm! Kalbine bir acı saplanan Meng Hao'nun yüzü soldu. Gerçek organına saplanan acının yanında mecazi kalbi de acıyla doldu. Sanki sonsuz bir hüzün ve kayıplık mutlak boşluğa dönüşmüştü. Alnından ter akmaya başladı ve titredi. Halüsinasyon yoktu ama acı sanki tüm dünya ölmüş gibi hissetmesine neden oldu ve Gök ve Yer'de geriye kalan tek şey oydu. "Hayır...." diye mırıldandı. Aniden kafasını geriye atarak şiddetli bir acıyla bağırdı. Sanki bu yalnızlığa katlanamıyordu ve Gökleri ve diğer her şeyi yırtıp parçalamak istiyordu. 33 Cehennem hala yıkılma halindeydi ama onun güçlü çığlığı yankılandığında üzerinden taşan bir enerji patlaması Meng Hao'nun üzerindeki topraklara çarparak devasa bir burgaç yarattı. Merkezinde Meng Hao'nun olduğu burgacın içine sayısız harabe ve enkaz karıştı. Ayrıca Meng Hao'ya bakarken titreyen Yabancı canavarlar da vardı. Görünüşe göre ondan yayılan baskı ve duygu canavarları etkiliyordu. "Yedi Yalnızlık... kulağa etkileyici geliyor ama onlar aslında yedi felaket, yedi işkence." Meng Hao gözlerini açtı ve ardından yavaşça göğsündeki kalbinin bulunduğu yere doğru uzandı. "Üçüncü Yalnızlık, kalbin Yalnızlığı...." İç geçirerek durdu. Gelişim merkezi biraz artmıştı. Daha önce bir İmparator Lord seviyesini aşmıştı ama hala Paragon seviyesinden bir adım uzaktı. Şuanki artışa o adımı tamamlayamasa da inanılmaz yaklaşmıştı. Etrafına bakarken enerjisi taştı, yıkılan 33 Cehennemi ve içindeki Yabancı canavarları kuşattı ve üzerine inanılmaz bir baskının çökmesine neden oldu. "İtaat et yada öl!" ses olarak değil kutsal iradeyle konuştu. Çevredeki bütün Yabancı canavarlar hemen onun sözlerini tespit etti. Zaten Meng Hao'nun Paragon öldürerek sahip olduğu cani aura onları dehşete düşürmüştü. Bu sözlerin karşısında sessizliklerini sürdürdüler ve en sonunda başlarını eğdiler. O anda Meng Hao bir ışık ışınına dönüşüp çıkışa doğru fırladığında arkasından 33 Cehennemin Yabancı canavarları da geldi. "On ay geçti," diye mırıldandı. "Dövüşler başlamış olmalı...." Hızını artırdı ve bir an sonra çıkıştan dışarı fırladı. Meng Hao 33 Cehennemden dışarı çıktığı sırada Dağ ve Deniz Aleminde vahşi dövüşler vardı. On milyonlarca Yabancı vahşice saldırıyordu. Sayısız Tao Alemi uzmanı ve devler yüzünden Dağ ve Deniz Alemi arka arkaya başarısızlıklar yaşıyordu. Tam bu anda Wang Youcai ve diğerleri 33 Cehennemden geri döndü. Hiç tereddüt etmeden dövüşe girerek Yabancılar arasındaki güçlü uzmanları aradılar. Bu yirmiden fazla Seçilmişe ek olarak Dağ ve Deniz Lordlarıyla birlikte iki kuvvet arasındaki elit seviye gelişimcilerin farkı çok büyük değildi. Şuan Dağ ve Deniz Alemi yavaşça geri çekiliyordu. 8 Öz Paragonlarından birisi ayağını yere vurarak Beşinci Dağ'ı yok etmişti ama yine aynı Paragon şuan Deniz Rüyası, kukla, üç büyük Duayen ve diğerleri tarafından yerine sabitlenmişti. Fakat onun rakibi değillerdi. Kadın Paragon soğukça homurdandı ve ardından bir büyü hareketiyle birlikte dört bir yanda devasa bir burgaç belirdi. GÜÜÜÜMMMMM! Deniz Rüyası'nın ağzından kan geldi ve aynı şey üç büyük Duayen için de geçerliydi. Paragon kuklanın göğsü içine çöktü. Herkes 8 Özlü kadın Paragon'un karşısında durmakta başarısız olarak geri çekilmeye zorlandı. "Böcek sürüsü!" dedi kadın Paragon. Tek bir adımla Altıncı Denize kadar geçti ve orada uzanarak elini vahşice itti. Aniden elinde beliren yeşil bir alev küresi suya doğru gürledi. Bir an sonra tüm Altıncı Deniz kaynayarak kurudu! Sayısız Altıncı Deniz yerlisi acı dolu feryatlar içinde ısıya karşı koyamayarak öldüler. Altıncı Deniz yok edilmişti! Tüm savaş şuan tek taraflı gibiydi. Dağ ve Deniz Alemi elit seviye gelişimci anlamında işi biraz dengelemiş olsa da 33 Gök savaşa varını yoğunu koymuştu. Devlerin derisi inanılmaz sertti ve ileri doğru attıkları her adım Dağ ve Deniz Alemi gelişimcileri tarafından durdurulamadı. Denerlerse ezilerek posaya dönüşeceklerdi. On milyonlarca Yabancı ordusu Dağ ve Deniz gelişimcilerini ölümcül bir kuvvetle itti. Acı çığlıklarla birlikte Dağ ve Deniz gelişimcileri geri çekilmekten başka bir şey yapamıyordu. Yavaş yavaş Dağ ve Deniz Alemi kuvvetlerinin kalplerinde belirsiz bir umutsuzluk hissiyatı büyümeye başladı. Böyle bir güç karşısında sanki daha önceki hazırlıkları boşunaymış gibi hissettiler. "Bu savaş yeterince uzadı," dedi 8 Özlü kadın sakin bir tonla. "Bugün... bu savaş bitecek." Altıncı Dağ'a doğru yürüdü. Amacı belliydi; Alemin Dağ ve Denizlerini hızlıca yok etmeyi amaçlıyordu. Bu olduğunda geriye sadece gelişimciler kalacaktı ve onlarla baş etmesi kolaylaşacaktı. Deniz Rüyası ve diğerleri kıpkırmızı gözlerle izlediler ve müdahale etmeye çalışsalar da yaklaşmaktan bile aciz kaldılar. Fakat 8 Özlü Paragon tam Altıncı Dağ'a adım atmaya hazırlanırken 17. Gök aniden titredi ve bir çeşit devasa kuvvet onu diğer Göklerden ayırdı, Dağ ve Deniz Alemine doğru gönderdi. Fakat dikkatli bakınca onun Dağ ve Deniz gelişimcilerine doğru değil... Yabancı ordusuna doğru gittiğini görmek mümkündü. Bu ani olay Dağ ve Deniz Alemi gelişimcilerini şaşkına çevirdi. Yabancılar da hayretler içindeydi. Kadın Paragon bile durarak arkasını döndü ve 17. Gök kıtasına baktı. "33 Cehennemde gizlenmiş ajanların olduğunu düşünmeliydim!" dedi yüzü ifadesi kararırken. Bir adım daha attı ama bu sefer 17. Gök'e doğru gitmişti. Ardından uzandı ve sertçe bir kavrama hareketi yaparak tüm kıtanın büyük bir çınlamayla parçalanmasına neden oldu. Tüm kıta anında küle dönüştü. Yine de 8 Özlü Paragon böyle bir şeyi kimin yaptığına karar verememişti. Kaşlarını çatarak savaş alanını tarafı ama ipucu bulamadı. "Bu kişi Rüzgarlı olamaz, katı gözetim altındaydı. Eğer o değilse kimdi? "Pekala bir önemi yok. Sahip olduğumuz güçle yolumuza çıkan her şeyi yok edebiliriz." Soğukça homurdanan kadın Paragon sağ elini içinde Yabancı ordusu olan güneşe doğru salladı. Aniden o devasa güneş sonsuz ışık saçarak büzülürken kadına doğru fırladı. Ardından kadının etrafında girdap gibi dönerek hızla bir zırha dönüştü. Bu zırhla birlikte 8 Özlü Paragon'un savaş hüneri daha da yükseldi. Hemen çift elli bir büyü hareketi uyguladı, ardından ordusuna doğru sallayarak Yabancıların görünmez bir kuvvetle uyarılmalarına neden oldu. Birer birer kafalarını geriye atarak kükrediler. Gözlerinde kırmızı parıltıyla savaş hünerleri arttı ve ardından tüm vahşilikle dövüşe devam ettiler. Gümbürtü sesleriyle birlikte Dağ ve Deniz Alemi gelişimcileri anında başarısızlıklar aldılar. Savaş alanında durmaksızın geriye doğru itilirken ağır zararlar aldılar. Daha sonra kadın Paragon döndü ve Dağ ve Deniz Alemine doğru yöneldi. Bir kez daha Altıncı Dağ'ın üzerinde belirerek avucuyla saldırdı. Altıncı Dağ titremeye başladı ve bir an sonra Xuanwu kaplumbağası parçalandı. Onun acı dolu çığlığıyla birlikte tüm Altıncı Dağ... yok edildi! Dağ ve Deniz gelişimcileri mutlak bir umutsuzlukla sarsılıyordu ve biraz delirmeye başlamışlardı. İlk önce Üç Büyük Taoist Toplumlarından güçlü uzmanlar bütün kutsal becerilerini serbest bıraktılar; hatta bazıları kendini patlattı. Fakat Altıncı Dağ yok edildiği anda dağın enkazının içinden üç tane görkemli ışık ışını dışarı fırladı. Aniden kadın Paragon'un bulunduğu yere kilitlendiler ve orada üçgen bir mühür işaretine dönüşerek onu tamamen tuzağa düşürdüler! "Hepsi bu mu!?" kadın bunu önemsemeyerek soğukça güldü. Altıncı Dağ'ı ilk yok etme girişiminde 17. Gök ile ilgili ani gelişme yaşanınca onu yok etmek için ayrılmak zorunda kalmıştı. O zaman Dağ ve Deniz Aleminin o anda kendisini yavaşlatmak için 33 Gök içindeki gizli ajanlarını harekete geçirmeye başvurduklarını tahmin etmişti. Bu durumda, kesinlikle başka hileler de planlayacaklardı. Bu yüzden dağ enkazının içinden aniden mühür işaretinin ortaya çıkışı şaşırtıcı değildi. Fakat kadın tam ondan kurtulmaya hazırlanırken savaşa daha yeni dahil olmuş olan üç Duayen aniden bulanıklaştı ve oldukları yerde kayboldular. Şaşırtıcı şekilde tekrar ortaya çıktıklarında üçgenin köşelerinde duruyorlardı! "Ben Yüce Ruh Duayeni!" "Ben Tao Mabudu Duayeni!" "Ben Gök Bölme Duayeni!" "Görevimiz senin gelişini beklemek ve hayatlarımızı, Tao'larımızı kullanarak seni sıkıca mühürlemek!!"
