I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1091: Kademe'yi Sallayan İsim!
Bölüm 1091: Kademe'yi Sallayan İsim!
Karla kaplı dağın zirvesinde esen soğuk rüzgar kar tanelerini Meng Hao'nun kafasına doğru getirdi. Karlar hızla eriyerek onun içindeki sıcaklığın bir kısmını beraberinde götürdü. Sonuçta ortaya çıkan hissiyat buz gibi bir soğukluktu.
Soğukluk Meng Hao'nun boş gözlerinin aniden netleşmesine neden oldu. Kendine geldiğinde Dokuzuncu Ulus topraklarındaki inanılmaz değişimler dindi.
"Dünya görünmez doğal kanunlara sahip...." diye mırıldandı.
"Doğal kanunun üstünde ise ebedi Öz gücü var.... Bir şeyin asıl nitelerinlerini anlamak ve onun gerçek kökenini görmek, onun hakkında her şeyi bilmek... onun Öz'ü ile alakalı." Dağın en dibinden tepesine kadar olan yolculuk hızlı geçmiş gibi görünse de aslında zaman almıştı.
Bu tezat aslında onun Beyazmühür Dağı ve Dokuzuncu Ulus'a dair çarpıcı bir aydınlanma elde etmesine yol açmıştı. Fakat hala kavrayamadığı bazı alanların olduğunu hissedebiliyordu. Bu dağ, bu ulu ve hatta bu Alem ile ilgili aykırı bir şey vardı.
Sanki Meng Hao dağın tepesine kadar yaptığı yolculukta doğal kanunları ve Öz'ü gözlemlemiş olsa da onun kavrayışını yüzeysel bırakacak bir reddetme gücü vardı. Şimdi geriye dönüp baktığında kalbine kazınmış olan derin yada önemli bir şeyin olmadığını fark etti.
Biraz düşündükten sonra görüşünü kaplayan ve vücudundan aşağı süzülen kar tanelerini izledi.
Yer, üzerine inen her bir kar tanesini anında esir alan kalın bir kar katmanıyla kaplıydı. Rüzgar onları savurmak için esiyor olsa da dans etme yada süzülme becerilerini kaybetmişlerdi.
Fakat kar taneleri görüşünü her ne kadar kaplamış olsa da Meng Hao hala ileride bir heykel olduğunu görebiliyordu.
Bu, etrafı savrulan karlarla kaplı bir heykeldi. Orta yaşlı, yüzünde hafif bir gülümseme olan bir adamın heykeliydi. O güçlü yada ciddi görünmüyordu ama gözlerinde öğüt verir gibi bir ifade yaratan keskin bir parıltı görülebiliyordu. Heykeli gören bir insan aniden içten içe sarsılacaktı.
Bu tıpkı bir ölümlünün bahşi bir hayvanla karşılaşması gibi bir histi.
Sanki bu kişinin gazabı Gök ve Yer'in parçalanmasına, dünyanın yerle bir olmasına ve bütün canlı varlıkların ona ibadet etmesine neden olabilecek gibiydi. Meng Hao heykele bakarak derin bir nefes aldı; sanki heykel de ona bakıyor gibiydi.
Bu basit bakış onun zihnini titretti, gelişim merkezini kaosa sevketti ve qi ve kanının çalkalanmasına neden oldu. Bir ağız dolusu kan tükürerek birkaç adım sendeledi, yüzü titreşiyordu.
"Bu kişi hangi Alem'de?" diye düşündü. "Gerçek benliğinin gücünün çok ufak bir kısmına sahip bir heykel olmasına rağmen kutsal iradesi şok edici!
"Bekle biraz, farklı bir şey var. Bu hissiyat... çok tanıdık!" Heykele bakarken gözleri parladı ve ardından gözlerinde garip bir ifade belirdi.
"Beni buraya çağıran heykeldi....
"Dahası, beni yaralayan güç heykelden değil... tüm Dokuzuncu Ulus'tan geldi!" Arkasını dönüp tüm Dokuzuncu Ulus'a bakarken gözleri pırıldadı.
"Bu... Ulusal Kader'in gücüydü. Hissiyatın benzer olmasının nedeni buranın Tan Kulesi'ne benzemesi!! Yada belki Dokuzuncu Ulus'un qi akışı gücünün toplandığında bu heykelin hayret verici bir baskı yaymasına olanak sağladığını söylemek daha doğru olur!
"Rüzgarlı Alem dokuz ulusa sahip ve her biri... Rüzgarlı Alem'in qi akışının yüzde ondan biraz fazlasına sahip!
"Reddedilme hissiyatını tecrübe etmemin nedeni... Rüzgarlı Alem varlığı olmamamdı!
"Yani şuan buradayım, reddetme gücünden kurtulmanın ve Ulusal Aura'nın onayını almanın bir yolu olmalı!" Meng Hao heykele gözünü dikti ve gözleri onun alnındaki neredeyse tespit edilemez bir işarete odaklandı.
Dikkatli bakmayınca işareti görmek neredeyse imkansızdı. Gözleri kararlılıkla parlayan Meng Hao kutsal duyusunu bir büyülü tekniğe dönüştürdü ve onu işarete doğru yolladı. Fakat işareti kırmak imkansız gibiydi, sanki aşması saatler alacak bir çeşit mühür yerleştirilmişti. Meng Hao sessizce düşündü, ardından aniden sağ eliyle büyü hareketi uygulayarak Beşinci Şeytan Mühürleme Nazarı'nı serbest bıraktı.
Şuan Beşinci Nazar'a iyice alışmıştı ve mühürler karşısında kullanışlı olduğunu tespit etmişti. Ters iç ve dış. Tüket ve tükür. O her türlü mührü çözebilirdi!
Meng Hao Nazarlama büyüsünü kullandığında dağın eteklerindeki Jian Daozi ve diğer yaşlılar bakışlarını yukarı dikmişlerdi. Jian Daozi kalbinden bir iç geçirdi ve gözlerinde tespit edilemez bir titreşme oldu. Bu ömründe daha fazla gelişim merkezi ilerlemesi elde edemeyecek olsa da gizli bir büyü kullanarak ömrünü yıllarca uzatabilmişti.
Hatta öylesine uzun yıllar yaşamıştı ki geçrekte kaç yaşında olduğunu bile unutmuştu. Dahası, Ölümsüzlerin Rüzgarlı Alem yerlilerini nasıl ayakları altında çiğnediklerini, onları aşağıladıklarını ise asla unutmamıştı. Bir köle gibi muamele görme hissi asla unutamayacağı bir şeydi.
"Eğer O kişiyle karşılaşmamış olsaydım... böyle hislere sahip olmayacaktım," diye düşündü. "Ne de olsa Rüzgarlı Alem Ölümsüz Dünyası'nın Düşük Alem'lerinden birisi, bir köle dünyası." Gözlerindeki zehirli nefreti gizlemek için başını eğdi.
Daha sonra bunun yerini ihtiyat aldı ve başını kaldırdı. Daha önceki bütün bakışlar gözlerinden silinmişti ve şuan sadece Ölümsüzlere karşı sorgulanmaz bir saygıyla doluymuş gibi görünüyordu.
Aslında şimdiye kadar sayısız Ölümsüz ile karşılaşmış olsa da hiçbiri Meng Hao'nun verdiği hissiyatı yaşatmamıştı. İhtiyatlı hali daha da şiddetlendi.
"Onun gelişim merkezi derin, kendisi kurnaz ve mutlak bir pervasızlıkla saldırıyor. O... kolay kolay baş edilebilecek türden biri değil. Fakat o büyük ihtimalle burada transa girecek. Eğer öyle olmasa bile... ne kadar güçlü olursa olsun çok geçmeden Rüzgarlı Alem'in sabrı sona erecek ve tamamen patlayacak!" Jian Daozi derin bir nefes aldı ve gözlerinde bir anlı kbir parlamadan sonra tekrar önceki haline döndü. Ellerini karşı elbise kollarına geçidi, ardından hafifçe öne eğilerek şüphe çekmeyen ve zararsız bir hal aldı.
"İmparatorluk Lordu'nun heykelini tek bir bakışla anlayan bir Kademe Üyesi olmayacak. Buraya gelen bazı insanlar onun sırlarından haberdar olsa da ve her geldiklerinde süre kısalsa da en nihayetinde en hızlısı altı saat oldu. Bu Meng Hao son derece zeki olabilir, sıra dışı aydınlanmayla bile onun daha fazla zamana ihtiyacı var...." İçten içe dağın tepesindeki Meng Hao'ya bakarak soğuk soğuk güldü. Ardından yüzü aniden titreşti ve gözleri inanamazlıkla kocaman açıldı.
Sadece o değil. Arkasındaki yaşlı adamların da nefesleri hızlandı ve gözleri kocaman açıldı.
Meng Hao Nazarlama büyüsünü mühür işareti üzerinde kullandığı anda sanki bir kapıyı açıyormuş hissi yaşadı. Zihni titredi dünya sallandı. Kapıdan sayısız doğal kanun ile birlikte çok sayıda Öz fışkırdı. Onlar bölgeye dolarak Meng Hao'yu sardılar ve dört bir yanda öfkeli bir fırtına yayıldı.
Daha önceki sakin Dokuzuncu Ulus bir kez daha inanılmaz değişimlerle doldu. Dağ silsileleri yükseldi ve nehirlerin yönü değişti. Bu inanılmaz değişimler Dokuzuncu Ulus'ta yaşayan bütün canlı varlıkların kalplerinde ve zihinlerinde tarifsiz hislerin yükselmesine neden oldu.
Fırtına etrafını sararken Meng Hao'nun nefesi daraldı. Sayısız Öz ve doğal kanun görülebiliyordu ama hemen sonra gözleri bunların birçoğunun kopya olduğunu fark edince pırıldadı. Alamet parıltısı görüldü ve hemen sonra Meng Hao... onların sayısının sadece üç bin olduğunu saptadı!
Bu üç binin içinde kopya olmayanların sayısız sadece üç yüzdü!
Gözlerinin titreşmesiyle beraber fırtına aniden yavaşladı ve önünde toplanarak bir alev formuna bürünmeye başladı.
Alev dans ederek heykelin eline indi, sanki heykel bir lamba tutuyor gibiydi!
Dans eden alev heykelin üzerine garip bir ışık saçtı ve ışık Meng Hao'ya dokunduğunda Meng Hao aniden reddetme gücü hissinin önemli ölçüde azaldığını hissetti.
Bakışlarını alevin içinde görülebilen üç yüz doğal kanun ve Öz'e dikti. Ne yazık ki onlar eksikti ve Meng Hao'nun onları hissedebilmesinin nedeni de zaten buydu.
Gözlerini üç yüz Öz'e diktiği anda aniden zihninde bir ses gök gürültüsü gibi çınladı.
"Üç bin Tao. Üç bin Alem. Dokuz Rüzgarlı Ulus'u. Her biri üç yüz Tao'ya sahip Dokuz Ulus. Onlar Dünya Mühürü'nü şekillendirir.... Son üç yüz Tao merkez tapınaktadır!
"Yabancılar, daha fazla Tao'yu anladığınızda, daha fazla aydınlanma elde ettiğinizde kendi Tao'nuzu elde ettiğiniz gün yaklaşacak!"
Ses derindi ama Meng Hao'nun düşünmeye zamanı yoktu; heykelin elindeki alev aniden onun Nirvana Meyvesi'nden titreşimlerin geldiğini hissetmesine neden oldu.
Bu titreşimler arzu gibiydi. Meng Hao aniden eğer bu üç yüz Öz'e dair aydınlanma elde ederse ikinci Nirvana Meyvesi ile tamamen kaynaşabileceği hissiyatına kapıldı!
Aynı anda Rüzgarlı Alem'in merkez tapınağından bir ışık ışını patladı. Uğultularla havaya yükselirken dünyadaki bütün gelişimcilerin şaşkın gözlerle bakmasına neden oldu.
Sonsuz dalgalanmalar yayarak Rüzgarlı Alem semalarını doldurdu ve herkesin gözleri önüne üzerlerinde devasa heykeller olan hayali dağlar serildi.
Görünüşe göre bu hayali dünya... benzersiz bir zaferi temsil ediyordu!
Aniden heykellerden birisi yıkılarak dört bir yanı gürültüyle doldurdu. Yıkılırken aynı sırada biçimlenerek yeni bir heykele, Meng Hao'nun heykeline dönüştü!
Katı bir ses bütün zihinlerde yankılandı, kalpleri doldurdu: "Dokuzuncu Ulus'tan Meng Hao daha önceki rekoru kırdı. Kendisinin bir heykelini cisimleştirdi ve Dokuzuncu Ulus'un qi akışıyla ödüllendirilecek!"
"İmkansız!" diye düşündü Jian Daozi sarsılarak. Arkasındaki yaşlılar da şaşkındı.
O anda Dokuzuncu Ulus'un qi akışı tamamen Meng Hao'yu kabul etmiş gibiydi. Akış onun etrafında girdap gibi dolanırken reddetme gücü tamamen kayboldu. Nefesi kesilen Meng Hao kafasını gökyüzüne doğru kaldırdı.
Aynı sırada diğer gelişimciler ve diğer uluslardaki Kademe üyeleri de tam anlamıyla sarsılmıştı.
Dördüncü Ulus'ta şuan gözlerinde garip bir bakış olan yakışıklı bir genç duruyordu. Yumruklarını sıkarak homurdandı, "Meng Hao. Bu isim neden tanıdık geliyor?"
Birinci Ulus'ta Kademe'nin kıyaslanamaz gurura sahip bir numaralı Kademe üyesi benzer bie heykelin önünde duruyordu ve gözleri pırıl pırıldı. Heykelin elinde bir alev küresi görülüyordu. Belli ki... Meng Hao'dan biraz sonra o da aydınlanma kazanmıştı.
Bir an şaşkınlıktan sonra konuştu, "Benden daha hızlı... ilginç. Yani, buranın sırlarıyla ilgili haberdar olsa da buradaki aydınlanma ancak onu zamanla tecrübe ederek elde edilebilir."
Gözlerinde derin bir parıltı belirdi ve gülmeye başladı. "Görünüşe göre bu sefer koleksiyonuma değerli bir eşya daha ekleyeceğim. Dokuzuncu Ulus'tan Meng Hao. O Dokuzuncu Dağ ve Deniz'den değil mi? Yani o Xue'er'in aradığı kişi olmalı, öyle değil mi?"
Sekizinci Ulus'ta etrafı kemiklerle sarılı genç bir adam vardı. Aniden Dokuzuncu Ulus'a doğru baktı. "Meng Hao.... Soy ismi Meng!"
Kademe'nin diğer üyeleri de benzer tepkiler verdiler ve ilk defa Meng Hao'nun ismi onların kalplerine kazındı. Hepsi de Kademe üyeleriydi ve Seçilmişlerin arasındaki Seçilmişlerdi. Bir rekabetten kolay kolay vazgeçmeleri mümkün müydü!?
Aniden hepsinin kalbinde Meng Hao'nun kasıtsız olarak yaptığı bir hamle sonucu dövüşme arzusu yükselmişti.
