I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1373: Bekliyordum!
Bölüm 1373: Bekliyordum!
Yarıktan içeri girdiğinde Meng Hao açıklamaya yaptı, "33 Cehennemde mühürlenen ruhlar son derece sinsi ve haindir. Yabancı canavarların ise zekalar çeşitli seviyelerdedir ama onları kelimelerle korkutacağız ve geri durmaları için gelişim merkezimle tehdit edeceğim. "Bu yolla onlarla daha kolay başa çıkabileceğiz." Meng Hao'yu tanıyan birkaç kişi dışında diğer herkes düşünceli ifadelere büründüler. Yüzlerinde garip bakışlar belirdi ve kuru öksürükler dışında herhangi bir şey söylemekten kaçındılar. "Yani basitçe onları korkutmalısınız!" Bunun ardından grubu ölüler şehrine doğru götürdü. Buraya geldiği geçen sefer hatırladığına göre hemen ana tapınağa doğru yöneldi. Yolda giderken göz ucuyla baktığında her yerin bıraktığı gibi olduğunu gördü: yalın ve neredeyse tamamen temizlenmiş. Tabii ki bunun üzerinde durmadı. Fakat diğer herkesin gözleri şaşkınlıkla açıldı. Geçtikleri her ölüle şehri odasında kırık duvarların duvar resimlerinden yoksun olduğunu ve zemin döşemelerinin tamamen soyulduğunu gördüler. Birçok bölge sanki köpekler tarafından kemirilmiş gibi dekorasyon anlamında bomboştu.... Seçilmişlerin ağızlarından nefes tutma sesleri duyuldu. "Bu iyi değil! Daha önce buraya birisi gelmiş olmalı!! "N-nasıl bir zalimlik! Buraya kim geldiyse her yeri soyup soğana çevirmiş! Her şey gitmiş...." "Zemin döşemeleri bile alınmış...." "Lanet olsun, yoksa bunu yapan bir Yabancı mıydı?!" Seçilmişler gördükleri şey karşısında sarsılmışlardı ve buna Li Ling'er ve Meng Hao'yu tanıyan diğerleri de dahildi. Sadece Chen Fan bir an tereddüt ettikten sonra Meng Hao'ya doğru baktı. Meng Hao en öndeydi ve diğerlerinin söylediklerini duyduğu anda istemsizce biraz utandı. Bir açıklama yapmak yerine sadece hızlanarak şaşkın grubu daha seri şekilde merkezdeki Açgözlülük'ün mühürlendiği tapınağa doğru götürdü. Oraya vardıklarında Seçilmişler anında karmaşayla doldu. Burası en büyük ölüler şehri odasıydı ve aynı zamanda en fazla yağmalanmış yerdi. En merkezdeki bölge dışında her şey tamamen soyulmuştu. "Bu akıl almaz!!" "Tek bir küf kalıntısı bile kalmamış! Lanet olsun, bunu yapan kesinlikle Yabancılar olmalı!!" Seçilmişler oldukça kızgındı. Fakat tam bu sırada aniden merkez bölgedeki ruh ateşi küresinin içinde bir yüz belirdi. Bu yüz tamamen öfkeliydi. "Lanet olsun, yine sen.... Bu seferki planın ne!?!? "Sahtekarlıkla hayat kuvveti Özü'mü çaldın ve ölüler şehrimdeki bütün cenaze yadigarlarını yağmaladın. Hatta zemin döşemelerini söküp duvar süslemelerini bile çaldın! Lanet olası piç, geriye hiçbir şey bırakmadın. Şimdi ne istiyorsun?!?! "Meng Hao!" Tüm ölüler şehrinde kahrolmuş bir bağırma sesi yankılandı. Meng Hao'nun arkasındaki grup şaşkına döndü ve bakışlarını ona doğru çevirdiler. Sanki onu ilk defa görüyormuş gibi baktılar ve yüzlerinde garip ifadeler belirdi. Bütün şehirdeki zemin döşemelerini bile söken kişiye sinirlenmişlerdi. Bu işi yapan kişinin aslında kim olduğunu nereden bilebilirlerdi... Meng Hao mu? "Bu.... Bu...." “Öhöm... yüce Taç Prensi gerçekten de dehşetli...." Herkeste buruk bir gülümseme belirdi ve Meng Hao'ya baktıklarında gözlerinde tuhaf bakışlar oluştu. Yavaş yavaş zihinlerinde oluşan Meng Hao'nun görüntüsü altüst oluyordu. Aniden biraz morali bozulan Meng Hao kaşlarını çattı ve soğuk bir homurdanmayla birlikte ruh ateşi küresine doğru yürüdü. Karşılığında ateşin içinden bir çığlık yankılandı. "Uzak dur lanet olası! Geri dön, seni utanmaz piç. Eski delilik zamanından bile daha utanmazsın!!" Meng Hao Seçilmişlere döndü ve açıklama yaptı: "Birkaç yıl önce bu ruh ateşinin birazını özümsemiştim. Geriye kalan sadece bir parça. Size yardımı olmayacak." Bununla birlikte sağ elini uzattı. Yüzün çığlıklarını umursamadan bir kavrama hareketi yaptı ve ruh ateşinin eline doğru çekilmesini sağladı. Bu, cesedin çevresindeki mühür sütunlarının yıkılmasına neden oldu. Ardından Meng Hao elini yumruk şekline sıktı ve ruh ateşinin avucunda kaybolmasını sağladı. Onu özümsedikten sonra önceki mühürlü bölgeye adım attı. Boğazını temizleyerek bir an tereddüt etti. Bir an düşündükten sonra arkasındaki insanları görmezden geldi ve bir uçan kılıç çıkartarak herkesin gözleri önünde zemin döşemelerini sökmeye başladı. Seçilmişler Meng Hao'nun inanılmaz ustaca tüm bölgeyi hızla temizlediğini görünce ağızları açık kaldı, yıkılmış sütunları bile toplamıştı. Ardından elbise kollarını sallayarak aniden ayağını yere vurdu ve bir yarık ortaya çıktı. "Pekala, 2. Cehenneme gidelim." Meng Hao içeri girdiğinde Seçilmişler birbirine baktı. Meng Hao'nun biraz önceki davranışı onların gözündeki halini resmen alt üst etmişti. Bir anlık tereddütten sonra Meng Hao'yu izlediler. İkinci Cehennemde bir kez daha Meng Hao'nun ezici kişiliğine şahit oldular.... "Cani auramı görebiliyor musun? Pekala sana söyleyeyim. Bir Paragon öldürdüm, bir tane köle yaptım ve ardından üçüncüyü de kendini patlatmaya zorladım!" İkinci Cehennemdeki Yabancı canavar tamamen alevlerden şekillenmişti. Şuan Meng Hao'nun agresifliği karşısında titriyordu. Ondan yayılan aura ve baskıyı düşününce canavar tamamen dehşete düştü. Ardından Seçilmişler Meng Hao'nun 2. Cehennem ölüler şehrini adeta kazıya kazıya soymasına şahit oldular.... Sanki şiddetli bir rüzgar geçmiş gibi arkasında tek bir ot bile bırakmıyordu.... Böyle alışkanlıklar ve böyle kişilik özellikleri basitçe değişebilen şeyler değildi.... Meng Hao işi tek başına yaparak çok zaman kaybedeceğini fark edince hemen Seçilmişlerden yardım talep etti. "Hadi hadi, çok zamanımız yok," dedi. "Bana yardım edin. Burayı baştan aşağı temizleyelim." Chen Fan gürültüyle kahkaha attı ve hemen yardım etmeye gitti. Li Ling'er eliyle ağzını kapattı ve Ji Yin'in yüzü karardı. Wang Youcai'nin dudakları seğirmeye devam etti. Diğer Seçilmişler ise utangaç bakışlarla birbirlerine baktılar ama reddetmeyi göze alamayarak hemen yardım etmeye başladılar. Bu daha önce hiç yapmadıkları türden bir işti. Sadece iç geçirmekle kaldılar ve kendi kendilerine belki de Meng Hao'nun bu kadar güçlü olmasının sebebinin bu olduğunu söylediler. Her yer soyulduktan sonra en sonunda 2. Cehennemin ölüler şehri merkez tapınağına gittiler. Oradaki ruh ateşi Açgözlülük'e göre çok daha güçlüydü ve grup binaya girdiği anda inanılmaz bir baskı taştı. Fakat Meng Hao sadece soğukça güldü. Gelişim merkezini serbest bırakarak ileri yürüdü ve onu bastırdı. Meng Hao şuanki gelişim merkeziyle, Dağlar ve Denizlerin kutsaması yardımıyla ve ölüler şehri içindeki kısıtlayıcı büyüler yardımıyla buradaki ruhu basitçe baskılamıştı. Ruh ateşinden kükreme sesleri yankılandı ama karşı koyabilecek bir şey yapamadı. Burası 33 Seçilmişten birisinin kalıp geçmişteki güçlü bir uzmanın ruh ateşini özümseme talihini kazanacağı yerdi. Eğer bu Seçilmiş başarısız olursa ölecekti ama başarırsa gelişim merkezi büyük bir sıçrama yapacaktı. Eğer ömrünü feda edecek kadar ileri giderse Tao Hükümdarı seviyesini de aşacak ve altmış yıllık döngü için bir İmparator Lord olacaktı! Bir Seçilmişi arkada bıraktıktan sonra Meng Hao grubu 3. Cehenneme götürdü. Ardından 4. ve 5. Cehennem.... Yola devam ederken Yabancı canavarları Paragon öldürme, köle etme ve kendini patlatmaya zorlama hikayesiyle korkutuyordu. İlk başta Seçilmişler bunu şaşkınlıkla izlermiş olsalar da en sonunda buna alışmışlardı ve kayıtsız kalmaya başlamışlardı. Dahası, 33 Cehenneme girdikten sonra hissettikleri gerginlik de yavaş yavaş dağılmıştı. Meng Hao'nun ruh ateşlerini birer birer dize getirmesini ve geriye birer Seçilmiş bırakarak ilerlediğini izledikçe yavaş yavaş rahat hissetmeye başlamışlardı. En sonunda Meng Hao'nun konuşmaya bile ihtiyacı kalmamıştı. Cani aurası yayıldığı anda diğer diğer Seçilmişler hemen onun sözlerini duyuruyorlardı. "O bir Paragon'u öldürdü, birisini köle yaptı ve üçüncüsünü kendini patlatmaya zorladı! Korktun mu? Pekala kaybol buradan!" En sonunda Meng Hao ölüler şehri yağmasında bile onlara direktif vermeyi bırakmıştı. Seçilmişlerin en baştaki garip hisleri gitmişti ve şuan bu işleme oldukça aşina olmuşlardı. En nihayetinde beklentileri bile aşarak Meng Hao'nun fark etmediği bölgeler bulup oraları da soymaya başlamışlardı. Meng Hao istemsizce övgülü bir iç geçirdi. En sonunda sırtlarındaki yük ve içeri ilk girdiklerinde hissettikleri ihtiyat tamamen gitmişti. Şuan 33 Cehennemdeki yolculukları adeta bir gezi gibiydi.... Cehennem. 8. Cehennem. 9. Cehennem.... Meng Hao'yu takip eden Seçilmişlerin sayısı giderek azalıyordu. Her ruh ateinde bir Seçilmiş kalıyordu ve Meng Hao ile gruba gülerek veda ediyordu. Fakat bu kahkahalarının ardından sarsılmaz bir kararlılık ve azim vardı. "Taç Prensi, burada iyi olacağım. Umarım daha fazla ganimet elde edersiniz! Yoldaş Taoistler, iyi talih yolunda başarılar diliyorum sizlere...." Her ruh ateşinde bu tarz vedalaşmalar oluyordu. Zaman geçti. 15. Cehennem. 16. Cehennem. 17. Cehennem.... En sonunda 31. Cehenneme kadar geldiler. Ardından 32. Ve en sonunda 33! Meng Hao'nun 33 Cehennem boyunca ilerlemesi aşağı yukarı bir ay sürdü. Bu süreçte yanında nihayet kimse kalmamıştı. Bazı ruh ateşi konumlarındaki ruh ateşleri tek bir Seçilmişin özümseyemeyeceği kadar korkunç olduğundan oralarda birden fazlası kalmıştı. Bu yüzden 33. Cehenneme geldiğinde yanında kimse kalmamıştı. 33. Cehennem boşluğun en derin bölgesiydi ve içeri giren Meng Hao bir dağ zirvesinde genç bir adamın oturuyor olduğunu gördü. Üzerinde yeşil bir cübbe vardı ve buz gibi bir his veriyordu. Görünüşe göre bu her kimse gerçek formu değil sadece bir klonuydu! Önünde duran alkol sürahisinden ara sıra çekiyordu. Aşağıda, dağın eteğinde tamamen boş olan geniş bir vadi vardı. Meng Hao yaklaştığında etrafına ışıltılı gözlerle baktı ve en sonunda bakışları genç adamın üzerine geldi. Bir nedenden ötürü burası daha önceki 32 yerden daha farklı hissettiriyordu. Ne ölüler şehri, ne Yabancı canavar ne de ruh ateşi vardı. Hatta herhangi bir mühür yada kısıtlayıcı büyü bile yoktu. Sanki Paragon Dokuz Mühür buraya herhangi bir kısıtlayıcı önlem bırakmamıştı. Yeşil cübbeli adam Meng Hao'ya oldukça garip geldi. O belli ki bir klondu ama gelişim merkezi okunamazdı. Bir an sonsuz bir öfkeyle çalkalanırken bir an sonra sakin ve huzurlu görünüyordu. Genç adam Meng Hao'ya baktı ve gözleri kadimlikle titreşti. "Demek nihayet geldin... Çok çok uzun süredir seni bekliyorum...."
