I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1350: Dağlar ve Denizlerin Taç Prensi!
Bölüm 1350: Dağlar ve Denizlerin Taç Prensi!
Tüm Alem değişiyordu. İlk başta böyle devasa bir dönüşümün yavaş yavaş olacağını düşünse de aslında çıplak gözle görülebiliyordu! Bu yüzden dönüşümün ne kadar hızlı gerçekleşeceğini anlamak mümkündü! Değişim bütün gelişimcilerin farkına varabileceği bir hızla gerçekleşse de herhangi bir huzursuzluk yada çözülme hissi vermedi. En başta Dağ ve Deniz Alemi Birinciden Dokuzuncuya kadar yatay bir çizgide uzanıyordu. Tüm Alem etrafında ay ve güneşin döndüğü adeta bir dev gibi yatıyordu. Ama şuan o dev... yavaş yavaş ayağa kalkıyordu! Birinci Dağ ve Deniz yıldızlı gökyüzüne doğru yükseliyordu. Şiddetli gümbürtüler yankılansa da Dağ ve Deniz Alemi gelişimcileri Paragon Deniz Rüyası'nın emirlerine sadık kaldı. Çeşitli Dağ ve Deniz Lordlarının liderliğiyle bütün ölümlü dünya sakinleri Dokuzuncu Dağ ve Denize taşındı. Dağ ve Deniz Aleminde büyük bir hareketlilik hakimdi ve sürekli değişim içindeydi. Meng Hao ile Xu Qing'in tekrar bir araya gelmeye zamanları olmadı. Xu Qing strateji ve taktik anlamında sıradışı bir performans gösterdiği için Paragon Deniz Rüyası tarafından alıp götürülmüştü. O ve Li Ling'er ile birlikte Deniz Rüyası tarafından Dağ ve Deniz Aleminin İki Yüce Kutsal Kızı olarak atanmıştı. Meng Hao kuklasının üstünde oturuyordu ve yıldızlı gökyüzünde 32 Gök'ün erken akınlarına karşı koruma görevini üstlendi. Aynı zamanda Alemin tamamına kutsal iradesini göndererek herhangi bir iki yüzlülük potansiyeli taşıyanları korkutmak için hafif bir baskı yarattı. Ne de olsa insanların ruhunun uyanmasına rağmen iş hayatta kalma içgüdüsüne geldiğinde bazı gelişimciler ve hatta klan yada tarikatlar tamamen sadık değildi. Yuvayı ters çevirince bütün yumurtaların kaybolacağını anlamıyorlardı. Şuanda geri dönüşe katılmak yada işler kötü giderse teslim olmak ve 32 Gök'ü etkilemek için kuvvetlerini muhafaza ediyorladı. Tabii ki orada Paragon kukla dururken bu iki yüzlüler herhangi bir hamle yapmaya cüret edemeyecekti. Dağ ve Deniz Alemindeki herkes savaş hazırlığı içinde meşgul durumdaydı. Zaman önemliydi ve beklenmedik bir şey olmazsa en fazla üç ayları vardı.... Beklenmedik şekilde, Meng Hao'ya nadir görülen bir durum olarak yapacak uygun bir şey ona kalmamıştı, bu yüzden yıldızlı gökyüzünde gezinirken Dağ ve Deniz Aleminin değişimini izliyordu. Başta Birinci Dağ ve Deniz olmak üzere Dağ ve Deniz Alemi yavaş yavaş yatay pozisyondan dikey pozisyona yükseldi. O anda bir tarafa doğru eğilmişti. "Biraz... alışılmadık görünmeye başladı," Meng Hao sessizce düşündü. En sonunda iç geçirdi. Savaşın geldiğini uzun süredir biliyordu. Fakat onun ve diğer gelişimciler için bu savaş çok ani gelmişti. İlk önce Yedinci ve Sekizinci Dağ ve Deniz arasındaki ani olaylarla başlamıştı. Ardından Beşinci ve Altıncı Dağ ve Deniz arasındaki çatışma ortaya çıkmıştı. Bunun ardından ise 33 Gök ile yapılacak savaş karar verilmişti. Bu karar doğru karar olsa da ani oluşunu değiştirmemişti. Meng Hao içten içe biraz boş ve hatta gelecek hakkında belirsiz hissetti. Fakat bu endişelerini dışarıya gösteremezdi. Hiç kimsenin onda sağlam bir özgüven ve inançtan başka bir şey görmesine izin veremezdi. Ne yazık ki işin aslı o... emin değildi. Her gittiği yerde onu gören gelişimciler gözlerinde derin bir saygıyla ellerini kenetleyip onu selamlıyordu. Meng Hao şuan Dağ ve Deniz gelişimcilerinin ruhunu sembolize ediyordu. Çoğu insan için aynı zamanda umudu temsil ediyordu. Meng Hao hissettiği baskıyı bir kenara bıraktı ve yüzüne inanç, özgüven dolu gülümsemesini yerleştirdi. İnsanlara başını salladı ve ardından yoluna devam etti. Beşinci, Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Dağ ve Denizler boyunca ilerledi. En sonunda... Dokuzuncu Dağ ve Denize geldi. Buraya uzun zaman sonra tekrar geri dönmüştü. Dokuzuncu Dağ ve Denize baktığında kalbi nihayet sakinleşti. Fakat hala bitirmesi gereken birçok iş vardı. "Chu Yuyan'ın ruhu..." diye düşündü kalbinde bir acıyla. Yıldızlı gökyüzünde yürürken gerçekten de evinden başka gitmek istediği hiçbir yer yoktu. Güney Gök Gezegeni. Şuan orada garnizon kurmuş çok sayıda gelişimci vardı. Meng Hao ile olan bağlantısı sayesinde Fang Klanı sadece Dokuzuncu Dağ ve Denizde değil tüm Alemde iyi tanınıyordu. Herkes Meng Hao'nun Fang Klanı Taç Prensi olduğunun farkındaydı. Meng Hao'nun geri dönüşü büyük bir hareketlilik yarattı. Tüm Fang Klanı onu karşılamak için çıktı ve bir Klan Şefi'ni bile aşacak türden bir tören yapıldı. Sadece patrikler böyle muamele görürdü. Tabii ki Meng Hao'yu karşılayan sadece Fang Klanı değildi. Gezegendeki bütün klan ve tarikatlar kendini göstermişti. Yüce Tang'ın İmparatoru bile vardı. Meng Hao Güney Gök gezegeninin dışında belirdiği anda kendisini karşılamak için on milyonlarca gelişimcinin dizildiğini gördü. Hepsinin yüzünde heyecan, heves ve hayranlık vardı. O ortaya çıktığı anda on milyonlarca gelişimci aynı anda ellerini kenetledi ve baş selamı verdi. "Taç Prensi'nin geri dönüşünü saygıyla selamlıyoruz!" "Geri dönüşünüzü selamlıyoruz Taç Prensi!" "Taç Prensi, 1. Gök ile yapılan savaşta kullandığınız kutsal beceriler eşsizdi!!" Meng Hao Birinci Gök'ü yok ettiği ve Yabancı Paragon'u esir ettiğinden beri Dağ ve Deniz Alemi artık onu sadece Fang Klanı'nın değil tüm Dağ ve Deniz Aleminin Taç Prensi olarak görmeye başlamıştı. Sesler çınlarken Meng Hao onlara doğru baktı ve en sonunda gözleri herkesin arkasında duran, gezegenin gerçek sınırları içinde bekleyen ayrı bir insan grubuna döndü. Orada babasını, annesini, ablasını ve geçmişte bir şeyler yaşadığı tanıdık Seçilmişleri gördü. Babasının yüzünde heyecan ve gururla dolu bir gülümseme vardı. Annesinin yüzündeki nezaketi ve sadece bir annenin yaşayabileceği gururu hissetti. Meng Hao Güney Gök gezegeninin dışında toplanmış olan gelişimcilere baktı, ardından ellerini kenetleyerek onlara baş selamı verdi. "Birinci Gök savaşınsa yaptıklarım herhangi bir Dağ ve Deniz gelişimcisinin yapması gereken şeydi. Ben tek başıma bu savaşın sonunu belirleyemem. Eğer kazanmak istiyorsak Dağlar ve Denizler olarak beraber dövüşmemiz lazım!" Savaşta ne kadar güçlü bir savaşçı olduğunu düşününce Meng Hao'nun sesine ekstra bir güç eklemesine gerek yoktu. Sadece kelimeler bile hırs ve heves saçıyordu. Birinci Gök ile patlak veren savaşta Meng Hao artık sadece kendisini düşünme lüksünün olmadığını anlamıştı. Taşıması gereken bir sorumluluğu vardı ve o sorumluluk çoktan yük gibi üzerine binmişti. Sesi yankılandığında on milyonlarca gelişimci bir kez daha ellerini kenetledi ve baş selamı verdi. Meng Hao ilerledi ve kalabalık ona geçmesi için yol açtı. Herkesin bakışları altında yürüdü ve ardından Güney Gök gezegenine girdi. Meng Hao babasına ve annesine, çeşitli Patriklere baktığında aniden savaşta onu sürükleyen güçlü ruhun bir şekilde onu boğmakla tehdit eden derin bir yorgunluğa dönüştüğünü hissetti. Ev. Gerçek anlamda rahatlayabileceği yer.... Meng Hao anne ve babasının önüne geldi ve ardından dizlerinin üstüne çöktü. "Baba, anne... Geri döndüm." Sayısız gelişimcinin bakışları altında Meng Li öne yürüdü ve Meng Hao'yu ayağa kaldırdı. Oğluna bir an gözlerinde acıyla baktı ve ardından onu sıcak bir şekilde kucakladı. Tam bu noktada Güney Gök gezegeninde büyük bir neşe koptu. Dağ ve Deniz gelişimcilerinin kalbinde Meng Hao üstün bir varlıktı. Fakat Dokuzuncu Dağ ve Denizde ve özellikle Güney Gök gezegeni gelişimcileri arasında o bunu ötesindeydi. O... ONLARIN Meng Hao'suydu! Meng Hao geri döndü! Güney Gök gezegeniyle birlikte tüm Dokuzuncu Dağ ve Deniz sarsılmıştı. Sonraki yarım ay boyunca sayısız gelişimci Meng Hao ile görüşme umuduyla Güney Gök gezegenine ziyarete geldi. Meng Hao ise mümkün olduğunda fazla kişiyle görüşmeye çalıştı. Yorgun ve sadece dinlenmek istemesine rağmen Dokuzuncu Dağ ve Deniz gelişimcilerini hayal kırıklığına uğratamazdı. Meng Li bu durumun onun üzerinde baskı oluşturduğunu fark edince adeta bir fırtına kopartarak herhangi bir ziyaretçinin kapıdan girmesini yasakladı. Fang Xiufeng daha sonra Meng Hao yerine ziyaretçileri karşılamaya başladıktan sonra kalabalıklar azaldı. En sonunda Meng Hao boş zaman buldu. Anne ve babasıyla zaman geçirme fırsatı bularak ailesiyle olmanın mutluluğunu yaşayabildi. Ne gelişim pratiği ne de meditasyon yaptı. Hatta Güney Gök gezegeninde aşina olduğu diğer yerleri görmek için bile Fang Klanından ayrılmadı. Atasal konakta kalarak yavaş yavaş kalbini sakinleştirdi. Ancak şuanda Dağ ve Deniz gelişimcilerinin ona bakış açılarının değiştiğini anlamıştı. Fan Dong'er ve diğer Seçilmişler ona... farklı davranıyorlardı. Ara sıra babası bile ona daha önce hiç olmadığı gibi gözlerinde saygıyla bakıyordu. Bu durum Meng Hao'nun acı bir his yaşamasına ve hatta üzülmesine neden oldu. Ve bir de ablası vardı. Gençken ablası onu daima koruyacağına dair söz vermişti. Yine de o da değişmişti. Ablası onu her zaman çok sevmişti ama şuan ona bakarken gözlerinde bir korku görülüyordu. Sun Hai'den bahsetmeye bile gerek yoktu. Uzun zaman önce Meng Hao'ya saygı duymaya başlamıştı ama şuan ona baktığında gözlerinde sadece saygı değil aynı zamanda fanatik bir tutkunluk vardı. Herhangi bir değişim göstermeyen tek kişi annesiydi. Onun için Meng Hao'nun hangi Alem'de olduğunun önemi yoktu, bir Paragon olsa bile o hala onun oğluydu. Ailesiyle zaman geçirirken ara sıra Xu Qing'in bulunduğu yöne doğru bakıyordu. Ara sıra Chu Yuyan'ın ruhu meselesini düşünüyordu.... Tanıdığı diğer kişileri görmek istemiyor değildi. Sadece Dağ ve Deniz Aleminin içinde bulunduğu inanılmaz krize yüzünden aynı anda birçok şeyi düşünmeye yetecek kadar zihinsel enerjiye sahip değildi. Meng Hao değişiyor olduğu hissine kapıldı. Sessizleşiyordu ve hatta ruh taşları bile eskiden olduğu gibi ona önemli gelmiyordu. Şuan düşünceleri tamamen Dağ ve Deniz Alemi tarafından işgal edilmişti.... "Eğer elime olsa," diye düşündü, "savaşların olmadığı bir çağda yaşamak isterdim...." İç geçirerek daha da yorgun hissetti. Yarım ay daha geride kaldı. Dağ ve Deniz Alemi Kuşatma Modu tamamen etkinleşmişti. Birinci Dağ ve Deniz zirvedeydi, Birinci Deniz en yüksek pozisyondayken Birinci Dağ ardından geliyordu. Onların ardından İkinci Deniz ve İkinci Dağ geliyordu.... Tüm Alem Gök ve Yer'den destek alarak yükselmiş bir dev gibiydi! Güneş ve ay artık Alem'in etrafında dönmüyordu. İki yanda hareketsiz bir şekilde nöbet tutuyordu. Bu durum Dağ ve Deniz Aleminin bazı kısımlarını ebedi gündüze çevirirken bir kısmını ebedi geceye boğmuştu ama bu kritik bu durum insanların endişesini çeken bir olay değildi. Aynı zamanda Alemde yaşayan çok sayıda ölümlü Dokuzuncu Dağ ve Denize taşınmıştı ve şuan burası tüm Alem'in en önemli yeriydi! Dağ ve Deniz Alemi Kuşatma Modu tamamen etkinleştiği anda Alemin iradesi adeta duygusuz bir tonla tüm gelişimcilerin zihinlerinde yankılandı. "32 Gök'e müdahalemi daha fazla sürdüremeyeceğim. Bir buçuk ay sonra... onlar... gelecek."
