I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1320: Yedinci Dağ'a Varış!
Bölüm 1320: Yedinci Dağ'a Varış!
"Kendine... Shui Dongliu diyor," Meng Dede yavaşça konuştu. Meng Hao bu ismi duyduğu anda ağzı açık kaldı ve gözleri garip bir parıltıyla doldu. Olduğu yerde bir an sessizce kalırken zihninde birçok bağlantı oluştu. Bir anda her şey sanki daha da netleşmiş gibiydi. Başıyla onayladı. "Dede, Büyükanne ve Meng Klanı atasal konağını Dokuzuncu Dağ ve Denize gönderdim. Ne yazık ki bunun hemen ardından 1 Gök geldi ve dahası Dokuzuncu Dağ ve Deniz Lordu ile aramda bir sıkıntı var...." "Dokuzuncu Dağ ve Deniz Lordu, Ji Tian mı? Ne cüret!" Meng Dede'nin gözlerinde soğuk bir ışık belirdi. "Sekizinci Dağ ve Denizdeki işleri hallettikten sonra Dokuzuncu Dağ ve Denize gideceğim ve eğer Ji Tian kendini Dağ ve Deniz Alemine adamışsa ona karşı ölçülü olacağım. Aksi durumda...." Gözlerinde bir öldürme niyeti titreşti. Meng Hao bir anda biraz daha iyi hissetti. Meng Dede'sinin gelişim merkezi dalgalanmasına bakınca onun Beyaz Lord'dan bile daha güçlü olduğunu, 6 Öz seviyesine yarım adımdan daha yakın olduğunu görebiliyordu. Yabancı Tao Hükümdarı'nın klonunu hızlıca halledememesinin nedeni henüz yeni uyandığı için zihninin pek berrak olmamasıydı. Fakat daha sonra gelişim merkezinin tüm gücünü serbest bırakma noktasına hızlıca gelmişti. Meng Dede Meng Hao'ya baktı ve onun neden Dokuzuncu Dağ ve Denize geri dönmek istemediğini tam olarak kestiremese de torununun şuan Alemdeki Dağ ve Deniz Lordlarını aşmış olduğunu söyleyebilirdi. "Büyümüşsün ve harika bir gelişim merkezine sahipsin," dedi. "Dağ ve Deniz Alemi şuan istikrarsız, bütün gelişimciler kendi başarmaları gereken görevlere sahip. Kalbini takip et ve neye ihtiyacın varsa onu yap! "Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki Fang Klanı hakkında endişelenme," dedi. "Sekizinci Dağ ve Deniz... çoktan viran oldu. Hayatta kalanları toplayıp Dokuzuncu Dağ ve Denize gideceğim. Orada Yabancı'lara karşı saf tutacağız." Meng Hao bir an sessiz kaldıktan sonra ellerini kenetledi ve dedesine baş selamı verdi. Uzaklara doğru Dokuzuncu Dağ ve Denize baktı ve kanında hissettiğine göre Fang Klanı gelişimcileri şuan herhangi bir tehlike içinde değillerdi. Biraz rahatlayarak döndü ve bir ışık ışınına dönüşerek uzaklara doğru fırladı. Hedefi Dördüncü Dağ ve Denizdi. Dokuzuncu Dağ ve Denizi arkasında bırakmasının sebebi Xu Qing'i eve getirmekti. Şuan savaş başlamıştı ve içindeki huzursuzluk giderek artıyordu. Bu huzursuzluk 1. Gök indiği andan itibaren başlamıştı. Sekizinci Dağ'da Meng Dede torununun uzaklarda kayboluşunu izledi. Yüzünde sevecen bir ifade vardı ve aynı zamanda...torunuyla ayrıldığı için yaşadığı kızgınlığın izleri. "Kıdemli Yabancı geçmişte Dağ ve Deniz Felaketi geldiğinde her şeyin toza dönüşeceğini söylemişti...." dedi yavaşça. "Fakat Dokuzuncu Dağ'da özel bir şey var. O en sonunda geriye kalan tek dağ olacak.... "Hatta herhangi bir Dağlar ve Denizlerin felaketten dolayı ayakta kalıp kalmayacağından emin olmadığını bile söylemişti. Yapabileceği tek şeyin... belli bir umudu aramak olduğunu söylemişti. "Görünüşe göre onun bahsettiği bu umut... Hao'er idi." Meng Hao'dan gözlerini ayırarak kutsal duyusunu gönderdi ve hızlıca birkaç Yabancı'ya odaklandı. Gözlerinde buz gibi titreşen öldürme arzusuyla harekete geçti. Meng Hao Sekizinci Dağ ve Deniz'in yıldızlı gökyüzünde hızla ilerliyordu. Kısa süre sonra Beyaz Lord ile dövüştüğü yarığa ulaştı. Şuan yarık yıkılmış ve geriye hafif bir kalıntı kalmıştı. Meng Hao orada süzülürken gözlerinde bir ışıltıyla ileri bir adım attı. Sadece yanından geçiyormuş gibi görünse de aslında bir daire çiziyordu. Giderek hızlandı ve en sonunda Zaman Öz'ü yayılmaya başladı. Uzay çarpıldı ve yıldızlı gökyüzü etkilendi. Kısa süre sonra döndükçe hızlanan bulanık bir burgaç ortaya çıktı. Önce 30 metre, ardından 300 metreye ulaştı ve en sonunda Meng Hao sadece bir hayali görüntü gibi görülmeye başladı. Meng Hao'nun sayısız kopyası ortaya çıkarken burgaç 3,000 metreye ulaştı. Zaman yolculuğu gücü patlarken Sekizinci Dağ ve Denizdeki birçok insan olup bitenleri hissetti. Tam bu anda bu burgacın içinde aniden bir yarık ortaya çıktı. Bu, Yedinci ve Sekizinci Dağ ve Denizi birbirine bağlayan yarıktı. Yarık ortaya çıktığı anda Meng Hao'nun burgacın etrafında dönen sayısız yansıması yer değiştirerek bir kez daha tek bir versiyona dönüştüler. Ardından Meng Hao yarığa adım attı ve ortadan kayboldu. O ortadan kaybolduktan sonra burgaç yavaşça kayboldu ve yarık hızla yok olarak yıldızlı gökyüzü tekrar normale döndü. İki Dağ ve Denizi birbirine bağlayan yarığın içinde Meng Hao Beyaz Lord'un hızını bile aşan bir süratle ilerledi. Neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar diğer çıkışa ulaşmıştı. Kısa süre sonra Yedinci dağ ve denize özel olan lanet gücü aurasını hissetmeye başladı. Hiç tereddüt etmeden çıkış portalından dışarı fırladı. Neredeyse anında soğuk bir homurdanma sesi çınladı. "Birisi ortaya çıktı. Görünüşe göre hesaplamalarım doğruydu. Dağ ve Deniz Alemi yerlileri Sekizinci Dağ ve Denizden buraya kaçmaya çalışıyor. "Pekala, artık buraya gelmişsin kaçmayı deneme bile." Neredeyse anında bir kutsal beceri büyüsü Meng Hao'ya doğru gürledi ve kara alevler bir anda etrafını sardı. Meng Hao alevleri gördüğü anda bunun bir Tao Lordu gelişim merkeziyle desteklenmiş bir Yabancı büyülü tekniği olduğunu anladı. Bu alemdeki güçlü uzmanlar etrafını tek bir ayak vurma hareketiyle sarsabilecek kişiler olsa da Meng Hao için bir böcekten farksızlardı. Gözleri soğukça titreşti, aniden derin bir nefes alarak kara alevleri burnundan ve ağzından içeri çekti. Ardından etrafına baktığında biraz önce yaptığı şey yüzünden nefes kesilme sesleri çınladı. Yedinci Dağ ve Deniz'in yarık girişi Yedinci Dağ'a yakındı ve tüm bölge cesetlerle kaplıydı. Orada sekiz tane Yabancı vardı ve şaşırtıcı şekilde gelişim merkezi dalgalanmaları Tao Alemi'ne aitti. Belli ki burada ortaya çıkacak kişiler için pusuya yatmışlardı. Ama şuan Meng Hao'nun o Tao Lordunun alev Öz'ünü içine çektiğine şahit olduktan sonra hepsinin de nefesi kesildi ve yüzleri düştü. Özellikle Tao Lordu Yabancı'nın gözleri kocaman açılmıştı. Zihni allak bullak olmuş bir halde hemen geri çekildi ama aynı anda Meng Hao tam karşısında belirerek uzandı, onu boğazından tuttu ve yan tarafa doğru attı. Yabancı'nın pulları parçalandı ve et ve kanı kanlı bir posaya dönüştü. Kan donduran bir çığlıkla beraber tamamen paramparça oldu. Hemen diğer Yabancılar baştan aşağıya titrediler ve bütün güçlerini kullanarak kaçmaya çalıştılar. "Tao Hükümdarı! O gerçek bir Tao Hükümdarı!!" "Dağ ve Deniz Alemindeki tek gerçek Tao Hükümdarının Dördüncü Dağ'daki Ksitigarbha olduğunu sanıyordum! Ama o İmparator Lord ile dövüşüyor! Aynı anda burada olması imkansız! Kim bu herif!?!?" "Lanet olsun, gerçek bir Tao Hükümdarına pusu kurmuşuz!!" Sekiz Yabancı tam anlamıyla afallamıştı. Şok ve dehşet içinde kuyruklarına kadar ürperdiler ve kaçmaya çalıştılar. Fakat Meng Hao kutsal duyusunu gönderdi ve tek bir düşüncesiyle tüm bölgeyi doldurdu. Aniden bütün 1 ve Özlü Yabancı Tao Alemi uzmanlarının Gelişen Mabutları paramparça oldu. Zihinleri silindi ve geriye yıldızlı gökyüzünde aşağı doğru düşen ruhsuz bedenler kaldı. Meng Hao kutsal duyusu ile süpürdüğü anda tüm Yedinci Dağ ve Deniz zihninde belirdi ve burada adeta sayısız Yabancı vardı. Sayısız siyah küpün yıldızlı gökyüzünde süzüldüğünü gördü. Bunların en büyüğü 30,000 metre genişlikteydi, en küçükleri ise sadece birkaç yüz metrelikti. Yabancılar bu küplerden içeri girip çıkıyorlardı; görünüşe göre onlar bir çeşit askeri sığınaktı. Küplerin etrafı siyah alevlerle sarılıydı ve yüzeylerinde yıldırım çakıyordu. Onların etrafındaki yıldızlı gökyüzü de bozulmuştu, sanki küpler bir çeşit büyü formasyonu şeklinde dizilmişti! Yedinci Dağ ve Denizde Dağ ve Deniz Alemi insanları yaşıyor olmalıydı. Fakat şuanki durum buranın çoğunlukla Yabancılar tarafından ele geçirildiğini gösteriyordu. Az sayıda yerli gelişimci vardı ve çoğunluğu ölüydü. Yedinci Dağ ve Deniz gelişimcilerinin aslında çoğunluğu Sekizinci Dağ ve Denizdeydi. Geride kalanlar çoğunlukla düşük seviye olanlardı ve bu durum Yabancıların burayı istila etmesini kolaylaştırmıştı. Meng Hao'nun yüzü sertleşti ve onların ölümlüleri bile yaşatmadıklarını görünce Yabancılara karşı olan nefreti daha da körüklendi; onlara göre gelişimci olsun yada olmasın Dağ ve Deniz Alemine doğan herkes suçluydu! Yedinci Dağ ve Deniz'in dört büyük gezegeninde üç tanesi çoktan harabeye dönmüştü. Bu yüzden normalde Yedinci Dağ ve Denizi dolduran lanet gücü şuan kaos içindeydi. "Beyaz Lord, ölüm bile senin suçlarını telafi etmeyecek!" Meng Hao homurdandı, gözleri kıpkırmızı olmuştu. Kutsal duyusu ile durumu gözden geçirdiğinde 10,000 kişilik bir Yabancı ordusunun geriye kalan son ve en büyük gezegene saldırdıklarını fark etti. O gezegende hala hayatta olan on binlerce gelişimci vardı. Bu savaşçılar Yedinci Dağ ve Deniz gelişimcilerinin son kalıntılarıydı. Meng Hao bu gezegeni kutsal duyusu ile kısa bir süre taradığında birçok gelişimcinin öldürülmek yerine kendi kendini patlatmayı seçtiğini görmüştü. Bu gelişimcilerin ölmeden önce haykırdıkları sözler Meng Hao'nun kutsal duyusunun içinde yankılandı. "Dağlar ve Denizler için yaşa, Dağlar ve Denizler için öl!!" On binlerce kişiden oluşan gelişimci grubunun etrafında gümbürtüler patlarken gezegeni ve içinde yaşayan bütün canlıları savunmaya devam ettiler. Bu gelişimciler arasında Meng Hao'nun gözüne... Yedinci Dağ ve Deniz'in Kademe gelişimci Yuwen Jian çarptı! Yuwen Jian tamamen kana bulanmış ve ağır biçimde yaralanmıştı. Buna rağmen öfkeli kükremeler eşliğinde düşmanlarla savaşıyordu. O bir vücut gelişimcisiydi ve kullandığı silah Meng Hao'dan yıllar önce aldığı o değerli hazineydi. Şuan etrafı bir sürü düşmanla sarılmıştı ve umutsuzca dövüşmeye devam ediyordu. [R.N: Meng Hao 1149. bölümde ona ödünç olarak bir savaş baltası vermişti ama o Meng Hao'dan izinsiz baltayla birlikte ayrılmıştı.] O anda bir Tao Alemindeki bir Yabancı soğuk kahkahalar eşliğinde Yuwen Jian'a doğru yıldırım gibi ilerliyordu. O yaklaştığı sırada Meng Hao soğuk bir homurdanmayla birlikte kutsal duyusunun titreşmesine neden oldu. Aniden Yuwen Jian'a saldıran Tao Alemi Yabancı acı dolu bir feryat koparttı ve ardından patlayarak anında geberdi! Aynı sırada Meng Hao bir adım ilerledi ve ortadan kaybolarak dövüşün yapıldığı yere doğru yöneldi.
