I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1123: Yerini Almak!
Bölüm 1123: Yerini Almak!
"Hain ruh...." Bu Meng Hao'nun aşina olduğu bir terimdi. Ama papağan söylemeden önce ona uzun ve karmaşık bir tarih gibi gelmişti. Et peltesinin en başta kafası karıştı ama bir an sonra bir şey hatırlamış gibi göründü ve başını sağa sola sallamaya başladı. Aynı sırada hala depolama çantasında olan kan renkli maskenin içindeki Kan Mastifi daha da fazla bir açlıkla çabaladı, sanki... kan renkli yarasayı yemek istiyor gibiydi!! Ölüler şehrinden kutsal duyusunu çekerken Meng Hao'nun yüzü titreşti. Ölümsüz mağarasında düşünceye dalmış ve tereddüt içinde oturdu. Fakat kan renkli maskenin içinde Kan Mastifi zirve noktasına ulaşmış gibi görünen şiddetli açlık saçıyordu. "Onu yemek istiyorsun ha....?" Meng Hao mırıldandı. Aniden dişlerini sıktı. Eğer gelişim merkezini yenilemek istiyorsa tıbbi haplar ve Sonsuz sınıfının yardımıyla bile bu bir ayını alacaktı. Fakat bir ayda çok fazla şey olabilirdi. Üçüncü Ulus'ta garip şeyler oluyordu ve burada gerekmediği sürece kalmak istemiyordu. "Pekala, sana yardım edeceğim!" Kalbinde mastifin özel bir yeri vardı. Onu ilk gördüğü anı asla unutamayacaktı. Onu nasıl kokladığını ve ona nasıl bağlı olduğunu. Onu ufaktan yetiştirmişti ve Kan Ölümsüzü Mirası Turnuvasında onu korumuş ve hatta hiç tereddüt etmeden onun için ölmüştü. Son anında sadece onun suratını bir kez daha yalamak istemişti, bunu bir kez daha yapmak onu tamamen memnun edecekti. Geçmişe dair görüntüler zihninde yüzeye çıktı. Meng Hao onun sadakatini nasıl unutabilirdi!? Kararını verdiği anda papağan ona şaşkınlıkla baktı. "Deli misin!?!" diye ciyakladı. "O bir hain ruh, Gök ve Yer'de gizemli bir varlık. Bu hain ruh ölü gibi duruyor ama o kesinlikle sen ve mastifin rakip olamayacağı bir şey!" "Rüzgarlı Alem insanları bu hain ruhu kullanabiliyor" diye cevap verdi Meng Hao. "Yani... neden ben de yapamayayım?" Hiç tereddüt etmeden ayağını sertçe yere vurdu ve yeryüzüne batmaya başladı. Papağan bir kez daha ciyakladı ve risk alıyormuş gibi görünerek Meng Hao'yu takip etti. Et peltesi gözlerini kırpıştırdı ve ardından o da onlara takıldı. "Lanet olsun, bir hain ruhu ele geçirmek mi?" diye mırıldandı papağan. "Onu yemek mi? Onun yerini almak mı....? Delilik! Meng Hao, sen delisin! O mastif de deli! Pekala, sikerler! Beşinci Lord da delinin teki!" Et peltesi de onların peşinden bağırdı, "Üçüncü Lord da deli!" Meng Hao yere batarak daha önce kutsal duyusu ile araştırdığı yere doğru yöneldi. Bu sırada Üçüncü Ulus'ta imparatorluk cübbesi giymiş olan adam Ulusal Aura Dağı'nda oturuyordu. Bir anda gözleri açılıverdi. Ayağa fırladığında yüzünde inamaz ve şaşkın ifade vardı ve ardından bu ifade öfkeye dönüştü. "Lanet olsun!! Hain ruhun gömülü olduğu alan kutsal duyuyu engelleyen bir büyü formasyonu ile korunuyordu. Gizli giriş Tao Alemi'ndeki birine bile görünmeyecek durumdaydı. Bu Meng Hao... orayı nasıl keşfetti!?" Adamın yüzü titreşti ve farkında olmadan ileri doğru bir adım attı. Fakat neredeyse aynı anda duraksadı ve gözlerini kristal küreye dikti. Yüz ifadesi karardı. "Onu öldürün ve kafasını bana getirin!" diye emir verdi. "Kan mezarlığını nasıl görebildiğini araştırın!" Onun bu emri karşısında 17 civarı siyah cübbeli adam yakınlarda belirdi ve ellerini kenetleyerek başlarını eğdiler, "Gerçek Tao için!" Bununla birlikte döndüler ve ortadan kayboldular. Üçüncü Ulus'un aşağısında Meng Hao yüzünde pervasız bir ifade gözlerinde öldürme arzusuyla ilerliyordu. Yaraları tam anlamıyla iyileşmemişti ama gelişim merkezi gücünün yüzde altmışını kullanabilecek durumdaydı. Patlayıcı bir hızla derinlere inmeye devam etti. Her yer karanlıktı ve görülen herhangi bir yol yoktu. Kutsal duyusunu gönderse bile hiçbir şey göremedi. Kısa süre sonra papağan ve et peltesinin yardımlarıyla gördüğü yere geldi. Orada duraksadı. "Buralarda bir yerde olmalı..." diye düşündü. Papağana doğru baktığında onun bir an kendi kendine mırıldandığını ve ardından çok renkli parlak bir ışığı dört bir yana saçtığını gördü. İlerde Meng Hao nihayet kutsal duyusu ile ölüler şehrini görebildi. Oraya baktı ve dişlerini sıktı. Üçüncü Ulus'ta bir gariplik olduğunun farkındaydı ve gelişim merkezinin henüz zirve noktasına gelmediğini de biliyordu. Bu nedenle eğer dövüşecekse bunu kararlılıkla yapmalıydı. İleri doğru fırlarken toprakların altında boğuk gümbürtü seslerinin yankılanmasına neden oldu. Toprağı adeta bir ok gibi deldi ve tekrar dışarı çıktığında kendini ölüler şehrinin içinde değil devasa, görünme bir bariyere çarpmış halde buldu. Vücudu ona çarptığı anda bir ters etki tarafından vuruldu ve ağzından kan geldi. Geriledi ve her şey sallanmaya başladı. Bariyerin yüzeyinde çatlaklar yayıldı. Aynı sırada ölüler şehrinin içindeki bütün gelişimciler sesi duydu ve titremeyi hissetti. Kan çukurlarının etrafında kümelendiler ve kollarını keserek kan akıtanlar şaşkın gözlerle kafalarını kaldırdılar. Eş zamanlı olarak yüzleri kapalı düzinelerce nöbetçi siyah cübbeli gelişimci ayağa kalktı ve sesin yankılandığı yöne doğru baktı. Ölüler şehrinin dışında Meng Hao bağırdı: "Papağan!" Papağan bir an ne yapacağını bilemedi ama sonra ciyakladı ve yaydığı ışığın bariyere doğru akın etmesini sağladı. "Beşinci Lord'un sözünü dinle ve AÇIL!" diye kükredi. Çok renkli ışık bariyere çarparak aniden bir delik açılmasını sağladı. Meng Hao hiç tereddüt etmeden delikten içeri girerek ölüler şehrine adım attı! Her şey çok hızlı olu bitiyordu ve bu tam da Meng Hao'nun istediği gibi kararlılıkla dolu dövüşme fikrine paraleldi. Ölüler şehrine girdiği anda soğuk homurdanmalar yankılandı ve düzinelerce siyah cübbeli adam havalandı. Hepsi de Antik Alem gelişim merkezi dalgalanması yayıyordu. Enerjileri kabardı ve hep birlikte saldırmak için Meng Hao'ya doğru fırladılar. Meng Hao ileri doğru hücum etmeye başladığı anda yüzü düştü. "Lanet olsun," diye düşündü, "Rüzgarlı Alem Ölümsüz Alem'e kadar sınırlı değil miydi!? Bu Antik Alem gelişimcileri nereden çıktı!??" Sağ elini sallamasıyla Kutsal Alevin Özü siyah cübbeli gelişimcilere doğru kükredi. Bir gümbürtü koptu ve ağzından kan gelen Meng Hao geriledi. Düzinelerce siyah cübbeli adam da biraz geriledi ama hemen tekrar hücuma geçtiler. Kutsal beceriler ve büyülü teknikler alevlenerek bir araya toplandı ve ardından Meng Hao'ya doğru akın etti. Meng Hao pırıldayan gözlerle Yıldırım Kazanı'nı ortaya çıkarttı. Gök gürültüsü koptu ve elektrik dans etti ama ne yazık ki aktarım işlevi çalışmadı. Meng Hao'nun kalbi sıkıştı. Yıldırım Kazanı'nı bir kenara koyarak hiç tereddütsüz ileri yürüdü ve gelişimcilerle dövüşmeye hazırlandı. "Kaybolun!!" diye kükreyerek kutsal beceriler ve büyülü tekniklere dünyevi vücudunun kuvvetiyle karşı koydu. Patlayıcı bir ejderha gibi ilerledi, sağ eliyle Hayat-İmha Yumruğunu sol eliyle de Delirme Yumruğunu kullandı. İki yumruk delice ve patlayıcı bir güç ile doluydu. Yedi tane siyah cübbeli gelişimci bir kenara savruldular ve ağızları kanla doldu. Meng Hao yıldırım hızıyla kan çukurlarının bulunduğu alana doğru yöneldi. "Dur!" diye bağırdı soğuk bir ses. Düzinelerce siyah cübbeli gelişimci bir kez daha Meng Hao'nun önünü kesmeye çalıştı. Üç tanesi ellerini salladı ve şaşırtıcı şekilde ortaya çıkan Deniz Ejderhaları Meng Hao'ya doğru kükredi. “Dokuz Deniz Tanrısı Dünyası'nın Taoist Büyüsü!" Meng Hao siyah cübbeli adamlara bakarken gözleri kocaman açıldı. Ardından soğukça homurdandı, bir büyü hareketi uyguladı ve ardından parmağıyla işaret etti. Sayısız dağ inerek birbirine bağlandı ve adamlara doğru fırladı. Aynı sırada Meng Hao yoluna devam ederek kan çukurlarına yaklaşmaya devam etti. Bu noktada 300 metre uzaktaydı. Tüm ölüler şehri titredi ve birçok siyah cübbeli kan tükürdü. Fakat sanki delirmişcesine Meng Hao'yu engellemeye çalışmaya devam ettiler. Bu sefer hepsi aynı büyü hareketini uyguladı ve garip bir büyülü teknik kullandılar. "Gerçek Tao Varışı!" Bu sözler ağızlarından çıktığı anda garip bir doğal kanun gücü peyda oldu. Devasa bir ağ gibi kafese dönüşerek çevreyi sardı. Etrafı kuşatılan Meng Hao'nun yüzü titreşti ve altın ankaya dönüştü. Doğal kanun ağı yaklaşırken o aniden ileri fırladı ve yakınlardaki siyah cübbeli adamlardan birinin göğsüne çarptı. Adam bir patlamayla paramparça oldu. 150 metre kadar ilerledikten sonra tekrar insan formuna döndü, sağ elini kaldırdı ve parmağını onlara doğru itti. Sekizinci Şeytan Mühürleme Nazarı! Bu sefer nazarı tek bir kişiye değil bir grup insana ve üzerine doğru inen doğal kanun ağına karşı kullanıyordu. Parmağını sallamasıyla birlikte siyah cübbeli adamlar aniden hareketsiz kaldılar. Devasa ağ da olduğu yerde kaldı. Fakat Meng Hao bunun için ağır bir bedel ödedi; bir ağız dolusu kan tükürdü. Yine de bir an bile duraksamadı ve geriye kalan 150 metrelik mesafeyi hızla geçerek kan çukurlarından birinin yanına vardı. Kan çukurunun üstündeki havaya doğru elini salladı ve bir anda çukurdaki bütün kan dört bir yana saçıldı. Çukurun dibinde yaşlı bir adam görülüyordu. Biraz önce tamamen kanın içinde duran, onu özümseyen adam şimdi buna müdahale olunca gözlerini açtı. Daha önce onun gelişim merkezi Kazan Arayışı aşamasındaydı. Fakat şuan tırmandığı net şekilde görülüyordu. Şuan Ölümsüzlük Kapısı ortaya çıkmamış olsa da Ölümsüz Alem'deydi. Yaşlı adam bağırdı ve tam Meng Hao ile dövüşmeye başlayacakken Meng Hao soğukça homurdandı. Sağ elini yıldırım hızıyla pençe şekline getirerek adamın koluna yapıştı ve nu sıktı. Çatırdama sesleri eşliğinde adam kan donduran çığlıklarla kemiklerinin parçalandığını hissetti. Aynı sırada Meng Hao çukurun dibindeki küçük delikte kayboldu. Ortadan kaybolduğu anda hava gümbürtülerle doldu ve sayısız kutsal beceri ve Taoist büyüsü onun biraz önce durduğu yerde patladı. Siyah cübbeli adamlar enerjiyle dolup taştılar ve dört bir yanda oraya doğru akın etmeye başladılar. Meng Hao onların ortaya çıkmasını beklememişti. Hemen bir ışık ışınına dönüşerek küçük gözden içeri giriş ve ardından tünel boyunca aşağıdaki gizli odaya ilerlemişti. Neredeyse aynı anda ölüler şehri parlak ışıklarla doldu. Düzinelerce siyah cübbeli adam bakıştılar ve ardından ışık ışınlarına dönüşerek Meng Hao'nun peşinden kan çukurunun içindeki küçük göze girdiler.
