I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1208: ####
Bölüm 1208: ####
GÜM! Wang Tengfei'nin gözleri kan çanağına dönmüştü ve bütün gücüyle saldırarak Meng Hao'nun ağzından kan gelmesine neden oldu. Wang Tengfei de bu saldırı yüzünden ters saldırı yemiş olsa da umurunda değil gibiydi. Kükreyerek tekrar saldırmaya hazırlandı. "Demek sen de dağların endişesi yok, ipek karlar yağana kadar, suların kederi yok rüzgarlar esip gürleyene kadarı biliyorsun!!" Wang Tengfei'nin kalbine saplanan acı Meng Hao'dan daha az değildi. En başta Chu Yuyan'ı seven oydu ve bu hiç değişmemişti. Fakat... o çok gururlu biriydi. O günlerde gururu yüzünden Chu Yuyan'ı umursamıyor gibi görünmeye çalışmıştı. Eğer Meng Hao'yu yenebilecekse, eğer bir şekilde daha güçlü olacaksa Chu Yuyan da dahil her şeyi feda etmeye hazırdı! Ama her şeyini kaybettiğinde en sonunda o acıyı fark etmiş ve gerçek anlamda hiçbir şeyi kalmamıştı. O andan itibaren Chu Yuyan'ın sadece mutlu olmasını ve gülümsemelerle dolu bir hayat yaşamasını umut etmişti. Üzerinden yıllar geçmiş ve kendini eski aşkını unuttuğuna inandırmıştı. Ama bir gün kapalı meditasyondan çıktığında yoldaş klan üyelerinden Chu Yuyan'ın başına gelenleri duymuştu. Buraya gelmek için elinden geleni ardına koymamıştı. Buraya geldiği anda ise Meng Hao'yu görmüş ve ardından kontrolünü kaybederek adeta patlamıştı. "Onu umursamayacaksan neden benden çaldın!?! MENG HAO!!" Wang Tengfei kükreyerek saldırıya geçti. Meng Hao karşılık vermedi. Olduğu yerde titreyerek dururken kalbi paramparça oldu. Wang Tengfei'nin sözleri adeta yıldırım gibi kulaklarında çınladı. Karşı koymak için kılını bile kıpırdatmadı. Wang Tengfei ona yumruklarını arka arkaya savurdu. Meng Hao'nun düşüncesine göre hepsi onun suçuydu. Borcu çok büyüktü ve derin bir pişmanlık hissediyordu.... Geçmişe dair her şeyden pişmandı ve şuan yaptığı hataları fark etmişti. Diğer insanları ne kadar derinden ve ciddi biçimde etkilediğini fark etmişti. "Üzgünüm...." diye acı bir tonla mırıldandı. Bu sözleri mırıldanmış olsa da Wang Tengfei duyduğu anda duraksadı. Yumrukları yana indi ve ağlamaya başladı. Meng Hao tabuttun arkasına yürüdü ve içeride derin bir uyku çekiyormuş gibi duran güzel Chu Yuyan'a baktı. Yüzünden gözyaşları dökülürken uzandı ve sağ eliyle alnına nazikçe dokundu. Gözyaşları yüzünden aşağı damlayarak Chu Yuyan'ın yanağına düştü.... Bir an sonra kafasını kaldırarak Hap Şeytanı'na ve yanında havada duran antik yaşlı adama baktı. "Chu Yuyan'ın ölümüyle ilgili bir şeyler ters. Nedenini hemen söyleyin bana!" Kelimelerin üstüne vurarak yavaş yavaş konuştu ve son kelimeye geldiğinde sesi gök gürültüsü gibi gürledi ve gökyüzünün parlamasına, bir rüzgarın esmesine neden oldu. Tüm Kunlun Toplumu şiddetle sarsılmaya başladı. O konuştuğunda gelişim merkezi güç ile patladı ve Tao Alemi gelişimcilerini katledebilecek noktaya kadar yükseltti. Şuan 1 Özlü Tao Alemi uzmanlarını öldürebilir, 2 Özlü gelişimcileri titretebilir ve hatta 3 Özlü Tao Lordlarıyla boy ölçüşebilirdi! Hap Şeytanı hayretle nefesini tuttu ve dönerek yanındaki yaşlı adama baktı. Yaşlı adam Chu Yuyan'ın ölümüyle ilgili şüpheli hiçbir şeyden bahsetmemişti. Hap Şeytanı Chu Yuyan Ölümsüzlüğe Yükselişe ulaştıktan sonra temelinin dengesiz olduğundan ruhunun dağıldığını düşünmüştü. Tek şaşıran Hap Şeytanı değildi. Wang Tengfei'nin gözleri de kocaman açıldı ve çevredeki Kunlun Toplumu öğrencileri yaşlı adama hayretler içinde bakakaldı. Bu yaşlı adam Kunlun Toplumu'nun Patriklerinden biriydi. Meng Hao'ya doğru baktı ve iç geçirdi. Meng Hao'nun ne kadar güçlü olduğunu zaten işitmişti ama şuan Meng Hao Chu Yuyan'ın cesedinden ipuçlarını fark edince buna bizzat şahit olmuştu. "Onun manevi ruhu kayboldu.... "En son geri döndüğünde normal görünüyordu ama işin aslı o çoktan manevi ruhunu kaybetmiş durumdaydı. Geriye kalan tek şey onun fiziksel ruhuydu. Bu halde çok fazla hayatta kalamadı. Manevi ruhun desteği olmadan en nihayetinde... fiziksel ruhu dağıldı. "Bu yüzden öldü ve aynı zamanda durumu tersine çevirip onu diriltemememin nedeni de buydu...." Yaşlı adam alçak bir ses tonuyla konuştu ve sözlerinde herhangi bir yalan yoktu. Chu Yuyan'ı tedavi etme sürecini bütünüyle anlattı. Meng Hao titriyordu. Gelişim merkezi seviyesi sayesinde bir kişinin manevi ruhunu kaybedişinin sonuçlarının farkındaydı. Bir kişinin sadece fiziksel ruhu kalınca temeli olmayacak ve herhangi bir anda o kişi gerçeklikle temasını kaybedecek ve dağılarak ölme yoluna girecekti. Chu Yuyan geri döndüğü andan itibaren aslında zayıflamaya başlamıştı. Her geöen gün ölüme karşı mücadele etmiş ama ne yazık ki mutlak anlamda yapabileceği bir şey olmamıştı. Fiziksel ruhunun dağılmasını ve ölüm gününün gelip çatmasını beklemekten başka bir şey yapamamıştı. O ölüyor olduğunun farkındaydı ve bu nedenle... Meng Hao'ya son bir mesaj göndermişti. "Meng Hao.... Umarım Xu Qing ile beraber güvenli ve huzurlu bir hayat sürersiniz...." Meng Hao'nun gözleri kan çanağına döndü ve kalbinde giderek artan acıyla sarsıldı. Gelişim merkezi seviyesi sayesinde Chu Yuyan'ın cesedini kolayca incelemiş ve yaşlı adamın sözlerinde herhangi bir yalan olmadığını anlamıştı. "Onun manevi ruhu kayboldu.... Peki ama nereye gitti...?" Meng Hao'nun gözleri delilikle doldu; bunun sebebinin Rüzgarlı Alem'de kendisine yardım ederken ciddi biçimde yaralanması olduğunu biliyordu. Fakat ruhu her an kırılabilecek hadar hassas bir durumda olsa bile eve dönmek için burgaca adım attığında bütün haldeydi. Meng Hao onu giderken izlemişti ve onun durumunu teyit etmişti. Asıl problem... Chu Yuyan Rüzgarlı Alem'den Dokuzuncu Dağ'a geçen burgaca girdikten sonra meydana gelmiş olmalıydı. Meng Hao da o seyahati gerçekleştirmişti ve sadece bir anlık bir olaydı. Ama belli ki o kısacık an Chu Yuyan için manevi ruhunu kaybetmek için yeterli olmuştu! "Fiziksel ruh manevi ruh sayesinde yaşar. Manevi ruh fiziksel ruhu besler.... Eğer Chu Yuyan'ın manevi ruhunu bulabilirsem belki... onu hayata geri döndürmem imkansız olmayabilir!" Meng Hao gözlerini Chu Yuyan'a çevirdiğinde gözlerinde saplantı ışığı parladı ve Chu Yuyan'ın manevi ruhunun peşine düşmeye karar verdi! Sağ eliyle bir büyü hareketi uygulayarak Karmik Nazarlamayı serbest bıraktı. Nazikçe Chu Yuyan'ın alnına bastırdı ama herhangi bir Karma ortaya çıkmadı. Gözleri delilikle titreşirken aniden Chu Yuyan'ın tabutunun etrafında yürümeye başladı. Giderek hızlandı ve en sonunda hayalet görüntüleri ortaya çıkmaya başladı. Başta bir hayalet görüntü çıktı ve ardından iki, üç, dört.... Giderek hızlanırken bir rüzgar peyda oldu ve daha fazla görüntü ortaya çıkmaya devam etti. Kısa süre sonra sayı on, on beş ve ötesine geçti. Meng Hao onu önceki güne geri döndürebilecek garip yürüme tekniğini kullanma konusunda hiç tereddüt etmedi! Bir gün önce Chu Yuyan'ın fiziksel ruhu tamamen dağılmamıştı! Meng Hao yürürken yavaş yavaş zaman yolculuğu gücü dalgalanmaya başladı. Aura ortaya çıktığı anda çevredeki gelişimcilerin görüşlerinin bulanmasına neden oldu. Hap Şeytanı'nın gözleri bile karardı. Sadece Kunlun Toplumu Patriğinin gözleri aniden parlak bir ışıkla doldu. İçten içe kalbi muazzam şaşkınlık dalgalarıyla dövüldü. "Zaman yolculuğu Tao'su!! "Meng Hao'nun gerçekten de zaman yolculuğu Tao'sunu kullanabildiğine inanamıyorum!!" Sarsılan sadece o değildi. Kunlun Toplumu'ndaki diğer Tao Alemi Patrikleri de şaşkına dönmüşlerdi. Kutsal duyularıyla sahneyi izlerken Meng Hao onları adeta afallatmıştı. Hepsinin gözleri önünde Meng Hao'nun hayalet görüntüleri çoğalmaya başladı ve en sonunda birleşerek bir çember oluşturdular. Bu çemberin merkezinde tabut vardı ve etrafındaki alan adeta zamanın içinde hareket ediyordu. otlar sallandı ve dalgalanmalar yayıldı. Ortaya çıkan sayısız figür sürekli gelip geçiyordu. Hiçbir izleyici Meng Hao'nun yüzünün inanılmaz derece solduğunu fark etmemişti. Bu yürüme tekniği kesinlikle garip ve gizemliydi ama Meng Hao için onu kullanarak Chu Yuyan'ı önceki güne döndürmek inanılmaz zordu. Fakat zihninde hiçbir şekilde vazgeçme fikri belirmedi. Giderek hızını artırmaya devam etti. Ağzından ne kadar kan gelirse gelsin, vücudu ne kadar kurursa kurusun, gelişim merkezi ne kadar titrerse titresin bunlara direndi. O bu şekilde devam ederken Chu Yuyan'ın etrafında akan dalgalanmalar giderek hızlandı. Daha fazla zaman geçti ve aniden Chu Yuyan'ın gözleri açıldı. Tam o anda Meng Hao nihayet durdu. Dokuz ağız dolusu kan tükürdü ve saçlarının bir kısmı beyaza döndü, ardından küle dönüştü ve tüm vücudu yaşlanmış gibi göründü. Chu Yuyan'ın gözleri tıpkı dünkü gibi yorgun görünüyordu. Etrafında olup bitenlerin farkında değildi. Meng Hao'nun sırf onu görebilmek için bir gün geriye gittiğini hissetmedi. Meng Hao bir an bile tereddüt etmedi. Hala kan tükürerek bir büyü hareketi uyguladı ve bir Şeytan Mühürleme Nazar büyüsü uygulayarak Chu Yuyan'ın alnına parmağını uzattı. O anda zihni titredi ve aniden Chu Yuyan'ın etrafında zayıf Karma İplikleri belirdi. Bu ipliklerin yarısından fazlasının Meng Hao'ya bağlanması onun kalbindeki acıyı daha da artırdı. Fakat şuan zamanın altın değerinde olduğunun farkındaydı. Kendini tamamen odakladı ve onun manevi ruhunun yerini bulabilme umuduyla diğer Karma İpliklerini incelemeye başladı! Elinden geleni ardına koymadı, gelişim merkezinin tüm gücünü kullanarak etrafının azur ışıkla dolmasına neden oldu. En sonunda Karma İpliklerinden birinin uzay boşluğuna doğru uzandığını buldu. Onu takip etmek için kutsal duyusunu gönderdi ve onun peşinden gitti. Bir noktada Meng Hao'nun gözüne Paragon Deniz Rüyası'nın Rüzgarlı Alem yerle bir olduktan sonra çağırdığı, herkesin geldiği yere geri dönmesini sağlayan burgaç çarptı. Karma İpliği orada yerle bir olmaya başladı. İpliğin yok olmaya yüz tuttuğunu görünce kükredi ve zaman büyüsünün patlamasına neden oldu. Gelişim merkezi ve Karmik Nazarla birlikte bir kez daha yürümeye başlayarak zaman yolculuğu Tao'sunu kullandı. Bütün gücünü serbest bıraktı ve en sonunda... iki tane görüşe şahit oldu! İlk görüşte Chu Yuyan soluk bir yüzle burgaca adım atıyordu. Bu, herkesin Paragon Deniz Rüyası'nın burgacıyla geri döndüğü andı. Meng Hao bu kutsal beceri sayesinde Zamanı geriye doğru takip ederek Özü'nü görebiliyor ve geçmişte orada yaşananlara şahit olabiliyordu. Gördüğü şey, Chu Yuyan'ın burgaç yoluyla Dağ ve Deniz Alemi'nin Dokuz Dağı'nı geçişiydi. Sekizinci Dağ ve Deniz'i geçerken aniden burgacın içinden bir ses duyuldu. "Ruh, bana gel!" Bölüm İsmi: Karmayı Kullanarak Ruhu Takip Etmek
