Series Banner
Novel

Bölüm 1251

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1251: Burası Meng Klanı!

Bölüm 1251: Burası Meng Klanı!

Gemiye koşturmadan önce Meng De, Meng Chen'in kim olabileceğine dair herhangi bir fikir sahibi değildi. Onu hatırlamasının en önemli faktörü 33 Cehennem'den sağ salim çıkıp gelebilen tek kişi olmasıydı.   Ayrıca onu oldukça memnun eden bir antik büyülü eşya getirmişti. Bu yüzden Meng Chen onun hafızasında az da olsa bir yer edinmişti.   Ama şu an Meng Chen'in hayatta olması için şiddetli bir umut ile doluydu. Gemide hayatta kalan tek kişi olmak istemiyordu. Biraz önce yaşadığı ölümcül çileyi düşününce titremekten kendini alamadı. O bir aptal olabilirdi ama ıslah olmaz bir salak da değildi. Bir zengin züppe olmasına rağmen hala kendi kendine düşünebilen birisiydi.   Bir gelişimci olarak sadece ortalama kalıyordu ama soyunun itibarı sayesinde bir Genç Lord olabilmişti. Fakat o bile kendi seçimi olmamıştı, ona başka bir seçenek bırakılmamıştı.   Şu an statüsü aklına bile gelmiyordu. İnsanlar ölüm korkusu yaşarken statü akıllarına gelebilecek son şey olurdu. Yanında klandan birisinin olmasını istiyordu, yaşadığı korkunç deneyimin yükünü paylaşabileceği birisi.   Meng De, Meng Hao'yu geminin en dibinde bilinçsiz halde yatarken buldu. Ona doğru koştu ve onun ölü değil sadece baygın olduğunu anlayınca neşesi yerine geldi. Diğer herkes ölmüşken neden Meng Hao'nun hala hayatta olduğuna pek kafa yormadı. Gelişim merkezi çok düşük olduğundan siyah cübbeli adamların kutsal duyuları yüzünden sadece bir kenara süpürüldüğünü tahmin etmişti. Hiç biri onu umursamamış ya da daha sonra öldürmeyi planlamıştı.   Nedeni ne olursa olsun sonuç olarak Meng Chen hayattaydı.   Meng De heyecanla biraz tıbbi hap çıkarttı. Normalde tıbbi haplar konusunda son derece cimri biriydi ama şu anki durumda onları Meng Hao'nun ağzına atmaktan çekinmedi.   "Ölme Meng Chen!" Dedi, yüzünde gözyaşları akarken. "Sadece ikimiz kaldık, ölmemelisin..." Onu kollarıyla sararak ana güverteye taşıdı. Orada kendi gelişim merkezi gücünü kullanarak geminin yavaş yavaş hareket etmesini sağladı.   Klan ile sürekli iletişim kurmayı denedi ama bariyer kalkmış olmasına rağmen mesajları bir nedenden ötürü yerine ulaşmıyordu.   En sonunda Meng Hao uyandı.   Bununla birlikte Meng De heyecanla yaklaşarak aniden ailevi bir bağlantı hissiyle dolup taştı. Hemen olup bitenleri bir bir anlattı ve çok geçmeden sanki Meng Chen ile arkadaşmış gibi hissetmeye başladı.   Zaman geçti. Meng De'nin düşüncesine göre hayatta kalmak için birbirlerine bel bağlamak zorundalardı. Dümeni nöbetleşe kullanarak gemiyi Meng Klanı'na doğru temkinli bir şekilde sürerken yollarına kızdırmamaları gereken birilerinin çıkacağı korkusuyla yaşadılar.   Meng De daha önce hayatında hiç böyle bir tehlike yaşamamıştı. Ara sıra bir yeşim kayış çıkartarak temas kurmaya çalışsa da işe yaramıyordu, bu yüzden uzayda korku dolu seyahati sırasında zamanını Meng Hao ile geçirmekten başka bir şansı kalmıyordu.   İkili muhabbet ederek zaman geçiriyordu ve en sonunda bir noktada Meng De'nin kendini daha fazla tutamadığı bir an geldi. Meng Hao'ya klanı ve diğer her şeyi anlatmaya başladı. Hatta Meng Hao'ya tavsiye bile verdi.   "Meng Chen, gelişim merkezin çok zayıf. Böyle olmaz."   "Klana geri döndüğümüzde sana biraz teknik ve tıbbi hap vermelerini sağlayacağım. Gelişim merkezini yükseltmen lazım, en azından zirve Ölümsüz Âlem olmalısın."   "Endişelenme, gelecekte her konuda bana güvenebilirsin."   "Hey,  sence ne zaman eve varırız...? Klanla neden temas kuramıyoruz? Hâlâ işe yaramıyor..."   Günün birinde Meng De gemiye pilotluk yaparken aniden bir şey aklına geldi. Oturmakta olan Meng Hao'ya doğru baktı ve aniden sordu, "Oh, doğru ya. Meng Chen bir şey aklıma geldi. Seni ilk gördüğümde yüzün bebek gibi pürüzsüzdü. Ama daha sonra burnun bozulmuş ve her yerinde yaralar belirmişti."   "Ne olduğunu bilmiyor musun?" Meng Hao sakince cevapladı. Neredeyse bir aydır beraber seyahat ediyorlardı. Meng Hao engin hayat tecrübeleri sayesinde aralarındaki ilişkide üstün taraf olmayı başarmıştı. Çok fazla konuşmuyordu ama konuştuğunda Meng De onun sözlerini dikkatle dinliyordu.   Meng De, Genç Lord ama herhangi biri dışarıdan onları izlese, Genç Lord'un Meng Hao olduğunu düşünürdü.   "Huh? Hayır, ne oldu ki?" Meng De şaşkın bir sesle cevapladı.   Meng Hao ona baktı ve gerçekten de hiçbir fikrinin olmadığını gördü. Bu ifadeye bakınca Meng Chen'i, Han Klanı Genç Lordu'na peşkeş çeken kişinin Meng De değil o kâhya olduğunu anlamıştı. Kâhya belli ki kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden biriydi.   Meng Hao başını sağa sola salladı ve hiçbir şey söylemedi. Meng De kafasını kaşıdı ve bir süre düşündükten sonra gemide gerçekten de neler olabileceği konusunda aklına hiçbir şey gelmedi. Fakat belki Meng Hao'nun bir çeşit suistimale uğramış olabileceğini de hissedebiliyordu.   "Meng Chen, uh... biliyorsun, ben eskiden biraz pis bir insandım. Yani, önceleri birbirimizi pek tanımıyorduk. Ama endişelenme şu andan itibaren Meng De'ye ait olan her şey sana da ait!" Meng De göğsüne vurdu ve gururla Meng Hao'ya baktı. Bir nedenden ötürü Meng De onunla Meng Hao'nun tahmin ettiğinden daha fazla ilgilenmeye başlamıştı.   Meng Hao hafifçe gülümsedi. Son günlerde bu konudaki düşünceleri biraz değişmişti. Meng De'nin bir zengin züppe olduğunu ve ara sıra aptalca davrandığını görse de o aslında ıslah olmayacak kadar değildi.   İki ay sonra Meng De'nin klan ile iletişime geçme çabası en sonunda sonuç vermişti. Meng De aniden heyecanla dolarken nihayet raporunu iletti ve olup biten her şeyi klana anlattı.   Bir gün sonra Meng Hao uzaklardan beş tane ışık ışının yaklaşmakta olduğunu gördü. En önlerinde beyaz saçlı yaşlı bir adam vardı. Öfkeli olmasa bile tehditkar bir havaya sahipti ve gelişim merkezi Tao Âlemi'ndeydi. Sadece bir Öz'ü olsa da yine de bu Tao Âlemi seviyesiydi.   Meng De'nin yanında duran Meng Hao'nun ifadesi her zamanki gibiydi.   Yaşlı adamın arkasında üç erkek bir kadın vardı. Kadın orta yaşlıydı ama güzelliğini ve cazibesini korumuştu. Fakat oraya doğru uçarken kaşları çatıktı ve Meng De'nin berbat durumunu görünce ağlamaya başladı. Hemen ileri doğru fırladı ve onu kucakladı.   "Anne... İyiyim ben!" Dedi ama o da ağlıyordu. Son zamanlarda yaşadığı onca olay ona ağır gelmişti. Meng Hao'nun yardımı olmasa bununla başa çıkamazdı.   "De'er, seni zavallı şey..." Dedi annesi, başını okşayarak. Meng De'nin şu anki halinde farklı bir şey vardı. O şamatacı zengin züppesi havasını kaybetmiş, biraz olgunluk kazanmıştı. Annesi bu durumdan mutlu olsa da kalbi hâlâ acıyordu.   Yaşlı Tao Âlemi uzmanı ile birlikte gelen üç adamdan birisi büyük döngünün yarım adım uzağındaki geç Antik Âlem gelişimcisiydi. O ve Meng De birbirlerine çok benziyorlardı ve Meng De'ye doğru baktıktan sonra onu kucakladı.   "Baba...." Meng De ağlayarak söylendi.   Diğer iki adam etrafa dağılarak gemiyi incelemeye başladılar ve ara sıra gördükleri şeyleri not aldılar. Yaşlı Tao Âlemi uzmanı ise Meng De'ye yumuşak gözlerle baktı, ardından gözleri Meng Hao'ya dönünce oldukça korkutucu bir hale büründü.   "Efendi aşağılandığı zaman hizmetkarlar infaz edilirler." Dedi yaşlı adam soğuk bir sesle. "Onu sağ salim getirebilmeyi başardığını düşününce, son söz söyleme hakkına sahipsin." Gemiyi inceleyen gelişimcilerden birisi Meng Hao'ya doğru döndü ve buz gibi bir suratla ona doğru yürümeye başladı.   Meng Hao kaşlarını çattı ve kalbinden bir iç geçirdi. Meseleye başka bir açıdan bakmıştı. Gemiye neler olduğunu bilen kişilerin sayısı arttıkça Meng Klanı için işler daha da zorlaşacaktı. O da bir klan üyesi olsa da bu durumda durumu idare etmek için en basit yol şahidi ortadan kaldırmak olacaktı.   Fakat tam bu sırada Meng De babasının kucaklamasından kurtuldu ve Meng Hao'nun önüne fırladı. Yaşlı Tao Âlemi gelişimcisine yalvarır gibi bakarak konuştu: "Dede, o benim Kardeşim!"   Yaşlı adam Meng Hao'ya sessizce baktı. Diğer gelişimci ise yürümeye devam etti ve Meng Hao'yu yakalamak için uzandı.   Bunu gören meng De hemen bağırdı. "O benim hayatımı kurtardı! Eğer onu öldürürseniz ben de kendimi öldürürüm!" Bununla birlikte elini tehditkar bir şekilde kafasının üstüne yerleştirdi ve dedesine kararlılıkla dolu bir bakış attı.   Meng Hao ve Meng De'nin dedesi şaşkındı. Meng Hao'ya doğru uzanan gelişimci duraksadı. Meng De'nin ebeveynleri ise aynı şekilde hayretler içindeydi.   Hatırladıkları kadarıyla Meng De genelde halk arasında züppe gibi takılsa da onların yanında daima uysal bir çocuk olmuştur. Bu konuda pek mutlu olmasalar da yapabilecekleri fazla bir şey yoktu. Ama şu an Meng De aniden Patrik karşısında gözünü karartmış ve hatta tehditte bulunmuştu. Bu aslında ebeveynlerini gayet mutlu etmişti.   Yaşlı adam Meng De'ye ve gözlerindeki kararlılığa dikkatlice baktı. Torununu iyi tanıyordu ve onun daima zayıf bir kişiliğe sahip olduğunu biliyordu. Hatta hayatında ilk defa böyle kararlı duruyordu. Bir an sonra yaşlı adam aniden güldü.   "Pekâlâ, bana karşı olsan bile yoldaşlarını koruman gerektiğini öğrenmiş gibisin. De'er, büyümüşsün." Yaşlı adam elbise kolunu fiskeleyerek Meng Hao'ya hamle yapan gelişimciyi gönderdi.   Daha sonra yaşlı adam Meng Hao'ya baktı ve konuşmaya başladı: "De'er'in birçok zayıflığı var ama aynı zamanda eşsiz kuvvetleri de mevcut. Seni bana karşı savundu, bu yüzden gelecekte birbirinize emanetsiniz." Meng Hao'ya son bir bakış attıktan sonra yaşlı adam döndü ve geminin kontrolünü ele alarak yıldızlı gökyüzü boyunca Meng Klanı'na doğru sürdü.   Gümbürtü sesleriyle birlikte gemi ışık ışını gibi fırlayarak önceki seyahat ettikleri hızın çok ötesine ulaştı. Kısa süre sonra gemi gözden kayboldu.   İki gün sonra gemi yıldızlı gökyüzünü delip geçerken, Meng Klanı tarafından kontrol edilen bölgeye giriş yaptı.   Uzaktan bakınca Meng Klanı gökyüzünün ortasında süzülen devasa bir kıta gibi görünüyordu.   Dağlar ve denizlerin yanında sayısız şehir görünüyordu. Hatta sayısız nesildir yaşayan ve şu an her yere dağılmış halde olan canlı varlıkları bile görmek mümkündü. Canlı bir ışık ve güçlü dalgalanmalar yayıyordu ve ana kıtaya sekiz tane daha küçük kıta bağlanmıştı.   Bu kıtaların her biri görkemli binalar ve yapılarla doluydu ve tüm bunlar devasa bir büyü formasyonu oluşturmuştu.   Burası Meng Klanı'ydı!   Merkez kıtanın en merkezinde devasa bir heykel görünüyordu.   En garip olanı ise heykelin yüzünün tıraşlanmış olması ve herhangi bir yüz hattının belli olmamasıydı. Yine de dört bir yana şiddetli bir güç yayıyordu.   Meng Hao bu baskıyı hissettiği anda içten içe şok oldu.   "Bir Tao Hükümdarı gibi... Hayır. Bekle, bu... Dağlar ve Denizlerin qi akışı!"

33 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1251